Pazartesi , 26 Ekim 2020

KAPİTALİZMİN DOĞASI, DOĞAYI YOK EDER ! – Hakan Yurdanur

“Kapitalizm bir meta uygarlığı, canlı olan ne varsa ölü metalara dönüştürüyor. Her şeyi metalaştırıyor, şeyleştiriyor, parayla alınır satılır nesnelere, bir kâr aracına dönüştürüyor. Bu niteliğinden ötürü kapitalizme – kadavra medeniyeti diyorum”. 
 

Bu sözlerle başlıyor Fikret Başkaya hocamızın kitabı ” Gençlerle Başbaşa İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım “. Kısa fakat bir o kadarda zihnimizde açtığı yeni ufukla uzun bir yol almamızı sağlayan, kapitalist sistemin karmaşıklığını sade bir dille anlatan, çözümsüzlüğün temelinde yatan çözümü gösteren, etkileyici bu kitabın üzerine bir konuşma yazısı benimki.
 

Bu kitapta, ekonomi- toplum – doğa mantığı ( aslında mantıksızlığı ) ile var olan kapitalizmde, doğanın nasıl yok edilip yerine vahşi ekonominin geçirildiğinin resmini görebilirsiniz. “Normal olarak bir toplumda üretimin insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılması gerekir… Dolayısıyla ilişkinin yönü, ihtiyaçtan üretime doğru olması gerekir. Oysa, kapitalizmde bu ilişki ters yüz olmuş durumdadır… Kullanım değeri değil, değişim değeri üretilmektedir ” derken Fikret hocamız, bunu nedenleri ile tüm kitap boyunca anlatıyor.
 

 Üretimin bu sistemde aslında bir eksiltme-kirletme olduğunu görüyoruz. Bu eksilmeyi tersinden okursak, kirletme demek. Doğanın kirlenmesi, toplumun da kirlenmesini beraberinde getiriyor. Aslında kapitalist sistemin üretim dediği şeyin altında da bu yatıyor. Bir üretim tarzının, bir toplumsal düzenin, doğaya bakışı, onun topluma bakışından bağımsız değildir. Sınırlı bir dünyada diyor hocamız ” sınırsız üretim ve sınırsız büyüme problem haline gelir. Bu da sürdürülemezlik demektir. Doğanın 1 yılda ürettiği kaynağı, 6 ayda tüketen kapitalist sistem, insan – doğa arasındaki metabolik sürdürülebilirliği de ortadan kaldırıyor”. Velhasıl, kadavra medeniyeti metobolik sürdürülemezlik yaratıyor. 
 

Bugün artık ekolojik ve toplumsal krizler iç içe geçmiş durumda. Fikret hocanın önemli itirazlarından birisi de, bununla ilgili: ” Yaşanan kriz değil, yıkımdır! “. Krizden sağ çıkabilirsiniz ama yıkım bir son demektir ve kapitalizm sona ermelidir. İnsanların varlığı ve özgürlüğü ile ekolojik sürdürülebilirlik birbirinden ayrılamaz. 
 

 Kapitalizm insanlık tarihinde bir sapma. Yaklaşık 500 yıllık ömrü ile, büyük insanlık tarihinin büyük bir zaman dilimini işgal etmiyor. Sadece ‘küçük bir parantez’… Bu sapma beraberinde iki büyük sorunu da getiriyor diyor Fikret hoca ” toplumun ekonomiye tabi olması ve belirleyiciliğin ekonomiden topluma doğru olması.” Vahşi kapitalizmin neden olduğu bu sorunlar zinciri, doğanın kâr uğruna talan edilmesiyle yol alıyor. Kâr etmeyi 1. sıraya koyan kapitalist, insani sosyal ve ekolojik sorunları dert etmiyor. 
   

Ekolojik ve iklimsel sorunlar tüm kitap boyunca soru /cevap tarzında ve harika bir dille anlatılmış. Bu kitapta Fikret hoca aslında büyüklere sesleniyor, onlara hatırlatmalarda bulunuyor. Enerji kaynaklarının yok edilmesinden – enerji santrallerine, biyoyakıttan – Kyoto protokolüne, ormanların yok edilmesinden – deniz canlılarının tükenmesine, GDO’lu ürünlerin verdiği zarardan – toprağın çoraklaşıp verimsizleşmesine, içme suyu kaynaklarının yok edilmesinden – çarpık şehirleşmenin etkilerine kadar, biyo-çeşitlilikten, “temiz otomobilden” ne anladığımıza kadar, birçok alanda görüş bildirilmiş. Etkileyici, bilgi verici, öğretici, ne yapmak gerektiği konusunda yol gösterici bir kaynak niteliğinde kaleme alınmış.
   

Günümüzün modası, olmazsa olmazı teknoloji hayranlığına da dikkat çekilmekte kitapta. ” Teknoloji hayranlığından uzaklaşmak gerekiyor. Bu yapay olanın doğal olana yeğlendiği bir uygarlık… Etkin bir enerji tasarrufu için önce lüzumsuz ve zararlı şeylerin üretimi sonlandırılmalı. ” Devam ediyor hocamız ” En önemlisi de, kapitalizm varken, kapitalizmin yarattığı sorunları çözmenin imkânsız olduğunu ” söylüyor. 
 

