Perşembe , 15 Kasım 2018

Washington, Suriye’ye büyük bir saldırının eşiğinde mi?* – Bill Van Auken

Washington, Suriye’ye büyük bir saldırının eşiğinde mi?*

 

Bill Van Auken

 

31 Ağustos 2018

 

Moskova’dan ve Ortadoğu’dan gelen haberlere göre, ABD ve müttefikleri, Suriye’ye karşı yeni bir büyük saldırı eylemini gerekçelendirip gerçekleştirmek için gerekli tüm unsurları sistematik olarak devreye sokuyor.

Washington’ın kışkırtılmamış bir saldırıya hazırlandığı yönündeki suçlamalar, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile Britanyalı ve Fransız yetkililer tarafından yapılan ve hükümetlerinin Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin Suriye’nin İdlib vilayetinde herhangi bir şekilde kimyasal silah kullanmasına karşı sert biçimde misilleme yapacağına ilişkin uyarıların ardından geldi.

Suriye ordusunun son günlerdeki bombardımanı ve topçu ateşi ile Suriye ordusunun Humus kentinde konuşlu alayını İdlib’in güney sınırına aktarıldığına ilişkin haberler, Şam’ın, hala El Kaide bağlantılı İslamcı milislerin kontrolü altında olan son topraklardan birini geri almaya yönelik bir saldırı başlatmanın eşiğinde olduğuna ilişkin spekülasyonları gündeme getirdi. Bu İslamcı güçler, Şam’da emperyalizm yanlısı daha uysal bir rejim kurmayı amaçlayan yedi yıllık rejim değişikliği savaşını yürütmek için, Washington, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından silahlandırılıp finanse edilmişti.

 

Esad hükümeti, ülkenin Batı destekli “asiler” tarafından ele geçirilmiş bölgeleri üzerinde yeniden denetim sağlamaya yönelik harekatında kimyasal silah kullanıldığını reddediyor. Şam, El Kaide bağlantılı güçleri, ABD’nin askeri saldırılarını kışkırtma amacıyla, geçtiğimiz Nisan ayında ve 2017’de yaptıkları gibi, kimyasal silah olayları tezgahlamakla suçluyor.

 

Geçtiğimiz Çarşamba günü Kudüs’teki bir basın toplantısında konuşan Bolton, şunları söylemişti: “Esad’ın yeniden kimyasal silah kullanabileceği olasılığı konusunda açıkça kaygılıyız. Aynı şekilde, burada, Suriye rejiminin kimyasal silah kullanması durumunda çok güçlü bir şekilde karşılık vereceğimiz ve onların bunu gerçekten uzun bir süre düşünmek zorunda kalacağı konusunda hiçbir kafa karışıklığı yok.”

 

ABD ulusal güvenlik danışmanı, ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik, Tahran ile büyük güçler arasında varılan 2015 nükleer anlaşmasının yürürlükten kaldırılmasını ve cezalandırıcı ekonomik yaptırımların yeniden uygulamaya konmasını kapsayan daha saldırgan tavrının gerekçesini de açıkladı.

 

Bolton, Washington’ın hedefinin Tahran’da rejim değişikliği değil; tersine, “rejimin tavrında büyük bir değişiklik” olduğunu iddia etti. O, aynı zamanda, ekonomik yaptırımların amacının, toplumsal karışıklıklara yol açacak şekilde, İran halkı için katlanılmaz koşullar yaratmak olduğunu açıkça ortaya koydu.

Bolton, Pentagon’un İran ile çatışmaya hazırlandığı alanları da ayrıntılı biçimde açıkladı: “İran’ın bölgedeki faaliyeti savaşçı olmaya devam ediyor: Irak’ta ve Suriye’de yaptıkları, Lübnan’da Hizbullah ile yaptıkları, Yemen’de yaptıkları, Hürmüz Boğazı’nda yapma tehdidinde bulundukları.”

