Perşembe , 21 Kasım 2019

TOPLUMLARIN ALT YAPI ANATOMİSİ VE MARKSİZM -II- Nazım Can 9 Ağustos 2019

İşçi Sınıfı, Burjuvazinin Uzlaşmaz Karşıtı Olabilir Mi?

Böyle Bir Şey Mümkün Müdür?

Tarihi Tutarlılık Yasası temelindeLenin, Diyalektik Tarihi Materyalizmi veya aynı anlama gelen Sosyal Bilimler Anlayışını [[1]], özetle ve özlü bir biçimde, şöyle ifade etmiştir: “Yeni toplumun, eski toplumdan, başlayan doğuşu; eski toplumdan, yeni topluma geçiş biçimi, doğal bir tarih sürecidir” [[2]] der.

İşte! Tam da bu ifadeye uygun olarak:

Tarihi Toplumsallaşma Süreci boyunca, her toplumsal geçiş aşamasında, nüve şeklinde gelişen yeni Üretim biçimine ait üretim araçları, özellikle maddi üretim aletleri ve makineleri, kim mülkiyet edinmişse, o sınıf, o üretim biçimine ait bağımsız değişken hâkim sınıf (Tez) olarak, o toplumsal sisteme damgasını vurmuştur. Dikkat edilmelidir ki, söz konusu ettiğimiz Tez, aynı zamanda, içinden doğup geldiği mevcut toplumsal sistem için de Anti-Tez rolündedir. Bu yasa temelinde, köleci toplumda efendi, feodal toplumda senyör veya bey/ağa, kapitalist toplumda burjuvazi, sosyalist toplumda da ‘Sosyalist Emekçi’, bağımsız değişken hâkim sınıf (Tez) olarak, toplumsal sisteme damgasını vurmuş, vuracaktır. 

Örneğin: Feodal toplum Üretim Biçimi sürecine ait olgunluk aşamasının bağrında, üretim aletleri ve makineler, belli bir düzeydeki gelişmeleri ve bu gelişmelere uygun olarak, toplumsal varlıklarının yeni biçimleri olan, nüve halinde gelişen, kapitalist toplum Üretim Biçimini ait mülkiyet ve üretim ilişkilerine burjuvazi hâkim oldu. Dolayısıyla feodalizmden kapitalizme geçişte, tarihi tutarlılık yasası hükmünü icra etmeye başladı. Feodal toplum Üretim Biçimine ait çözünme aşaması ile kapitalist toplum Üretim Biçimini oluşturan, oluşum/kuruluş aşaması çakıştı. Böylece farklı toplumsal süreçleri temsilen, feodal ve kapitalist Üretim Biçimleri, Tarihi Tutarlılık Yasasının bağlılığı ve sürekliliği temelinde, aynı zemini paylaştılar. Yani bu aşama, bir ve aynı anda, bir yandan feodal toplum için çözünme aşaması iken; öte yandan kapitalist toplum için kuruluş aşaması oldu. Dolayısıyla bu çakışma zemininde, eski mülkiyet biçimini temsil eden feodal bey (Tez) ile yeni mülkiyet biçimini temsil eden burjuvazinin (Anti-Tez) önderliğinde, esas karakteri uzlaşmaz olan, negatif devrimci diyalektik sınıf mücadelesi gelişti. Bu sınıf mücadelesi ile feodal toplum altyapısı, kapitalist toplum altyapısına, çözünerek geçiş/sentez başladı. Bu tarihi dönemi Engels, “burjuvazi tarafından temsil edilen üretici güçler, feodal toprak sahipleri ve lonca ustaları tarafından temsil edilen üretim düzenine karşı ayaklandılar” [[3]] diyerek, zamanında ifade etmişti.

Ama ne yazık ki, o döneme ilişkin olarak, Engels’in anlayışı da dâhil, yukarıdaki toplumsal geçiş ve oluşumların tam tersine, teorik bir perspektif sunan Marks, M. Proudhon ile tartışmalarında, Proudhon’a bir soru sormuş ve şöyle cevaplandırmıştı:

M. Proudhon tarafından diriltilen bu Prometheus sonuç olarak neyin nesidir? Toplumdur. Uzlaşmaz sınıf karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkilerdir. Bu ilişkiler, kişi ile kişi arasındaki ilişkiler değil, işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi vb. arasındaki ilişkilerdir. Bu ilişkileri yok edin, bütün toplumu da yok edersiniz” [[4]]. (abç).

