Pazar , 11 Nisan 2021

TOPLUMLARIN ALT YAPI ANATOMİSİ VE MARKSİZM -II- Nazım Can 9 Ağustos 2019

İşçi Sınıfı,
Burjuvazinin Uzlaşmaz Karşıtı Olabilir Mi?

Böyle Bir Şey
Mümkün Müdür?

Tarihi
Tutarlılık Yasası temelindeLenin,
Diyalektik Tarihi Materyalizmi veya aynı anlama gelen Sosyal Bilimler
Anlayışını [[1]],
özetle ve özlü bir biçimde, şöyle ifade
etmiştir: “Yeni toplumun, eski
toplumdan, başlayan doğuşu; eski toplumdan, yeni topluma geçiş biçimi, doğal
bir tarih sürecidir”
[[2]] der.

İşte! Tam da bu ifadeye uygun olarak:

Tarihi
Toplumsallaşma Süreci boyunca, her toplumsal geçiş aşamasında, nüve şeklinde
gelişen yeni Üretim biçimine ait üretim araçları, özellikle maddi üretim
aletleri ve makineleri, kim mülkiyet edinmişse, o sınıf, o üretim biçimine ait
bağımsız değişken hâkim sınıf (Tez) olarak, o toplumsal sisteme damgasını
vurmuştur. Dikkat edilmelidir ki, söz konusu ettiğimiz Tez, aynı zamanda,
içinden doğup geldiği mevcut toplumsal sistem için de Anti-Tez rolündedir. Bu
yasa temelinde, köleci toplumda efendi, feodal toplumda senyör veya bey/ağa,
kapitalist toplumda burjuvazi, sosyalist toplumda da ‘Sosyalist Emekçi’, bağımsız
değişken hâkim sınıf (Tez) olarak, toplumsal sisteme damgasını vurmuş,
vuracaktır. 

Örneğin:
Feodal toplum Üretim Biçimi sürecine ait olgunluk aşamasının bağrında, üretim
aletleri ve makineler, belli bir düzeydeki gelişmeleri ve bu gelişmelere uygun
olarak, toplumsal varlıklarının yeni biçimleri olan, nüve halinde gelişen, kapitalist
toplum Üretim Biçimini ait mülkiyet ve üretim ilişkilerine burjuvazi hâkim
oldu. Dolayısıyla feodalizmden kapitalizme geçişte, tarihi tutarlılık yasası
hükmünü icra etmeye başladı. Feodal toplum Üretim Biçimine ait çözünme aşaması
ile kapitalist toplum Üretim Biçimini oluşturan, oluşum/kuruluş aşaması
çakıştı. Böylece farklı toplumsal süreçleri temsilen, feodal ve kapitalist
Üretim Biçimleri, Tarihi Tutarlılık Yasasının bağlılığı ve sürekliliği
temelinde, aynı zemini paylaştılar. Yani bu aşama, bir ve aynı anda, bir yandan
feodal toplum için çözünme aşaması iken; öte yandan kapitalist toplum için
kuruluş aşaması oldu. Dolayısıyla bu çakışma zemininde, eski mülkiyet biçimini
temsil eden feodal bey (Tez) ile yeni mülkiyet biçimini temsil eden
burjuvazinin (Anti-Tez) önderliğinde, esas karakteri uzlaşmaz olan, negatif devrimci diyalektik sınıf mücadelesi gelişti. Bu sınıf mücadelesi ile feodal
toplum altyapısı, kapitalist toplum altyapısına, çözünerek geçiş/sentez
başladı. Bu tarihi dönemi Engels, “burjuvazi
tarafından temsil edilen üretici güçler, feodal toprak sahipleri ve lonca
ustaları tarafından temsil edilen üretim düzenine karşı ayaklandılar
” [[3]] diyerek, zamanında ifade etmişti.

Ama ne yazık ki, o döneme ilişkin olarak,
Engels’in anlayışı da dâhil, yukarıdaki toplumsal geçiş ve oluşumların tam tersine,
teorik bir perspektif sunan Marks, M. Proudhon ile tartışmalarında, Proudhon’a
bir soru sormuş ve şöyle cevaplandırmıştı:

M.
Proudhon tarafından diriltilen bu
Prometheus sonuç olarak neyin nesidir?
Toplumdur.
Uzlaşmaz sınıf
karşıtlarına
dayanan toplumsal ilişkilerdir. Bu ilişkiler, kişi ile kişi
arasındaki ilişkiler değil, işçi ile
kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi vb
. arasındaki ilişkilerdir. Bu
ilişkileri yok edin, bütün toplumu da yok edersiniz
” [[4]].
(abç).

İşte bu ifade tarzı, toplumsal geçişler
konusunda, Marksist ideolojik sistemin özüdür.

Marks’ın, yukarıdaki paragrafta dile
getirilen anlayışı temelinde:

Eğer “işçi
ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi vb.”
arasındaki ilişkiler,
Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçiminde
ise ve bu ilişkiler, işçi veya kiracı çiftçi tarafındanyok edilebiliyorsa,
bütün bir toplum, yeni bir topluma dönüşebilecekse, o zaman mesele yok, Marks
doğru yoldadır. 

Değilse! Marks’ın ideolojik sistem
anlayışını ve ya Marksizm’i, köklü biçimde sorgulamak gerekir. Hele Reel
Sosyalizmin çöküşü ile bu sorgulama, zorunlu bir görev haline gelmiştir!

Yukarıdaki paragrafta sergilenen Marksist
anlayış temelinde, toplumsal geçişleri sorgulamak üzere, Marks’a soralım.

Sizce:

1) Hangi sınıfsal güç, feodal
toplum üretim ve mülkiyet ilişkilerini dönüştürebilir?

