Salı , 5 Temmuz 2022

BİR DOĞRUDAN DEMOKRASİ PRATİĞİ ATİNA-II Mehmet Can

”Biz Atinalılar, politika ile ilgili kararları uygun tartışmalardan sonra alırız; en kötü olan şey, sonuçları tartışılmadan bir politikanın uygulanmasıdır.”

Thucydides

Thucydides’in yüzyıllarca önce ifade ettiği bu durum Atina demokrasisinin nemenem bir şey olduğunu özetlemektedir bizlere. Kararların tartışılarak alınması ve bu süreç doğrultusunda bir sonuca varılması ve sorumluluğun, iktidarın, sorunların bu sayede Atinalı yurttaşlar arasında paylaşılması bu günümüzde varolan temsili demokrasiden çok farklı olan bir demokrasi pratiğiydi yani bir doğrudan demokrasiydi.

Yaşadığımız dönemde kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu ve Türkiye gibi az gelişmiş kapitalist ülkelerde veya bu gibi ülkelerin siyasi partiler başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlarında şöyle bir algı vardır: halk henüz demokrasiye ”hazır değildir” burada kastedilen doğrudan demokrasinin çok gerisinde olan temsili demokrasidir. Yani halk temsili demokrasiye hazır değildir demek istiyorlar, çünkü demokrasiden anladıkları temsili demokrasidir. Kısacası temsili demokrasi kültürünün bile tam olarak oturmadığı, seçimlerin bile doğru dürüst yapılmadığı günümüzden çok önce M.Ö. 5 ve 6. yüzyıllarda yurttaşlar Atina’da doğrudan demokrasi ile yönetilmekteydi yani halk demokrasiye hazırdı.

 Dolayısıyla buradaki mevzu halkın hazır olup olmamasından öte kendi iktidarlarının sürekliliğini sağlamak isteyen, iktidarlarına bir zeval gelmesini istemeyen, kendi çıkarları doğrultusunda ideolojik hurafeleri piyasaya sürerek kitleleri manüpile eden azınlık, asalak bir sınıfın isteği doğrultusunda hareket edilmesidir. Kitle-toplum çıkarları denilen şey kendi çıkarlarıdır esasında, eğer toplumun çıkarları olsaydı toplum günümüzde bu halde olmazdı.

Halk bugün çok zor şartlarda yaşamını idame edebiliyorsa, günde 14-15 saat çok düşük bir ücretle köle gibi çalışıyorsa, işten eve evden işe gibi kendine layık görülen bu dar-sınırlı dünyanın içinde yaşayabiliyorsa, her türlü zorlukla cebelleşen ve emeğini bir ücret karşılığı satmak zorunda bırakılıp bu şekilde yaşıyorsa – doğrudan demokrasinin de üstesinden gelecek güce ve  potansiyele sahip demektir.

Kapitalizmin işçi sınıfına, insanlığa teklif ettiği kültür- halkın özgüvenini dumura uğratmak  onu ”çaresiz” olduğuna inandırmaktadır. Oysa halka – işçi sınıfına öyle bir şey teklif edersin ki insanların kendisi için sınıf olma potansiyellini harekete geçirirsin… Gramci’nin ifadesiyle insanları köleleştiren anlayışa karşı, yeni bir karşıt hegemonyayı oluşturursun. Kapitalizm neyi teklif etti ki ne bekliyor! veya varolan siyasi partiler, sendikalar, eğitim sistemi, dernekler, sivil toplum örgütleri ne teklif etti insanlığa? koca bir boşluk, gel bu boşluğun içinde görev al, yaşa dedi.

Dolayısıyla Antik Yunan, Paris Komünü, 1979 İran Devrimi, 1917 Ekim Devrimi deneyimleri doğrudan demokrasi pratiğinin bizlere olabileceğini, insanların kapitalizmin rotasından gitmeye mecbur olmadıklarını, kendi yol ve yordamını oluşturabileceğini yaşayarak bizlere gösterdi. İnsanlık, işçi sınıfı alternatifsiz değildir.

Bu alternatifin ortaya çıktığı Atina’ya yeniden dönersek;  yazının ilk bölümünde konuyla ilgili genel bir giriş yaptım, bu bölümde ise Atina demokrasisinin hangi zemin üzerinde kendisini yapılandırdığına-var ettiğine değineceğim. Yönetimsel geçiş süreçleri geçmişten günümüze sancılı olmuştur, gelenek ve muhafazakarlıktan ne şekilde koptuğun büyük bir önem arz etmektedir. Bu kopuş keskin bir şekilde devrim sonucu mu olmuştur, yoksa günümüzün tabiri ile ifade etmek gerekirse yumuşak bir geçişle mi olmuştur?

