Çarşamba , 26 Eylül 2018

Suriye yanlısı güçler Afrin’e girerken çatışma daha da tırmanıyor*-Halil Celik

Suriye yanlısı güçler Afrin’e girerken çatışma daha da tırmanıyor*

 

Halil Celik

 

26 Şubat 2018

 

Salı günü Devlet Başkanı Beşar Esad’ı destekleyen bir milis konvoyunun Suriye’deki Afrin kantonuna girmesi ve Türk birliklerinin buna yoğun topçu bombardımanıyla karşılık vermesi ile birlikte, Türkiye ile Suriye askerleri arasında doğrudan bir askeri çatışma tehlikesi artmış durumda.

Bu durum, Türkiye ve Suriye ordularının, Şam hükümetini destekleyen İran bağlantılı milislerin, Rusya ve ABD askerlerinin ve Kürt milliyetçileri ile İslamcı grupları kapsayan çeşitli vekil güçlerin yer aldığı Suriye’deki iç savaşta daha ileri bir çatışmaya kapı aralıyor.

 

Reuters’e göre, hükümet yanlısı güçler, Suriye çatışmasının 2011’de başlamasından beri Suriye’nin kuzeyinde Afrin’i de içeren üç özerk kanton kurmuş olan Halk Savunma Birlikleri (YPG) tarafından memnuniyetle karşılandılar. Ankara, bunu, YPG’nin, otuz yılı aşkın süredir Türkiye içinde bir gerilla savaşı yürüten Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağları nedeniyle bir tehdit olarak görüyor.

 

Türkiye, 20 Ocak’ta, YPG militanlarını Afrin’den temizlemek için Zeytin Dalı Harekatı’nı başlatmıştı. Türk yetkililere göre, bu operasyon, 1.651 Kürt savaşçısının ve 32 Türk askerinin yaşamına mal oldu; YPG’nin sınır ötesinden gerçekleştirdiği saldırılarda ise Türkiye’de 7 sivil öldü, 125 kişi yaralandı. Türk ordusu, Suriye’nin kuzeyine doğrudan müdahalesini, YPG’nin Afrin’i Suriye’nin kuzeydoğusundaki çoğunluğu Kürt olan diğer topraklarla birleştirmesini engellemek için, Ağustos 2016’daki Fırat Kalkanı operasyonuyla başlatmıştı.

Salı günü erken saatlerde iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) meclis grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’nın Suriye hükümeti yanlısı güçlerin herhangi bir konuşlanmasını engellemek için Rusya ile birlikte çalıştığını söyledi. Erdoğan, “Aynı şekilde sahada belli hazırlıkların yapılması zaman alıyor. Önümüzdeki günlerde çok daha hızlı bir şekilde Afrin şehir merkezinin kuşatmasına geçilecek. Böylece şehire gelen yardımların hem önü kesilecek hem de terör örgütünün kimse ile pazarlık yapabilme imkanı kalmayacaktır.” diye konuştu.

 

Erdoğan, aynı gün daha sonra, artan tırmanma tehlikesini azaltmak amacıyla, Şam yanlısı milislerin Afrin’e girişi konusunun “şimdilik kapanmış” olduğunu söyledi. O, Makedonya Devlet Başkanı Gjorge Ivanov ile ortak basın toplantısında, “Dün gerek Sayın Putin gerekse Sayın Ruhani ile yaptığımız görüşmelerde, bu konularda da zaten mutabakatımız var. Maalesef bu tür terör örgütlerinin bazen biliyorsunuz kendilerine göre aldıkları kararlarla attıkları yanlış adımlar oluyor.” dedi. Erdoğan, konuyu, Pazartesi günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile ayrı ayrı yaptığı telefon görüşmelerinde ele almıştı.

Erdoğan’ın baş müttefiki faşist Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) önderi Devlet Bahçeli, meclis grup toplantısında, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Kürt güçlerine olası bir desteğin sonuçları hakkında uyardı: “Esad ise yanılıp yenilip Afrin’e girerse, PKK/PYD/YPG ile aynı cepheye düşerse elbette ki sonuçlarına katlanmak durumunda kalacaktır.” Bahçeli, 6 Şubat’taki grup toplantısında, “Afrin yıkılmalı ve teröristler yakılmalı” demişti.