2) Hangi sınıfsal güç, feodalizmden
kapitalizme geçişte, devrimci bir rol oynayabilir?

3) Feodal toplumdan kapitalizme geçişte,
uzlaşmaz sınıf karşıtlarının, devrimciöznesi/önderi hangi toplumsal
sınıftır?

Bu sorulara verilen cevap, can alıcı
önemde olup, Marks’ın toplumsal sistem anlayışının, doğruluğunu veya
yanlışlığını sorgulamaya yeter sanırım.

Marks, ‘Felsefenin Sefaleti’ adlı
eserinde, Proudhon ile tartışmalarının 7. Gözleminde, yukarıdaki sorularımıza
şu cevabı vermiştir:

“Burjuvazinin
zaferinden sonra,
(burjuvazinin) iyi
yanı ya da kötü yanı diye bir sorun kalmamıştı artık. Burjuvazi feodalizm
altında geliştirmiş olduğu üretici güçleri ele geçirmişti. Bütün eski ekonomik
biçimler, bunlara tekabül eden insan ilişkileri, eski uygar toplumun resmi ifadesi
olan politik devlet, paramparça edilmişti”
[[5]] .

Dikkat edilirse Marks, şimdi de Proudhon
üzerinden (“bize”), bir önceki alıntısından farklı bir şey söylüyor. “Kiracı
çiftçiyi” anmadan, onun yerine “burjuvazinin”,
feodal toplumu “paramparça” ettiğini
söylemektedir. Yani bir önceki alıntıda söylediği ile çelişerek, feodalizmden
kapitalizme geçişin öznesi ve önder gücünün, kiracı çiftçi (toprak kölesi veya
serf) değil, burjuvazi olduğunu söylemektedir.

Marksizm adına durum, gerçekten “şaşırtıcı”
ve vahimdir!

Hani, “Kiracı çiftçi ile toprak
sahibi”
arasındaki sınıfsal ilişkiler, “Uzlaşmaz
sınıf karşıtlıklarına
dayanan toplumsal
ilişkiler
” biçimindeydi? Hani, “serf
ile senyör
uzlaşmaz” sınıflardı?

Nerden çıktı şimdi, burjuvazinin
feodalizmi “paramparça” etmesi?

Oysa gerçek toplumsal yaşamda bilinir ki:

Uzlaşmaz sınıf karşıtlığı veya uzlaşmaz
toplumsal ilişkiler demek: kurulu sistemi, muhafaza ederek sürdürmek isteyen gerici
hâkim sınıf (Tez) ile kurulu sistemi sentezleyerek, dönüştürmek isteyen
devrimci hâkim sınıf (Antitez) arasındaki devrimci, uzlaşmaz negatif diyalektik
sınıf mücadelesi demektir. Dolayısıyla Marks’ın, sınıf mücadelesini ele alış
tarzı ve onu sistem dışına taşırma biçimi, bir çelişkiler yumağıdır. Yaşamda
karşılık bulamamış, oldukça derin bir sübjektivizm ile maluldür.

Devam edelim!

Marks, “bu ilişkileri (yani işçi ile
kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi vb. arasındaki “uzlaşmaz” sınıf
karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkileri) yok edin bütün toplumu da yok
edersiniz
” derken, kimi salık vermektedir?

(İlk ifadesinde), teorik olarak, “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile
toprak sahibi”
arasındaki “uzlaşmaz
sınıf karşıtlığına
” işaret ederken.

(İkinci ifadesinde) ise pratik olarak,
toprak sahibi (Tez) ile burjuvazi (antitez) arasında, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı
ilişkileri temelinde, feodal toplumun, burjuvazi tarafından yıkıldığını
MÜJDELEMEKTEDİR!

Böyle yapmakla Marks, bizi, muazzam ve
köklü bir ikilem (dilemma)ile karşı karşıya bırakmaktadır.
Marks’ın teorik tespiti mi doğru, yoksa pratik olarak gerçekleşen mi doğru?

Hangisi!

Marks’ın da teyit ettiği gibi tabi ki,
pratikte gerçekleşen doğrudur.

O halde Marks’ın işaret ettiği, “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi arasındaki
ilişkiler”,
yaşamıngerçekliğinde, “UZLAŞMAZ sınıf karşıtlarına dayanan
toplumsal ilişkiler”
biçiminde değildir. Onlar, tam tersine, UZLAŞAN
toplumsal ilişkiler biçimindedir. Onun için feodalizmden kapitalizme geçiş,
serf tarafından değil, burjuvazi tarafından sağlanmıştır.   

Bu bağlamda, teorik ve pratik seçeneklerin
uyumsuzluğu halinde, Marks teorik olarak, “kiracı
çiftçi ile toprak sahibi”
arasında mücadele ile feodalizmin yıkılışı
konusunda, kendi tespitini reddederken;pratik
olarak “burjuvazi ile toprak sahibi” arasındaki
sınıf mücadelesi ile feodalizmin yıkılışını kabul etmiştir.BöyleceMarks-Engels, suya
sabuna dokunmadan, teorik tespitlerini görmezden gelerek, pratik seçeneği kabul
etmişlerdir. Dolayısıyla pratiğe aktarıldığında, Marksist sistem anlayışındaki yanlışlık,
teoride var olmuştur ama pratikte iflas etmiştir. Nedeni de “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile
toprak sahibi arasındaki ilişkilerin”,
gerçekte, “UZLAŞMAZ sınıf karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçimde değil,
tam tersine, UZLAŞAN sınıf karşıtlarına dayanan, toplumsal ilişkiler biçiminde
olduğu gerçeğinin, doğru bir biçimde tespit edilememiş olmasıdır.

Onun için bu anlayış temelinde,feodalizmden
kapitalizme, kapitalizmden de Sosyalizme geçiş,Marksist teori tarafından
doğrulanamamıştır.

