Cumartesi , 24 Haziran 2017

Küreselciler ile popülistler arasında iktidar savaşı – WayneMadsen

image001Gazeteci gibi tutum takınan küreleşme taraftarı birçok uzman ve düşünce yapıcı figürler her ne kadar kabul etmek istemezseler de ABD Başkanı Barack Obama, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, İngiltere Başbakanı David Cameron, Almanya Şansölyesi Angela Markel ve İtalya eski Başbakanı Matteo Renzigibi liderlerin izledikleri politikalardan dolayı yaşam kaynağı bulan yeni Soğuk Savaş (neo-ColdWar) döneminin artık sonu gelmek üzere. Yeni savaş küreselci güçler ile popülizm güçleri arasında yaşanacak. Küreselcilerin son oyunu kararların Brüksel, Londra, Lahey ve Berlin gibi başkentlerdeki bürokrasi makamları ile birlikte Washington’da alındığı tek kutuplu bir dünya düzeni tasarımı.Kurumsal medyaher ne kadar “aşırı sağ” kulvardan biraz tereddütler içinde “popülist” bir kimlikle yeniden markalaşma yoluna girmiş olsa da,küreselci karşıtı güçler de ulusal egemenliğin, kültürel çeşitliliğin ve dinsel hakların bulunduğu,  gümrük kapılarının işler halde olduğu, milli bir endüstriyi koruma mevzuatının geçerli olduğu çok kutuplu bir dünya düzeni yönünde mücadele veriyorlar.

Avusturya’da 04 Aralık’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve İtalya’da yapılan anayasa referandumunda alınan sonuçlar hem mili egemenlikçiler ve hem de küreselciler açısında karma bir değerlendirme yapılmasına neden oldu. Avusturya Cumhurbaşkanlığına milliyetçi aday Norbert Hofer’in, hala dumanı tüten Rusya-Estonya göçmen zinciri koalisyonu Yeşil aday Alexander Van der Bellen karşısında,aşırı sağcı olarak görüldüğü için değil, seçim kampanyası sonuna doğru Avusturya toplumu çekirdek sorunları konusunda gereğinden fazla zırvalamasından dolayı seçimi kaybettiği anlaşıyor.

Norbert Hofer seçim döneminde yön değişikliği yapma yoluna girdi ve Avrupa Birliği (AB) ve de  “her türlü bürokratik işlemin anası haline gelen” Avusturya’nın AB üyeliği lehine bir söylem geliştirmeye başladı. Avusturya seçimlerinde alınan bu yöndeki sonuçları Van der Bellen’in seçim sürecinin bir aşamasından sonra güçlü bir seçmen desteğini aldığını fark etmesinden dolayı olmadı. Cumhurbaşkanlık seçimlerinde Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) adayı AB yanlısı bir strateji izlemeye başlamasından sonra Hofer’in ateşli taraftar seçmen kitlesinin bile sandık başına gitmemesinden dolayı oldu. Oysa Hoferdaha önce Birleşik Krallıkta yapılan Avrupa Birliğinden çıkma yönünde başarılı referandumu Brexit’ten sonra AB hakkında şöyle açıklama yapmıştı:

“Şayet İngiltere seçmenin Brexit cevabı; ulusal parlamentoların güç kaybettiği ve Avrupa Birliği yönetim faaliyetlerinin adeta bir devlet yönetimi gibi yürütüldüğü merkezi bir Avrupa Birliği ise, biz de Avusturya’da referandum yapma yoluna gitmek durumunda kalırız”.

NorbertHofer Avusturya’daki AB karşıtlığı ve göçmenlerin Avrupa sınırlarına dayanma konusunda AB’nin tolerans şampiyonu tutumuna karşı muhalefetin ciddiyetini hafife aldı. Hofer’in “daha güçlü bir Birlik” taraftarı olduğunu iddia etmesi yönünde yeni bir söylem geliştirmeye başlamasından sonra kurulu düzen karşıtı muhalif seçmen Hofer’in de fırıldak politikacılardan birisi olduğunu düşünerek Hofer’esırtını çevirdi. Rakibi Van der Bellen’ın % 53,8 oy oranına karşın Hofer % 46,7 oy alabildi. Cumhurbaşkanlığı ilk seçimlerinde usulsüzlükler olduğu gerekçesiyle mahkeme kararıyla seçim sonuçlarının geçersiz sayıldığı Mayıs 2016 oylamasında rakibi Van der Bellen’in % 50,3 oy oranına karşın Hofer % 49,7 oy almıştı. Hofer 4 Aralık seçimlerinde AB karşıtlığı ve göçmenlerin sınır kapılarından rahat bir şekilde geçiyor olmaları karşıtı duygularının baskın olduğu Avusturya kırsal kesimlerinde taraftar seçmen kitlesinde azalma olduğunu gördü. Hoferİngiltere, Galler ve Amerikan kırsallarında olduğu gibi milli egemenlik duygularının ağır bastığı ve kültürel koruma konularının kilit noktada önem arz ettiği iç bölgelerin (hinterlands)  davranış kalıplarını unutmuştu ve oy oranındaki düşüş de bu iç bölgelerden kaynaklandı. İktidar seçkini tabaka mensupları kendi aleyhlerine dönüşecek bir tutumla kırsal kesim ve küçük yerleşim bölgeleri insanlarını önemsemeyip alay bile ederler.

