Perşembe , 23 Kasım 2017

Fikret Başkaya: Üniversite sadece devlete karşı değil, sermayeye karşı da özerk olmalı

Fikret Başkaya ile üniversite ve ‘Özgür Üniversite’ üzerine söyleşi

Ahmet Çelik, yıllardır Özgür Üniversite ile alternatif bir eğitim modelini sürdüren Fikret Başkya ile 22 Ekim’de yeni derslerine başlamadan önce ABC Gazetesi için bir söyleşi yaptı.

Ahmet Çelik: Özgür Üniversite’de güz dönemi, sizin, ‘Yaratıcı ütopya zamanı: Kapitalizm dahilinde insanlığın bir geleceği yok” başlığını taşıyan dersinizle 22 Ekim Cumartesi başlıyor. İsterseniz genel bir giriş yapalım: Bir kurumun üniversite adını hak edebilmesi için nasıl olması gerekiyor? Üniversite’nin devlet aygıtının diğer kurumlarından ne gibi bir ayrıksı özelliği olması gerekiyor? 

image001

Fikret Başkaya: Bir kere üniversitenin özerk olması gerekir. Özerklik olmazsa olmazdır. Veya şöyle de denebilir: Özerk değilse, üniversite değildir. Zira, bilimsel bilgi üretimi emir-komuta zincirinde, bildik bürokratik çerçeve dahilinde mümkün değildir. Kendi kendini yönetemeyen bir kurumun, kapısında üniversite yazıyor diye üniversite sayılması gerekmez. Tabii bu üniversite üyesinin de bir “memur olmamasını” varsayar. İkinci olarak işim üniversite üyesini angaje eden bir yanı da vardır: Üniversite üyesi bilim namusuna, entellektüel dürüstlüğe sahip değilse, o kurum özerk olamaz ve üniversite tanımına uymaz. Bu da üniversite üyesinin ‘ayrıksı’ özelliğine gönderme yapar. Kaldı ki, bu sadece üniversite üyesi için değil, az-çok öğretmen için de öyledir. Zira öğretmenlik her hangi bir meslekten farklı olmak zorundadır. Öğretmenin öğrenmeyi, öğretmeyi ve öğrenciyi sevmesi gerekir. Değilse o öğretmen değil bir “gardiyandır”. Öğrenmeyi sevmeyen de, ne öğretmeyi ve ne de öğrenciyi sevebilir…

Ahmet Çelik: Özerlik derken kime karşı özerklikten söz ediliyor? 

Fikret Başkaya: Devlet ve sermaye karşısında özerklik. Daha genel olarak da güç ve iktidar odakları karşısında özerklik.

Ahmet Çelik: O zaman üniversite açılışlarının cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, vb. tarafından yapılması saçma değil mi? 

Fikret Başkaya: Bir siyasetçinin bir çimento fabrikası, bir yol veya köprü açılışına katılması normaldir ama üniversite açılışına katılması asla kabul edilebilir değildir. Üniversite açılış dersi ekseri ya o üniversitenin en yaşlı ve saygın bir üyesinin, ya da parlak bir genç akademisyenin önemli bir toplumsal soruna dair verdiği dersle açılması gerekir. Siyasetçilerin açılış yapması üniversitenin inkârıdır. Zira, orası sivil savunma genel müdürlüğü gibi bir yer değildir.

Ahmet Çelik: Birinci vazgeçilmez koşulun özerklik olduğunu söylediniz başka neler gerekiyor ki, bir kurum üniversite sayılabilsin? 

Fikret Başkaya: İkincisi, üniversitenin kendine uygun/göre bir üslubunun ve geleneğinin olması gerekir. Bu onun “ayrıksı’ niteliğinin bir sonucudur. Üçüncüsü, üniversitenin kendini savunabilmesi gerekir. Tabii kendine mahsus yöntem ve araçlarla… Topla, tüfekle, füzeyle değil. Ve dördüncüsü, üniversitenin toplumdaki özgürleşme mücadelesiyle kavuşması/örtüşmesi gerekir. Aksi halde toplum sorunlarına yabancılaşmış bir kurum üniversite sayılamaz.

Ahmet Çelik: Bu saydığınız koşullar karşısında “reel üniversitenin” durumu nasıldır? 

Fikret Başkaya: Reel üniversite bu koşulları hiç bir zaman karşılamadı. Bu yüzden de realite ile retorik arasında hep bir uyumsuzluk söz konusudur. Üniversiteler aslında egemenlik üreten devlet kurumlarıdır. Oysa, üniversitelerin ‘her türlü düşüncenin, özgürce ve sınırsız bir şekilde tartışılabildiği, evrensel bilimsel bilgi üretilen, her zaman toplumun bir kaç adım önünde kurumlar olduklarına’ dair bir tevatür üretilmiştir. Bu külliyen yalandır. Üniversiteler her türlü düşüncenin tartışıldığı, özgür düşüncenin filizlenip, geliştiği kurumlar değil, özgür düşüncenin boğulduğu kurumlardır. Türkiye’ye bak anlarsın! Her zaman egemen sınıfın ihtiyacı olan egemen ideolojiyi (bizde resmi ideoloji) üreten, yeniden üreten ve yayan kurumlardır. Egemenliğin ideolojik bekçileridir. Fakat, işlevleri sadece ideolojik alanı angaje etmez. Sanayinin, ticaretin ihtiyacı olan ‘yetişkin emeği’, devlet kadrolarını da yetiştirirler. Fakat şimdilerde üçüncü bir eşik daha aşılmış görünüyor: Artık, kapsamlı özelleştirmelerle, üniversiteler tam birer kapitalist işletmeye, bildik ticarethanelere dönüşüyorlar ki, ortada üniversite adına yakışır bir şey yok demektir.

