Cuma , 23 Şubat 2018

Bir Tek İnsanlık, Tek Bir Gezegen, Bir Tek Dünya: Küresel Politikalar İnsanlığı İnsanlıktan Çıkarıyor – Mahboob A. Khawaja

Yeryüzü ve uzay şimdi büyük bir gizlilikle, yeni ve akla hayale gelmeyecek türden kitle imha silahlarıyla örülmüş durumda ve ayrıca küresel ısınma da gelecek için bir saatli bomba niteliğinde.

Dünyanın en nefret edilen ve en çok korkulan liderleri, kendi çıkarları ve iktidar hırsları uğruna yarattıkları sorunları çözebilecek ne entelektüel ne de politik yeterliliğe sahiptir.

Çözüm için insanlık, kürenin her yerinde yaşamı ve yaşam alanlarını yok eden savaş kışkırtıcılarına değil, akil adamlara ve dürüst bilim insanlarına bel bağlıyor.Rasyonellik; geleceğin, birkaç sadist askeri diktatöre değil küresel yurttaşlara ait olacağını gösteriyor ve bu aydın, politik olarak olgun ve aktif küresel yurttaşlar; haklarını kullanma ve seçim yapma olanağına, geleceğin küresel kuruluşlarını geliştirme özgürlüğüne sahip olmalı ve  insanın, insanlığın ve yaşayan evrenin etik ve tinsel değerlerini kaynaştırarak, sürdürülebilir bir gelecek konusunda küresel bilince sahip rasyonel kuvvetler olarak yönetimi sahiplenmelidirler.Bir Tek Gezegen ve Bir Tek Dünyada var olan Bir tek insanlık, Evrenin ait olduğu dünya halkı, hiçbir zaman, kendi hesabına davransın diye hiçbir soyut kuruluş, hükümet ya da egomanyak lidere izin vermedi? Mesaj ve mesajın özü çok net: Geleceği korumak için harekete geçmesi gereken TEK güç insanoğludur.

 

Günümüzün Küresel Meselelerini Anlamak

2008’de Başkan adayı Obama politik değişim için bir umut aşılamıştı (“yes, we can”(“Evet, yapabiliriz” )) ancak bu durum tam bir algı hatası ve yanlış umuda dönüştü. Dünya 2016 yılında, siyahi başkan Obama’nın tarihte çığır açarak Beyaz Saraya taşındığı zamanlardan daha tehlikeli bir durumda. Daha bilimsel terimlerle söylersek; siyaset, kendi imajını güzelleştirmek ve iktidara, güce duyulan ilgiyi artırmak gibi egomanyak ideallere karşı gösterilen bir obsesyon ve gösteriş oyunudur. İki başkanlık seçimini kazanmak için ürettiği tüm o idealist ve yanlış algılar için,doğrudan doğruya Obama’yı suçlayamayız.

Modern demokrasi hızla insanları kandırmak amacıyla ve zengin ve ayrıcalıklı kesimler rahatlıkla sömürebilsinler diye kasti olarak faaliyet yürüten bir yasama organına dönüşüyor.2011’deki protestolar bu ideallere karşı bir tepki değil miydi?Başkan Obama başkanlığı bırakıyor ve politik dünya, ofisi devraldığı zamandan çok daha kötü durumda. Amerikan kültürünü insani özelliklerinden sıyırarak ve insanlığa yepyeni bir terörizm tarzıyla acı çektirerek yürüttüğü,sürekli üzerine gidilen George W. Bush’tan çok da farklı olmayan politika içinde, savaş tek bir amaçtı.Tarih yüksek sesle ve çok açık konuşur. Tarih, liderleri ve ulusları söyledikleriyle değil eyledikleriyle yargılar. Bu figürlerin hiçbirinin, ne evrensel uyum ve sürdürülebilir bir politik değişime dair ne de barışı desteklemeye ve milliyetçi hırslardan, hegemonik kontrolden kaynaklı bölünmüşlerin bir arada yaşamasını sağlamaya ilişkin bir vizyonu vardı. Amerikalı politikacılar, siyaseti finanse edenler ve lobiler ne derse onu yapar – sürekli bir güvenlik endişesi ve sonu gelmeyen savaş gündemiyle insanoğlunu korkutuyorlar