Bir kez daha vurgulamakta fayda var zannıyla,
yaşamın maddi gerçekliğindeki esas durum şudur:

İşçi
ile kapitalist,
kiracı çiftçi ile
toprak sahibi arasındaki ilişkiler (…) uzlaşmaz sınıf karşıtlarına dayanan
toplumsal ilişkiler
” biçiminde değildir. Onlar, UZLAŞAN sınıf
karşıtlıklarına dayanan toplumsal ilişkiler biçimindedir.

Daha açık bir ifade tarzıyla, işçi ile burjuvazi,
serf ile senyör arasındaki ilişki veya çelişki, diyalektik Tez ile Antitez
biçiminde değil, diyalektik Tez ile A-Tez’in birliği biçimindedir. Çünkü Tez ve
A-Tez birliği ile ancak toplumsal olgu, var olabilir ve varlığını sürdürebilir. İşçi
ile kapitalist,
kiracı çiftçi ile
toprak sahibi”
toplumsal bir olguya ait toplumsal olgu ikizleridir. Bunlar,
olguyu kurma ve muhafaza ile devamını sağlamadan sorumlu, tarihsel toplumsal güçlerdir.
Marks’ın Grundrisse adlı eserinde belirttiği gibi “kapitalist işçiyi üretir ve işçi kapitalisti üretir”. Bu temelde,
feodalizmden kapitalizme geçiş, SERF tarafındandeğil, BURJUVAZİ
tarafından sağlanmıştır. Dolayısıyla, sözde “Uzlaşmaz karşıt” olan kiracı
çiftçinin (serfin), toprak sahibine karşı sürdürdüğü sınıf mücadelesi ile
feodalizmden kapitalizme geçiş becerilemediği gibi; benzer biçimde, sözde “uzlaşmaz
karşıt” olan işçi sınıfının burjuvaziye karşı, yürüttüğü her türlü sınıf
mücadelesiyle de kapitalizmden sosyalizme geçiş “BECERİLEMEMİŞTİR”?

Ayrıca becerilemediği: Reel Sosyalizm pratiği
ile tartışılmaz biçimde ispatlıdır.

Diyalektik Tarihi Materyalist veya başka
bir ifade tarzıyla, Sosyal Bilimler anlayışı ilkelerinde, tutarlılık vardır. Ve
esastır!

Görüldüğü gibi Marks, tespitlerinde bariz
ve köklü biçimde çıkmazdadır. Diyalektik Tarihi Materyalist yasalar, eğer
gerçekten yasa düzeyinde iseler -ki kuşku yoktur-feodalizmde öyle, kapitalizmde
böyle, keyfi olarak çalışmaz veya işlemezler.

Marks, kapitalizmden Reel Sosyalizme
geçiş için “devrim ve sosyalizm” davasını, Uzlaşan Toplumsal Altyapı
Çelişkisinin (Uzlaşan TAÇ’ın) maddi mülkiyet öğeleri sahibi burjuvazi ile kendi
soyut emek gücü mülkiyeti dışında, mülkiyetsiz olan işçi sınıfı arasındaki
uzlaşan çelişkiyi, ters yüz ederek, onu “uzlaşmaz” bir çelişki gibi göstererek ele
almış. Devrim sosyalizm davasını, bu teorik temel üzerinde inşa etmiştir. Ve
böylece teorik olarak, tıpkı “kiracı çiftçi” gibi “İşçi sınıfına da sosyalist
devrimci bir rol” biçmiş, onu toplumsal Antitez derekesine yükseltmiştir. Bu
temelde, ‘Sosyalizm ve Devrim’ davasında, derin bir biçimde sübjektivizme savrularak,
Diyalektik Tarihi Materyalist Çelişkiler Sistemineaiten büyük tarihi
hatasını işlemiş,BİLİMSEL YOLDAN AYRILMIŞTIR.

Özetle, kapitalizme ait çelişkiler
sistemi anatomisi şöyledir:

Üretici
Güçler’
çelişkisi demek, üretici güçleri oluşturan öğelerin kendi
arasındaki çelişki demektir. Üretici Güçlerin, önder ve lider temel iki öğesi
vardır. Bunlar, İşçi ile alet ve Makinedir. Dolayısıyla Üretici Güçlerin esas
çelişkisi: ‘Emekçi ile Alet ve Makine Arasındaki Çelişkidir (yani Em-MakÇe
dediğimiz çelişkidir).

Toplumsal ‘Üretim Biçimi’ demek, Em-MakÇe’nin, belli bir dönemine ait
gelişen, Üretim Güçleri ile onlara uygun ve onların toplumsal varlık biçimleri
olan, Üretim ve Mülkiyet İlişkilerinin birliği demektir. Kapitalizm için biz
buna İşçi-MakÇe veya burjuvazinin, üretim alet ve makineleri mülkiyet edindiği
için onun toplumsal biçimine, Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşan TAÇ)
diyoruz. Ama burjuvazi üretim alet ve makineleri mülkiyet edindi diye, alet ve
makinelerin gelişmesi durmaz veya tamamıyla zapt edilemez. Kurulu herhangi bir
sistem veya bu arada burjuvazi, sadece alet ve makinelerin, ÖZGÜRCE gelişmesine
engel olabilir. Zamanla alet ve makinelerin gelişmesi, işçi ile burjuvazinin
sistem ilişkilerini aşar. Yeni ve devrimci toplumsal güçler geliştirip, Uzlaşan
TAÇ ilişkileri ile kavgaya tutuşarak, onu yerle bir eder. 

