Salı , 19 Haziran 2018

Evet, Obama ve Clinton IŞİD’i Yarattı – Ama Trump Ne Yazık ki Bunun Nasıl Gerçekleştiğini İzah Edemiyor

636059935092644786-obama-isid-yeni-saldirilar-

IŞİD’i, Clinton ve Obama’nın “yarattığına” dair Donald Trump’ın yaptığı suçlamayı Clinton taraftarları anında reddetti — ve Trump’ın kendisi de  bu görüşünden vazgeçmişe benziyor. Fakat, gerçekte,IŞİD’in üretilmesinde, Obama ve Clinton’ın  “en değerli oyuncular” olduğuna kesin gözüyle bakılabilir. Ayrıca, El-Kaide’den IŞİD’in doğumuna kadar  uluslararası cihadist şebekeyi neredeyse kırk yıl önce ABD ve Suudi Arabistan’ın yarattığı tarihsel bir gerçektir.

Evet, Obama ve Clinton IŞİD’i yarattı – Ama Trump Ne Yazık ki Bunun Nasıl Gerçekleştiğini İzah Edemez

BAR’ın ( Black Agenda Report ) Genel Yayın Yönetmeni Glen Ford

 

“ABD ve Suudi Arabistan uluslararası İslami cihat hareketini birlikte dünyaya getirdiler.”

Donald Trump, Başkan Obama ve Hillary Clinton’ın  “IŞİD’in kurucuları” ya da “IŞİD takımının en değerli oyuncuları” olduklarına dair ileri sürdüğü iddiadan vazgeçti.”Alay ettiğim belli değil mi” dedi, hikmeti kendinden menkul “Önce Amerikacı”…….. – hemen ekleyelim: “hiç de alay değil tam tersine çok doğru söylenmiş bir söz”

Zbigniew Brzezinski ‘nin Başkan Jimmy Carter’ı, cihatçı köpekleri Afganistan’a salmaya ikna ettiği 1979 yılının son günlerinden bu yana  Müslüman dünyada uyguladığı emperyal politikayla ABD’yi itham etmeyi gerektireceği için Trump, o özgün ifadesini ya açık açık söyleyemiyor ya da bu düşüncedeki korkunç gerçeği kavrayamıyor. Brzezinski, From the Shadow isimli anılarında ifade ettiği üzere, Carter’a,  “Sovyetlere askeri müdahale yaptırtmak” ve böylece SSCB’yi Vietnam benzeri bir bataklığa çekmek için Afganistan’daki solcu ve laik hükümete karşı sağcı Müslüman direnişçileri destekleme tavsiyesinde bulunuyor. Brzezinski, Mücahit denilenlere ABD’nin küresel politikasının potansiyel piyadeleri gözüyle bakıyor. “Dünya tarihi açısından hangisi daha önemli? Taliban mı,yoksa Sovyet imparatorluğunun yıkılması mı? Birtakım kışkırtılmış Müslüman mı yoksa Orta Avrupa’nın özgürleştirilmesi ve soğuk savaşın sona ermesi mi?”  diye yıllar sonra tumturaklı bir şekilde soruyor Brzezinski.

Görevde olduğu dönemde, milyarlar harcayarak dünyanın, dört bir tarafındaki Müslümanları Afganistan’daki savaşa çekmek için CIA’in Suudi Arabistan’la ortak hareket etiği “en değerli oyuncu” Ronald Reagan ile birlikte, Brzezinski’nin tavsiyesine uygun bir şekilde hareket eden Başkan Carter, tam olarak El-Kaide’nin  “yaratıcısı”  olarak tanımlanabilir. ABD ve Suudiler birlikte uluslararası İslami cihat hareketini doğurdular – dünya tarihinde daha önce var olmamış bir fenomen. Bu cihatçılar, ABD’nin emperyal cephaneliğindeki en önemli silah ve Müslüman dünyadaki rejimleri değiştirmek için berbat bir araç haline gelecek ve Sovyet umacısı yok edildikten sonra da sürecek olan, Amerika’nın gezegene hakim olma arayışını da haklı çıkararak ikili bir işlev görecekti.