 

Pazartesi günü, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kanal 24 ile yaptığı röportajda, Suriye hükümet güçlerinin henüz Afrin’e girmediğini ve girip girmeyeceğinin de belirsiz olduğunu ama özellikle “doğudan bölgeye daha fazla teröristin geldiğini” belirtti. Çavuşoğlu, “Eğer bu terör örgütüyle mücadele edip bunları yok ederse, temizlerse o zaman başka ama rejim bu terör örgütüne, YPG/PKK’ye, şu anda DEAŞ ile de beraberler; bunlara destek için, onları korumak için oraya gelirse işte o zaman Türk ordusunu kimse durduramaz.” dedi.

Çavuşoğlu, Suriye devletine ait haber ajansı SANA’nın hükümet yanlısı “Halk Güçleri” milislerinin kısa süre sonra Afrin’e gireceğine ilişkin haberi hakkındaki bir soruyu yanıtlıyordu. Ancak SANA’nın haberi, “halk güçleri, Türk rejiminin Afrin bölgesinde 20 Ocak’tan bu yana giriştiği saldırganlığa karşı yerel halkı desteklemek için yakında Afrin’e varacağı” konusunda kuşkuyu yer bırakmıyordu.

 

SANA’ya göre, “Uluslararası olarak yasaklanmış klorin gazı dahil çeşitli silah ve top türleri kullanan, yüzlerce sivili öldürüp yaralayan ve altyapıyı, mülkleri ve tarihi simgeleri tahrip eden Türk rejimi, neredeyse bir aydır Afrin bölgesinde barbarca bir saldırı yürütüyor.”

 

Bu arada, Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ, SANA’nın haberini gerçek dışı olarak adlandırdı. 19 Şubat günü Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında gazetecilere konuşan Bozdağ, “Suriye resmi haber ajansı SANA, Suriye rejimine bağlı bazı güçlerin Afrin’e gireceğine dair bir haber geçtiyse de bu haber resmi makamlar tarafından doğrulanmamıştır, gerçek dışıdır, gerçekle alakası yoktur.” dedi.

 

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, aynı gün, resmi Twitter hesabında, YPG ile Suriye hükümeti arasında bir anlaşmayı propaganda olarak reddetti: “Afrin konusunda rejim ile pyd/ypg anlaştı haberlerinin propaganda amaçlı olduğu açık. Fakat bu, bir takım gizli ve kirli pazarlıkların olmadığı anlamına gelmiyor.”

 

Bu yorumlar, Kuzey Suriye’de Kürtlerin önderliğindeki özerk yönetimin bir danışmanı olan Badran Jia Kurd’un Pazar günü Reuters’a, Suriye ordusunun Türk saldırısı ile mücadeleye yardım etmek için yakında Afrin’e girmesi konusunda bir anlaşmaya varıldığını söylemesinden sonra geldi.

 

Ancak YPG’nin sözcüsü Nuri Mahmud, Pazartesi günü, Şam hükümeti ile bu tür bir anlaşmaya varılmış olduğunu yalanladı ve Rusya’dan gelen basıncın bir yere kadar gelişen anlaşmayı engellemiş olduğunu ekledi. Mahmud, yalnızca, “Suriye ordusuna gelmesi ve sınırları koruması yönünde yaptığımız bir çağrı”nın söz konusu olduğunu söyledi.

Krelim’in Putin ile Erdoğan arasındaki telefon görüşmesi üzerine yaptığı basın açıklamasına göre, “Suriye’de durum ele alınırken, Astana biçiminde [geçtiğimiz yıl Kazakistan’daki görüşmelerde varılan anlaşmaya yapılan bir gönderme] işbirliğini daha fazla arttırmanın yollarına özel önem verildi. Rusya, Türkiye ile İran’ın, çatışmasızlık bölgelerinin etkin bir şekilde işlemesini sağlamak ve Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin vardığı anlaşmalar doğrultusunda siyasi süreci ilerletmek amacıyla sıkı işbirliği çabalarına hazır oldukları teyit edildi.”

 

Pazartesi günü Valdai Tartışma Kulübü’nün “Ortadoğu’da Rusya: Tüm Alanlarda Oynamak” başlıklı konferansının açılışında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü konusundaki kaygılarını dile getirdi ve Washington’ı “Suriye’de ateşle oynamama”ya çağırdı.