İnce ve etkileyici bir dilde devam eden kitapta, toplum ve doğaya ait ortak kullanım alanlarının ve ürünlerinin özelleştirilmesinden söz edilmekte. “Güneşi dahi özelleştirebilecek kadar çılgına dönmüş bir sistem var karşımızda… Şimdilerde sermaye değerlenme sıkıntısı yaşıyor ve çözümü de canlının metalaştırılmasında görüyor. Henüz metalaştırılmamış, bir kâr amacına dönüştürülmemiş doğal zenginliğe el koyuyor. “
 

Kitabı okudukça, kapitalizmin çelişkilerinin hiyerarşik bir boyutta çoğaldığını görüyoruz. Her şeyin ekonomiye tabi olduğu bu sistemde, bütün ülkelerin ABD’nin yaşam düzeyini yakalamasının imkansızlığı anlatılıyor ve ekleniyor ” hem hiyerarşi yerli yerinde duracak ve hem de en alttakiler en tepeye çıkacak. Böyle bir şey mümkün değildir, eşyanın tabiatına aykırıdır .”
 

Kitap, ekolojik krizin dört biçiminden bahsediyor .” İklim krizi- doğal kaynaklar krizi – türlerin yok olması – küresel kirlenme “. Biyolojik çeşitlilik ve canlı türleri yok oluyor, atmosfer ısınmaya devam ediyor, okyanuslar tuzlanıyor, doğal kaynaklar tükeniyor, yer altı suları azalıyor, arılar- kelebekler ölüyor, sayısız canlı türü dünyamızı terk ediyor… tüm bu yaşananlar yıkımı gözler önüne seriyor…
   

Devlet = Sermaye olan kapitalist sistemde; büyüme, kalkınma, refaha erme , ilerleme… hikayeleri almış başını gitmekte . Soruyor Fikret hoca ” onca ilerleme, onca büyüme, onca teknolojik gelişmeye rağmen neden insanlık utanılacak durumda  ve yıkımın eşiğine dayandı? Neden dünyada her 11 saniyede 5 yaşından küçük bir çocuk açlıktan ölüyor? Neden kanserden ölenlerin sayısı kadar insan açlıktan ölüyor? Nedeni belli: Açlık emperyalizmin egemenlik / hâkimiyet silahıdır “. 
Direkt olarak, lafı gevelemeden, başka yollara sapmadan kapitalizme karşı çıkmak gerek diyor Fikret hoca ” GDO ya karşı çıkmak tek başına yetmez, kapitalizme radikal olarak karşı çıkmak gerek ”  
   

İktisat fakültelerinde okutulan – iktisada giriş – dersinin adını; kapitalizme giriş dersi olarak değiştirmeyi öneriyor hocamız ve ekliyor ” dünyadaki sınırlı kaynaklar kapitalist sistemde sınırsızmış gibi algılanıyor. Gezegenimizde son 50 yılda doğal dokunun % 60’ı bozulmuş, kötüleşmiş durumda. Bu, doğal zenginliğin hoyratça kullanılmasının sonucu. Doğal süreçlerin bir sonucu değil “. 
   

Maalesef kapitalizmin vahşice saldırısı sonucu yaşanan acıyı ilk hisseden de doğanın geri kalan canlıları ve doğanın kendisi. Doğanın talan edilip yok edilmesi dünyanın değişik bölgeleri arasında eşitsiz biçimde dağılmakta. Zengin kuzeyin diyor hocamız; fakir güneye uyguladığı baskı ve yağma, bir yerde örgütlü israfı da doğuruyor. İnsanlık tarihi eğer, doğanın insanlar tarafından düzenlenme tarihi ise, kapitalizm de doğanın yok edilme tarihidir. 
 

Sistem birçok şeyin zıttını yaşıyor ve yaşatıyor. Ters orantı kanunu geçerli. Bir şey azalırken başka bir şey çoğalıyor. ” Bir taraftan sermayenin kârları artmaya devam edecek, öte yandan iklim krizi ve ekolojik yıkım bertaraf edilecek ” böyle bir şey olamaz diyor Fikret hoca ve ekliyor: ” Kapitalizm aynı zamanda israf ve kıtlık, üretim ve yıkım, aşırı sömürü ve işsizlik, zenginlik ve yoksulluktur… Böyle bir sistemden rasyonel düzenleme beklenemez”. 
 

 Ekonomik büyümeden ne anlamamız konusunda bakın neler diyor hocamız: ” İnsana, topluma, doğaya verilen zararlar artarken, kârlar artmaya, ekonomi büyümeye devam eder. Siyasetçiler, yöneticiler ekonomik büyümeyle, milli gelir artışıyla övünür ve bir sonraki seçimi kazanırlar… Gelişmişlik düzeyi de kişi başına düşen milli gelirle ölçülüyor. Ama ona kişi başına düşmeyen milli gelir demek gerekiyor. “
   

Kapitalizm bize her gün binlerce cevap sunuyor. Önemli olan cevaplardan önce, soruların sorulması ve sorulan soruların çoğaltılması. Sıradan insanlar diyor hocamız ” kapitalizmi, şeylerin normal hali sayıyor. Uyum sağlamaya çalışıyor. Sorgulamıyor. Yaşadıkları olumsuzluktan şikâyet ediyor ama sisteme gönderme yapmıyor. Bazı tedbirler alınırsa, işlerin düzeleceğini sanıyor “. Ama asla unutulmaması gereken bir şey var: Kapitalizm kirlidir ve kirletmeden, yok etmeden yapamaz …