Toplumsal
Devrim’
çelişkisi demek, eski ile yeni toplumsal altyapıları temsil eden ve
birbiri ile esas olarak uzlaşmayan, “yeni
toplumun, eski toplumdan başlayan doğuşunun
” ifadesi, negatif diyalektik
karakterli sınıfsal çıkar çatışması demektir. Örneğin, feodalizmden kapitalizme,
toplumsal geçişte olduğu gibi: feodal sisteme ait mülkiyet ve üretim
ilişkilerini temsil edenfeodal bey
ile serf, gerici güçleri; Kapitalist
sisteme ait mülkiyet ve üretim ilişkilerini temsil eden burjuvazi ile işçi
sınıfı da yeni ve devrimci güçleri temsil
ederek, karşı karşıya gelir ve kıyasıya mücadele ederler.

Dolayısıyla, ‘Diyalektik Tarihi
Materyalizmin Çelişkiler Sistemi’, şöyle sıralı bir ROTA izler:

1) Üretim Güçleri Gelişme Yasası (ÜGGY),
‘Emekçi ile Alet ve Makine Arasındaki Çelişkiyi’ (Em-MakÇe’yi) üretir. Farklı
toplumsal sistemlere ait hâkim sınıflar (kölenin efendisi, toprak beyi ve
burjuvazi), üretim aletleri ve makineleri özel mülkiyet edinince, Em-MakÇe
farklı mülkiyet biçimleri temelinde, farklı toplumsal Üretim Biçimlerine
dönüşmeyi başlatarak somutlaşır. Örneğin kapitalist toplum için durum şöyle bir
ifadeye kavuşur: Üretim güçleri ile onlara uygun ve onların toplumsal varlık
biçimleri olan kapitalist mülkiyet ve üretim ilişkilerinin birliğinden,
kapitalist Üretim Biçimi oluşur. Böylece genel Em-MakÇe, İşçi-MakÇe şeklinde,
toplumsal alt yapıda somutlaşır.

2) İşçi-MakÇe de toplumsal ‘Üretim Biçimi’
veya aynı şey demek olan, mevcut Üretim Güçleri ile Üretim ve Mülkiyet
İlişkileri birliğini veya Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkilerini (Uzlaşan
TAÇ’ın)  üretir. Bu durum şöyle gelişir:
Üretim araçlarını, özellikle, üretim aletleri ve makineleri özel mülkiyet
edinen burjuvazi, Uzlaşan TAÇ’ı, toplumsal kurulum düzeyinde, ‘Üretim Biçimine’
çevirir. Böylece kapitalist toplum olgusunun alt yapısı üretilmiş olur. Alt
yapı da olguya ait sürecin doğasına uygun olarak, toplumsal üst yapıyı üretip,
onunla etkileşir. Dolayısıyla kapitalist toplumsal sistem: oluşum (kuruluş), olgunluk
ve çözünme aşamalarından geçer.

3) Sonuç olarak çözünme aşamasında, Uzlaşan
TAÇ; “yeni toplumun, eski toplumdan
başlayan doğuşunun
” öznesi olan nüve tarafından, gelişen ve yeni bir üretim
biçimini temsil eden, Uzlaşmaz Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşmaz TAÇ)
tarafında, devrimci sınıf mücadelesi tarzı ile aşılmış olur.

Bu temelde, Tarihi Toplumsallaşma Süreci
Şöyle bir yol izlemiştir:

A) Kapitalizmde, Uzlaşan TAÇ’ın sınıfsal
ifadesi, burjuvazi (Tez) ile proletarya (A-Tez) arasındaki, sistem içi sınıf uzlaşması
ve çatışmalarından ibarettir. Kapitalist Üretim Biçiminin, toplumsal çelişkiler
düzeyinde ifadesi olarak, ‘Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşan TAÇ)’,
toplumsal sistemin kendini olumladığı aşamalardan geçer.

Bu aşamaların ilki kuruluş aşamasıdır. Bu
aşamada, kapitalist sömürüye rağmen, burjuvazi ile işçi sınıfı birlikte,
feodalizme karşı, devrimci ve uzlaşmalı olarak mücadele eder, kapitalizmi
kurar, devamını sağlarlar.

İkinci aşama, muhafazakâr olgu veya
olgunluk aşamasıdır. Bu aşamada burjuvazi, muhafazakâr ve sömürücü; işçi sınıfı
ise sömürülen bir sınıf olduğu halde, mülkiyet biçimine dokunmadan, sistem içi
reformlar için mücadele ederek, üretimden daha fazla pay almaya çalışır.

Üçüncü aşama, sömürücü, gerici
muhafazakâr burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sistem içi sınıf mücadelesine
rağmen, iki sınıf esas olarak, gerici pozitif diyalektik tarzda, olabildiğince
kapitalist sistemi üretip, muhafaza etmeye çalıştığı, sürdürdüğü bir dönemdir.

B) ‘Uzlaşmaz Toplumsal Altyapı Çelişkisi
(Uzlaşmaz TAÇ)’ demek; üretim aletleri ve makinelerin, belli bir gelişme
derecesi ile örtüşen, nüve olarak var olup gelişen, yeni mülkiyet ve üretim
ilişkileri biçiminden oluşan yeni Üretim Biçimi demektir. Mevcut toplumsal
sistemin olumsuzlaştığı veya çözündüğü aşamasının bağrında, Uzlaşmaz TAÇ güçleri,
yeni bir toplumsal olguyu temsil ederler. Bu dönemde, yeni ile eski toplumsal
olgular, uzlaşmaz biçimde karşı karşıya dururlar. Bu uzlaşmazlığın, kapitalist
toplumdaki sınıfsal ifadesi, burjuvazinin Tez, ‘Sosyalist Emekçinin’ Antitez olduğu,
çelişki ve çatışma biçiminden ibarettir. Bu çelişki ve çatışma, günlük devrimci
demokratik sınıf mücadelesi ile kapitalist toplumsal sistemi, negatif
diyalektik tarzda, sosyalizme dönüştüren, sosyalizme sentezleyen çelişki
konumundadır.