Küreselciler, hatalı bir şekilde,Hofer’in seçimlerde yaşadığı yenilgiyi popülizmin reddi olarak dikkate aldılar. İtalyan seçmeni kararlı bir tutumla Başbakan’ın yetkilerinde artış olması yolunu açan, Senato ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerine kısıtlama getiren, bölgesel hükümetlere devredilmesi düşünülen bazı icra yetkilerini milli hükümete verilmesini sağlayan planı reddettikleri zaman iktidar seçkinlerinin bu hastalıklı düşünme tarzı da darbe almış oldu.AB taraftarı ve küreselci poster çocuk Başbakan MatteoRenzi İtalya referandumu başarısız olursa istifa etme sözünü verdi ve başarısız da oldu. Renzi, Brüksel’de icra faaliyetlerini yürüten AB bürokratları tarafından da desteklenen seçimlerin sandık sonuçları belli olunca hayal kırıklığına uğradı ve istifasını açıkladı. Küreselciler İtalyan seçimlerin de alınan sonuçlarda okunması gereken önemli bir şeyin olmadığını ve İtalya seçimleriyle İngiltere’deki Brexit referandumuyla, Amerika’da Donald Trump’ın sürpriz bir şekilde seçilmesiyle herhangi bir bağlantı olmadığını iddia ediyorlar.

İtalya’da yürütülen “Hayır” kampanyası ülke çapında genç seçmen kesimin desteğini almıştı. “Hayır” koalisyonu MatteoRenzi’nin partisi Demokratik Parti üyesi sol kanatan, popülist cepheden ve Beş Yıldızlı AB karşıtı hareketinden (M5S), Milliyetçi Kuzey Liginden, eski başbakanlardan Silvio Berlusconi’nin bir zamanlar başını çektiği ForcaItaliahareketindenve şimdilerde ağırlıklı olarak SinistraItaliana (SI) hareketinde yer alan eski komünistlerden meydana geliyordu. Kafaları kuma gümülü Avrupa’daki sendikacılar ve küreselciler İtalya’da yaşanan olayların aslında bir anlamda küresel iktidar seçkinlerine karşı olup, İngiltere ve ABD’yi sarsan aynı destandanbir parçanın okuması olduğunu anlamaktan zorluk çekiyorlar.

NorbertHofer izlediği politikada AB karşıtlığı üzerinde yoğunlaşmaktan vazgeçtiği ve halktan aldığı popüler itimatnamesini feda ettiği için Avusturya’da popülist geçiş töreninin bir parçası olmadı. Avusturya Cumhurbaşkanlık makamı yaptırım gücü olmayantörensel sembolik bir icra makamıdır. Halkın2017 yılının ilk yarısında parlamento seçimlerine gideceği zaman FPÖ lideri Heinz-ChristianStrache, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan aynı standart hatayı tekrar yapmayacak. Yakın zamanda yapılan bir ankete göre lider olarak Strache ve Partisi, çok parlak bir kariyeri olmayan Sosyal Demokratik lider Şansölye ChristianKern’den sonra Avusturya’nın gelecekteki Şansölyesi için favori aday.

Birçok Avusturyalı bir yüzme havuzunda 10 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etmeye kalkışan 20 yaşında Iraklı bir mültecinin bir mahkeme kararıyla sıradan gördüğü bir ceza almasıyla alt üst olup, sinirlenmeye devam ediyor.Iraklı mülteci savunmasında ciddi “cinsel sorunlarının” olduğunu söylemişti. Van der Bellen ve göz kamaştırıcı destekçileri Yeşiller ve Sosyal Demokratik taraftarları tecavüzcü Iraklıyatoleransla bakabiliyorlar. Diğer yandan da, Avusturya ülkesini ve halkın güven duygusunu butik sosyal davalarla ötelemeye çalışan Avustralyalılar karşısında mahkemenin tutumu içi kof bir tutum olarak dikkate alınıyor. Heinz-ChristianStrache Avusturya sınırlarının kontrol altına alınması, mülteci sorununsürdürülemez olup, yasadışı yollardan gelen göçmenlerin sınır dışı edilmeleri gerektiği, Brüksel’in ne yapılacağı konusunda dikte edici taleplerini yerine getirmeme yönündeki tutumundan geri adım atmış değil.