“Obama 2011’de Tüm Vekalet Savaşlarının Anasını başlattı.”

Brzezinski Barack Obama’nın Dış Politika gurusu olduğunda, bunun ABD’nin Ortadoğu politikası açısından doğuracağı sonuçlar tahmin edilmeliydi, ancak bu durum George W. Bush gönderilmiş olduğu için havalarda uçan liberaller ve sözde ilericiler tarafından tamamen göz ardı edildi.

Şüphesiz ABD halkı, bölgeye bir daha büyük bir asker girişine tahammül göstermezdi ve bu artık seçenek olmaktan çıkmıştı. Fakat dünyanın bu bölgesini fethetme konusunda ABD’nin henüz sone ermemiş bu ajandasını  yerine getirmek için hangi güç kullanıldı?  Obama 2011’de Tüm Vekalet Savaşlarının Anasını başlattı. İlk olarak Libya’da Muammer Kaddafi hükümetine karşı savaşa girişildi, sonrasında da hiç vakit kaybetmeden, yaklaşık otuz yıl önce Carter ve Reagon’ın hayalleriyle yaratılmış olan uluslararası cihat şebekesi bütün olarak seferber edildi.Libya saldırısındaki Washington ve onun NATO üyesi ortakları; Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile yakın ittifak kurarak direksiyonu ölüm kazanı Suriye’ye çevirdi. Merkezinde, El-Kaide’nin bölgedeki kolu El Nusra’nın olduğu yüzlerce Selefi cihatçıya ve paralı militanlara milyarlarca dolarlık silah akıtıldı. Bu Obama’nın “akıllı”  savaş fikriydi: yalanların ve hilenin içine gizlenmiş gözü dönmüş bir terör saldırısı.

Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından sürdürülen bu sabıkalı politika; Brzezinski’nin, “birtakım kışkırtılmış Müslüman’ın” emperyalizmin piyade erleri gibi kullanılmasının geri tepebileceğinden endişe edenlerle alay ederken açık bir şekilde ve kibirle ifade ettiği dünya görüşüne dayanıyor. ABD ve müttefikleri; silahlarıyla, sermayeleriyle, istihbarat servisleriyle,diplomatlarıyla ve medya servisleriyle Şam hükümetini devirmek amacıyla Suriye’ye akmak için kelimenin tam anlamıyla birbirleriyle yarışırlarken , hep birlikte, cihatçıların ideolojik hedeflerinin peşinden koşmaları için onlara hem maddi zemin sağlamış, hem de politik alan açmış oldular.Böylece Suriye ve Irak’ta kendi halifeliğini kurmak için IŞİD ortaya çıktı. Bundan farklı bir sonuç beklemenin anlamı var mı?

“Bu, Obama’nın ‘akıllı’ savaş düşüncesiydi: yalanın ve hilenin içinde gizlenmiş gözü dönmüş bir terör saldırısı.”

Temmuz 2014’e dönersek, biz Black Agenda Report’da IŞİD’in doğuşunu, “ABD’nin Müslüman dünyada – elbette ki Arap İslam coğrafyası – uyguladığı emperyal stratejinin çöktüğüne işaret eden bir olgu” olarak tarif etmiştik.Orada şöyle yazmıştık:

“Bunu, neredeyse iki kuşaktır uluslararası cihatçı şebekeyi besleyip büyüten Arap monarşileri ve batılı istihbarat örgütlerine karşı Selefist bir bağımsızlık ilanı olarak düşünebiliriz. Halifelik, yalnızca en yakın düşmanları Şii hakimiyetindeki Suriye ve Irak hükümetleri için değil; aynı zamanda Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt kralları ile Arap Sünni coğrafyasının kalbinde yer alan tüm yozlaşmış monarşilerin anası Suudi kraliyet ailesi için de tehdit oluşturuyor.Bu, dolaylı bir tehdit değil,  aksine, IŞİD’in, savaşan İslam’ın  en canlı ve  en somut hali olduğunu fark edemeyen ‘tüm emirlikler, gruplar, ülkeler ve örgütler için’ son derece hakiki ve doğrudan bir tehdittir.”