İşte bu ifade tarzı, toplumsal geçişler konusunda, Marksist ideolojik sistemin özüdür.

Marks’ın, yukarıdaki paragrafta dile getirilen anlayışı temelinde:

Eğer “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi vb.” arasındaki ilişkiler, “Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçiminde ise ve bu ilişkiler, işçi veya kiracı çiftçi tarafındanyok edilebiliyorsa, bütün bir toplum, yeni bir topluma dönüşebilecekse, o zaman mesele yok, Marks doğru yoldadır. 

Değilse! Marks’ın ideolojik sistem anlayışını ve ya Marksizm’i, köklü biçimde sorgulamak gerekir. Hele Reel Sosyalizmin çöküşü ile bu sorgulama, zorunlu bir görev haline gelmiştir!

Yukarıdaki paragrafta sergilenen Marksist anlayış temelinde, toplumsal geçişleri sorgulamak üzere, Marks’a soralım.

Sizce:

1) Hangi sınıfsal güç, feodal toplum üretim ve mülkiyet ilişkilerini dönüştürebilir?

2) Hangi sınıfsal güç, feodalizmden kapitalizme geçişte, devrimci bir rol oynayabilir?

3) Feodal toplumdan kapitalizme geçişte, uzlaşmaz sınıf karşıtlarının, devrimciöznesi/önderi hangi toplumsal sınıftır?

Bu sorulara verilen cevap, can alıcı önemde olup, Marks’ın toplumsal sistem anlayışının, doğruluğunu veya yanlışlığını sorgulamaya yeter sanırım.

Marks, ‘Felsefenin Sefaleti’ adlı eserinde, Proudhon ile tartışmalarının 7. Gözleminde, yukarıdaki sorularımıza şu cevabı vermiştir:

“Burjuvazinin zaferinden sonra, (burjuvazinin) iyi yanı ya da kötü yanı diye bir sorun kalmamıştı artık. Burjuvazi feodalizm altında geliştirmiş olduğu üretici güçleri ele geçirmişti. Bütün eski ekonomik biçimler, bunlara tekabül eden insan ilişkileri, eski uygar toplumun resmi ifadesi olan politik devlet, paramparça edilmişti” [[5]] .

Dikkat edilirse Marks, şimdi de Proudhon üzerinden (“bize”), bir önceki alıntısından farklı bir şey söylüyor. “Kiracı çiftçiyi” anmadan, onun yerine “burjuvazinin”, feodal toplumu “paramparça” ettiğini söylemektedir. Yani bir önceki alıntıda söylediği ile çelişerek, feodalizmden kapitalizme geçişin öznesi ve önder gücünün, kiracı çiftçi (toprak kölesi veya serf) değil, burjuvazi olduğunu söylemektedir.

Marksizm adına durum, gerçekten “şaşırtıcı” ve vahimdir!

Hani, “Kiracı çiftçi ile toprak sahibi” arasındaki sınıfsal ilişkiler, “Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçimindeydi? Hani, “serf ile senyör uzlaşmaz” sınıflardı?

Nerden çıktı şimdi, burjuvazinin feodalizmi “paramparça” etmesi?

Oysa gerçek toplumsal yaşamda bilinir ki:

Uzlaşmaz sınıf karşıtlığı veya uzlaşmaz toplumsal ilişkiler demek: kurulu sistemi, muhafaza ederek sürdürmek isteyen gerici hâkim sınıf (Tez) ile kurulu sistemi sentezleyerek, dönüştürmek isteyen devrimci hâkim sınıf (Antitez) arasındaki devrimci, uzlaşmaz negatif diyalektik sınıf mücadelesi demektir. Dolayısıyla Marks’ın, sınıf mücadelesini ele alış tarzı ve onu sistem dışına taşırma biçimi, bir çelişkiler yumağıdır. Yaşamda karşılık bulamamış, oldukça derin bir sübjektivizm ile maluldür.

Devam edelim!

Marks, “bu ilişkileri (yani işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi vb. arasındaki “uzlaşmaz” sınıf karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkileri) yok edin bütün toplumu da yok edersiniz ” derken, kimi salık vermektedir?

(İlk ifadesinde), teorik olarak, “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi” arasındaki “uzlaşmaz sınıf karşıtlığına” işaret ederken.

