Cuma , 20 Eylül 2019

Washington Venezuella’da sağcı bir darbe düzenliyor

Washington Venezuela’da sağcı bir darbe düzenliyor*
– Bill Van Auken

26 Ocak 2019
ABD’nin Juan Guaidó’yu Venezuela’nın kendinden menkul ve seçilmemiş “geçici
devlet başkanı” olarak tanıması, Washington’da tezgahlanmış sağcı bir darbenin
başlamasına işaret etmektedir.
Guaidó, Çarşamba günü, Caracas’ta düzenlenen hükümet karşıtı kitlesel bir
mitingde yemin etti. Donald Trump, bununla neredeyse eşzamanlı olarak,
Twitter’da şöyle yazdı: “Venezuela yurttaşları, gayrimeşru Maduro rejimi
yüzünden çok fazla acı çekti. Bugün, Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Juan
Guaido’yu, Venezuela Geçici Devlet Başkanı olarak resmen tanıyorum.”
Bu Twitter’dan rejim değişikliği girişimi, Latin Amerika’daki bazı sağcı
hükümetler tarafından destek gördü. Bunlar arasında, bu yılın başında resmen
göreve başlayan Brezilya’nın faşizan eski ordu subayı Devlet Başkanı Jair
Bolsonaro da var. Kanada da hızla Washington’ın komplosunun arkasında hizaya
geçerken, Fransa’daki Macron hükümetinin Washington’ın kuklasına desteği
büyütme amacıyla Avrupa Birliği içinde tartışmalar başlattığı söyleniyor.
Küba ile Bolivya’nın yanı sıra, Rusya, Türkiye ve Meksika, Nicolás Maduro’yu
Venezuela’nın anayasal biçimde seçilmiş devlet başkanı olarak tanıdıklarını
tekrarladı.
Washington’ın Guaidó’yu devlet başkanı olarak tanıması, ABD emperyalizminin,
dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip olmakla övünen
Venezuela’daki yağmacı hedeflerine ulaşma amacıyla gerçekleştirdiği apaçık bir
müdahaledir. Washington, aynı zamanda, her ikisi de Caracas ile sıkı ekonomik
ve siyasi bağlar kurmuş olan Rusya ile Çin’in yarımküredeki etkisini zayıflatmayı
amaçlamaktadır.
Bu rejim değişikliği operasyonu, 2002’de CIA’in George W. Bush yönetimi altında
Maduro’nun ölmüş olan önceli Hugo Chávez’e karşı düzenlediği başarısız
darbeden Obama yönetiminin uyguladığı yaptırımlara ve Venezuela’yı “ABD’nin
ulusal güvenliğine ve dış politikasına yönelik olağanüstü bir tehdit” olarak
belirlemesine kadar, geçtiğimiz yaklaşık yirmi yıldır hazırlanıyordu.
Doğrusu, Trump yönetimi, ABD’nin desteğini rakip bir hükümete yöneltme
yoluyla, Venezuela’da bir askeri darbe, hatta bir iç savaş ya da dışarıdan ABD
müdahalesi için koşulları yaratma peşinde koşuyor.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro, ABD’nin müdahalesine, Washington ile
diplomatik bağları keserek ve ABD’nin tüm diplomatik personeline 72 saat içinde
ülkeyi terk etme emri vererek tepki verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı ile sıkı istişare
içinde hareket ettiğinden kuşku olmayan Guaidó, “geçici devlet başkanı” olarak,
ülkedeki ABD’li yetkilerin yerlerinde kalmasını istediğini ilan ederek,
Maduro’nun kararnamesini iptal ettiğini ilan etti. ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD
müdahalesine bahane olarak kullanılabilecek bir çatışmaya zemin hazırlayacak
şekilde, Maduro’nun emrini görmezden geleceği yanıtını verdi.

