Salı , 18 Haziran 2019

KÜRT VELİAHT PRENSLERİ ZAMANINDA KÜRDİSTAN BÖLGESİ – Kamal Chomani

İngilizceden çeviren: Uğur Kara

Irak Kürdistan Bölgesi’nde (IKB), akrabaları Kürdistan Bölgesi Şehitler ve Anfal [Soykırım] İşleri Bakanlığı’nın maaş bordrolarında yer alan kayıt altına alınmış yaklaşık 100.000 şehit var.  100.000 şehit, 1960’lardan beri eski Irak rejimine karşı savaşmış Pêşmergeleri, 1970’lerin sonlarında başlayan soykırımların kurbanlarını, savaş kurbanlarını, asılan veya işkencede ölen mahkûmları, 1991’deki Kürt göçü esnasındaki kurbanları ve IŞİD’e karşı verilen mücadelede ölenleri kapsıyor. Bu kişiler devrimin temel sloganları için öldüler; Kürtlerin Irak’ın kuzey vilayetlerinde özyönetime sahip olmasını mümkün kılmak üzere Kürt halkı için özgürlük, sosyal ve ekonomik adalet ve demokrasi. Özgürlük için ölmeye değer mi? Kesinlikle. Bununla birlikte, Kürtlerin uğruna mücadele ettiği özgürlük gerçekleşti mi? Çok tartışılır.

Birçok uluslararası medya organı, akademisyenler farklı nedenlerle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) egemenliğini romantize ediyor ve hikâyenin sadece bir tarafını gösteriyorlar. Irak 2003 sonrası dönemin en kötü günlerini yaşarken, Kürdistan Bölgesi oldukça istikrarlıydı ve ekonomik açıdan gelişmekteydi. Amerika ve Avrupa medyası Irak’ın işgalini meşrulaştırmakla o denli ilgiliydiler ki, Kürdistan Bölgesi’ndeki istikrarı ve ekonomik büyümeyi göstermeye odaklandılar. Bu arada KBY lobi faaliyetlerine ve uluslararası kamuoyu ilişkilerine milyonlarca dolar harcadı. Kürdistan Bölgesi’nin başarı hikayesini anlatsınlar diye birçok yabancı araştırmacı KBY tarafından finanse edildi. Bütün bunlar hikâyenin diğer tarafını anlatan özgür Kürt medyası gerçek hikâyeyi bildirmek üzere bir İngilizce platform hiç kuramazken yaşandı. Ben bu makalede hikâyenin diğer yüzünü anlatmaya çalışacağım.

Bölgesel huzursuzluğun ortasındaki Kürdistan Bölgesi’nin romantize edilmesine rağmen, bir kez daha gerçeklik şu ki, Irak’taki Kürtler kötü ile daha kötü arasında tercih yapmaya zorlanıyorlar: yolsuzluk, akraba kayırmacılığı ve baskı bir tarafta, iç savaş diğer tarafta. Bu seçenekler sadece Kürtler için değil, manzara iki egemen aşiret arasındaki iktidar paylaşımı için temelsiz duruyorken ve bölgesel güçlerin istismarına izin veriyorken, siyasal ve bölgesel istikrar için de kötü ve daha kötü. Ne zaman halk, özgürlük, sosyal ve ekonomik adalet talepleriyle sokağa çıkmaya başladıysa, iki yönetici parti onları öldürmekten çekinmedi.

Dünyadaki birçok devrimde olduğu gibi, 1991’deki kitlesel Kürt başkaldırısını takiben Kürt siyasi elitinin yaptığı ilk şey, Kürt devriminin temellerine ve değerlerine ihanet etmek oldu. Hemen sonrasında, iki ana silahlı parti, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) şehirlere ulaştılar ve eski Irak Hükümeti’nin olanaklarını yağmalamaya başladılar. Örneğin, Irak Hükümeti’nin Kürdistan Bölgesi’nde inşa etmeye başladığı en büyük barajlardan biri olup yüzde 30 itibariyle tamamlanmış olan Bekhma Barajı’na KDP ve YNK tarafından el kondu. Bir iktidar paylaşımı anlaşmasını takiben iki parti derhal kaynakları aralarında bölüştü. Anlaşmaları iyi gitmediğinde, 1994’te kanlı bir iç savaş başlattılar ve 1996’da Kürdistan Bölgesi’ni iki ayrı yönetime ayırdılar; YNK tarafından yönetilen Süleymaniye ve KDP tarafından yönetilen Erbil yönetimleri. Clinton yönetiminin 1998’de iki parti arasında imzalanan Washington Anlaşması ile barışı sağlama çabalarına rağmen, anlaşma hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmedi.

