Salı , 19 Haziran 2018

İsrail’in çevresinde barış imkanı var mı? – Thierry Meyssan

 

İsrail’in çevresinde barış imkanı var mı?

 

Thierry Meyssan

 

Küresel medyalar, genişletilmiş Ortadoğu’da süregelen olayları birbirinden kopuk olgular olarak ele almayı tercih ederken, Thierry Meyssan bunları aynı satranç tahtası üzerinde üst üste gerçekleştirilen hamleler olarak yorumlamaktadır. İsrail çevresindeki çatışmaları organik bir bütün olarak algılamakta ve Başkan Trump’ın bir bölgesel barışa ulaşma olasılığını sorgulamaktadır.

 

 

Jared Kushner daha önce cihatçılara verilen destek ve Suudilerin halefiyet sorununu çözdü. Başkan Trump’ın İsrail’in çevresinde barışı sağlamak için hazırladığı planın ayrıntılarını yakın zamanda açıklaması bekleniyor.

Ortadoğu çok sayıda çıkarın kesiştiği ve iç içe girdiği bir bölgedir. Buradaki bir taşın yerinin değiştirilmesi, satranç tahtasının öteki ucunda bir tepkiye neden olabilir. Donald Trump’ın Amiral Cebrowski’nin [1] stratejisini sonlandırma ve çok yara almış bir bölgeye barış getirme girişimleri, halen sonuca ulaşmasını engelleyen çelişkili etkilere yol açmaktadır.

 

Aktörlerin her biri hayatta kalmak için çaba harcarken, böylesine karmaşık ilişki ve düşmanlıklardan kaynaklanan sorunların üzerine yürümek gerçekçi değildir. Aksine her bir tarafı anlamak ve kimseyi unutmamak gerekmektedir.

 

Öncelleri Reagan ve Baba Bush gibi Başkan Trump da İran sorununa « muhafazakarlar » (yani İmam Humeyni taraftarları) yararına « reformcuları » (Batının deyimiyle) sıkıntıya sokarak müdahil olmaktadır. Öte yandan muhafazakarlar bu tutuma Suriye, Lübnan ve Gazze’de başarılı sonuçlar elde ederek tepki vermektedir ki bu durum da Beyaz Saray’ın Filistin’deki müttefiklerinin çabalarını zora sokmaktadır.

 

Donald Trump ABD’nin JCPoA mutabakatından geri çekildiğini açıkladığında Cumhurbaşkanı Ruhani (reformcu, yani anti-emperyalist devrimin komşulara ihracına karşı çıkan) bir yandan Avrupalılara çağrıda bulunarak, bir yandan da içlerinden bazılarını yolsuzluklarını ortaya çıkarmakla tehdit ederek tepki verdi [2]. Oysa Brüksel’in attığı imzaya sahip çıkması zayıf olasılıktır. Aksine Avrupa Birliğinin 2012 yılındaki gibi hareket edeceğine ve ABD’li efendisinin şartlarına teslim olacağına inanmak için daha çok sebebimiz vardır.

 

Devrim Muhafızlarına gelince, onlar Suriyeli müttefiklerini işgal altındaki Golan Tepelerindeki İsrail istihbaratına karşı harekat yürütmeye ikna ederek; ardından Lübnan Hizbullah’ına bu harekatın bölgesel stratejideki değişikliğe damgasını vurduğu açıklamasını yaptırtarak ve son olarak da HAMAS’ı İsrail’in Gazze güvenlik sınırında bir gösteri düzenlemeye iterek tepki verdiler.

 

Her ne kadar Batı kamuoyu bu üç olay arasındaki bağı kuramamış olsa da, İsrail, Devrim Muhafızlarının Suriye, Lübnan ve Gazze’den eşzamanlı olarak saldırmaya hazır oldukları sonucunu çıkarabildi.

 

Devrim Muhafızlarının stratejisi meyvesini vermiştir, çünkü Arap, Acem ve Türk halkları Filistinli göstericilere karşı uygulanan zulmü (60’tan fazla ölü ve 1 400 yaralı) oybirliğiyle kınamıştır. Arap Birliği –ki Suudi Arabistan’ın önderliğinde birçok üyesinin Tel Aviv ile yakın gayri resmi ilişkiler içerisinde olduğu–anti-Siyonist söylemine birden geri döndü.