(İkinci ifadesinde) ise pratik olarak, toprak sahibi (Tez) ile burjuvazi (antitez) arasında, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ilişkileri temelinde, feodal toplumun, burjuvazi tarafından yıkıldığını MÜJDELEMEKTEDİR!

Böyle yapmakla Marks, bizi, muazzam ve köklü bir ikilem (dilemma)ile karşı karşıya bırakmaktadır. Marks’ın teorik tespiti mi doğru, yoksa pratik olarak gerçekleşen mi doğru?

Hangisi!

Marks’ın da teyit ettiği gibi tabi ki, pratikte gerçekleşen doğrudur.

O halde Marks’ın işaret ettiği, “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi arasındaki ilişkiler”, yaşamıngerçekliğinde, “UZLAŞMAZ sınıf karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçiminde değildir. Onlar, tam tersine, UZLAŞAN toplumsal ilişkiler biçimindedir. Onun için feodalizmden kapitalizme geçiş, serf tarafından değil, burjuvazi tarafından sağlanmıştır.   

Bu bağlamda, teorik ve pratik seçeneklerin uyumsuzluğu halinde, Marks teorik olarak, “kiracı çiftçi ile toprak sahibi” arasında mücadele ile feodalizmin yıkılışı konusunda, kendi tespitini reddederken;pratik olarak “burjuvazi ile toprak sahibi” arasındaki sınıf mücadelesi ile feodalizmin yıkılışını kabul etmiştir.BöyleceMarks-Engels, suya sabuna dokunmadan, teorik tespitlerini görmezden gelerek, pratik seçeneği kabul etmişlerdir. Dolayısıyla pratiğe aktarıldığında, Marksist sistem anlayışındaki yanlışlık, teoride var olmuştur ama pratikte iflas etmiştir. Nedeni de “işçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi arasındaki ilişkilerin”, gerçekte, “UZLAŞMAZ sınıf karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçimde değil, tam tersine, UZLAŞAN sınıf karşıtlarına dayanan, toplumsal ilişkiler biçiminde olduğu gerçeğinin, doğru bir biçimde tespit edilememiş olmasıdır.

Onun için bu anlayış temelinde,feodalizmden kapitalizme, kapitalizmden de Sosyalizme geçiş,Marksist teori tarafından doğrulanamamıştır.

Bir kez daha vurgulamakta fayda var zannıyla, yaşamın maddi gerçekliğindeki esas durum şudur:

İşçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi arasındaki ilişkiler (…) uzlaşmaz sınıf karşıtlarına dayanan toplumsal ilişkiler” biçiminde değildir. Onlar, UZLAŞAN sınıf karşıtlıklarına dayanan toplumsal ilişkiler biçimindedir.

Daha açık bir ifade tarzıyla, işçi ile burjuvazi, serf ile senyör arasındaki ilişki veya çelişki, diyalektik Tez ile Antitez biçiminde değil, diyalektik Tez ile A-Tez’in birliği biçimindedir. Çünkü Tez ve A-Tez birliği ile ancak toplumsal olgu, var olabilir ve varlığını sürdürebilir. İşçi ile kapitalist, kiracı çiftçi ile toprak sahibi” toplumsal bir olguya ait toplumsal olgu ikizleridir. Bunlar, olguyu kurma ve muhafaza ile devamını sağlamadan sorumlu, tarihsel toplumsal güçlerdir. Marks’ın Grundrisse adlı eserinde belirttiği gibi “kapitalist işçiyi üretir ve işçi kapitalisti üretir”. Bu temelde, feodalizmden kapitalizme geçiş, SERF tarafındandeğil, BURJUVAZİ tarafından sağlanmıştır. Dolayısıyla, sözde “Uzlaşmaz karşıt” olan kiracı çiftçinin (serfin), toprak sahibine karşı sürdürdüğü sınıf mücadelesi ile feodalizmden kapitalizme geçiş becerilemediği gibi; benzer biçimde, sözde “uzlaşmaz karşıt” olan işçi sınıfının burjuvaziye karşı, yürüttüğü her türlü sınıf mücadelesiyle de kapitalizmden sosyalizme geçiş “BECERİLEMEMİŞTİR”?

Ayrıca becerilemediği: Reel Sosyalizm pratiği ile tartışılmaz biçimde ispatlıdır.

Diyalektik Tarihi Materyalist veya başka bir ifade tarzıyla, Sosyal Bilimler anlayışı ilkelerinde, tutarlılık vardır. Ve esastır!

