Pazartesi , 20 Mayıs 2019

IŞİD’in yeni toprakları – Thierry Meyssan

Cihatçıların El Kaide ve IŞİD arasında bölünmesi için artık herhangi bir neden olmamasına karşın, iki örgüt genişletilmiş Ortadoğu’da savaşmayı sürdürmektedir. Çelişkili bir şekilde, El Kaide artık bir sözde devleti, İdlib eyaletini yönetirken, IŞİD, savaş alanlarının dışında, Kongo ve Sri Lanka’da saldırılar düzenlemektedir.

IŞİD tarafından devlet olarak yönetilen bölgenin kurtuluşu, bu cihatçı örgütün sonu anlamına gelmedi. Aslında IŞİD her ne kadar NATO’nun gizli servislerinin bir yaratımı olsa da, cihatçıları harekete geçiren ve hala varlığını sürdüren bir ideolojiyi temsil etmektedir.

El Kaide, Afganistan’da, ardından Bosna-Hersek’te ve son olarak da Irak, Libya ve Suriye’de savaştığını gördüğümüz NATO’nun yedek gücüydü. Başlıca faaliyetleri savaş eylemleri (« Mücahit », « Arap Lejyonu » ya da daha başka adlarla) ve tali olmakla birlikte daha açık bir şekilde, Londra ve Madrid’teki gibi terörist eylemlerdir.

Resmi olarak 1 numaralı halk düşmanı ilan edilen Usame bin Ladin, bir FBİ ihbarcısının tanıklık ettiği üzere, gerçekte ABD koruması altında Azerbaycan’da yaşıyordu [1].

  New York ve Washington’daki 11 Eylül saldırılarının El Kaide tarafından hiçbir zaman üstlenilmediğini, Usame bin Ladin’in bununla bir ilgisinin bulunmadığını açıkladığını ve söyledikleriyle çelişen video görüntüsünün özgünlüğünün sadece işvereni Pentagon tarafından kabul edildiğini, ama tüm tarafsız uzmanlar tarafından sahte olduğunun kabul edildiğini anımsatalım.   Usame bin Ladin Pakistanlı yetkililere göre Aralık 2001’de ölmüş ve Mİ6 cenazesine temsilcisini göndermişken, ABD’nin onu öldürdüğünü iddia ettiği ama hiçbir zaman cesedini göstermediği 2011’e dek bazı kişiler onun rolünü üstlenmiştir [2].

Usame bin Ladin’in resmi ölümü, acımasız liderleri tarafından yalnız bırakılan savaşçılarının ıslah edilmelerine olanak tanımış, böylece NATO, Libya ve Suriye’de, daha önce Bosna-Hersek’te yaptığı gibi açıkça El Kaide’den destek almıştır [3].

IŞİD ise aksine, örgütün kuruluşundan önce Pentagon’un araştırmacısı Robin Wright tarafından haritaya dayanarak açıklandığı gibi, Irak’ı Suriye’den ayırması gereken, Sünnistan ya da Halifelik adlı bir toprağın yönetimi projesidir  [4].

« Timber Sycamore » harekatı sırasında ABD tarafından doğrudan finanse edilmiş ve silahlandırılmıştır [5]. Hazırda duran bir yasayı, Şeriat’ı tesis ederek halkı sarsmıştır.  

El Kaide ve IŞİD’in cihatçılarının Irak ve Suriye’de yenilgiye uğratılması, önce Suriye Arap Ordusu’nun cesareti, ardından da savaşçıların yeraltı tesislerine karşı sığınak bombaları kullanan Rus Hava Kuvvetleri ve son olarak da müttefikleri sayesindedir. Ama askeri olarak savaşın [6] sonlanması, başta Arap Yarımadası, Mağrip, Çin, Rusya ve nihayet Avrupa olmak üzere dünyanın dört köşesinden yeni cihatçılar getirilmesini engelleyen Donald Trump sayesindedir. El Kaide nasıl NATO’nun yedek paramiliter gücüyse, IŞİD de onun müttefik kara ordusudur.  

