Çarşamba , 15 Ağustos 2018

IŞİD Örgütü yeniden sahnede; Sırada ne var? – PETER KORZUN

Otuzdan fazla ülkenin Savunma ve Dış İşleri Bakanları, İslam devleti/IŞİD örgütüne karşı savaşta atılacak yeni adımları görüşmek üzere, 21-22 Temmuz 2016’da Washington’da bir araya geldiler. Koalisyon güçleri desteğini alan Irak yönetimi güvenlik kuvvetlerinin Kuzey Irak’ta önemli bir kent olan Musul’u kuşatmaya aldığı ve şehrin IŞİD örgütünden alma girişimlerine hazırlık çalışmalarının yapıldığı dönemden sonra bu toplantı yapılıyor.

Toplantı sırasında yapılan çoğu konuşmaların içeriği Musul’u geri alma savaşından sonra kentin yeniden imarı faaliyetleri yönünde ihtiyaçların belirlenmesi konusunda oldu. Birleşmiş Miletler, ABD, Avrupa ve Arap ülkelerinden gelen diplomatlar, yerinden-yurdundan göç edenlere insani yardım yapılmadan ve gerekli sağlık hizmeti verilmek üzere devlet hizmetleri götürülmeden, IŞİD örgütünün kökünü kazımada kazanılacak askeri bir zaferin kalıcı olmayacağını dile getirdiler. IŞİD örgütünün yeniden savaş sahnesine çıkmasıyla birlikte yeni sorular gündeme geldi ve çözüm yolu bulunması beklenen yeni sorunlar ön plana çıktı.

Suriye’de IŞİD örgütü güçlerine karşı verilen savaşta ABD’nin desteklediği, Kürt ve Arap savaşçılarından müteşekkil, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) IŞİD örgütü merkezi Rakka’ya doğru ilerliyorlar. Birçok etnik grubun bir araya geldiği, farklı güçlerden birleşik savaşçı bir güç olan SDG milis kuvvetlerine liderliği genellikle Kürt grupları yapıyorlar. Bu durumda, cevabı henüz belirsiz bazı sorular söz konusu: Şöyle ki; IŞİD örgütü militanlarına yenilgi yaşatılması halinde SDG güçleri yine birleşik halde kalabilecek mi? Hukuka dayalı bir sosyal düzen garantisi verebilecek mi? Musul kentini etkin bir şekilde yöneten bir yönetim kurulabilecek mi? İşlerin ters gitmesi halinde ABD liderliğindeki koalisyon gücü ne yapacak?

Musul kenti IŞİD örgütü elinden alınıp özgürlüğüne kavuştuktan sonra da, savaş sonrası dönemde şehrin yönetişim ve halkın sosyal uyum sorunları başa çıkılması zor konular olarak kalmaya devam eder. ABD öncülüğünde koalisyon gücü, karmaşık bir etnik yapıya sahip Musul kentinin IŞİD örgütünden alma garantisi veriyorsa, IŞİD örgütünün kentten çıkarılmasıyla birlikte, farklı rakip grupların doğabilecek iktidar boşluğunu doldurmaya çalışmaları halinde Musul kentinin iç politik çatışma ve askeri savaşlara sürüklenmesine neden olmaz mı? ABD yönetimi Irak’taki Sünni, Şii ve Kürt toplukları bir araya getirmede başarısız oldu. Musul’un ABD destekli güçler eliyle IŞİD örgütünden alınıp özgürlüğüne kavuşturulması halinde farklı bir durumun söz konusu olacağını düşünmek için herhangi bir işaret bile görünmüyor.

Irak yönetimi zayıf bir yapıda olmakla birlikte, kökleri derinlerde ülke içi gerginlikleri ve Sünni kesimin Şia’nın hâkim olduğu bir hükümete olan güvensizliği de dâhil, ağır sorunları omuzlarında taşımak zorunda kalacak. Kürt güçleri Irak’ın ülke içi sorunları omuzlama kampanyasında sadece sınırlı bir rol oynayabilirler. Sünni kesimden gelen halkın Şia milis güçlerine kurtarıcı gözüyle bakmaması gerekiyor. Yerel Sünni kesimin Merkezi Bağdat Hükümetiyle yasal politik taleplerinden kaynaklı sorunlarını gidermeyi sağlayacak siyasi bir yapılanmanın işler hale getirilmesi zorlu bir iş olur.  Birleşmiş Milletler Örgütü (BM) Suriye’de kuşatmaya alınan bölgelerde yaşayan yaklaşık olarak yarım milyon insan olduğunu ve yine tahmini olarak 4,5 milyon Suriyeli nüfusun erişilmesi zor olarak kabul edilen alanlarda yaşamakta olduğunu söylüyor.

Irak yönetiminin Felluce kentini geri almaya yönelik son saldırı hamlesi, ülkede meşru bir devletin olmamasından dolayı, çoğu insanın bundan sonraki kaderini tayin eden koşulları kendisinin belirlemek zorunda kalmasıyla birlikte, 60.000’dan fazla insandan oluşan nüfus başka diyarlara göç etmiştir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCF) verilerine göre Ocak 2014’ten bu yana Irak nüfusunda 3,4 milyondan fazla insanın göç ettiği görülüyor. Göç eden nüfusun % 90’nı Sünni kesimden geliyor.