Görüldüğü gibi Marks, tespitlerinde bariz ve köklü biçimde çıkmazdadır. Diyalektik Tarihi Materyalist yasalar, eğer gerçekten yasa düzeyinde iseler -ki kuşku yoktur-feodalizmde öyle, kapitalizmde böyle, keyfi olarak çalışmaz veya işlemezler.

Marks, kapitalizmden Reel Sosyalizme geçiş için “devrim ve sosyalizm” davasını, Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkisinin (Uzlaşan TAÇ’ın) maddi mülkiyet öğeleri sahibi burjuvazi ile kendi soyut emek gücü mülkiyeti dışında, mülkiyetsiz olan işçi sınıfı arasındaki uzlaşan çelişkiyi, ters yüz ederek, onu “uzlaşmaz” bir çelişki gibi göstererek ele almış. Devrim sosyalizm davasını, bu teorik temel üzerinde inşa etmiştir. Ve böylece teorik olarak, tıpkı “kiracı çiftçi” gibi “İşçi sınıfına da sosyalist devrimci bir rol” biçmiş, onu toplumsal Antitez derekesine yükseltmiştir. Bu temelde, ‘Sosyalizm ve Devrim’ davasında, derin bir biçimde sübjektivizme savrularak, Diyalektik Tarihi Materyalist Çelişkiler Sistemineaiten büyük tarihi hatasını işlemiş,BİLİMSEL YOLDAN AYRILMIŞTIR.

Özetle, kapitalizme ait çelişkiler sistemi anatomisi şöyledir:

Üretici Güçler’ çelişkisi demek, üretici güçleri oluşturan öğelerin kendi arasındaki çelişki demektir. Üretici Güçlerin, önder ve lider temel iki öğesi vardır. Bunlar, İşçi ile alet ve Makinedir. Dolayısıyla Üretici Güçlerin esas çelişkisi: ‘Emekçi ile Alet ve Makine Arasındaki Çelişkidir (yani Em-MakÇe dediğimiz çelişkidir).

Toplumsal ‘Üretim Biçimi’ demek, Em-MakÇe’nin, belli bir dönemine ait gelişen, Üretim Güçleri ile onlara uygun ve onların toplumsal varlık biçimleri olan, Üretim ve Mülkiyet İlişkilerinin birliği demektir. Kapitalizm için biz buna İşçi-MakÇe veya burjuvazinin, üretim alet ve makineleri mülkiyet edindiği için onun toplumsal biçimine, Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşan TAÇ) diyoruz. Ama burjuvazi üretim alet ve makineleri mülkiyet edindi diye, alet ve makinelerin gelişmesi durmaz veya tamamıyla zapt edilemez. Kurulu herhangi bir sistem veya bu arada burjuvazi, sadece alet ve makinelerin, ÖZGÜRCE gelişmesine engel olabilir. Zamanla alet ve makinelerin gelişmesi, işçi ile burjuvazinin sistem ilişkilerini aşar. Yeni ve devrimci toplumsal güçler geliştirip, Uzlaşan TAÇ ilişkileri ile kavgaya tutuşarak, onu yerle bir eder. 

Toplumsal Devrim’ çelişkisi demek, eski ile yeni toplumsal altyapıları temsil eden ve birbiri ile esas olarak uzlaşmayan, “yeni toplumun, eski toplumdan başlayan doğuşunun” ifadesi, negatif diyalektik karakterli sınıfsal çıkar çatışması demektir. Örneğin, feodalizmden kapitalizme, toplumsal geçişte olduğu gibi: feodal sisteme ait mülkiyet ve üretim ilişkilerini temsil edenfeodal bey ile serf, gerici güçleri; Kapitalist sisteme ait mülkiyet ve üretim ilişkilerini temsil eden burjuvazi ile işçi sınıfı da yeni ve devrimci güçleri temsil ederek, karşı karşıya gelir ve kıyasıya mücadele ederler.