IŞİD çelişkili bir şekilde uğruna eğitildiği toprakları kaybederken, bu tip görevlere karşı çıkan El Kaide bir toprak parçasını yönetmektedir. Suriyeliler kendi evlerindeki farklı cihatçı yuvalarını püskürttüler ve hastalığı İdlib eyaletine hapsettiler. Böylesine uygun türdeki müttefiklerle ilişkisini kesemeyen Almanya ve Fransa, gıda ve sağlık olmak üzere insani yardım anlamında onları yalnız bırakmamıştır. Böylece Avrupalılar bugün Suriyeli mültecilere yardım etmekten söz ettiğinde, genellikle ne sivil, ne de Suriyeli olan El Kaide üyelerine verdikleri desteği anlamak gerekir. Zaten ABD askerlerinin Suriye’den geri çekilmesi, El Kaide paralı askerlerini İdlib’te tuttukları ölçüde mevcut durumda pek bir şey değiştirmemektedir. IŞİD topraklarından mahrum bırakılınca, hayatta kalan üyeleri, Batılıların kendilerine yüklediği rolü artık oynayamamakta, sadece El Kaide’ninkine benzer, bir terörist milis görevini üstlenebilmektedirler. Bununla birlikte İslam Devleti ayakta iken bile, 2016’dan beri Avrupa’da tanık olduğumuz üzere, savaş alanı dışında terörist faaliyetler yürütmekteydi.  

Yakın zaman önce, 16 Nisan’da Kongo [7] ya da 21 Nisan’da Sri Lanka’da [8] gerçekleştirdiği saldırılar, biz dahil kimse tarafından öngörülemedi. Bunun dışında saldırılar, bu örgütlerden herhangi birine atfedilebilirdi. IŞİD’in El Kaide üzerindeki tek avantajı, artık sürdürülemez de olsa da barbar imajıdır.  

IŞİD, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde birden ortaya çıksa da, bunu bayrağını Uganda’nın « Müttefik Demokratik Güçler »ine emanet ederek yapabilmiştir.   Sri Lanka’da gösterişli bir şekilde hareket edebilmesi, istihbarat servislerinin Müslümanları izlemeyip, tamamen Hindu azınlığa odaklanması sayesindedir. Belki biraz bu servislerin Londra ve Tel Aviv tarafından eğitilmesi, ya da yine istihbaratın hareket alanını kısıtlayan Devlet Başkanı Maithriala Sirisena ve Başbakan Ranil Wickremesinghe arasındaki çekişme yüzünden de diyebiliriz. Sri Lanka kendini böylesi bir vahşeti üretmeyecek kadar incelik sahibi gördüğü için özellikle savunmasızdır. Bu doğru değildir: ülke, yenilmiş ve 2009’da teslim olmalarına karşın 2 000’den fazla Tamil Kaplanının nasıl infaz edildiği konusunu hala aydınlatabilmiş değildir. Oysa kendi suçlarımızla yüzleşmeyi her reddedişimizde, kendimizi diğerlerinden daha medeni sanarak yol açtığımız yeni suçlara maruz kalıyoruz.  
Ne olursa olsun, Kongo ve Sri Lanka dramları cihatçıların silah bırakmayacağını ve Batılıların onları genişletilmiş Ortadoğu dışında da kullanmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.  

      1] Classified Woman : The Sibel Edmonds Story: A Memoir, Sibel Edmonds, 2012
[2] « Réflexions sur l’annonce officielle de la mort d’Oussama Ben Laden », par Thierry Meyssan, Réseau Voltaire, 4 mai 2011.
[3] Comment le Djihad est arrivé en Europe, Jürgen Elsässer, Préface de Jean-Pierre Chevènement, Xénia, 2006.
[4] “Imagining a Remapped Middle East”, Robin Wright, The New York Times Sunday Review, September 28, 2013.
[5] “Suriye’ye karşı milyarlarca dolarlık silah”, yazan Thierry Meyssan, Tercüme Murat Özdemir, Voltaire İletişim Ağı , 18 Temmuz 2017
[6] Yazar askeri yoldan yürütülen savaşla, bugün ekonomik yoldan yürütülen savaşı ayırmaktadır. Yazı işlerinin notu.
[7] «RDC : Daesh et les ADF se rapprochent au Nord-Kivu», Christophe Rigaud, Afrikarabia, 21 avril 2019.
[8] «Attacks carried out by suicide bombers, Govt. Analyst confirms», Ada Derana, April 22, 2019.

Çeviri: Osman Soysalvoltairenet.org’dan