Pazar , 27 Kasım 2022

Çıkış Buradan!- Fikret Başkaya’ya kulak vermek… Serap Çakalır

 

Fikret Başkaya bunu hep yapıyor!

 

Ezberleri bozuyor, silkeliyor, sarsıyor… Bunu yaparken, menzilinde kim varsa; iktisatçılardan “aydın denilen diplomalılar”a, “uzman”lardan, sendikacılara, çevreci ve sol örgütlere eleştiri oklarını  yöneltiyor. Deyim yerindeyse, dokunduğu her kesimin ipliğini teker teker pazara çıkarıyor. İktisat ilminden ve burjuva iktisatçılarına yönelttiği sert eleştirilerden üniversiteler de payını alıyor: “…..kapitalizmin insanlığın normal hali olduğu yanılsamasını yaratan bir şey de burjuva ideolojisinin derin çekirdeğini oluşturan iktisat bilimi denilendir. Üniversitelerde bilim diye tedris edilen ana akım iktisat veya neoklasik iktisat, bilimle değil, ideolojiler dünyasıyla ilgilidir….Yegâne misyonu ve varlık nedeni kapitalist sömürü düzenini meşrulaştırmaktır. Saf ideolojidir, dolayısıyla bilimsellik retoriğinin bir karşılığı yoktur… Bu uyduruk öğreti, sadece burnundan kıl aldırmayan profesyonel burjuva iktisatçılarının, akademik iktisatçıların beynini dağlamakla, iğdişleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda Samir Amin’in tabiriyle, emekçi kitlelerin bilincine de liberal virüsü enjekte ediyor.”

 

  Her fırsatta, gezegenimizin ve insanlığın içinde bulunduğu büyük tehlikeye işaret ederek uyarılarda bulunan Fikret Başkaya, Çıkış Buradan adlı son kitabında da Perspektifi ve Paradigmayı Değiştirmek için, “nelerin neden olmayacağından hareketle, muhtemel çıkış yollarına dair öneriler sunuyor.” Başkaya’ya göre, “Artık entelektüel ataletten kurtulmanın, kritik bir tarihsel kavşakta olduğumuz ‘bilinciyle’ hareket etmenin gerekli olduğu bir zamandayız. Velhasıl, eskisi gibi üretmenin, eskisi gibi tüketmenin ve yaşamanın mümkün olmadığı zaman gelip çattı.”  Bu arada, yazarın, savunduğu görüşlerle tutarlı, “gönüllü yetingenlik” tercihine uygun bir yaşam sürdüğünü belirtelim. Bireysel tüketim alışkanlıklarını, bırakın değiştirmeyi, sorgulamaya bile gerek görmeyen, bir yandan da sen-ben kavgasıyla sürekli bölünerek örgütlenme zaafı yaratan aktivistlerin çoğunlukta olduğu bir ortamda, Fikret Başkaya gibi samimi entelektüellerin rehberliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. İhtiyaç demişken, kitaptan şu cümleleri de aktaralım: “Radikal düşünceye hiç bugünkü kadar ihtiyaç olmadı. Radikal düşünce hiçbir zaman kişisel değildir……..İnsanlığın eko-sosyalist bir devrime ihtiyacı var. Bunun için sosyalistler de ekolojistler de eko-sosyalist olmak zorunda.”

 

Fikret Başkaya, dikkat çekmek istediği konuları, kafalara çakmak istercesine tekrar tekrar ve keskin sözcüklerle vurgulamayı seçen bir yazar. Yazdıklarını takip edenler, onun ifadelerinde yer alan, “kepazelik”, “saçmalık”, “rezillik” ve benzeri sözcüklere aşinadırlar. “Saçma bir üretim ve tüketim almış başını gidiyor… Üstelik bu kepazelik, büyüme, kalkınma, ilerleme adına meşrulaştırılıp dayatılıyor…Mevcut üretim, tüketim ve yaşam tarzı sürdürülebilir değil… İnsanlar bindikleri dalı kesmekle meşgul. Bu sefil süreci vakitlice durdurmak gerekiyor…. Dar bir küresel oligarşi dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmişse, bu süreçten zarar gören Büyük İnsanlık neden bu kepazeliği kabullensin, olup bitenleri seyretmekle yetinsin?” Evet, onun üslubu sarsıcı ve “rahatsız edici”dir. Ama esas mesele “şeyleri adıyla çağırmak” ve “ne ile cebelleştiğini bilmek” olduğunda, yapılması gereken tam da bu değil midir? Okuru sarsmak, ezberlerini bozmak, tercihlerini ve sistemi sorgulamaya yöneltmek, kısacası rahatını kaçırmak! Resmi ideolojiye aykırı görüşlerinden ötürü (Paradigmanın İflası/Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş) geçmişte devleti yönetenler tarafından hapis ve para cezası ile “taltif edilmiş” bir entelektüeli bugün ne durdurabilir!