 

Bolton, İsrail ziyaretinin ardından, görünüşe göre Washington’ın İran’a karşı kampanyasına Rusya’nın desteğini sağlamak amacıyla, Cenevre’de Rus mevkidaşı Nikolay Patruşev ile bir görüşme yaptı. Moskova, bu yaklaşımı, en azından resmi olarak reddedecek göründü. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Tahran ile Washington arasında ayrım yapmaya yönelik açık bir girişimle, hükümetin Suriye’ye davet etmediği tüm askeri güçlerin ülkeyi terk etmesini talep etti.

ABD’li yetkililer, Washington’ın Suriye’deki hedefi Esad yönetiminin devrilmesi olarak kalmakla birlikte, aynı zamanda, İran’ın Ortadoğu genelindeki etkisini zayıflatma ve petrol zengini bölgede ABD egemenliğini ileri sürmenin yolunu açma stratejisinin parçası olarak İranlı güçlerin ülkeden çıkartılmasına odaklandıklarını ortaya koymuş durumdalar.

 

İran ise, ABD’nin ve İsrail’in, İran güçlerinin Suriye’yi terk etmesi talebini reddetti ve kendi kuvvetlerinin, ülkeye, oraya uluslararası hukuku doğrudan ihlal ederek konuşlandırılmış olan 2.200 ABD askerinin tersine, Şam’daki hükümet tarafından davet edilmiş olduğunu vurguladı.

İran Savunma Bakanı Amir Hatami ve Suriyeli mevkidaşı, Pazartesi günü, İran’ın Suriye’de sürekli “varlığını ve katılımını” öngören bir “savunma ve teknik anlaşması” imzaladıklarını duyurdu.

 

Hatami, ziyareti sırasında, “Bizler, Suriye’nin yeniden inşasında üretken bir role sahip olmayı umuyoruz.” dedi. Tahran, daha önce, geri dönen sığınmacılar için 20.000 konut inşa etmeyi taahhüt etmişti. Bu arada, Trump yönetimi, Suriye’nin “istikrarını sağlama”ya ayrılmış olan 230 milyon doları iptal etti ve ülkenin artık hükümetin denetimi altında olan büyük kısmının yeniden inşasına hiçbir şey sağlamayacağını ortaya koydu.

Washington, Suriye’deki ve daha geniş Ortadoğu’daki stratejik hedeflerine ulaşmak için, askeri müdahalesini yoğunlaştırmaya yöneliyor.

Rus hükümeti, Britanya tarafından eğitilmiş “uzmanlar”ın, Suriye hükümetine yönelik ABD, Britanya ve Fransa saldırılarına bahane sağlamak için tasarlanmış bir “kimyasal saldırı” tezgahlamak amacıyla İdlib’e gönderildiğini saptayan bir bilgiye sahip olduğunu iddia etti.

 

Rusya Savunma Bakanlığı’nın sözcüsü Tümgeneral İgor Konsaşenkov, Pazartesi günü, “Bu provokasyonun Britanya güvenlik servislerinin aktif katılımıyla yerine getirilmesinin, ABD’nin, Birleşik Krallık’ın ve Fransa’nın Suriye hükümetine ve ekonomik tesislerine yönelik bir füze ve hava saldırısı gerçekleştirmenin bir diğer bahanesi işlevi görmesi bekleniyor.” dedi.

 

Konsaşenkov, Washington’ın Suriye’ye büyük bir saldırıya hazırlandığının belirtileri olarak, ABD’nin 56 kruz füzesiyle donanmış güdümlü füze destroyeri USS The Sullivans’ı Basra Körfezi’ne konuşlandırmasına ve 24 güdümlü füze taşıyan B-1B bombardıman uçağını Katar’daki El Udeid Hava Üssü’ne aktarmasına dikkat çekti.

 

Tümgeneral, İslamcı milis gücü Heyet Tahrir El-Şam’ın (önceden El Nusra Cephesi olarak bilinen, El Kaide’nin Suriye kolu), danışıklı bir kimyasal silah olayının hazırlığı olarak, “İdlib vilayetindeki Jisr ash-Shugur kentine klorin yüklü sekiz konteyner getirdiği” hakkında Ortadoğu’dan gelen haberlerden bahsetti.