 

İran’ın içişlerinde Devrim Muhafızları, Şeyh Hasan Ruhani tarafından imzalanan JCPoA mutabakatının bir çıkmaz olduğunu ve sadece kendi siyasi hatlarının iş gördüğünü ortaya koydular: Irak, Suriye ve Gazze’de olduğu kadar Yemen, Suudi Arabistan ve Bahreyn’de de etkili bir şekilde yerleşmiş durumdadırlar.

 

Dolayısıyla da Donald Trump için Devrim Muhafızlarının yardımı olmaksızın İsrail çevresinde barışı müzakere etmek mümkün olmayacaktır.

 

70 yıldır devam eden İsrail anlaşmazlığı boyunca ABD’nin tarafları ancak bir kez masaya oturtma imkanı bulduğunu unutmamalıyız. Bu da 1991’de « Çöl Fırtınası » harekatı sonrasında gerçekleşmiştir. Başkan baba George Bush ve Sovyet mevkidaşı Mihail Gorbaçov Madrid’de İsrail, Filistinlileri (ama FKÖ temsiliyle değil), Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi bir araya getirdiler.

 

Baba George Bush toplantıdan önce 1967’den önceki sınırlara geri çekilmeyi ve İsrail’in güvenliğini güvence altına alınmayı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmamasını ve Batı Şeria ve Gazze’deki Filistin yönetimini tanımayı yazılı olarak taahhüt etmişti. Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olan bu çözümün ortağı Hafız Esad’ın otoritesinden destek alarak herkese kabul ettirilmesinin mümkün olacağını düşünüyordu. Madrid Konferansı işler. Çok sayıdaki anlaşmazlık konusunu çözümlemek üzere bir müzakere süreci belirlenir ve takvim ortaya konulur. Ancak daha sonra düzenlenen toplantılar, Likud’un ABD’de Dışişleri Bakanı James Baker’e karşı yürüttüğü kampanya sonucunda baba George Bush’un yeniden seçilmesini önlemesiyle başarısızlığa uğrar. Sonuç olarak İsrail bu süreçten ayrı olarak, sadece Yaser Arafat ile Oslo Mutabakatlarını imzalar. Bu mutabakatlar sadece Filistinlilerin sorunlarını çözmeyi öngörüyordu. Diğer aktörlerce hiçbir zaman kabul görmediler ve dolayısıyla da hiçbir zaman uygulanamadılar. Ardından Başkan Bill Clinton, Barak-Esad müzakerelerini örgütleyerek Suriye ile iki taraflı müzakereleri sürdürmeyi denedi. Diğer aktörlerin katılımı olmaksızın yapılacak girişimler sorunların tamamını çözme konusunda yetersiz kalacağı için, Ehud Barak’ın U dönüşü yapması nedeniyle bu deneme de başarısız oldu.

 

27 yıl sonra durum artık daha da karmaşıklaşmıştır. Filistinliler, Batı Şeria’daki laikler ve Gazze’deki İslamcılar olmak üzere iki kampa bölünmüş durumdadırlar. İran artık Hamas’ı destekleyen yeni bir aktör haline gelmiştir. Son olarak oğul Bush’un ABD’si İsrail’in Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ederek 1967’den sonra yaptığı ilhakları tanımıştır.

 

Dolayısıyla İsrail’in çevresindeki anlaşmazlıklar sadece Filistin sorununa bağlı değildir ve Sünnilerle Şiileri karşı karşıya getiren fitneyle de hiçbir ilgisi yoktur.

 

Jared Kushner’ın tasarladığı planın tek amacı İsrail’in toprak kazanımlarını durdurmak, uluslararası hukuka uymak ve dolayısıyla 1967’deki sınırlara geri dönmektir. Arapların « önceki bozgunları » haline dönüşecek olanı kabul edeceklerini varsaymaktadır. Bu düşük bir olasılıktır.

————————————————————————————————–

 

[1] Amiral Cebrowski 2001 yılında genişletilmiş Ortadoğu’daki devlet ve toplumların ortadan kaldırılmasına yönelik bir plan tasarlar. « ABD’nin dünyaya dair askeri projesi », yazan Thierry Meyssan, Tercüme Osman Soysal, Haïti Liberté (Haiti), Voltaire İletişim Ağı, 22 Ağustos 2017.

 

[2] İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hüseyin Caberi Ensari bu sorunu dile getirdiğinde, JCPoA’yı desteklemek ya da ona muhalefet etmek için yolsuzluğa bulaşmış

siyasetçileri tehdit edip etmediğine açıklık getirmedi.

 

Çeviri: Osman Soysal