Pazar , 9 Ağustos 2020

KAPİTALİZMİN DOĞASI, DOĞAYI YOK EDER ! – Hakan Yurdanur

“Kapitalizm bir
meta uygarlığı, canlı olan ne varsa ölü metalara dönüştürüyor. Her şeyi
metalaştırıyor, şeyleştiriyor, parayla alınır satılır nesnelere, bir kâr
aracına dönüştürüyor. Bu niteliğinden ötürü kapitalizme – kadavra medeniyeti
diyorum”. 
 

Bu sözlerle başlıyor
Fikret Başkaya hocamızın kitabı ” Gençlerle Başbaşa İklim Krizi ve
Ekolojik Yıkım “
. Kısa fakat bir o kadarda zihnimizde açtığı yeni
ufukla uzun bir yol almamızı sağlayan, kapitalist sistemin karmaşıklığını sade
bir dille anlatan, çözümsüzlüğün temelinde yatan çözümü gösteren, etkileyici bu
kitabın üzerine bir konuşma yazısı benimki.
 

Bu kitapta, ekonomi-
toplum – doğa mantığı ( aslında mantıksızlığı ) ile var olan kapitalizmde,
doğanın nasıl yok edilip yerine vahşi ekonominin geçirildiğinin resmini
görebilirsiniz. “Normal olarak bir toplumda üretimin insan ihtiyaçlarını
karşılamak üzere yapılması gerekir… Dolayısıyla ilişkinin yönü, ihtiyaçtan
üretime doğru olması gerekir. Oysa, kapitalizmde bu ilişki ters yüz olmuş
durumdadır… Kullanım değeri değil, değişim değeri üretilmektedir ”
derken Fikret hocamız, bunu nedenleri ile tüm kitap boyunca anlatıyor.
 

 Üretimin bu sistemde aslında bir eksiltme-kirletme
olduğunu görüyoruz. Bu eksilmeyi tersinden okursak, kirletme demek. Doğanın kirlenmesi,
toplumun da kirlenmesini beraberinde getiriyor. Aslında kapitalist sistemin
üretim dediği şeyin altında da bu yatıyor. Bir üretim tarzının, bir toplumsal
düzenin, doğaya bakışı, onun topluma bakışından bağımsız değildir. Sınırlı bir
dünyada diyor hocamız ” sınırsız üretim ve sınırsız büyüme problem haline
gelir. Bu da sürdürülemezlik demektir. Doğanın 1 yılda ürettiği kaynağı, 6 ayda
tüketen kapitalist sistem, insan – doğa arasındaki metabolik sürdürülebilirliği
de ortadan kaldırıyor”. Velhasıl, kadavra medeniyeti metobolik
sürdürülemezlik yaratıyor. 
 

Bugün artık ekolojik
ve toplumsal krizler iç içe geçmiş durumda. Fikret hocanın önemli
itirazlarından birisi de, bununla ilgili: ” Yaşanan kriz değil, yıkımdır!
“. Krizden sağ çıkabilirsiniz ama yıkım bir son demektir ve kapitalizm
sona ermelidir. İnsanların varlığı ve özgürlüğü ile ekolojik sürdürülebilirlik
birbirinden ayrılamaz. 
 

 Kapitalizm
insanlık tarihinde bir sapma. Yaklaşık 500 yıllık ömrü ile, büyük insanlık
tarihinin büyük bir zaman dilimini işgal etmiyor. Sadece ‘küçük bir parantez’…
Bu sapma beraberinde iki büyük sorunu da getiriyor diyor Fikret hoca ”
toplumun ekonomiye tabi olması ve belirleyiciliğin ekonomiden topluma doğru
olması.” Vahşi kapitalizmin neden olduğu bu sorunlar zinciri, doğanın kâr
uğruna talan edilmesiyle yol alıyor. Kâr etmeyi 1. sıraya koyan kapitalist,
insani sosyal ve ekolojik sorunları dert etmiyor. 
   

Ekolojik ve iklimsel
sorunlar tüm kitap boyunca soru /cevap tarzında ve harika bir dille anlatılmış.
Bu kitapta Fikret hoca aslında büyüklere sesleniyor, onlara hatırlatmalarda
bulunuyor. Enerji kaynaklarının yok edilmesinden – enerji santrallerine,
biyoyakıttan – Kyoto protokolüne, ormanların yok edilmesinden – deniz
canlılarının tükenmesine, GDO’lu ürünlerin verdiği zarardan – toprağın
çoraklaşıp verimsizleşmesine, içme suyu kaynaklarının yok edilmesinden – çarpık
şehirleşmenin etkilerine kadar, biyo-çeşitlilikten, “temiz otomobilden” ne
anladığımıza kadar, birçok alanda görüş bildirilmiş. Etkileyici, bilgi verici,
öğretici, ne yapmak gerektiği konusunda yol gösterici bir kaynak niteliğinde
kaleme alınmış.
   

Günümüzün modası,
olmazsa olmazı teknoloji hayranlığına da dikkat çekilmekte kitapta. ”
Teknoloji hayranlığından uzaklaşmak gerekiyor. Bu yapay olanın doğal olana
yeğlendiği bir uygarlık… Etkin bir enerji tasarrufu için önce lüzumsuz ve
zararlı şeylerin üretimi sonlandırılmalı. ” Devam ediyor hocamız ” En
önemlisi de, kapitalizm varken, kapitalizmin yarattığı sorunları çözmenin imkânsız
olduğunu ” söylüyor. 
 