Suriye’ye yönelik bir ABD saldırısının zamanlamasını, Suriye çatışmasında anlaşma yoluyla çözüme varmayı amaçlayan görüşmeler için İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile onun Rus ve Türk mevkidaşlarını (Vladimir Putin ve Recep Tayyip Erdoğan) 7-8 Eylül’de İran’ın Tebriz kentinde bir araya getirecek olan açıklanmış zirve planından etkilenmiş olabilir.

Türkiye, bazı “asi” gruplarına destek sağladığı İdlib’e karşı Rusya destekli bir saldırıya karşı çıkıyor. Ancak Ankara, aynı zamanda, ABD ile son dönemdeki ticari yaptırımlarla yoğunlaşan ve giderek artan bir anlaşmazlığa girmiş durumda ve Moskova ile Tahran’a yakınlaşıyor.

 

Washington, yedi yıllık savaşta, şartlarını kendisinin dikte etmediği her türlü anlaşmaya şiddetle karşı.

ABD’nin Suriye savaşında büyük bir tırmanmaya girişmesinin bir diğer nedeni, Trump yönetiminin iç siyasi krizidir. Trump, eski avukatı Michael Cohen ile geçtiğimiz hafta yapılan savcı-sanık uzlaşması, aynı gün, eski kampanya yöneticisi Paul Manafort’un suçlu bulunması ve ABD başkanının en yakın iş arkadaşlarından ikisi olan Trump Organization’ın Mali İşler Müdürü Allen Weisselberg ve National Enquirer yayıncısı David Pecker ile yapılan dokunulmazlık anlaşmalarının duyurulmasıyla, yasal olarak köşeye sıkışmış durumda.

 

Demokratik Parti ve egemen çevreler içindeki belirleyici kesimler, Trump’a yönelik muhalefetlerini, ABD’nin Suriye politikasının merkezindeki keskin uç olan Rusya ile cepheleşme sorununa odaklamış durumdalar.

Washington Post, Cumartesi günü yayınlanan “Trump, Suriye’de ekibine istediğini yaptırıyor” başlıklı bir başyazıda, ABD askerlerinin ülkede kalacağını doğruladıkları ve hem İran hem de Rusya ile bir cepheleşme politikası ileri sürdükleri için yönetim içindeki kimi yetkilileri överken, ABD başkanını, savaştan harap olmuş bu Ortadoğu ülkesinde daha saldırgan bir askeri politika izlemediği için sert biçimde eleştirdi.

 

Başyazıda, şunlar belirtiliyordu: “Suriye’deki her ABD stratejisi, rejimi sınırlamak ve İranlıları çıkarmak istediğini iddia eden ama pratikte ikisine de suç ortaklığı yapan Rusya’nın entrikalarını içeren büyük engeller ile karşılaşacak. Yine de bu ABD politikasında biricik sorun, onun, Başkan Trump’ın belirttiği görüşlere aykırı olması. Bay Trump, defalarca ve açık bir şekilde, ABD güçlerinin Suriye’den en kısa sürede çekilmesini istediğini ilan etti…

“Suriye’deki tüm tarafların algıladığı şey, yalnızca bir ABD kararlılığının olmaması değil. Onlar, aynı zamanda, başkanın zayıf karar verme yetisi yüzünden Amerikan çıkarlarını savunan açık bir strateji formüle edemeyen bir yönetim görüyorlar.”

 

ABD’nin Suriye’de büyük bir askeri tırmanmaya girişmesi, Trump’a, başkanlığına yönelik saldırıları azaltma olanağı sağlayacaktır. Bu, aynı zamanda, hızla bölgesel ve küresel bir savaşa dönüşebilecek bir askeri çatışma tehlikesini gündeme getirecektir.

 

* wsws.org’dan