Marks-Engels, tüm bir kapitalist
toplumsal çatışmayı veya sınıf mücadelesini sadece sistem içi “Üretim Güçleri ile Üretim İlişkileri
Arasındaki Çelişkide
” [[6]] ifade etmiştir. Bu da mevcut kapitalist toplumsal olgu veya bir Üretim Biçimi
veya uzlaşan TAÇ demektir. Dolayısıyla Marks-Engels, Sınıf mücadelesini, üretim
güçleri olan işçiler ile mülkiyet nesnelerine hâkim olan kapitalistler
arasındaki, sistem içi sınıf mücadelesinden ibaret görmüş ve sınıf
mücadelesini, “uzlaşmaz” olarak idealize etmiş, onu sistem dışına uydurmaya
çalışmışlardır.

Ama genel olarak sınıf mücadelesinin,
farklı iki biçimi vardır.

Biri,
sistem içi sınıf mücadelesidir:

Bu tarz sınıf mücadelesi, toplumsal
olguyu oluşturan ve devamını sağlayan, sistem ikizlerinin birbirine karşı
geliştirdiği sınıf mücadelesidir. Örneğin, efendi ile köle, toprak beyi ile
serf ve burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıf mücadelesi böyledir.

Diğeri,
sistem dışı sınıf mücadelesidir:

Bu tarz sınıf mücadelesi, eski ile yeni,
farklı toplumsal olgulara ait karşıtlar arasındaki uzlaşmaz sınıf
mücadelesidir. Örneğin, efendi ile toprak beyi, toprak beyi ile burjuvazi ve
burjuvazi ile ‘Sosyalist Emekçi’ arasındaki sınıf mücadelesinde olduğu gibidir.

Marks, Üretim Güçlerinin kendi arasındaki
veya işçi ile alet ve makineler arasındaki kapitalist Em-MakÇa’yı, toplumsal
fonksiyonları düzeyinde ele alıp işleyememiştir. Oysa “Üretim Güçleri ile Üretim İlişkileri Arasındaki Çelişki”, sadece
kurulu sistemin toplumsal düzeyde ifade edilmiş biçimidir. Dolayısıyla Marks,
her türlü değişimi, “Üretim Güçleri ile
Üretim İlişkileri Arasındaki Çelişkinin
” uzlaşan aşamasına (Uzlaşan TAÇ’a)
yüklemiş. Bununla kalmamış: Uzlaşan TAÇ’ın tutucu-muhafazakâr ve gerici karakteri
ile Uzlaşmaz TAÇ’ın, ilerici, devrimci karakterli muazzam fonksiyonel farkını
ters yüz etmiş. Uzlaşan TAÇ’ı, yani burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki
çelişkiyi, tıpkı Hegel’in efendi-köle, idealist düalitik diyalektiği gibi
“uzlaşmaz negatif” karakterde bir çelişki olarak ele alıp, görüşlerinin
merkezine yerleştirmiştir.

Oysa köleci üretim biçimi gibi kapitalist
üretim biçimi de tarihsel toplumsal bir olgudur. Belirleyenleri burjuvazi ile
işçi sınıfıdır. İkisi, hem bir birine karşıt ve hem de bir birlerini var eden,
pozitif diyalektik bir BAĞ ile sistem içi bağımlılık koşullarına tabidirler.
Burjuvazi olduğu gibi işçi sınıfı da kapitalist üretim ve mülkiyet
ilişkilerinin ürünü bir sınıftır. Dolayısıyla, proletarya ile burjuvazi
arasındaki sınıf mücadelesi, birinden diğerine, kısmi olarak kapitalist sistemi
geçici olarak “zayıflatsa” da esas olarak, kapitalizmi her zaman, yeni
şartlarda, yeniden üreterek, tahkim edip devamını sağlar.

Ne düzeyde, şiddetli olursa olsun, “kiracı çiftçi ile toprak sahibi arasındaki
mücadele ile feodalizmin niteliği değiştirilemediği gibi burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadelesi ile de
kapitalizmin niteliği değiştirilemez. Çünkü toplumların diyalektiğinde, iddia
edildiği gibi her diyalektik karşıt, karşıt olabilir ama her karşıt Antitez
(burada proletarya) değildir. Tıpkı serflerin feodalizme karşı uzlaşmaz,
devrimci dönüştürücü bir güç olmaması gibi proletarya da kapitalizme karşı
uzlaşmaz, devrimci dönüştürücü bir güç değildir. Bir niteliği, bir başka
niteliğe dönüştürecek olan güç, uzlaşmaz, Antitez olan devrimci diyalektik
karşıttır. Çünkü Anti-Tez, içinden çıktığı/doğduğu niteliksel olgu ile esasta
uzlaşmaz. Bu gerçeklik, onun tarihi varlık koşuludur. Dolayısıyla, ilk
doğuşundan itibaren Antitez, Tez ile temelde uzlaşmaz, nicel ve nitel devrimci reformlar silsilesi ile niteliksel değişim
ve dönüşümü sağlar. Yeni senteze varır.

Antitez dışındaki toplumsal karşıtlıklar
muhafazakâr, dönemsel devrimci/gerici uzlaşıcı bir mücadele tarzında pozitif
diyalektik karakterlidir. Ancak uzlaşıcı pozitif diyalektik karakterli hareket,
toplumsal oluşum (kuruluş) aşamalarında devrimci iken, olgunluk ve çözünme
aşamalarında muhafazakâr ve gericidir. Antitez ise her zaman, uzlaşmaz devrimci
bir mücadele ile negatif diyalektik karakterlidir.