İnce ve etkileyici bir
dilde devam eden kitapta, toplum ve doğaya ait ortak kullanım alanlarının ve
ürünlerinin özelleştirilmesinden söz edilmekte. “Güneşi dahi
özelleştirebilecek kadar çılgına dönmüş bir sistem var karşımızda… Şimdilerde
sermaye değerlenme sıkıntısı yaşıyor ve çözümü de canlının metalaştırılmasında
görüyor. Henüz metalaştırılmamış, bir kâr amacına dönüştürülmemiş doğal
zenginliğe el koyuyor. “
 

Kitabı okudukça,
kapitalizmin çelişkilerinin hiyerarşik bir boyutta çoğaldığını görüyoruz. Her şeyin
ekonomiye tabi olduğu bu sistemde, bütün ülkelerin ABD’nin yaşam düzeyini
yakalamasının imkansızlığı anlatılıyor ve ekleniyor ” hem hiyerarşi yerli
yerinde duracak ve hem de en alttakiler en tepeye çıkacak. Böyle bir şey mümkün
değildir, eşyanın tabiatına aykırıdır .”
 

Kitap, ekolojik krizin
dört biçiminden bahsediyor .” İklim krizi- doğal kaynaklar krizi –
türlerin yok olması – küresel kirlenme “. Biyolojik çeşitlilik ve canlı
türleri yok oluyor, atmosfer ısınmaya devam ediyor, okyanuslar tuzlanıyor,
doğal kaynaklar tükeniyor, yer altı suları azalıyor, arılar- kelebekler ölüyor,
sayısız canlı türü dünyamızı terk ediyor… tüm bu yaşananlar yıkımı gözler
önüne seriyor…
   

Devlet = Sermaye olan
kapitalist sistemde; büyüme, kalkınma, refaha erme , ilerleme… hikayeleri
almış başını gitmekte . Soruyor Fikret hoca ” onca ilerleme, onca büyüme,
onca teknolojik gelişmeye rağmen neden insanlık utanılacak durumda  ve
yıkımın eşiğine dayandı? Neden dünyada her 11 saniyede 5 yaşından küçük bir çocuk
açlıktan ölüyor? Neden kanserden ölenlerin sayısı kadar insan açlıktan ölüyor?
Nedeni belli: Açlık emperyalizmin egemenlik / hâkimiyet silahıdır “. 
Direkt olarak, lafı gevelemeden, başka yollara sapmadan kapitalizme karşı
çıkmak gerek diyor Fikret hoca ” GDO ya karşı çıkmak tek başına yetmez,
kapitalizme radikal olarak karşı çıkmak gerek ”  
   

İktisat fakültelerinde
okutulan – iktisada giriş – dersinin adını; kapitalizme giriş dersi olarak
değiştirmeyi öneriyor hocamız ve ekliyor ” dünyadaki sınırlı kaynaklar
kapitalist sistemde sınırsızmış gibi algılanıyor. Gezegenimizde son 50 yılda
doğal dokunun % 60’ı bozulmuş, kötüleşmiş durumda. Bu, doğal zenginliğin
hoyratça kullanılmasının sonucu. Doğal süreçlerin bir sonucu değil
“. 
   

Maalesef kapitalizmin
vahşice saldırısı sonucu yaşanan acıyı ilk hisseden de doğanın geri kalan
canlıları ve doğanın kendisi. Doğanın talan edilip yok edilmesi dünyanın
değişik bölgeleri arasında eşitsiz biçimde dağılmakta. Zengin kuzeyin diyor hocamız;
fakir güneye uyguladığı baskı ve yağma, bir yerde örgütlü israfı da doğuruyor. İnsanlık tarihi
eğer, doğanın insanlar tarafından düzenlenme tarihi ise, kapitalizm de doğanın
yok edilme tarihidir. 
 

Sistem birçok şeyin
zıttını yaşıyor ve yaşatıyor. Ters orantı kanunu geçerli. Bir şey azalırken
başka bir şey çoğalıyor. ” Bir taraftan sermayenin kârları artmaya devam
edecek, öte yandan iklim krizi ve ekolojik yıkım bertaraf edilecek ” böyle
bir şey olamaz diyor Fikret hoca ve ekliyor: ” Kapitalizm aynı zamanda
israf ve kıtlık, üretim ve yıkım, aşırı sömürü ve işsizlik, zenginlik ve
yoksulluktur… Böyle bir sistemden rasyonel düzenleme beklenemez”. 
 

 Ekonomik büyümeden ne anlamamız konusunda
bakın neler diyor hocamız: ” İnsana, topluma, doğaya verilen zararlar
artarken, kârlar artmaya, ekonomi büyümeye devam eder. Siyasetçiler,
yöneticiler ekonomik büyümeyle, milli gelir artışıyla övünür ve bir sonraki
seçimi kazanırlar… Gelişmişlik düzeyi de kişi başına düşen milli gelirle
ölçülüyor. Ama ona kişi başına düşmeyen milli gelir demek gerekiyor. “
   

Kapitalizm bize her
gün binlerce cevap sunuyor. Önemli olan cevaplardan önce, soruların sorulması
ve sorulan soruların çoğaltılması. Sıradan insanlar diyor hocamız ” kapitalizmi,
şeylerin normal hali sayıyor. Uyum sağlamaya çalışıyor. Sorgulamıyor.
Yaşadıkları olumsuzluktan şikâyet ediyor ama sisteme gönderme yapmıyor. Bazı
tedbirler alınırsa, işlerin düzeleceğini sanıyor “. Ama asla unutulmaması
gereken bir şey var: Kapitalizm kirlidir ve kirletmeden, yok etmeden yapamaz