Orta doğu Arap coğrafyası fiilen yok edildi, kitlelerin üzerine bomba yağdırıldı ve insanlar birçok Avrupa ülkesinin sınırlarında istenmeyen mülteciler olarak yerlerinden edildi.Tüm Arap dünyasını altüst eden mevcut savaş, gerçek bir sorun olan Filistin meselesinin yerini aldı. Bu, kumpas kurularak hazırlanan savaşlardan ve bir diğerini öldürmek için kapalı kapılar ardında hazırlanan komplolardan  kim sorumlu? Arap halkının tamamı düşünme yetisini ve aklını yitirdi mi? Gelecek kuşaklar yazılarında, makalelerinde bu insanları nasıl değerlendirecek? “Bunlar kendi geleceklerini ve istikrarlarını düşünemeyecek kadar basiretsiz ve aptal mıydılar acaba”, demeyecekler mi? Mütecaviz ülkeler; hayali isimler, hayali sanlar üretip, bunları mezhep cinayetleri işlemekle, her gün katliam yapmakla ve terörle yaftalıyorlar. Sanki bu, Arapların özgürlüğünü ve insani değerleri parçalamak için kendi çevirdikleri dolapların bir parçası değilmiş gibi. Buaralıksız devam eden zalimlik ve karanlık Amerika ve İngiltere’nin savaşı ile Irak ve Afganistan işgalinin aleni bir sonucu muydu? Yüzyılın eski kültürlerini, insani yaşam alanlarını ve savaş çığırtkanları tarafından sistematik olarak yok edilen, çok büyük bir saygıyı hak eden kadim değerleri yeniden kim inşa edecek?

“Irak ve Afganistan’daki Düzmece Savaşı Amerika ve İngiltere Nasıl Kaybetti”(Global Research) adlı makalede bu satırların yazarı, düzmece savaşla doğrudan doğruya ilintili gerçekleri açıklığa kavuşturmuştu:

Blair hükümetinin Çevre Bakanı MichelMeacher,(“Terörizme Karşı Bu Savaş Gerçek Değil”) ‘Terörizme Karşı Savaşın’ gerçek nedenlerine dair güvenilir bir kavrayış sunuyor. “Teröre karşı savaşın” düpedüz sahte bir savaş olduğunu iddia ediyor:

“11 Eylül saldırıları, ABD’ye, küresel hakimiyetini güvenceye almak için güç kullanma yolunda mükemmel bir gerekçe sundu… ABD’nin daha büyük, stratejik, jeopolitik amaçlarına ulaşması için;  sözde ‘terörizme karşı savaş’ sahte bir örtü olarak sıklıkla kullanılıyor…aslında 11 Eylül, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin uygulamaya geçmesi için son derece yerinde bir bahane oluşturdu. Bu da, 11 Eylülden uzun zaman önce Afganistan ve Irak’a askeri harekat planının hazır olduğunu çok net bir şekilde kanıtlıyor.” ( Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi kastediliyor. ç.n. )

David Swanson, DissidentVoice’da yayınlanan “IŞİD, Silah Üreticileri, Bu Suçtan Yarar Sağlayan Haydutlar” isimli yazısında (“ISIS, WeaponsMakers, ThugsBenefitfromThisCrime.” Dissident Voice), ABD’li silah üreticilerinin silah ücretlerini nasıl %19 artırdığına ve IŞİD’e karşı savaşın asıl kazananınında bu silah üreticileri olduğuna işaret ediyor. ABD’nin başını çektiği, IŞİD’e karşı savaş koalisyonu, zorunlu olarak bir araya gelmiş, kendi kendisiyle çelişen bir paradokstan başka bir şey değildir.