Örneğin: Anlaşılır olmak için toplumların
tarihi ve tarihsel geçişlerini özetleyerek, ana hatlarıyla, toplumların
‘Diyalektik Tarihi Materyalist’ geçiş ve dönüşümlerine bakalım:

(a) İlkel toplulukta, doğa Tez, insanlar ise A-Tez olarak karşıttı. Mücadele, doğa ile insanlar arasında,
eşitsiz ve uzlaşır biçimde devam ederken, geçim biçimi güçleri, özellikle iş
aletlerinin yaratılması ve gelişmesi, bu uzlaşmayı bozdu. Uzlaşan birlik ve
mücadele, uzlaşmazlık kazanarak, farklı bir mücadele biçimine dönüştü. Ne
temelinde? İş aletlerinin yaratılması ve gelişmesi temelinde oldu. Doğaya karşı
bazı insanlar, ilkel aletleri, toplumsal bilgi birikimini ve doğal
yeteneklerini kullanarak, bilgi ve deneyimle; doğaya karşı kısmen ama diğer
büyük insan çoğunluğuna karşı bilgi ve tecrübe birikimi ile önderlik vasfı
kazanarak, üstünlük sağladılar. Böylece tarihte ilk kez, Mezopotamya’nın
verimli hilal bölgesinde, ilkel topluluk neolitiğinin bağrında, gelişip üstünlük
sağlayan bazı insanlar, iş aletlerinimülkiyetleri
altına alıp, köle sahipleri ve toplumsal Antitez
olarak filizlendiler. Zamanla bu köle sahiplerinin doğaya ve büyük insanlığa
karşı,  nicel devrimci reformlar dizisi ile
ilkel topluluk niteliğini aşıp, yeni bir toplum biçimi olan köleci toplum
üretim biçimini sentezleyip, ilkel
topluluktan, uygar topluma
geçişi sağladılar.

(b) Köleci toplumda,
köle sahibi Tez, köle ise A-Tez olarak karşıttı. Doğa ile olan
temel çelişki aşılmış, onun yerine, üretim aletleri, basit makineler ile
onların toplumsal varlık biçimi olan özel mülkiyet ilişkileri ile üretim
ilişkileri yer almıştı. Böylece ilkel topluluktan itibaren süre gelen doğal
eşitsizlik, yerini köleci mülkiyet ve üretim ilişkileri temelinde, uygar
eşitsizliğe terk etmişti. Derken Üretim aletlerinin sürekli gelişmesi, belli
bir noktadan sonra köleci topluma yeni bir duruş aldırtmayı dayattı. Köleci
toplumun son dönemlerinde, köleci devlet ve köle sahipleri, köle ve özgür
köylülerin toprağa bağlanması için Asya’da zilliye araziler biçiminde; Batı
Avrupa’da ise bazı üretim aletleri ve toprağı mülkiyet edinebilmesine imkân
sağlamışlardı. Daha sonraları Asya’da, Asya tik köleci devlet,  feodal devletler sistemine dönüşüp katılaştı.
Batı Avrupa’da ise köleci devlet, köle emek gücünü verimli kılıp vergi ve
angaryayı garanti etmek için köleler ile özgür köylülerin “Kolonlarda”
örgütlenmesine yol açtı [[7]].
İç ekonomik sıkıntılar ve dış saldırıların etkisi ile “kolonlardaki” toplumsal
iç dönüşümler, feodal toprak sahibinin (Senyörlerin) Antitez olarak doğmasına yol açtı. Senyörlerin, köle sahipleri ile
uzlaşmaz mücadelesi, köleci toplumun bağrından doğup gelişen, feodal mülkiyet
ve üretim ilişkilerinin yaratılmasına yol açtı. Toprak sahiplerinin yarattığı
nicel ve nitel karakterli devrimci reformcu değişimler, zamanla köleci üretim
biçimini, feodal toplum üretim biçimine
sentezleyerek
dönüştürdü.

(c) Feodal toplumda, toprak sahibi
Tez, toprak kölesi/serf ise A-Tez olarak karşıt güçtü. Asya’da
feodal mülk sistemi, feodal devlet ile donup kaldı [[8]].
Batı Avrupa’da ise üretim aletlerinin gelişmesinin tetiklemesiyle feodal toplum
çekilmez oldu. Savaş ve saray masrafları vergi yükünü ağırlaştırdı. Feodal
beyler vergiden kaçmak için toprak kölelerinin bir kısmı üzerindeki angaryayı
ağırlaştırıp, diğer bir kısmını da para ile borçlandırıp serbest bıraktılar.
Şehirlere doluşan bu serbest bırakılmış köylüler, şehir içi ve şehir ile kırsal
kesim arasında alışverişe başladılar. Ticaret yapan bu ilk köylülerden, özel
mülkiyet sahibi burjuvazinin ilk filizleri, feodal toplumun Antitezi [[9]] olarak fışkırdı. Feodal toplum biçimi ile devrimci reformcu mücadeleye tutuşan
burjuvazi, zamanla toplumu sentezleyerek
kapitalist topluma geçişi sağladı.

(d) Kapitalist toplumda, burjuvazi
Tez, proletarya ise A-Tez olarak karşıttır. Üretim
aletlerinin gelişmesinin, kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkileri ile girdiği
çatışma, toplumsal olarak kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin açmazını
ortaya koydu. Bu değişim temelinde, 1811 de işsizleşen işçilerin makineleri
kırması, 1825’lerden itibaren boy veren ve giderek şiddetlenen ve günümüze
kadar devam eden, sürekli bunalımları ve devreli sistem krizleri, kapitalizmi
çekilmez hale getirmiştir. – sanayi kapitalizmin son iki yüz yıla yaklaşan
ömrünün devam etmesinde, yenilgilerle dolu Marksist idealizmin payı belirleyicidir
– Üretim Aletleri ve makinelerin, kendi kendine yeter otomatik, otomasyon ve
yapay zekâ kullanma kapasitesinin artışı ve gelişmesi ile kapitalist üretim ve
mülkiyet ilişkilerine, yeni bir konum aldırmaya zorlamıştır. Sanayi devriminden
itibaren, üretim aletleri ve makinelerin, üretim sürecinde, emek gücü olan
emekçiyi dışarıya atması, işsizleştirmesi, karşıt sınıf olan proletaryanın
saflarında yeni kutuplaşmalara yol açmıştır. Günümüzde, çalışan proletarya
tedrici olarak işsiz proleter sınıfa dönüşüp, üretimden gelen gücü giderek
sıfıra yaklaşmıştır.