 

Yalnız bu kez, sadece devleti yönetenlerin değil; herkesin, hepimizin fena halde rahatsız olması gerekiyor. Rahatsızlıkla kalmayıp, “…düşünce tarzımızı, üretim tarzımızı, yaşam tarzımızı değiştirmemiz, şeylerle cepheden yüzleşmeye cüret etmemiz gerekiyor… Eğer vakitlice müdahale edilmez, şeylerin seyri değiştirilmezse, geriye kurtarılacak bir şey kalmamış olabilir…” Fikret Başkaya, bu durumdanancak doğa-toplum dengesini ihya edecek eko-sosyalist bir perspektif ve paradigmayla çıkılabileceğini” söylüyor.

 

Peki bu paradigma değişikliği nasıl olacak? Artık “komşumuzun” bahçesiyle sınırlı kalmayıp, “ortak evimizin” kapısından, penceresinden içeri dalarak, neredeyse tamamına yayılan sıradışı felaket haberleriyle irkiliyoruz. Canımız yanıyor, hatta alev alev yanıyoruz. Felaketlerden en çok etkilenenler ise, gezegenimizin bu hale gelmesine katkısı en az olanlar… Kapitalizmin, özellikle de son kırk küsur yıldır uygulanan neoliberalizmin yol açtığı şiddetli adaletsizlik, eşitsizlik ve yoksulluk en çok onları mağdur ederken, yerlerinden yurtlarından etmekle yetinmiyor, kâh önüne katıp boğuyor, kâh kasıp kavuruyor.

 

Somut bilimsel göstergelere rağmen, çoğumuzun farkındalığının hâlâ tam gelişemediği; doğrudan etkilenmedikçe ciddiye almadığımız, bilinçli ve kaygılı bir kısmımızın da “kıyamet körlüğü”nü ve teslimiyeti seçtiği bu krizden çıkışı kim sağlayacak? Fikret Başkaya’ya göre, “… ‘bütünü’ ve gerçek dünyada olup bitenleri kitlelere anlatacak, duyarlılık yaratacak, bilinç açıklığı sağlayacak, kendilerinin ve başkalarının ‘aydın’ dediği ‘diplomalılar’ sınıfta kalmış durumdalar. Velhasıl radikal eleştiri veya radikal eleştirel düşünce zaafı var.” Zaaf bir değil ki…. Başkaya, haklı tepkilerin ve hareketlerin de iki zaafı olduğunu söylüyor. Bunlardan biri; ortak bir perspektife endeksli olmamaları, başka bir deyişle, “ütopya zaafı”. İkincisi ise, hareketlerin bölük pörçük olması. “Fakat hepsinden önemlisi, kapitalizmi radikal olarak sorun etmeme zaafı var.” Sol cenahtaki zaafa ilişkin saptaması da şöyle: “Egemenlerin çıkarı toplumu kutuplaştırmaktır ama sol muhalefet ona iş bırakmıyor. Kendisi sürekli olarak bölünüyor, parçalanıyor. 20 sol parti, 40 fraksiyon ne demektir? Sola mussallat olan bu patoloji, onun itibarını, inandırıcılığını, etkinliğini zaafa uğratıyor. 20-30 farklı çıkara sahip bir emekçi kitle mi var? Elbette solda farklı anlayışların, yaklaşımların olması son derece doğaldır, fakat bu onlarca örgütün ortaya çıkmasının mantıki bir gerekçesi olamaz. Bizde (sadece bizde değil), solda rahatsız edici bir örgüt fetişizmi var.”

 

Peki, çıkışı kimler yapacak? Fikret Başkaya’nın buna da cevabı hazır elbette, ama bir şart içeriyor: “Herhalde Mars’tan, Venüs’ten birileri gelip yapmayacak. Bu durumdan en çok zararlı çıkan ama bu dünyanın tüm zenginliğini üreten, ezilen, sömürülen sıradan insanlar, yeryüzünün lanetlileri yapacak. Fakat bunun için bir “bilinç devriminin” önceliği var… İşte entelektüel işlev o aşamada vazgeçilmezdir… Radikal eleştiri de entelektüellerin işidir… Velhasıl bir bilinç devrimine, etik yenilenmeye ihtiyaç var…”

 