Dolayısıyla, ‘Diyalektik Tarihi Materyalizmin Çelişkiler Sistemi’, şöyle sıralı bir ROTA izler:

1) Üretim Güçleri Gelişme Yasası (ÜGGY), ‘Emekçi ile Alet ve Makine Arasındaki Çelişkiyi’ (Em-MakÇe’yi) üretir. Farklı toplumsal sistemlere ait hâkim sınıflar (kölenin efendisi, toprak beyi ve burjuvazi), üretim aletleri ve makineleri özel mülkiyet edinince, Em-MakÇe farklı mülkiyet biçimleri temelinde, farklı toplumsal Üretim Biçimlerine dönüşmeyi başlatarak somutlaşır. Örneğin kapitalist toplum için durum şöyle bir ifadeye kavuşur: Üretim güçleri ile onlara uygun ve onların toplumsal varlık biçimleri olan kapitalist mülkiyet ve üretim ilişkilerinin birliğinden, kapitalist Üretim Biçimi oluşur. Böylece genel Em-MakÇe, İşçi-MakÇe şeklinde, toplumsal alt yapıda somutlaşır.

2) İşçi-MakÇe de toplumsal ‘Üretim Biçimi’ veya aynı şey demek olan, mevcut Üretim Güçleri ile Üretim ve Mülkiyet İlişkileri birliğini veya Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkilerini (Uzlaşan TAÇ’ın)  üretir. Bu durum şöyle gelişir: Üretim araçlarını, özellikle, üretim aletleri ve makineleri özel mülkiyet edinen burjuvazi, Uzlaşan TAÇ’ı, toplumsal kurulum düzeyinde, ‘Üretim Biçimine’ çevirir. Böylece kapitalist toplum olgusunun alt yapısı üretilmiş olur. Alt yapı da olguya ait sürecin doğasına uygun olarak, toplumsal üst yapıyı üretip, onunla etkileşir. Dolayısıyla kapitalist toplumsal sistem: oluşum (kuruluş), olgunluk ve çözünme aşamalarından geçer.

3) Sonuç olarak çözünme aşamasında, Uzlaşan TAÇ; “yeni toplumun, eski toplumdan başlayan doğuşunun” öznesi olan nüve tarafından, gelişen ve yeni bir üretim biçimini temsil eden, Uzlaşmaz Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşmaz TAÇ) tarafında, devrimci sınıf mücadelesi tarzı ile aşılmış olur.

Bu temelde, Tarihi Toplumsallaşma Süreci Şöyle bir yol izlemiştir:

A) Kapitalizmde, Uzlaşan TAÇ’ın sınıfsal ifadesi, burjuvazi (Tez) ile proletarya (A-Tez) arasındaki, sistem içi sınıf uzlaşması ve çatışmalarından ibarettir. Kapitalist Üretim Biçiminin, toplumsal çelişkiler düzeyinde ifadesi olarak, ‘Uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşan TAÇ)’, toplumsal sistemin kendini olumladığı aşamalardan geçer.

Bu aşamaların ilki kuruluş aşamasıdır. Bu aşamada, kapitalist sömürüye rağmen, burjuvazi ile işçi sınıfı birlikte, feodalizme karşı, devrimci ve uzlaşmalı olarak mücadele eder, kapitalizmi kurar, devamını sağlarlar.

İkinci aşama, muhafazakâr olgu veya olgunluk aşamasıdır. Bu aşamada burjuvazi, muhafazakâr ve sömürücü; işçi sınıfı ise sömürülen bir sınıf olduğu halde, mülkiyet biçimine dokunmadan, sistem içi reformlar için mücadele ederek, üretimden daha fazla pay almaya çalışır.

Üçüncü aşama, sömürücü, gerici muhafazakâr burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sistem içi sınıf mücadelesine rağmen, iki sınıf esas olarak, gerici pozitif diyalektik tarzda, olabildiğince kapitalist sistemi üretip, muhafaza etmeye çalıştığı, sürdürdüğü bir dönemdir.

B) ‘Uzlaşmaz Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşmaz TAÇ)’ demek; üretim aletleri ve makinelerin, belli bir gelişme derecesi ile örtüşen, nüve olarak var olup gelişen, yeni mülkiyet ve üretim ilişkileri biçiminden oluşan yeni Üretim Biçimi demektir. Mevcut toplumsal sistemin olumsuzlaştığı veya çözündüğü aşamasının bağrında, Uzlaşmaz TAÇ güçleri, yeni bir toplumsal olguyu temsil ederler. Bu dönemde, yeni ile eski toplumsal olgular, uzlaşmaz biçimde karşı karşıya dururlar. Bu uzlaşmazlığın, kapitalist toplumdaki sınıfsal ifadesi, burjuvazinin Tez, ‘Sosyalist Emekçinin’ Antitez olduğu, çelişki ve çatışma biçiminden ibarettir. Bu çelişki ve çatışma, günlük devrimci demokratik sınıf mücadelesi ile kapitalist toplumsal sistemi, negatif diyalektik tarzda, sosyalizme dönüştüren, sosyalizme sentezleyen çelişki konumundadır.