ABD, Fransa, Almanya, Suudi Arabistan ve Körfez Ülkelerinin Beşar Esad’ı devirme hedefi, IŞİD ve Suriye’de savaşan diğer grupların da hedefi. Cumhurbaşkanı Putin kuşatma altındaki Beşar Esad’ı nihai çöküşten kurtaran kalkan oluyor ve Suriye’de ve Arapların stratejik fikirlerinde birtakım kazanımlar elde ediyor. Birçok Arap lider, Putin’in, desteklediği ülkeyi korumaktaki kararlılığına hayranlık duyuyor.Rus silahları için yeni pazarlar açıp Arap dünyasında etkili oluyorlar.Başkan Obama Beşar Esad’ı devirmek için uygun zamanda ve çevik adımlar atmayarak ortada kaldı. Mezhep savaşları ise hiç bir kutsal misyona denk düşmüyor.

ABD ve Rusya kendi savaş ekonomilerini desteklemek ve Arapları öldürmek için uygun bir mazeret bulmak amacıyla bomba yağdırıyorlar. Amerikan dış politikası iki tarafı da keskin jilet misali; en önemli konumdaki Arap devletlerinde otoriter rejimler inşa edip, onları kendi gayri meşru ve yasadışı çıkarları için kullanma ve doğal kaynaklarını da sömürmeyi amaçlıyor. Krallara ve prenseslere dönüşen eski zamanların bu neokolonyal kabile aktörleri sorun teşkil etmeye başladığında ABD; tıpkı Libya’da Kaddafi’ye yapılana, Yemen’de Abdullah Salih’in ülkeden kovulmasına benzer ve Irak’ta Saddam’ınasılması gibi, kendi halklarına bu yöneticileri öldürtmekten ibaret olan “B” planını devreye sokuyor.ABD’nin, sahte savaş gerekçelerini kullanarak Arap kültürünü ve medeniyetini nasıl yok edeceği hususunda Arap koalisyon liderleri ne zaman ne de tarih kavrayışına sahipler.

TekBirGerçekVar, Bunu da BirÇokKişiDeğil, YalnızcaPolitikLiderlerİnkarEdiyor

Biz şu anda tarihi bir olaya ve bir imparatorluğun destansı inşasına tanık oluyoruz. Demokratik yollarla seçildiklerini iddia eden liderler mutlak diktatörler gibi düşünüp davranıyorlar.Başkan Obama başkanlığının son zamanlarında zaman öldürücü işler yapmakla meşgul. Barışçıl bir gelecek inşasına öncülük edebilecek entelektüel ve proaktif bir kişi değildi. İnsanlığın ihtiyacı, sürdürülebilir bir geleceğin peşinde olan, ahlaki ve entelektüel sorumluluğa sahip bir liderliktir. Tüm mutlak hükümdarlar ve liderler, insanlar sanki sadece bir sayı,bir rakam ve teknolojik hayal gücünün ürettiği bilinçsiz varlıklarmış gibi onları ezip geçmeye çalıştı.Fakat bunların hepsi kendi uluslarının ve imparatorluklarının devasa kayıplar vermesine ve büyük engellerle karşılaşmasına sebep oldular. Amerika siyasi tarihi, insanlığın geri kalanını koruyacak entelektüel öngörü ve demokratik değerlerle beslenmiştir. Ama günümüz liderleri ve büyük kuruluşlar küresel toplumla barışçıl bir şekilde bir arada yaşama fikrine meydan okuyorlar.

Bu sonlanmak bilmeyen savaşlar Arap devletlerinin ve yöneticilerinin elini kolunu bağladı, onları acze düşürdü fakat bazıları ise Irak ve Afganistan’daki ABD-İngiltere saldırganlığına lojistik destek vererek rahatına baktı. Batılı kitleler savaşa karşı, ancak ABD-Rus stratejik planları, yalnızca doğal kaynakları ele geçirme amacıyla değil, Irak,Afganistan, Suriye ve Libya’nın da ötesindekitoprakları ve halkı ele geçirmek için Arap-Müslümanlara karşı, giderek artan aleni ya da örtük savaşlar yürütmektedir. Bu; Filistin, Irak, Suriye ile başlayıp diğer Arap yarımadası ülkeleriyle devam edip şekillenen siyasi gelişmelerle yok edilen ve çökmekte olan İslami kültür için bir haykırıştır– 21. yüzyıl Haçlıları tarafından ele geçirilen Müslüman halkın çöküşü. İnsan merak ediyor; acaba ruhsuz sarayları işgal eden bu petrol zengini Arap elitleri bir gün, kendi kendini hızlandıran bu insani felaketin önüne geçmek için rotalarını değiştirmeyi düşünebilecek özgürlüğe sahip bir şekilde ortaya çıkabilecekler mi?
ChrisHedges ( Truthdig.com’da düzenli olarak yazdığı köşesi var ve New York Times’ın dış haberler muhabiri idi ve “İllüzyon İmparatorluğu: Yazının Sonu ve Gösterinin Zaferi”   ( Empire of Illusion: TheEnd of LiteracyandtheTriumph of Spectacle ) isimli en son kitabını da içeren birçok kitabın da yazarı ), küresel politikanın anlatılmayan ve son derece sert gerçeklerini,ABD politika üreticilerinin anlamalarını sağlamak amacıyla gerçekçi gözlemlerde bulunuyor. (“İmparatorluğun İğrenç YüzüTruthdig.com):