Trump, Çarşamba günü, gazetecilere yaptığı açıklamalarda, askeri müdahalenin
aktif biçimde düşünülmekte olduğunu açıkça ortaya koydu. Trump, gazetecilerin,
ABD askerlerini Venezuela’ya göndermeyi düşünüp düşünmediği sorusuna, “tüm
seçenekler masada,” yanıtını verdi.
İsmi açıklanmayan bir ABD’li yetkili, gazetecilere, Maduro hükümetinin
Guaidó’ya ve destekçilerine karşı hareket etmesi durumunda, “günleri sayılı
olacak,” dedi. Basında yer alan haberler, Washington’ın, petrol ihracatını
durdurmak için Venezuela’ya bir deniz ablukası uygulamayı ve Venezuela’nın
ABD’deki varlıklarına sözde “geçici devlet başkanı” adına el koymayı
değerlendirdiğini belirtiyor.
Maduro, “Bolivarcı Sosyalizm” hakkındaki söylemine karşın, Venezuela’da özel
mülkiyeti savunan kapitalist bir hükümete başkanlık ediyor ve ülkenin
derinleşen ekonomik krizinin tüm yükünü, grevleri ve protestoları acımasızca
bastırılan Venezuela işçi sınıfının sırtına yüklemiş durumda. Maduro ve önceli
Hugo Chávez yönetimleri altında, hükümet Wall Street’e ve uluslararası
bankalara borç ödemelerini yapmak için devasa bir toplumsal serveti onlara
yönlendirirken, özel sermayenin ülkenin ekonomisi üzerindeki kontrolü fiilen
büyüdü ve mali sektörün karları tırmandı.
Bununla beraber, Trump yönetiminden gelen, bu hükümetin “gayrimeşru”
olduğu ve Washington’ın “demokrasi”den yana olduğu iddiaları, tek kelimeyle
tiksindiricidir. Belirmek gerekir ki, bu aynı yönetimin, Suudi Arabistan’daki
Prens Muhammed bin Salman’ın kanlı polis devleti monarşisinin, Mısır’daki
General Sisi diktatörlüğünün ya da Washington’ın Ortadoğu’daki başlıca
müttefikleri olan benzer rejimlerin meşruiyeti ile hiçbir sorunu bulunmuyor.
Dünyadaki herhangi bir hükümet, Washington’ın Maduro’yu bir “gaspçı” ilan
etmek için kullandığından daha az yanıltıcı gerekçelerle, rakibinden daha az halk
oyu alarak seçilmiş ve Amerikan halkının çoğunluğunun karşı olduğu Trump’ın
kendi yönetiminin “gayrimeşru” olduğunu ve devrilmesi gerektiğini iddia
edebilir.
Dahası, Venezuela’daki ABD destekli operasyondan çıkan herhangi bir rejim,
bankaların, büyük şirketlerin ve yabancı sermayenin, Venezuela işçi sınıfına
karşı toplu bir kıyım düzenleyecek sağcı bir diktatörlüğü olacaktır. Bu kıyım,
1989’da ülkedeki işçilerin ve yoksulların IMF kemer sıkma programına yönelik
halk ayaklanmasına (Caracazo) karşı gerçekleştirilen katliamı fazlasıyla gölgede
bırakacaktır.
Chávez’in ve Maduro’nun başkanlık ettiği burjuva ulusalcı hükümetin başlıca
dayanağı, kıdemli subayların hükümetin ve ulusal ekonominin en önemli
yerlerini kontrol ediyor olması nedeniyle, ordu olmuştur. Washington, bunun,
üst düzey komutanların taraf değiştirip bir darbe gerçekleştirmeye ikna
edilmesiyle, hükümetin Aşil topuğu haline gelmesini umuyor.
Geçtiğimiz yıl, ABD’li yetkililerin, Maduro’yu devirmeye ABD’nin desteğini
arayan bir grup Venezuelalı subay ile 2017 sonbaharıyla geçtiğimiz yılın
başlangıcı arasında defalarca görüştükleri açığa çıkarılmıştı. Bu görüşmeler,