Marks-Engels, tüm bir kapitalist toplumsal çatışmayı veya sınıf mücadelesini sadece sistem içi “Üretim Güçleri ile Üretim İlişkileri Arasındaki Çelişkide” [[6]] ifade etmiştir. Bu da mevcut kapitalist toplumsal olgu veya bir Üretim Biçimi veya uzlaşan TAÇ demektir. Dolayısıyla Marks-Engels, Sınıf mücadelesini, üretim güçleri olan işçiler ile mülkiyet nesnelerine hâkim olan kapitalistler arasındaki, sistem içi sınıf mücadelesinden ibaret görmüş ve sınıf mücadelesini, “uzlaşmaz” olarak idealize etmiş, onu sistem dışına uydurmaya çalışmışlardır.

Ama genel olarak sınıf mücadelesinin, farklı iki biçimi vardır.

Biri, sistem içi sınıf mücadelesidir:

Bu tarz sınıf mücadelesi, toplumsal olguyu oluşturan ve devamını sağlayan, sistem ikizlerinin birbirine karşı geliştirdiği sınıf mücadelesidir. Örneğin, efendi ile köle, toprak beyi ile serf ve burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıf mücadelesi böyledir.

Diğeri, sistem dışı sınıf mücadelesidir:

Bu tarz sınıf mücadelesi, eski ile yeni, farklı toplumsal olgulara ait karşıtlar arasındaki uzlaşmaz sınıf mücadelesidir. Örneğin, efendi ile toprak beyi, toprak beyi ile burjuvazi ve burjuvazi ile ‘Sosyalist Emekçi’ arasındaki sınıf mücadelesinde olduğu gibidir.

Marks, Üretim Güçlerinin kendi arasındaki veya işçi ile alet ve makineler arasındaki kapitalist Em-MakÇa’yı, toplumsal fonksiyonları düzeyinde ele alıp işleyememiştir. Oysa “Üretim Güçleri ile Üretim İlişkileri Arasındaki Çelişki”, sadece kurulu sistemin toplumsal düzeyde ifade edilmiş biçimidir. Dolayısıyla Marks, her türlü değişimi, “Üretim Güçleri ile Üretim İlişkileri Arasındaki Çelişkinin” uzlaşan aşamasına (Uzlaşan TAÇ’a) yüklemiş. Bununla kalmamış: Uzlaşan TAÇ’ın tutucu-muhafazakâr ve gerici karakteri ile Uzlaşmaz TAÇ’ın, ilerici, devrimci karakterli muazzam fonksiyonel farkını ters yüz etmiş. Uzlaşan TAÇ’ı, yani burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki çelişkiyi, tıpkı Hegel’in efendi-köle, idealist düalitik diyalektiği gibi “uzlaşmaz negatif” karakterde bir çelişki olarak ele alıp, görüşlerinin merkezine yerleştirmiştir.

Oysa köleci üretim biçimi gibi kapitalist üretim biçimi de tarihsel toplumsal bir olgudur. Belirleyenleri burjuvazi ile işçi sınıfıdır. İkisi, hem bir birine karşıt ve hem de bir birlerini var eden, pozitif diyalektik bir BAĞ ile sistem içi bağımlılık koşullarına tabidirler. Burjuvazi olduğu gibi işçi sınıfı da kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin ürünü bir sınıftır. Dolayısıyla, proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi, birinden diğerine, kısmi olarak kapitalist sistemi geçici olarak “zayıflatsa” da esas olarak, kapitalizmi her zaman, yeni şartlarda, yeniden üreterek, tahkim edip devamını sağlar.

Ne düzeyde, şiddetli olursa olsun, “kiracı çiftçi ile toprak sahibi arasındaki” mücadele ile feodalizmin niteliği değiştirilemediği gibi burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadelesi ile de kapitalizmin niteliği değiştirilemez. Çünkü toplumların diyalektiğinde, iddia edildiği gibi her diyalektik karşıt, karşıt olabilir ama her karşıt Antitez (burada proletarya) değildir. Tıpkı serflerin feodalizme karşı uzlaşmaz, devrimci dönüştürücü bir güç olmaması gibi proletarya da kapitalizme karşı uzlaşmaz, devrimci dönüştürücü bir güç değildir. Bir niteliği, bir başka niteliğe dönüştürecek olan güç, uzlaşmaz, Antitez olan devrimci diyalektik karşıttır. Çünkü Anti-Tez, içinden çıktığı/doğduğu niteliksel olgu ile esasta uzlaşmaz. Bu gerçeklik, onun tarihi varlık koşuludur. Dolayısıyla, ilk doğuşundan itibaren Antitez, Tez ile temelde uzlaşmaz, nicel ve nitel devrimci reformlar silsilesi ile niteliksel değişim ve dönüşümü sağlar. Yeni senteze varır.