Küreselci haber kanalları İngiltere Brexit referandumu, ABD Başkanlık seçimi ve İtalyaanayasalreferandumu konusunda görüşleri ileri sürerlerken gündemin gerektirdiği bir tesadüf eseri olarak yapmıyorlardı. ABD seçimleri ile İtalya ve Avusturya referandumları arasındaki seçimler dikkate alındığında yaşanansosyal sorunları göz ardı ederek, asılhikâyeolarak, AB taraftarı Van der Bellen’inAvusturyaCumhurbaşkanlığı seçim zaferinisunuyorlardı. Bulgaristan ve Moldova’da 13 Kasımda yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Rusya yanlısı adaylar AB yanlısı rakiplerine karşı galip geldiler. Bulgaristan seçimlerinde aday Rumen Radev ve Moldova seçimlerinde aday IgorDodonküreselci propaganda şablonuna uygun kampanya yürütmediklerinden dolayı Avrupa’yı silip süpüren popülist ve milli egemenlikçi dalga içinde yer almayıp, bir parçası olmadılar.

Fransa’da Nisan 2017’de yapılacak seçimlerde Milliyetçi Cephe adayı Marine Le Pen, rakipleri AB taraftarı statüko düşkünü muhafazakar, eski bir Başbakan François Fillon, şimdiki Sosyalist Başbakan ve İspanya göçmen kökenli Manuel Wallskarşında meydan savaşına hazırlanıyor. Fillon ve Walls adaylık kampanyalarını, giderek dozunu artıran oranda, AB karşıtlığı ve Fransa’daki göçmen karşıtlığı üzerine yürütmeye çalışıyorlar. Oysa Fillon ve WallsFransa milli egemenliğini savunma davasına sonradan katılmış siyasilerdir. Bir kısım Fransız seçmeni hem Fillon ve hem de Walls’ın AB ve küresel bankacılık sistemine karşı durabileceklerine şüpheyle bakıyor. MatteoRenzi referandumuna karşı oy veren İtalyan solu işçi sınıfı gibi, geçmişte Komünistlere oy veren Fransa işçi sınıfı Sendikal Birlikleri kurumsal kimlik sahibi Fillon ve Walls adaylıkları karşısında Marie Le Pen’in adaylığını tercih etme yoluna gidebilirler.

Diğer Avrupa ülkelerinde AB karşıtı politika izleyen siyasi partilerin mensupları ulusal parlamentolarda ve Avrupa parlamentosundaki delegasyonlarda seçim süreci düzenleyici yapıların/kurulların birer parçasıdırlar. Macaristan’da oyların % 21’ini alan aşırı sağ hareketi Jobbik, oy oranı % 21’e çıkan Danimarka Halk Partisi, Eylül ayında yapılan Berlin seçimlerinde dikkat çekici oranda % 41 oy alan Almanya Alternatif Hareketi (AfD) bundan sonra göz önünde bulundurulması gereken hareketler olacak. Almanya Şansölyesi Angela Markel izlediği Müslüman mültecilere karşı açık-kapı politikasının gelecek yılda yapılacak seçimlerde kendisine çok pahalıya mal olabileceği endişesini taşıyarak, AfD hareketinden gelen, Almanya’da Müslüman kadınların taktıkları burka ve nikap yasağı konusunda öneri talebini kabul etti. Merkel, Essen’de yapılan Hıristiyan Demokrat Parti kongresinde yaptığı konuşmasında bundan böyle Almanya kapıların göçmen akını dalgasına açma “hatasını” bir daha tekrar etmeyeceğini açıkladı. Birleşik Karalık Bağımsızlık Partisi eski lideri NigelFaragetwitter üzerinde yaptığı bir mesaj açıklamasında Şansölye Angela Markel’inaldığı bu yeni politika kararı çok gecikmeli bir karar oldu. “Çok geç. Atı alan Üsküdar’ı geçti” artık diye ifade etti.

Şansölye Markel açısından çok geç kalınmış bir karar. “Hüseyin K” adında 17 yaşında Afganlı birgöçmen, babası Almanya’da üst düzey bir AB yetkilisi olan 19 yaşında tıp öğrencisi Maria Ladenburger adlı kıza tecavüz etmesi ve öldürmesi olayından sonra rotasını popülist bir politika izlemesiyönünde Şansölyenin zayıf düzeyde kalan bir girişimi oldu. Tıpkı diğer Avrupa halkları ve de Amerika’da olduğu gibiAlman halkının da yaşanan bu tarz olaylardan dolayı öfkesi yeterince kabarmış durumda. Başta kadınları olmak üzere, Almanlar,daha önce kendi evlerinde tecavüze uğramadıkları ve cihatçılar tarafından öldürülmedikleri konusunu unutmayacaklar. Maria Ludenburger ve benzeri diğer olaylar da dikkate alındığında, Şansölye Angela Merkel’in Ortadoğu’dan, Güney Asya’dan ve Kuzey Afrika’dan gelen göçmenler önüne serdiği “hoş geldiniz” halısı olmadıklarını gösterecekler.

 

Kaynak: http://www.strategic-culture.org/news/2016/12/08/war-between-globalists-and-populists.html

 

 

Çeviren: Nizamettin Karabenk