Kapitalist üretim ve mülkiyet
ilişkilerinin yıkıma uğrattığı kitleler (büyük insanlık) içinden, devrimci bir
program ile her ülke gerçeğinde, cari emek gücüne eşit paylı dağılmış, kolektif
komünal sosyalist özel mülkiyetli ‘Sosyalist
Emekçinin
’ örgütlenmesi, tarihi zorunluluk olarak açığa çıkmıştır.
Kapitalizmin bağrından fışkırıp hayatiyet bulan ve bulacak olan ‘Sosyalist Emekçi’, kapitalist toplumun Antitezi olacaktır. Bu temelde günlük, devrimci
demokratik sınıf mücadelesi pratiğinde, nicel-nitel devrimci reformlar silsilesi
ile ‘Sosyalist Emekçinin’, her ülke
gerçeğinde, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı kolektif komünal sosyalist özel
mülkiyetini oluşturup, kapitalizmi, sosyalizme sentezleme görevi, tarihin bir zorunluluğu olarak önümüzde
durmaktadır.

Marks, toplumların diyalektik hareketini
ve sosyalizmin maddi temellerini tespit ederken, ‘Diyalektik Tarihi Materyalist
Dönüşümler’ açısından diyalektik A-Tez
yasasından
ve bu yasaya bağlı olarak olgunun varlığı ve varlığını sürdürme
diyalektiğinden habersizdir. Dolayısıyla onun anlayışına bakılırsa, onda,
aslında değişecek, değişime tabi olacak bir şey, orta yerde yoktur. Çünkü Tez
ile Anti-Tez “birlikli” bir şey veya olgu, yaşamda var olamaz! Var ise ateş ile
barutun karşılaşıp patlaması gibi yok olup, bileşimindeki temel öğelere
ayrışması demektir. Ki, o da yok hükmündedir. Marks’ta diyalektik yöntem,
Hegelci 3’lüden (Tez, Anti-Tez ve Sentez) ibarettir. Oysa gerçek yaşamsal
diyalektik yöntem, 4’lüdür (Tez, A-Tez, Anti-Tez ve Sentez). 4’lü olmak
zorundadır ki, Tez ile A-Tezin birliğinden, değişime tabi olabilecek
olgular/şeyler var olabilsin. Var olan şeyler de değişebilsin. Çünkü
diyalektik, ister maddi, ister manevi olsun, var olan olguların değişim
hareketinin mantığıdır. Şeyleri, anlayıp kavramak için bu değişim, dönüşüm
mantığını bilmek zorundayız. Bilim ve bilim yapmak bu amaçla vardır.

Bu nedenle Marks, Uzlaşan TAÇ ile
Uzlaşmaz TAÇ çelişkileri arasındaki fonksiyonel farkı görememiştir. Uzlaşmaz
TAÇ’ın salt devrimci eylemini, muhafazakâr ve gerici Uzlaşan TAÇ’a yüklemiş, toplumsal
gelişmenin devrimci özünü gözden kaçırmış. Özü sağ olan, sol “devrimci” şiddete
prim veren, devrimci küçük burjuva Jakobenlerine öykünerek, işçi sınıf
temelinde, sınıf mücadelesini teorize edip sürdürmüştür. Böylece, karşıtların
birliğini ve mücadelesini, idealist düalitik negatif tarzda, Hegel
diyalektiğinde olduğu gibi ele almış. Sadece Hegel’ci bilinç-madde formunu,
madde-bilinç formu şeklinde ters çevirip, ona sığınmış. Bir olguya ait olan, Tez
ile A-Tez arasındaki pozitif olgu veya sistem diyalektiğine vakıf olamamıştır.
Onu negatif diyalektik gibi ele almış. Jakoben solculuğa savrulmuştur.

Oysa gelişen üretim güçlerinin, özellikle
de üretim aletleri ve makinelerin, sürekli ve devrimci tarzda gelişip, alttan
toplumu tetikleyip zorlaması ile toplumsal ilişkilerde yenilenme, kaçınılmazdır.
Toplumsal süreçlerin temelinde, belirli, tanımlı herhangi bir üretim tarzında,
o tarzın temel toplumsal sınıfları vardır. Bu sınıflardan biri hâkim sınıf yani
süreci olumlayan sınıf olarak Tez; diğer karşıt ise sistemi içten lehine
“reforme eden” ama dönüştürme gücü olmayan karşıt, yani A-Tezdir. Diyalektik
‘karşıtların birliği ve mücadelesinin’ A-Tez yasasına göre, bağımsız değişken
olan Teze karşı, bağımlı değişken olan A-Tez, sistemin varlığı lehine pozitif
diyalektik tutum alır. Böylesi süreçlerde, karşıtlar süreç boyunca, uygunluk ve
uzlaşmalı mücadele sürdürürler.