 

Lavrov, konuşmasında şunları söyledi: “Elimizden, Suriye’yi parçalamaya yönelik çabaları kaygıyla izlemekten başka bir şey gelmiyor. Bu kaygılar, ABD’nin başta Fırat’ın doğusu [çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı, YPG’nin denetimindeki bölge] olmak üzere ülkede uygulamaya başladığı planların incelenmesinin ardından artıyor… Amerikalı meslektaşlarımızı, bir kez daha, ateşle oynamamaya ve adımlarını bugünün siyasi ortamının doğrudan gereksinimlerine değil; Suriye halkının ve elbette, Suriye’deki, Irak’taki ya da bölgedeki diğer ülkelerdeki Kürtler dahil tüm bölge halklarının uzun vadeli çıkarlarına göre ayarlamaya çağırıyorum.”

 

ABD’nin Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) ve milis gücü YPG’ye desteğine değinen Lavrov, ayrıca, ABD’nin, Suriye’deki, “Türkiye ile gerilimlerin tırmanmasına yol açan” kışkırtıcı adımlarını suçladı ve “Afrin’de şu anda neler olduğunu biliyorsunuz.” diye ekledi.

 

Lavrov, daha önce, Washington’ı, “Suriye topraklarının büyük bir kısmını Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ederek yalıtmaya çalışmak” ile suçlamıştı. Rusya Dışişleri Bakanı, 16 Şubat’ta Euronews televizyon kanalı ile yaptığı röportajda şunları söylemişti: “ABD görev gücü ve diğer birlikler, Şam’dan (meşru hükümetten) herhangi bir davet ya da bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yetkisi olmaksızın, Suriye’de yasadışı olarak bulunuyorlar… Belli ki, ABD, askeri varlığını Suriye’de sonsuza dek tutmaya yönelik olduğunu düşündüğüm bir stratejiye sahip… Onlar, önceki tüm sözlerine rağmen, aynısını Irak’ta ve Afganistan’da da yapmaya çalışıyorlar.”

 

Yalnızca Moskova değil ama Tahran da Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerekliliğini yineledi. Fars Haber Ajansı’na göre, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Erdoğan ile Pazartesi günü geç saatlerde yaptığı telefon görüşmesinde, “terörle mücadele, teröristleri Suriye’den çıkarma ve bölgedeki ayrılıkçı hareketlere karşı koyma, İran ile Türkiye’nin ortak hedefleri arasındadır.” demiş ve eklemiş: “İran ve Türkiye, bölgede ve uluslararası gelişmelerde ortak hedefler izliyor.”

 

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında, Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) bir bağımsızlık referandumuna giriştiğinde, Ankara ve Tahran KBY’ye karşı cezalandırıcı önlemlere başvurmuş ve Irak merkezi hükümetinin desteğiyle sınırda askeri tatbikatlar başlatmıştı.

 

Rusya, Türkiye ve İran şu anda ABD’yi Suriye’nin geleceği üzerine diplomatik görüşmelerin büyük kısmından dışlayan üstü kapalı bir ittifak içinde ancak bölgede ayrı ve aslında uyumlu olmayan çıkarlara sahipler.

 

Operasyonun belirli sınırlar içinde kalması ve Esad güçlerinin üstünde gitmemesi şartıyla Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yaptığı harekata onay veren Moskova, Suriye’de ABD’ye karşı elini güçlendirmek için iki NATO müttefiki olan Ankara ile Washington arasındaki anlaşmazlıklara oynuyor.

Bununla birlikte, Putin yönetimi de, Ankara’nın ve Tahran’ın tersine, Suriye’deki Kürt milliyetçilerini Pentagon’dan uzaklaştırma ve onlarla sıkı bağlarını sürdürme hedefine sahip. Dolayısıyla, Kürt sorunu, yalnızca tarihsel olarak çözülmemiş ortak bir sorun olarak değil ama aynı zamanda ABD’nin müdahalesi Kürt ayrılıkçılığı korkularını arttırdığı için, bir kez daha, İran’ı, Türkiye’yi ve Irak’ı yakınlaştıran bir etmen haline gelmiş durumda. Bu yakınlaşma, Suriye hükümetini de içerebilir.

 

Bu gelişmeler, Ankara’nın, Ortadoğu genelinde şiddetle devam eden çatışmaları tırmandıracak ve büyük güçler arasında savaş tehlikesini arttıracak pervasız bir hamle olarak Afrin’i istila etmesinin gerici karakterini açığa vurmaktadır. Büyük bir savaş tehlikesi, yalnızca, işçi sınıfı içinde sosyalist ve uluslararası bir savaş karşıtı hareketin inşa edilmesiyle önlenebilir.

 

* wsws.ord’dan…