Fikret Başkaya tarafından kaleme alınan her yazı birer ders metni gibidir. Ekonomi, tarih, felsefe, etik…. Okurken çok şey öğrenirsiniz ama bundan fazlası da var. Özellikle yazarla ilk kez tanışanlar için geçerli olan durum şudur: Okudukça beyninizde peş peşe patlayan kavramların yeni kavrayışlara kapı açtığını fark edersiniz…. “Şımarık tüketici tipi”nin sizi de tarif edip etmediğini çözümlemeye çalışırken, “kadavra medeniyeti” ile karşılaşırsınız. Onun ne olduğunu anlamaya çalışırken “ölü bilgiler” kavramıyla tanışırsınız. “Asıl Devlet Partisi” ile demokrasi ve siyaset bilginizi yoklarsınız. “İflas Tablosunun Gerisinde…” neler olduğunu okurken, T.C.nin yakın tarihine dair o güne dek size öğretilenleri gözden geçirmeniz gerekir. Bunu yaparken, sindirim sisteminizin sağlamlığından emin olun, zira yeni bilgileri hazmetmeniz biraz zor olabilir. Örnekler çoğaltılabilir, bu kadarla yetinelim.

 

Biraz da kitabın bölüm başlıklarına göz atalım. 253 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk 170 sayfa yeni yazılmış olan kısım. Geri kalanı Başkaya’nın çeşitli tarihlerde kaleme aldığı yayımlanmış yazılarından ve kendisiyle yapılmış söyleşilerden (Ekler) oluşuyor. Birbirinden çarpıcı başlıklar, kitabın içeriği hakkında fikir verirken merak uyandırmayı başarıyor. Kapitalizmi Nasıl Bilirsiniz?- İflas Tablosunun Gerisinde Ne Var?- Bir Ülkenin Tarımı Nasıl Çökertilir?- Çıkış Buradan. Ekler’in başlıkları ise şöyle: Ekoloji ve Toplum Bağlamında Kapitalizmin Çöküşü- Bilinç Devrimine, Etik ve Entelektül Bir Yenilenmeye İhtiyaç Var- Bir Egemenlik Aracı Olarak Üniversiteler- Dünyamız Neden Yaşanmaz Bir Hale Geldi?- Kapitalizmin Son Aşaması: Ekolojik Felaket- Seksen Öncesi/Seksen Sonrası Veya Rejimin Niteliği- Siz Özelleştirmeyi Ne Sanıyorsunuz?- (Yeniden) Kompradorlaşma Üzerine- İnsan Kendi Ölümünü Engelleyemez Ama İnsanlığın Ölümünü Engelleyebilir.

 

Fikret Başkaya, “kadavra medeniyeti” olarak nitelediği kapitalizmi yeşile boyamanın sadece ideolojik bulanıklık yaratmakla ilgisi olabildiğini söylüyor. Ona göre, ideolojik körlük ve gönüllü kulluk, kelimelerin kavramların manipüle edilmesi, eğilip bükülmesi sayesinde mümkün oluyor. “İşte bu yüzden radikal eleştiri son derece önemlidir,” diyor. “Entelektüel, bir bakıma, “şeylerin, olguların, toplumsal süreçlerin şifresini çözmeye çalışandır.” Başkaya eleştirmekle kalmıyor; büyük projelere karşı çıkmak, agroekolojiyi tarım pratiklerinde uygulamak, sosyalist planlama ile ekonomiyi demokratikleşmek, enerjiyi kamulaştırmak, arabayı başat ulaşım aracı olmaktan çıkarmak, yıkıcı-yok edici tüketime son vermek vb. bütüncül tedavi içeren “acı” bir reçete sunuyor. Diyor ki; “Eğer bir sorunu çözmek gibi samimi bir niyetiniz varsa, şeyleri adıyla çağırarak başlamak gerekir.”

 

Ve… Her şeye rağmen, Başkaya umutsuz değil. “Önemli olan umutlu olmaktır. Umut, mümkün olanla muhtemel olan arasında bir yerdedir,” diyor ve ekliyor: “Umutluyum, çünkü insan irade sahibi bir varlıktır. Bu da şeylere, olaylara müdahale edebilme yeteneğine, potansiyeline gönderme yapar. Eğer araç yürümüyorsa, patinaj yapıyorsa tamir edersin, değilse yenisini yaparsın…. Aracın direksiyonunu ‘iyi yaşamdan’ yana çevirirsin.” İnsan kendi ölümünü engelleyemez ama insanlığın ölümünü engelleyebilir.”

 

Sizce, insan vakitlice bunu yapacak mı?