Çökmekte olan bir orduyu ve dehşete düşmüş Iraklıları önüne katıp Bağdat’a doğru ilerleyerek silip süpüren, bu karalara bürünmüş Irak Şam İslam Devleti savaşçıları bize Amerikan İmparatorluğunun hortlak yüzünü geri yansıtıyor. Bu savaşçılar, Orta doğuyu yeniden şekillendirmek amacıyla giriştiğimiz tamamen yanlış yollara sevk edilmiş maceramız esnasında katlettiğimiz yüz binlerce insanın hayaletleridir…… Şiddet dili şiddeti doğurur. Nefret dili nefreti doğurur.“Tüm okul çocuklarının öğrendiğini ben dahil herkes biliyor” diye yazmıştı W.H. Auden.“Kendisine kötülük yapılan kişi, karşılığında kötülük yapar.” Bu İncil kadar eski bir düşüncedir.

Kendi içimizde bir kavga kalmadı. Savaş sona erdi.Önceden tek bir bütün olanIrak’ı parçaladık. Bir daha birleşmesi imkansız. ….Bizler Irak’a girerken olduğumuzu sandığımız kişiler değiliz…. Bizler başka bir şeyiz. Ahmaklar ve katilleriz. Kibirden kör olmuş kişileriz. Bizler soğuk savaşın solmuş kalıntılarıyız. Ve şimdi, oyunun son sahnesinde sürünerek sahneden çekiliyoruz. İmparatorluğumuz ölüyor…….Artık Irak’ın parçalanmasında geri dönüş yok. En iyi ihtimalle, Kürtler, Şiiler ve Sünniler birbirine hasım bölgelerde birbirinden ayrı yaşayacak; en kötüsü de uzatılmış iç savaşhüküm sürecek. Bizim Irak’a bıraktığımız miras budur. Bizim bölgedeki askeri yayılmamız Arap dünyasındaki cihatçı hareketleri alevlendirdi.Bunun sonucu olarak ortaya çıkan bu çatışmalar, biz Orta doğu işgalini sonlandırana kadar devam edecek. Bizim merhametsizce yaptığımız kıyımın, bizim uğradığımız kıyımdan bir farkı yok. Irak’taki bu çevik ve ezici gücün Orta doğuyu Amerika’nın ileri bir karakoluna dönüştüreceğini bize garanti eden bizim cihatçılarımız—George W. Bush, DickCheney, Paul Wolfowitz, Donald Rumsfeld, Richard Perle, Thomas FriedmanandTommyFranks—şu an Bağdat’a yaklaşan cihatçılardan daha çılgındır. Bu ikikatil grup birbirlerinin aynadaki görüntüleridir. Bizim yarattığımız durum budur. Ve hak ettiğimiz de budur.