Yazının ilk bölümünde Atina’da Kralın ölümünden sonra, Atina aristokrat (soylu) sınıfının iktidarı tam olarak ele aldıklarını ve uzun yıllar Atina’da kralın despotik yönetimini devam ettirdiklerini ifade ettim. Ancak bu aristokrat (soylu) kesim içinden diğer Atinalı soylulardan farklı olan Kleistenes’in iktidarı ile birlikte yeni bir dönemin açıldığını yeniden hatırlamak gerekir. İşte doğrudan demokrasi denilen şey Atina’da Kleistenes ile başlayan bir durum. Yani Atina bu siyasal sürece Aydınlanmış bir aristokrat (soylu) olan Kleistenes’in döneminde yumuşak bir şekilde geçiyor.

O dönem Atina’nın kurumsal ve toplumsal dönüşümü şu şekilde oluyor: Demokrasiyi Atina’da ayakta tutan üç tane önemli kurum var: I. Ekklesia (Meclis), II.Boule (Beş Yüzler Konseyi), III.Dikasteria (Halk Mahkemleri) bu üç kurumsal yapı Atina demokrasisinin üzerine bastığı zemini oluşturmaktaydı.

Bu kurumların işlevleri neydi? Bunu biraz açalım.

 I.Ekklesia (Meclis): Vatandaş (yurttaş) iseniz buraya doğrudan katılabiliyorsunuz yani doğal üyesiniz. Temsili demokraside olduğu gibi seçilerek gelmiyorsunuz, birileri sizi atamıyor. Savaş mı yapılacak, yasalar mı oluşturulacak iç veya dış bir kara mı alınacak direk Atinalı yurttaşın içinde olup oy kullandığı, kararlar alabildiği bir yer bu meclis.

II.Boule (Beş yüzler konseyi): Burada toplantılar hergün yapılır. Boule’ye seçilenler seçimle değil kura ile belirlenir. Burada şuna dikkat etmek gerekir: Kura ile seçilenler aday olanlar arasından değil, herhangi bir Atinalı yurttaş kura da çıkabilir yetkili, yönetici olabilirdi bu Atina’da yaşayan bir marangoz, kapıcı veya tüccar vb. Yani toplumdaki sınıfsal pozisyonun, statüsünün bir önemi yoktu buradaki tek kriter Atina Yurttaşı (vatandaşı) olmasıydı. Beş yüzler konseyi üyeleri yönetici kesimdi ancak bu günümüzde anlaşıldığı gibi elit, ayrıcalıklı bir yönetici sınıf değildi. Bu kesim uzun süre görevde kalamazdı, kura ile göreve gelirdi ve kura çekme işi ise sürekli kısa bir sürede yenilenirdi işte bundan dolayı yüksek bir memur (bürokratik) sınıf oluşmazdı, oluşamazdı. Yeniden hatırlatmakta fayda var Atinalı yurttaş hem yöneten hem de yönetilendi.

III.Dikasteria (Halk Mahkemeleri): Dikasteria’da yer alan yargı mensuplarını hükümet veya başka bir otorite belirlemezdi. Bunlar da yine kura ile seçilir, davalar, yargı kararları, kovuşturmalar, hükümler büyük bir şeffaflık içinde olur, adil yargılamalar yapılırdı.

Dolayısıyla bu üç kurum daha doğrusu en önemli bu üç kurum yazının diğer bölümlerinde de ifade ettiğim gibi Atina demokrasisinin bel kemiğini oluşturmaktadır. Tabi başka kurumlarda vardı Atina’da  ancak sistemi ayakta tutan en önemli yapılar bunlardı. Ekklesia (meclis), Boule(Beş yüzler konseyi), Dikasteria(Halk Mahkemeleri). Atina demokrasisine – doğrudan demokrasiye katılım Atina’da ağırlıklı olarak bu üç kurumsal yapı üzerinden olurdu. Bir de bu demokrasiye katılamayanlar vardı: köleler, kadınlar ve vatandaş olmayanlar mülteciler Atina’ya dışardan gelenler. Bunlara’da yazının III. Ve son bölümünde değineceğim.

Devam edecek…