BM’nin Irak’ta İnsani koordinatörü Lise Grande ABD Dış İşleri Bakanlığı bünyesinde, Washington’da, 20 Haziran günü düzenlenen, Irak’ın geleceğine yönelik taahhütlerin verildiği bir konferans sırasında “Muharebe alanında kazanılan her bir savaş aynı zamanda başka bir insani krize neden olur” diye bir açıklama yapmıştı. 660.000 kişinin mevcut yaşam alanlarını terk edeceği ve 1,5 milyon kadar nüfusun da Musul’u geri alma operasyonundan ciddi olarak etkileneceği ifade ediliyor. BM Koordinatörü Lise Grande “bu durum Irak yönetiminin, çözüm yolu bulmak üzere, karşı karşıya kalacağı en büyük insani kriz” sorunu olacağı tespitinde bulunuyor.

İslam devlet/IŞİD örgütü artık daha önceleri olduğu gibi bir organizasyon değil. Ancak, Irak ve Suriye’de sürdürülmek istenen savaşın askeri bir başarı sağlama hedefi olduğu kadar politik bir amacı da vardır. Askeri zaferler bölgeye barış ve istikrar getirilmesi için yeterli olmuyor. IŞİD örgütü bölgeden çekilmesinden sonra geniş kapsamlı politik sorunların ele alınması gerekecek. Savaş sonrası dönemde ele alınacak veya uluslararası planda tartışmaya açılmış herhangi bir iş planı mevcut değil. IŞİD örgütüne karşı savaşı kazanmak yeterli değil, bunun yanında, bölgede barışı da sağlamak önem arz ediyor. Uluslararası topluluğun savaş sonrası döneme ilişkin bir faaliyet planına ihtiyacı var. ABD yönetimi, Ortadoğu’da edindiği üzücü deneyimlerden dolayı, bu konunun ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyor. Şimdiye kadar, IŞİD örgütü ile düşmanlık duygusuna bir sınırlama getirmek ve El-Nusra Cephesinin bu sürecin dışında kalmasını sağlamaya çalışmakla yetinilmiştir. Rusya destekli Suriye yönetimi öncülüğünde koalisyon ve ABD’nin başını çektiği koalisyon güçleri de dâhil, sahada faaliyet gösteren bütün aktörlerin Irak ve Suriye’de savaş sonrası dönemde karşılaşılacak sorunlara çözüm bulunması yönünde uluslararası bir konferans düzenleme hazırlıklarına başlama zamanı çoktan geldi bile.

Tünelin sonunda bir ışık görünüyor: Rusya ve ABD yönetimleri yeni Suriye’nin geleceği ve ortak düşman IŞİD örgütüne karşı mücadele şartları konusunda görüşmelerde bulunacaklar. Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov ve ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry arasında Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti başkenti Vientiane’de (Temmuz 25-26) Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) bölgesel forumunun düzenlenmesinin yanı sıra ikili bir görüşme yapılacağı 22 Temmuz günü açıklanmıştı. ABD Dış İşleri Bakanlığından verilen bilgiye göre Başkan Barack Obama Suriye konusunda Moskova ile diyalog yollarının açık kalması üzerine ısrar etmiştir. “ABD Başkanı Obama Moskova ile diyalog yolunun açık tutma politikası izlemeye yetkili olup bu yönde talimat vermiştir.”

Dış İşleri Bakanı Kerry “ABD ile Rusya arasında görüşmelerin nerede olacağına karar vereceğiz” diye bir açıklama yaptı. “Yürütülmekte olan mevcut görüşmeler sırasında parantez içine alınan veya henüz çözüme kavuşturulamayan bazı konular olması halinde Ben ve Sayın Lavrov çözüm bulmaya çalışacağız” diye ayrıca ifade etti. ABD Dış İşleri Bakan Kerry geçen hafta, şimdiye kadar başarı elde edilmeyen ateşkes sürecini kurtarma ve Suriye’deki cihatçı gruplarla mücadele etme yönünde “somut adımların” atılması konusuna vurgu yaparak, mevkidaşı Lavrov ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile maraton görüşmeleri yaptı.

ABD – Rusya işbirliği çalışmaları BM sponsorluğunda Cenevre’de yapılan barış görüşmeleri sürecinin yeniden canlanmasına yol açar. Bu süreç Suriye’de ve Irak’ta yaşanan politik anlaşmazlıkların giderilmesi çalışmaları kapsamının belirlenmesini içeren, Yemen ve Libya gibi diğer ülkelerde yaşanan çatışmalardan etkilenen diğer ülkelerdeki siyasal ajandayı daha da geniş hale getirir.

Çeviren: Nizamettin Karabenk

 

Kaynak : http://www.strategic-culture.org/news/2016/07/28/islamic-state-routed-what-next.html