Antitez dışındaki toplumsal karşıtlıklar muhafazakâr, dönemsel devrimci/gerici uzlaşıcı bir mücadele tarzında pozitif diyalektik karakterlidir. Ancak uzlaşıcı pozitif diyalektik karakterli hareket, toplumsal oluşum (kuruluş) aşamalarında devrimci iken, olgunluk ve çözünme aşamalarında muhafazakâr ve gericidir. Antitez ise her zaman, uzlaşmaz devrimci bir mücadele ile negatif diyalektik karakterlidir.

Örneğin: Anlaşılır olmak için toplumların tarihi ve tarihsel geçişlerini özetleyerek, ana hatlarıyla, toplumların ‘Diyalektik Tarihi Materyalist’ geçiş ve dönüşümlerine bakalım:

(a) İlkel toplulukta, doğa Tez, insanlar ise A-Tez olarak karşıttı. Mücadele, doğa ile insanlar arasında, eşitsiz ve uzlaşır biçimde devam ederken, geçim biçimi güçleri, özellikle iş aletlerinin yaratılması ve gelişmesi, bu uzlaşmayı bozdu. Uzlaşan birlik ve mücadele, uzlaşmazlık kazanarak, farklı bir mücadele biçimine dönüştü. Ne temelinde? İş aletlerinin yaratılması ve gelişmesi temelinde oldu. Doğaya karşı bazı insanlar, ilkel aletleri, toplumsal bilgi birikimini ve doğal yeteneklerini kullanarak, bilgi ve deneyimle; doğaya karşı kısmen ama diğer büyük insan çoğunluğuna karşı bilgi ve tecrübe birikimi ile önderlik vasfı kazanarak, üstünlük sağladılar. Böylece tarihte ilk kez, Mezopotamya’nın verimli hilal bölgesinde, ilkel topluluk neolitiğinin bağrında, gelişip üstünlük sağlayan bazı insanlar, iş aletlerinimülkiyetleri altına alıp, köle sahipleri ve toplumsal Antitez olarak filizlendiler. Zamanla bu köle sahiplerinin doğaya ve büyük insanlığa karşı,  nicel devrimci reformlar dizisi ile ilkel topluluk niteliğini aşıp, yeni bir toplum biçimi olan köleci toplum üretim biçimini sentezleyip, ilkel topluluktan, uygar topluma geçişi sağladılar.

(b) Köleci toplumda, köle sahibi Tez, köle ise A-Tez olarak karşıttı. Doğa ile olan temel çelişki aşılmış, onun yerine, üretim aletleri, basit makineler ile onların toplumsal varlık biçimi olan özel mülkiyet ilişkileri ile üretim ilişkileri yer almıştı. Böylece ilkel topluluktan itibaren süre gelen doğal eşitsizlik, yerini köleci mülkiyet ve üretim ilişkileri temelinde, uygar eşitsizliğe terk etmişti. Derken Üretim aletlerinin sürekli gelişmesi, belli bir noktadan sonra köleci topluma yeni bir duruş aldırtmayı dayattı. Köleci toplumun son dönemlerinde, köleci devlet ve köle sahipleri, köle ve özgür köylülerin toprağa bağlanması için Asya’da zilliye araziler biçiminde; Batı Avrupa’da ise bazı üretim aletleri ve toprağı mülkiyet edinebilmesine imkân sağlamışlardı. Daha sonraları Asya’da, Asya tik köleci devlet,  feodal devletler sistemine dönüşüp katılaştı. Batı Avrupa’da ise köleci devlet, köle emek gücünü verimli kılıp vergi ve angaryayı garanti etmek için köleler ile özgür köylülerin “Kolonlarda” örgütlenmesine yol açtı [[7]]. İç ekonomik sıkıntılar ve dış saldırıların etkisi ile “kolonlardaki” toplumsal iç dönüşümler, feodal toprak sahibinin (Senyörlerin) Antitez olarak doğmasına yol açtı. Senyörlerin, köle sahipleri ile uzlaşmaz mücadelesi, köleci toplumun bağrından doğup gelişen, feodal mülkiyet ve üretim ilişkilerinin yaratılmasına yol açtı. Toprak sahiplerinin yarattığı nicel ve nitel karakterli devrimci reformcu değişimler, zamanla köleci üretim biçimini, feodal toplum üretim biçimine sentezleyerek dönüştürdü.

