Salı , 16 Temmuz 2019

Yeniden sömürgeleştirme – Thierry Meyssan

Thierry Meyssan’a göre, sırasıyla iki kutuplu ve tek kutuplu dünyaların sona ermesinin sonuçlarından biri de sömürgeci projelerin yeniden gündeme getirilmesidir. Sırasıyla Fransız, Türk ve İngiliz yöneticiler, geçmişteki heveslerinin geri dönüşünü açıkça ilan ettiler. Geriye XXInci yüzyılda bunların hangi biçime bürüneceğini bilmek kalıyor.

 Fransız İmparatorluğu

On yıldan beri, Fransa’nın, eski sömürgeleri üzerinde yakışıksız bir şekilde yeniden otorite kurma iradesini ortaya koyduk. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, Bernard Kouchner’in Dışişleri Bakanı olarak atamasının mantığı buydu. Kouchner, Anglosakson « İnsan Hakları » kavramını, Fransız Devrimcilerinin « İnsan ve yurttaş hakları »na ikame eder [1]. Daha sonra, dostu Cumhurbaşkanı François Hollande, Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısı dolayısıyla düzenlediği basın toplantısı sırasında Suriye üzerinde yeniden manda kurmanın zamanının geldiğini açıklar. Bu, Büyükelçi François George-Picot’nun (Sykes-Picot anlaşmasındaki) yeğeninin oğlu eski Cumhurbaşkanı Valéry Giscard D’Estaing’in söylediğinin daha da açık bir şekilde dile getirilmesidir. Ve tabi ki Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, ABD olmaksızın Suriye’ye karşı savaşı sürdürme iradesi de bu anlamda değerlendirilmelidir.

Fransa’da her zaman siyasi partilerin içinden geçen ve egemen sınıfın hizmetinde lobicilik yapan bir « sömürgeci yan » var olmuştur. Açgözlü kapitalistlerin ulusal işgücünü ezmesinin zorlaştığı her dönemde tanık olduğumuz üzere, sömürgeci fetih efsanesi yeniden ortaya çıkmaktadır. Eğer « Sarı Yelekliler » isyan ediyorlarsa, o zaman « insanın insan tarafından sömürülmesini » Suriyelilerin sırtından sürdürelim.

Fransız İmparatorluğu medeniyeti « getirmektedir »

Bir zamanlar bu tahakküm biçimi, François Hollande’ın görev süresini uğruna adadığı [2] Jules Ferry’nin sözleriyle, « medeniyeti getirme görevi »nin ardında gizlenmekteydi. Bugün, seçilmişlerinin « diktatör » olarak nitelendiği halkları korumayı hedeflemektedir.

Fransa, bu şekilde hareket eden tek eski sömürgeci güç değildir. Türkiye de, aynı şekilde davranmakta gecikmemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu

Suikast girişimi ve Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden üç ay sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendi adını taşıyan üniversitenin (RTEÜ) açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Kuruluşundan beri Türkiye Cumhuriyetinin ve kendi yeni rejiminin heveslerinin bir özetini sergiledi [3]. 12 Şubat 1920’de Osmanlı Meclisi tarafından kabul edilen « Ulusal Ant »a (Misak-ı Milli) [4] açıkça göndermede bulunarak irredantizmini meşrulaştırıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişin temelini oluşturan bu ant, Yunanistan’ın Kuzey-Doğu topraklarını (Batı Trakya ve On iki Adalar) [5], Kıbrıs’ın tamamını, Suriye’nin Kuzeyini (İdlib, Halep ve Haseke de dahil) ve Kuzey Irak (Musul dahil) topraklarını talep etmektedir.

Bugün, yeniden oluşum sürecindeki imparatorluk, daha şimdiden Kuzey Kıbrıs’ı (sözde « Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti »), Suriye’nin Kuzey-Batısını ve Irak’ın küçük bir bölümünü işgali altında tutmaktadır. Türk dilinin ve para biriminin kullanıldığı bu bölgelerin tamamı için, ofisi Ankara’daki Ak Saray’da bulunan bir vali atanmıştır.

 

Osmanlı İmparatorluğu, uyruklarının yok sayılması üzerine kuruludur. Arap dünyasına ait okulları kapatmıştır

 

Güneşin hiç batmadığı Britanya İmparatorluğu 

.

Britanya İmparatorluğu

Birleşik Krallık’a gelince, iki yıldan beri Brexit sonrası geleceği konusunda kararsız davranmaktadır.