Toplumsal süreçlerde, her kaşıt öğe,
Antitez değildir. Köle, köle sahibinin; toprak kölesi, toprak sahibinin;
proletarya, burjuvazinin karşıtıdır ama kesinlikle antitezi değildir. Köle
sahibinin antitezi, köle değil, toprak sahibidir. Toprak sahibinin antitezi
serf değil, burjuvazidir. Burjuvazinin antitezi ise işçi sınıfı değil,
sosyalist emekçidir. Alet ve makinelerin gelişmesi temelinde, toplumsal senteze
varmak için mevcut uzlaşan karşıtın (A-Tezin) bağrından, mevcut olgu ile
kesinlikle uzlaşmayan, yeni olgunun, bağımsız unsurunu oluşturan, uzlaşmaz
TAÇ’ın hâkim sınıfı veya Antitezinin ortaya çıkması, fışkırması gerekir. Örneğin,
feodal toplumdan kapitalizme geçiş, sistemle uzlaşan serfler tarafından değil,
serflerin bağrından fışkıran ve sistemle asla uzlaşmayan burjuvazi tarafından
sağlanmıştır. Bu konuda Marks şöyle yazar: “Burjuvazi
feodalizm altında geliştirmiş olduğu üretici güçleri ele geçirmişti. Bütün eski
ekonomik biçimler, bunlara tekabül eden insan ilişkileri, eski uygar toplumun
resmi ifadesi olan politik devlet, paramparça edilmişti
” [[10]] ve sistem dönüştürülmüştü diyor.

Bu noktada, Marks’a bir kez daha sormak gerekir:

Mademki serf, toprak sahibi ile
mücadelesinde, “uzlaşmaz sınıf
karşıtıdır”
. Neden serf değil de onun yerine toprak sahibine karşı,
burjuvazi uzlaşmaz Antitez rolü oynuyor. Feodalizmden kapitalizme geçişi serf
değil, burjuvazi sağlıyor? 

Köleyi, kiracı çiftçiyi (serf) ve İşçi
sınıfını uzlaşmaz Antitez olarak ele alma handikabı, Marks’ın üstesinden
gelemediği, Hegel’in idealist düalitik diyalektiğinin bir kuruntusudur. Hegel
diyalektiği salt düşünsel süreçlerin diyalektiğidir. Hegel’de, madde yoktur. O,
görüngüdedir. Zahiridir. Gerçek değildir. Dolayısıyla Hegel’de, madde veya
maddi olgu ve oluşum diyalektiği yoktur. Bu anlayış temelinde Hegel,
diyalektiğinde, kölenin efendiye karşı, “uzlaşmaz
sınıf karşıtı”,
(Antitez)
olduğunu, “Fenomenolojisinde (Tinin Görüngü Bilimi’nde)” oya gibi işlemiştir.

Bu farkı yeterince hesaba katmayan Marks,
Hegelci, bilinç-madde formunu, madde-bilinç formu şeklindeki “ters çevirmesine”
sığınıp kaldı. Hegelci efendi-köle diyalektiğini olduğu gibi alıp, işçi ile
kapitalist sınıflar arasındaki, sınıf mücadelesine uyguladı.

Böylece Marks, ta baştan itibaren, gerçek
anlamda, bilim ile yollarını ayırmış oldu.

(Devam edecek)

DİPNOTLAR:


[1] Lenin, (1894), Ütopik ve Bilimsel
Sosyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 1. Baskı (1977), S. 13.

[2] Lenin, (1919), Komün Dersleri, Sol
Yayınlar, 3. Baskı (2008). S. 88.

[3] Engels, (1888), Ludwig Feuerbach
ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sol Yayınları, 14. Baskı (2006), S. 54.

[4] Marks (1847), Felsefenin
Sefaleti,  Sol Yayınlar, 3. Basım (1979),
S. 105.

[5] Marks (1847), Felsefenin Sefaleti,
Sol Yayınlar, 3. Basım (1979), S. 130.

[6] Engels, (1880), Ütopik Sosyalizm
ve Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, 13. Baskı (2008), S. 67-90.

[7] Henri Denis, Ekonomik Doktrinler
Tarihi, Sosyal Yayınları, Cilt 1, 2. Basım (1982), S. 67.

[8] Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT),
Batı Avrupa’daki gibi bir gelişmeyi izlemedi. İzleyemezdi. Bunun maddi ve
manevi ekonomik ve sosyolojik temel nedenleri elbette ki vardır. Ama genel
olarak maddenin hareketinin yaratısı olan bir şey (olgu) uzun süre aynı biçimde
ve aynı rotayı izleyemez. Çünkü maddenin olgulardaki hareketi tek biçimli
değil, değişik aşamalıdır. Örneğin: Bir zamanlar, ağaçların gövdesi sürgündü,
filizdi, yaprak ve tomurcuktu. Ama gelişip serpilip ağaç olunca gövde oluştu.
Gövde, tutuculaşıp katılaşarak tek biçime dönüştü. Gövde biçimini bozmadan
kalın kabuklu, enine ve boyuna biçimini sürdürerek kalınlaşır. Ama üstündeki
dal, yaprak ve tomurcukları, ileri doğru öteleyerek, çiçek açtırır, meyvelere
dönüştürür,  meyveleri besler, büyütür.
Gövde ile dal ve yapraklar kadar, Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ile Batı Avrupa
üretim tarzı arasında da farklar vardır. Ve kök, gövde ve dallar gibi
birbirlerine dayanırlar. Ve ayrıca aralarında farkların da olması gerekir.
Çünkü söz konusu ettiğimiz şey, nihayet bir üretim biçimidir.

[9] Marks –Engels (1848), Komünist
Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosyalizm Yayınları (1976), S. 33 – 41.

[10] Marks (1847), Felsefenin Sefaleti,
Sol Yayınlar, 3. Basım (1979), S. 129 ve 130. 
VEYA Marks –Engels (1848), Komünist Partisi Manifestosu, Bilim ve
Sosyalizm Yayınları (1976), S. 33-34 ve 41.