Yeryüzü ve uzay şimdi büyük bir gizlilik, yeni ve akla hayale gelmeyecek türden kitle imha silahlarıyla örülmüş durumda ve ayrıca küresel ısınma da gelecek için bir saatli bomba niteliğinde. Dünyanın en nefret edilen ve en çok korkulan liderleri, kendi çıkarları ve iktidar hırsları uğruna yarattıkları sorunları çözebilecek ne entelektüel ne de politik yeterliliğe sahiptir.İnsanlık;proaktif bilginlere, vizyon sahibi ve yeni fikirler üretebilen zeki insanlara, sistematik ve kurumsallaşmış bir sürdürülebilirliğe sahip bir gelecek inşa edebilecek ve savaş korkusu olmadan barış içinde bir arada ve şeylerin doğasıyla tam uyumlu olarak var olacak insanın yüceliği ile özgürlük kültürünü birbirine bağlayabilecek liderlere güvenmektedir – ayrıca, az sayıdaki intikamcı zihniyetin düşmanlığı olmadan insanı, insanlığı ve evreni bir arada tahayyül edebilecek liderler. Yeryüzündeki yaratılmışların en zekisi olarak insan ve İnsanlığın özü, Yaratılıştaki özgünlüğünü düşünmeli ve İnsan’ın yaşamını ve Evreni yöneten Tanrı yasalarıyla tutarlı bir şekilde rolünü oynamalıdır.

Küresel barışı ve biricik gezegenimizdeki uyumu tahayyül edebilmek için; insan, insanlık ve evreni birbiriyle ilişkili olarak görmek şarttır.Yaşam, evren ve gezegeni yöneten kanunlar, politikacıların ve sahnedeki aktörlerin ürünü değildir. İnsanlığı ve medeniyeti kurtarmak için, insanoğlunu akılcı bir birlik ve barış içinde yaşamaktan oluşan özüne döndürecek yeni bir duygu ve düşünme kültürü var mıdır? Tarihin verdiği dersler göz ardı ediliyor – insanlığı iki dünya savaşıcinnetine ve Orta doğudaki şu anki mevcut savaşa sürükleyen dünyanın en çok korkulan ve nefret edilen liderleri, benzer şekilde farklı halkların ve kültürlerin birbiri arasında gelecekte sağlanabilecek uyum umutlarının da altını oymakla meşguller.

Washington merkezli Askeri-Endüstriyel Komplekse bağlı beceriksiz ve kokuşmuş küresel liderlik,aciz uluslararası kuruluşlarla birlikte dünyayı militarizasyonazorluyor ve insanlığın bir arada barış içinde yaşaması fikrine karşı küreyi çılgınca baştan çıkarmaya devam ediyor.Çözüm için insanlık, kürenin her yerinde yaşamı ve yaşam alanlarını yok eden savaş kışkırtıcılarına değil, akil adamlara ve dürüst bilim insanlarına bel bağlıyor.

Rasyonellik; geleceğin, birkaç sadist askeri diktatöre değil küresel yurttaşlara ait olacağını gösteriyor ve bu aydın, politik olarak olgun ve aktif küresel yurttaşlar; haklarını kullanma ve seçim yapma olanağına, geleceğin küresel kuruluşlarını geliştirme özgürlüğüne ve  insanın, insanlığın ve yaşayan evrenin etik ve tinsel değerlerini kaynaştırarak, sürdürülebilir bir gelecek konusunda küresel bilince sahip rasyonel kuvvetler olarak yönetime sahip olmalıdır.

Bir Tek Gezegen ve Bir Tek Dünyada varolan Bir tek insanlık, Evrenin ait olduğu dünya halkı, hiçbir zaman, kendi hesabına davransın diye hiçbir soyut kuruluş, hükümet ya da egomanyaklidereizin vermedi?Mesaj ve mesajın özü çok net: Geleceği korumak için harekete geçmesi gereken TEK güç insanoğludur.

Dr. Mahboob A. Khawaja küresel güvenlik, barış ve çatışmaları çözümleme konularında uzmandur. Özellikle Müslüman-Batı kültür ve medeniyetleri üzerinde karşılaştırmalı çalışmalar yapmakla ilgilenmektedir.Birçok kitabın da yazarıdır. En son kitabı: Küresel Barış ve Çatışma Yönetimi:İnsan ve İnsanlık Yeni Düşünce Arayışları İçinde( Global PeaceandConflict Management: Man andHumanity in Search of New Thinking. Lambert Academic Publishing, Germany, May 2012)

Bu metnin orijinali Global Research sitesinde yayınlanmıştır.

Copyright © Mahboob A. Khawaja, Global Research, 2016

Çeviri: Özgür Girişen