ABD öncülüğündeki 2003 Irak işgalinden sonra, iki parti, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni (KBY) birleştirmek üzere bir araya geldiler, fakat kaynakları ve gelirleri yarı yarıya paylaştılar. Her ne kadar KBY teorik olarak şu an birleşmiş bir yönetimse de, gerçekte hala KDP ve YNK arasında bölünmüş durumda. Kısmen, kan döktükleri yılların ve aralarındaki nefretin üstesinden gelemedikleri için ve esas olarak, statükoyu sürdürmek üzere aralarındaki rekabeti korumak istedikleri, aralarındaki rekabetin bitmesinin onları gerçek reformlar yapma ve iktidar değişimi pozisyonuna sokacağı için iki parti bilinçli olarak farklılıklarına hiçbir zaman son vermediler. Halk mevcut statükoyu 1990’ların kanlı günlerine tercih ettiğinden, iki parti aralarındaki rekabeti kan dökmeden sürdürdükçe halk mevcut statükoyu kabul etmeyi seçer.

1991’den önce Kürt devrimlerine katılmış ve şiirler yazmış, modern Kürt tarihinde en çok tanınmış ve eleştirel olarak övülmüş şair Şerko Bêkes, en önemli metnini KBY’nin 19 yıllık dönemini eleştiren 2011 protestoları sırasında yazdı. Unutmayalım ki, Bêkes’in bu eserini kamuoyuna okumasına izin verilmedi ve o da, eski Baas rejimi günlerindeki gibi, yarı-gizli bir mekanı tercih etti. Şiirlerini Kürt devrimlerine ithaf etmiş daha büyük bir şair yoktur ve onun “Şimdi Bir Kız Benim Vatanımdır” şiiri, KBY idaresinin en büyük şiirsel eleştirisidir. Bir mısrada Bêkes der ki, “Ey vatan…şimdi çocuklar korkar senden. Kadınlar kapılarını kapatır seni gördüklerinde. Eğer böyle giderse, bir gün tek başına öleceksin ve tabutunun yanında prenslere ve patronlara dönüştürdüğün kaçakçılar ve hırsızlar yürüyecek yalnızca.”

Irak’ta 2003’ten sonra, Kürtlerin özgürlük hayalleri Kürt olmayan baskıcı rejimler tarafından öldürülmüyor artık.  KDP ve YNK yolsuzluk karşıtı protestoculara 17 Şubat 2011’de ateş açtığında, demokrasi, özgürlük, sosyal ve ekonomik adalet hayalleri felce uğratıldı. O günden beridir, Kürt halkının hayalleri her yıl boşa gitmekte.

Eylül 2017’de KDP başkanı Mesut Barzani, Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığı için bir referandum düzenledi. Bu, Barzani’nin, KBY demokrasisinin tabutuna son çiviyi çakma arzusuna işaret ediyordu. Referandum başarısızlıkla sonuçlansa da, onun IKB’yi tamamen bir aile işletmesine dönüştürme arzusu son bulmadı. Barzani’nin bölgeyi daha fazla aile işletmesine dönüştürme arzusunun yanı sıra, YNK içinde aynısını yapan iki aile daha var; Talabani ailesi ve YNK genel sekreter vekili Kosrat Rasul’un ailesi. Keza, daha küçük ölçekte olsa da, Değişim Hareketi’nin (Goran) kurucu ve eski lideri Noşirvan Mustafa’nın iki oğlu etki güçlerini hareket hakkında stratejik kararlar alabilecek ölçüde genişlettiler.

Aralık ayının başında, Kürdistan Bölgesi eski başkanı ve KDP başkanı Mesut Barzani, halihazırda Kürdistan Bölgesi Güvenlik Konseyi (KBGK) müdürü olan en büyük oğlu Masrur Barzani’yi Başbakanlığa, halihazırda Kürdistan Bölgesi Başbakanı olan Neçirvan Barzani’yi de Kürdistan Bölgesi Başkanlığına aday gösterdi. Medya kaynakları, Mesut Barzani’nin, halihazırda KDP kontr-terör servisini yöneten, küçük oğlu Veysi Barzani’nin de KBGK müdürlüğüne aday olduğunu ima ediyor. Hülasa, aynı aileden üç Barzani, diğer üç Barzani’nin yerine geçiyor.

Benzer şekilde, YNK de, Talabanileri yeni KBY kabinesi ve parlamentosunda YNK’yi yönetmek üzere hazırlıyor; Celal Talabani’nin halihazırda Kürdistan Bölgesi Başbakan vekili olan küçük oğlu Kubat Talabani ve Kürdistan Parlamentosu sekreterliği yapmış olan Begard Talabani’yi. Celal Talabani’nin büyük oğlu Bavel Talabani’nin KBY içinde veya partisinde resmî bir pozisyonu yok, fakat onu Bağdat, İran ve KDP ile ilişkilerinde güçlü bir figüre dönüştüren YNK genel sekreterliği rolünü üstleniyor. Onun desteği olmaksızın, Berham Salih’in Irak Cumhurbaşkanı olması mümkün olmazdı. Kosrat Rasul’un oğulları da YNK ve KBY içinde anahtar pozisyonlar almak üzere hazırlanıyorlar. Kosrat’ın YNK liderliğinde konsey üyesi olan büyük oğlu Şalav, YNK’nin Erbil’deki birçok işini idare ediyor. Rasul’un küçük oğlu Darbaz, KBY Bayındırlık Bakanı ve gelecek KBY kabinesinde başka bir üst düzey mevkii üstlenecek gibi görünüyor.