Ahmet Çelik: O halde sadede gelirsek, Özgür Üniversite bu “reel duruma” bir tepki olarak doğdu mu demek lâzım, yada Özgür Üniversite’nin kuruluş amaçları ne idi? 

Fikret Başkaya: Türkiye’de boğucu, bağnaz bir resmi ideoloji ve resmi tarih dayatılmış durumdadır. Bir kere remi tarihi ve resmi ideolojiyi teşhir etmek gibi bir amacımız vardı. Zira, resmi ideoloji entelektüel/bilimsel yaratıcılığı dumura uğratıyor. Resmi ideolojinin geçerli olduğu yerde bilim yeşermez. Orada özerk kurumlara, özgür düşünceye yer yoktur. İkinci amaç, Türkiye’deki köklü ‘Avrupa-merkezli ideolojik yabancılaşmaya’ dikkat çekmekti. Zira resmi ideoloji Avrupa-merkezli ideolojik yabancılaşmaya da dayanıyor. Üçüncüsü, son dönemde “neoliberalizm” denilen emperyalist saldırı ve kuşatma karşısında bir karşı duruş oluşturma amacı vardı; ve nihayet, bir taraftan neoliberal saldırı, diğer yandan Sovyet Sisteminin çökmesi, komünist toplum ütopyasını ve perspektifini zayıflatmıştı. Ütopyanın yeniden canlandırması gereği de kuruluş amaçlarındandı diyebiliriz…

Ahmet Çelik: Özgür üniversite nasıl işliyor, finansman nasıl sağlanıyor, bildik kurumlardan ne farkı var? 

Fikret Başkaya: Çok önemli farklar var tabii.  Özgür Üniversite özerlikten de ötede tam bağımsızdır. Her şeyine kendi karar verir. Hiç bir dış baskıya veya etkiye tabi değildir. Sınav yoktur, diploma yoktur. Diploma yok zira, burjuva toplumunda diploma insanlar bir şey bildikleri için verilmez, tersine diplomaları olduğu için bir şeyler bildikleri varsayılır. Tabii bir belge isteyen olursa, “Eski öğrencimiz olmuştur” diye bir belge veriyoruz. Oraya gelenler bir meslek edinmek için gelmiyor, bilgiyi paraya çevirme amacı yoktur. Bize gelenler, “hayatımı nasıl kazanabilirim?.” sorusunu değil, “hayatımın anlamı ne olacak?” sorusunu soranlardır. Özgür Üniversite gönüllülük esasına göre işleyen bir kurumdur. Orada ders veren, seminer yapan, konferans veren, yazı yazan, çeviri yapan bunu gönüllü olarak yapar. Gerekirse cebinden katkı bile yapar. Öğrencilerden çok küçük bir katkı payı alınır. Onunla kira, telefon, doğal gaz, elektrik faturaları ve bir de sekretere mütevazı bir ödeme yapılır.

Ahmet Çelik: Son olarak, geride kalan dönemde ‘Özgür Üniversite neyi kanıtladı’ desem nasıl cevap verirdiniz? 

Fikret Başkaya: Aslında zahmet edip, Özgür Üniversite’nin Kuruluş Bildirgesi’ni okumanızı öneririm. Bu gün gelinen aşamada bilimsel bilginin ezilen ve sömürülen sınıflar (Büyük İnsanlık densin) tarafından üretilmesi ve onların hizmetine sunulması hayatî önem taşıyor. Zira, mevcut kurumlar tam birer gericilik yuvası haline gelmiş bulunuyorlar. Elbette bu eskiden matahtılar anlamına gelmez. Eleştirel bilgi/eleştirel düşünce elbette her zaman önemliydi ama hiç bir zaman bu kadar önemli olmamıştı. Zira, insanlık ve uygarlık tehlikeli bir kavşağa gelip dayanmış bulunuyor. Bizi bu durumdan çıkaracak olan eleştirel düşünce, eleştirel bilgi ve eleştirel düşünceye dayalı eylemdir. Onun için acilen, devletten ve sermayeden bağımsız eleştirel düşünce odaklarına, sıra dışı öğretim kurumlarına ihtiyaç var ve bu mümkün. Zira, Özgür Üniversite geride kalan dönemde, devletten ve sermayeden, güç ve iktidar odaklarından ‘tam bağımsız’ öğretim kurumlarının, eleştirel düşünce odakmarının mümkün olduğunu kanıtlamış bulunuyor.