Başkan Obama göreve geldiğinde ve Hillary Clinton Dışişlerini ele aldığında IŞİD diye bir örgüt yoktu.Obama’nın ( ve aynı zamanda Hillary’nin)  Libya’daki rejim değişikliği, ve büyük çaplı terör odaklarını Suriye’ye sokması IŞİD’i “doğurdu”.  Ve şimdi bu hususun tarihçesini doğru kavrayalım: Bir kere ABD, IŞİD’e dönüşen bu cihatçı tarikatı geri çevirmedi, aksine IŞİD, ABD ve onun Avrupalı ve kraliyet müttefiklerinden kendisi boşandı.Dahası geçen yılın Eylül ayında Rusya’yı bölgeye çekerek, Washington’ı IŞİD’e karşı sembolik olmaktan öteye geçmeyen hava saldırısı düzenlemek zorunda bıraktı. Görünen o ki ABD, daha sonra geri kalanların bir çoğunun ABD’ye katılacağı umuduyla çok sayıda IŞİD savaşçısı öldürmekten kaçınıyor- IŞİD ortalıktan çekilmek zorunda kaldığında onay gören cihatçı örgütler olarak kullanılacaklar. ( Örneğin El-Nusra, Batının kullandığı diğer örgütlerle birleşip daha iyi bir harman oluşturmak için,  El-Nusra adını alarak El-Kaide’den — elbette ki El-Kaide’nin Pakistan’daki liderinin hayır dualarını alarak — ayrıldı.)

“ABD askeri istihbaratı, IŞİD’in doğumunun yakın olduğunu  çok net bir şekilde gördü.”

Donald Trump’ın, Obama ve Clinton için sarf ettiği, IŞİD’in “en değerli oyuncuları” ifadesinin üzerinde durmaya gerek yok. ABD’nin savunma istihbarat örgütü DIA,  aynı sonuca 2012 yılında zaten ulaşmıştı. Geçen yıl ortaya çıkarılan askeri casusluk belgelerinin gösterdiğine göre DIA, “Batılı ülkeler, körfez ülkeleri ve Suriyeli muhalifleri destekleyen Türkiye’nin; doğu Suriye’de ( Haseke ve Deyrizor ) ilan edilsin ya da edilmesin Selefi bir Prensliğin kurulma ihtimalinin mevcut olduğuna” inandıkları ve  “ bunun, Suriye rejimini izole etmek için, muhalifleri destekleyen ülkelerin tam olarak istediği durum” olduğu konusunda uyarılarda bulunmuş.

DIA alarmda:

“…Suriye’deki durumun bozulmasının Irak üzerinde doğuracağı korkunç sonuçlar aşağıda anlatılmıştır:

“Bu durum, El-Kaide’ye ( sonradan IŞİD’e dönüşen Irak El-Kaidesi ), Musul ve Ramadi’deki eski hücrelerine dönmek için muazzam bir fırsat veriyor ve tek düşman olarak düşünülen muhaliflere ( yani Şii Müslüman ) karşı Sünni Irak ve Suriye ile Sünni Arap dünyasının geri kalanını birleştirme varsayımıyla yeni bir hareket ortaya çıkacaktır. IŞİD Irak ve Suriye’deki diğer terörist örgütlerle birleşerek İslam Devletini ilan edebilecek ve bu durum da Irak’ın birleştirilmesi ve topraklarını koruması açısından çok daha büyük bir tehlike oluşturacaktır.”