Washington komplonun yetersiz şekilde hazırlandığına inandığı için, amacına
ulaşmakta başarısız olmuştu.
Bu hesaplar şimdi değişmiş olabilir. Pazartesi günü silahlara ve polis
karakollarına el koyan bir grup ulusal muhafız askerinin yalıtık ayaklanmasını,
Çarşamba günü, General Jesús Alberto Milano Mendoza’nın, başka subaylarla
birlikte yayınladığı bir video takip etti. Mendoza, videoda, ordunun Maduro’ya
karşı ayaklanması ve üst komutanın, “kişisel çıkarı için hükümetin silahlı kolu”
işlevi görmemesi gerektiğini ilan ediyordu.
Venezuela darbesini ve Latin Amerika’daki keskin sağa kayışı destekleyen sadece
Trump ile CIA değildir. Bu, bu hafta, İsviçre Alplerinde bulunan, yalnızca seçilmiş
özel kişilere açık olan ve küresel miyarder CEO’ları, bankerleri, serbest yatırım
fonu yöneticilerini, ünlüleri ve hükümet yetkililerini bir araya getiren Davos’taki
Dünya Ekonomik Forumu’nda fazlasıyla ortaya kondu.
Davos, bu yılın başında Brezilya’nın devlet başkanı olarak resmi göreve başlayan
faşizan eski ordu subayı Jair Bolsonaro’ya kırmızı halı serdi. Bolsonaro, forumu
açmak için, acayip ve şaşırtıcı derecede kısa bir açılış konuşması yaptı. Forumda
bulunan yatırımcılar, Brezilya’nın eski askeri diktatörlüğüne ve onun solcu
karşıtlarına işkence edip öldürmesine desteğini ifade eden ve hükümetini
generallerle ve sağcı ideologlarla dolduran bir kişinin başkanlık ettiği bir yeni
hükümet altında karların artma olasılığıyla “heyecanlanmış” olarak
betimlendiler.
Bolsonaro, kendisini, kıta çapında bir siyasi gericilik savaşının parçası olarak
sundu ve şunu ilan etti: “Sol, bu bölgede etkili olmayacak; bence bu, yalnızca
Güney Amerika için değil ama tüm dünya için iyi bir şey.” Bolsonaro, tamamı
kendisini yoğunlaşan bir ekonomik kriz ve işçi sınıfının uluslararası ölçekte
canlanması eliyle kuşatılmış hisseden mali oligarşilerin ve onların ayrı ayrı
hükümetlerinin temsilcilerinden olumlu bir tepki aldı. Onların tamamı,
servetlerini ve egemenliklerini savunmanın bir aracı olarak, diktatörlük, otoriter
rejim, baskı, sansür ve apaçık faşizm yöntemlerine yöneliyorlar.
Bizzat ABD içinde, Washington’daki şiddetli siyasi savaş haline rağmen,
Venezuela’da gelişen darbe konusunda hiçbir anlaşmazlık söz konusu değildir.
Demokratların ABD Senatosu’ndaki Parti Denetçisi Dick Durban, Çarşamba günü,
Dışişleri Bakanlığı’nın maşası Guaidó’yu ve destekçilerini, “Venezuela halkı için
daha umutlu ve demokratik bir gelecek gören cesur yurtseverler” olarak öven bir
açıklama yaptı.
Guaidó’nun kendisini devlet başkanı ilan ettiği gün, New York Times, “Venezuela
parçalanırken, yeni bir muhalif ses ortaya çıkıyor” başlığı altında, bu sağcı siyasi
ajan için coşkulu bir övgü yazısı yayınladı. Gazete, okurlarını, bu “yeni ses”in ABD
Dışişleri Bakanlığı’nın maaşlı bir sözcüsü olduğu konusunda bilgilendirme
zahmetine girmedi.
ABD’deki burjuva liberal çevrelerin eski sesi olan bu aynı gazete, CIA’in 2002’de
Chávez’e karşı düzenlediği başarısız darbeyi övmüştü. New York Times, seçilmiş
bir devlet başkanının (Chávez) ofisinden sürüklenerek çıkarılıp

tutuklanmasından ve ordu destekli bir iş dünyası derneği önderinin devlet
başkanı ilan edilmesinden sonra, “Venezuela demokrasisi artık tehdit altında
değil,” diye ilan etmişti.
Venezuela’da gelişmekte olan darbenin, Latin Amerika’nın tamamı ve tüm
gezegen için olası sonuçları bulunmaktadır. Bu darbe, hızla artan emtia
gelirlerinin bir kısmını ılımlı sosyal yardım programlarına yönlendiren ve
ABD’nin bölgedeki etkisini dengelemek için Çin’in yükselişinden yararlanan bir
dizi burjuva ulusalcı hükümetin iktidara gelmesiyle, bin yıl dönümünde başlayan
sözde “sola dönüş”ün karaya oturmasının bir parçasıdır. Dünya çapında Pablocu
ve diğer sahte sol eğilimler tarafından yeni bir sosyalizm biçimi olarak tanıtılan
bu “Pembe Dalga”, yalnızca, gericiliğe ve baskıya kaçınılmaz dönüş karşısında işçi
sınıfını siyasi olarak silahsızlandırmaya hizmet etti.
Dahası, bu darbe, Trump’ın olağanüstü hal ilan etme tehdidinden Macron’un
Pétain’i sahiplenmesine; faşizan AfD’nin Almanya’daki ana muhalefet partisi
olarak ortaya çıkmasından İtalya’da aşırı sağın hükümet üzerindeki denetimini
pekiştirmesine kadar, uluslararası burjuvazinin gericiliğe ve diktatörce yönetim
biçimlerine yönelişinden ayrılamaz. Çok küçük bir mali oligarşinin egemenliği,
hiçbir yerde demokratik yönetim biçimleriyle uyuşmamaktadır.
Venezuela’daki siyasi kriz, yalnızca işçi sınıfının bağımsız müdahalesiyle ilerici
bir şekilde çözülebilir. Gerekli olan şey ordunun müdahalesi değil, kitlelerin
silahlandırılmasıdır. Ülkenin temelindeki ekonomik krizin çözümlenmesi,
yalnızca burjuvazinin mülkiyetine el konulması ve Venezuela’nın devasa petrol
zenginliğinin halkın denetimi altına alınması ile mümkündür. Kuzey ve Güney
Amerika genelindeki işçilere ve ezilenlere destek çağrısı yaparken, bu tür bir
programı hayata geçirmek için halk meclisleri kurulmalıdır.
ABD’deki işçi sınıfı, Trump yönetiminin gerici müdahalesine karşı çıkmalı ve
mücadelelerini, Venezuela ve Latin Amerika genelindeki işçilerinkiyle ortak
düşman olan kapitalist sisteme karşı birleştirmek için mücadele etmelidir.

  • wsws,og’dan…