Goran’ın yeni kabineye katılıp katılmayacağı açık olmasa da, kuvvetle muhtemel senaryo şu ki, katılacak. Eğer böyle olursa, yeni KBY kabinesinde mevki sahibi olacak Goran mensupları, büyük ihtimalle, Noşirvan Mustafa’nın iki oğlu Çiya ve Nima tarafından yönlendirilen kişiler olacaktır.

Kürdistan Bölgesi dışından bazı kimseler şunu sorabilir: Şayet halk bu aileleri desteklemiyorsa, bunlar seçimleri nasıl kazanabiliyor? Örneğin, Kubat Talabani YNK oylarının çoğunu alarak 30 Eylül’deki KBY seçimlerinde bir numaralı aday oldu. Bu soruyu soranlar birkaç noktayı kaçırıyor: öncelikle, Kürdistan Bölgesi vatandaşlarının çoğunluğu oy vermemeye karar verdi; ikinci olarak, katılım yüzde 40’ın altındaydı, fakat KDP ve YNK sonuçları değiştiren büyük seçim hileleri yaptı; üçüncü olarak, KDP ve YNK, kendi siyasal partilerinin üyelerini ve destekçilerini finanse eden bir rant sistemi kurdular; iki parti, kendi silahlı milisleri, yani Pêşmerge ve Asayiş [Kürt güvenlik] güçleri, üzerinde mutlak kontrole sahipler; dördüncüsü, KBY kamu bütçesinin yeniden dağıtımı suretiyle oyların satın alınması; beşincisi, iki parti de siyasal rakipleri itibarsızlaştıran ve kitleleri kandıran, hepsi de kamu bütçesinden finanse edilen büyük medya şirketlerine sahip; ve son olarak, seçimleri kaybetmeleri halinde şiddete başvuracakları tehdidinde bulunmaları.

Kürdistan Bölgesi, Kürt veliaht prenslerinin iç ihtilafının eninde sonunda Kürtlerin demokrasi ve özgürlük hayallerini iğfal edeceği kritik bir dönemden geçiyor. Daha tehlikeli olarak, veliaht prensler saltanatlarını güvence altına almak için bölgesel desteğe ihtiyaç duyduklarından, Kürdistan Bölgesi ve partileri, özellikle İran ve Türkiye gibi bölgesel güçler tarafından daha da istismar edilecektir. Türkiye ve İran, onları daha fazla kendi kontrolleri altına taşıyacağı için de bu anti-demokratik uygulamalarla ilgileniyorlar. Rusya da, KBY’yi desteklemesi, referandum sürecinde onların zayıflığından yararlanması ve Irak Hükümeti’ne mesafesi ile bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etti. Bu da Irak milis liderlerine statükoyu sürdürmek üzere veliaht prenslerle biraraya gelmek konusunda yardımcı olmakta. Bu yüzden, bir noktada gelişmesi için KBY’ye yardım eden Avrupa Birliği ve ABD’nin Kürtlerin demokratik seslerini yalnız bırakmamaları gerekir. Eğer demokrasi mücadelesi engellenirse, Türkiye, İran ve Rusya’nın ayak izleri bölgede ABD ve Avrupa Birliği’ni ezecektir.

Tarih boyunca, özellikle de 1990’larda görülen KDP-YNK iktidar mücadelesi, Türkiye ve İran’a Kürt siyasetini, Kürdistan Bölgesi ve Irak’taki kendi stratejik politikalarına uydurmak üzere şekillendirmek için alan sundu. Kaynakları kontrol altına almak ve Erbil ve Bağdat’taki mevkileri tutmak için yapılan iktidar mücadelesi ve yarışı, Türklere ve İranlılara KBY politikasını daha önce olmadığı kadar etkileme ve istismar etme imkânı sundu. Her iki devlet de şu an Kürdistan Bölgesi’nde böyle güçlü söz hakkına eriştikleri için, Kürt veliaht prensleri KBY kurumlarının temellerindeki köklerini güçlendirmek üzere Türkiye ve İran’a yanaşacaklardır.

Vatan, bizim önceden bildiğimiz vatan değil artık. Bize ilkokulda “Kürdistan bizim dinimiz, bizim amentümüzdür” diye öğretildi, fakat o Kürdistan’ı bizden çaldılar. Şehitlerimizin uğruna öldüğü Kürdistan, halka üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapıldığı KDP ve YNK’nin bir nevi monarşiye dönüştürdüğü bu Kürdistan değil. Vatan, Şerko Bêkes’in hayal ettiği gibi değil, daha ziyade Kürt veliaht prenslerinin şekillendirdiği bir vatan.