Başbakan Theresa May, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a gelişinden kısa süre sonra ABD’ye gitmişti. Cumhuriyetçi Parti’nin yetkililerine seslenerek, dünyanın geri kalanı üzerindeki Anglosakson liderliğinin yeniden tesis edilmesini önermişti [6]. Ama Başkan Trump, emperyal düşleri paylaşmak üzere değil, tasfiye etmek üzere seçilmişti.

Hayal kırıklığına uğrayan Theresa May, Devlet Başkanı Xi Jinping’e birlikte dünya ticaretini denetim almayı önermek üzere Çin’e seyahat etti. City, Batılı para birimlerinin Yuan’a çevrilgenliğini sağlamaya hazırdır, diyordu [7]. Ama Devlet Başkanı Xi, ülkesini parçalayan ve ona afyon savaşını dayatan gücün mirasçısıyla birlikte iş yapmak için seçilmemişti.

Theresa May Commonwealth ile üçüncü bir formülü dener [8]. Hindistan gibi, Kraliyetin eski sömürgelerinden bazıları, bugün büyük bir gelişmeye tanıklık etmektedir ve değerli ticari ortaklar haline gelmeleri olasıdır. Kraliyetin veliahdı Prens Charles, bu örgütün başkanlığına getirildi. Bayan May nihayet küresel bir Birleşik Krallık’a (Global Britain) doğru yöneldiklerini açıkladı.

İngiliz Savunma Bakanı Gavin Williamson 30 Aralık 1980 tarihli Sunday Telegraph’a verdiği bir mülakatta, mevcut duruma ilişkin analizini ortaya koydu. 1956’daki Süveyş Kanalı fiyaskosundan beri Birleşik Krallık bir dekolonizasyon siyaseti yürütmektedir ve dünyanın geri kalanından birliklerini geri çekmektedir. Bugün sadece Cebelitarık, Kıbrıs, Diego Garcia ve emperyal adlandırmalarına göre « Falkland » Adlarında daimi askeri üsler bulundurmaktadır. Londra, 63 yıldan beri, Winston Churchill’in tasarladığı ama başlangıçta İngiltere’nin üye olacağını aklına dahi getirmediği Avrupa Birliğine yüzünü dönmektedir. Brexit « bu siyaseti bozmuştur ». Bundan böyle « Birleşik Krallık küresel bir güç olarak sahneye geri dönmektedir ».

Londra daha şimdiden iki daimi askeri üs açmayı öngörmektedir. Bunlardan ilkinin Asya’da (Singapur ya da Brunei’de), ikincisinin ise Latin Amerika’da olması bekleniyor. Muhtemelen dünyanın küreselleşme sürecine eklemlenmeyen bölgelerinin imhasına yönelik Rumsfeld-Cebrowski stratejisinin yeni aşamasına katılmak üzere Guyana’da. « Büyük Afrika Gölleri »nden sonra « Genişletilmiş Ortadoğu » ve « Karayipler Havzası ». Savaş Venezüella’nın, Kolombiya (ABD yanlısı), Brezilya (İsrail yanlısı) ve Guyana (İngiliz yanlısı) tarafından işgali ile başlayacaktır.

Fransızların teskin edici söylemini dikkate almayan İngilizler, ordularını hizmetine verdikleri çokuluslu şirketlerin katkısıyla bir imparatorluk kurarlar. Tek başlıkta özetlenecek şekilde dünyayı ikiye bölerler: İngiltere Kralı (dolayısıyla burada siyasi geleneğe tabi) ve Hindistan İmparatoru (yani özel Hindistan Şirketi’nin ardılı ve oradaki saf otokrat demek).

Dekolonizasyon Soğuk Savaş’ın doğal sonucudur. ABD ve SSCB iki kutbu tarafından Batı Avrupa devletlerine dayatılmıştır. Tek kutuplu dünya süresince ayakta kalmış, ama ABD’nin « Genişletilmiş Ortadoğu »dan geri çekilmesinden beri artık önünde hiçbir engel kalmamıştır.

Sömürgeleştirmenin gelecekte hangi biçime bürüneceğini şimdiden tahmin edebilmemiz zordur. Bir zamanlar, eğitim düzeylerindeki önemli farklıklılar sayesinde mümkün kılınabilmişti. Peki ya bugün?

 

Çeviri

Osman Soysal