Böylece bir yıl sonra Obama ile Avrupalı ve Arap arkadaşları Libya’da Kaddafi’yi devirdiler ve ardından Suriye’de rejimi değiştirmek için vekalet savaşına giriştiler, ABD askeri istihbaratı IŞİD’in yaklaşmakta olan doğumunu çok net bir şekilde gördü — ve “bu, Suriye rejimini tecrit etmek amacıyla Batının,Körfez ülkelerinin ve Türkiye’nin… tam olarak istediği durum.”

Evet, ateşli asistanı Hillary Clinton’la birlikte IŞİD’i Obama yarattı ve halen daha, Jimmy Carter ve Zbigniew Brzezinsk’nin ebeliğinde doğurtulmuş El-Kaide’ye bir zamanlar bağlı olan El-Nusra’yı besleyip büyütüyor. Çok sayıda Amerikalının öldüğü savaş anlamına gelen Obama’nın deyimiyle “aptal”  savaşlardan Amerikan halkının rahatsızlık duyduğu, George W. Bush’un Irak’taki yenilgisinden bu yana, müdahale yılları boyunca cihatçılar, ABD’nin emperyal politikaları için vazgeçilmez hale geldi. Ama vekalet savaşları ideal olan — bunlar “akıllı” savaş, çünkü bu savaşlarda yalnızca Araplar, Afrikalılar ve Amerikalıların isimlerini bile duymadığı halklardan kişiler ölüyor. Obama’ya göre Libya’daki savaş bile değildi, çünkü hiç ABD’li personel ölmedi.

 “Cihatçılar ABD’nin emperyal politikaları için vazgeçilmez hale geldi.”

IŞİD ve Obama yönetimi hakkındaki gerçekler o kadar açık ki Donald Trump’ın  bile Suriye ve Libya’da olup bitenlere ilişkin  bulanık da olsa bir fikri var. Ne var ki, beyaz ırkçı, Queens’li, şımarık bir milyarderden Obama/Clinton/IŞİD bağlantısını ABD’nin emperyal politikalarının  tarihsel  bağlamında görebilmesini beklemiyoruz. Ne yazık ki,  “liberallerin” büyük bir çoğunluğu ve onlardan çok daha fazla sayıda  “ilerici”  ( bunların içinde siyahlar da var ) Trump’la aynı hastalığa tutulmuş vaziyetteler:aşırı emperyalist şovenizm — beyazların üstün olduğu görüşünden pratikte ayrılması mümkün olmayan bir şovenizm.  Aşırı emperyalist şovenizm, Amerikalıların, darağacına gönderilmesi ya da idam mangasının karşısına çıkarılması  ( tabii ki yargılandıktan sonra ) gereken kişileri Beyaz Saraya göndermelerine yol açıyor. Ayrıca bu şovenizm, Donald Trump’tan ( Trump bildiğimiz kadarıyla kimseyi öldürmedi ve ayrıca başka ülkelerin rejimlerinin değiştirilmesiyle ilgilenmeyeceğini de ifade etti ) korkuyla kaçanların kendilerini spektrumun “solunda” olduklarını iddia etmelerine bile yol açıyor.Ama aynı kişiler, kocası Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde altı milyon kişinin öldürüldüğü soykırımı başlatmış, kendisi de Ortadoğu’da yüz binlerce insanın kanıyla yıkanmış bir kadına oy verecekler.

Adaylardan biri, Trump, en çok, dış politika sloganı “hadi bir anlaşma yapalım” olan Alabama Valisi George Wallace’a benziyor. Diğer aday Clinton ise Başkan olarak işlediği  suçlar Hitler seviyesine varan soykırımcı bir manyak.

Clinton ya da Trump’tan daha korkutucu olan ise, Amerikalıların beyaz olmayan insanlara karşı uygulanan soykırımdan tiksinti ya da nefret duymuyor gibi görünmeleri. Soykırımın seçim sürecinde konu edilmesi için  soluk benizli ya da Kızılderili olmak  gerekir.

Çeviri: Özgür Girişen