(c) Feodal toplumda, toprak sahibi Tez, toprak kölesi/serf ise A-Tez olarak karşıt güçtü. Asya’da feodal mülk sistemi, feodal devlet ile donup kaldı [[8]]. Batı Avrupa’da ise üretim aletlerinin gelişmesinin tetiklemesiyle feodal toplum çekilmez oldu. Savaş ve saray masrafları vergi yükünü ağırlaştırdı. Feodal beyler vergiden kaçmak için toprak kölelerinin bir kısmı üzerindeki angaryayı ağırlaştırıp, diğer bir kısmını da para ile borçlandırıp serbest bıraktılar. Şehirlere doluşan bu serbest bırakılmış köylüler, şehir içi ve şehir ile kırsal kesim arasında alışverişe başladılar. Ticaret yapan bu ilk köylülerden, özel mülkiyet sahibi burjuvazinin ilk filizleri, feodal toplumun Antitezi [[9]] olarak fışkırdı. Feodal toplum biçimi ile devrimci reformcu mücadeleye tutuşan burjuvazi, zamanla toplumu sentezleyerek kapitalist topluma geçişi sağladı.

(d) Kapitalist toplumda, burjuvazi Tez, proletarya ise A-Tez olarak karşıttır. Üretim aletlerinin gelişmesinin, kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkileri ile girdiği çatışma, toplumsal olarak kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin açmazını ortaya koydu. Bu değişim temelinde, 1811 de işsizleşen işçilerin makineleri kırması, 1825’lerden itibaren boy veren ve giderek şiddetlenen ve günümüze kadar devam eden, sürekli bunalımları ve devreli sistem krizleri, kapitalizmi çekilmez hale getirmiştir. – sanayi kapitalizmin son iki yüz yıla yaklaşan ömrünün devam etmesinde, yenilgilerle dolu Marksist idealizmin payı belirleyicidir – Üretim Aletleri ve makinelerin, kendi kendine yeter otomatik, otomasyon ve yapay zekâ kullanma kapasitesinin artışı ve gelişmesi ile kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerine, yeni bir konum aldırmaya zorlamıştır. Sanayi devriminden itibaren, üretim aletleri ve makinelerin, üretim sürecinde, emek gücü olan emekçiyi dışarıya atması, işsizleştirmesi, karşıt sınıf olan proletaryanın saflarında yeni kutuplaşmalara yol açmıştır. Günümüzde, çalışan proletarya tedrici olarak işsiz proleter sınıfa dönüşüp, üretimden gelen gücü giderek sıfıra yaklaşmıştır.

Kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin yıkıma uğrattığı kitleler (büyük insanlık) içinden, devrimci bir program ile her ülke gerçeğinde, cari emek gücüne eşit paylı dağılmış, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyetli ‘Sosyalist Emekçinin’ örgütlenmesi, tarihi zorunluluk olarak açığa çıkmıştır. Kapitalizmin bağrından fışkırıp hayatiyet bulan ve bulacak olan ‘Sosyalist Emekçi’, kapitalist toplumun Antitezi olacaktır. Bu temelde günlük, devrimci demokratik sınıf mücadelesi pratiğinde, nicel-nitel devrimci reformlar silsilesi ile ‘Sosyalist Emekçinin’, her ülke gerçeğinde, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı kolektif komünal sosyalist özel mülkiyetini oluşturup, kapitalizmi, sosyalizme sentezleme görevi, tarihin bir zorunluluğu olarak önümüzde durmaktadır.

Marks, toplumların diyalektik hareketini ve sosyalizmin maddi temellerini tespit ederken, ‘Diyalektik Tarihi Materyalist Dönüşümler’ açısından diyalektik A-Tez yasasından ve bu yasaya bağlı olarak olgunun varlığı ve varlığını sürdürme diyalektiğinden habersizdir. Dolayısıyla onun anlayışına bakılırsa, onda, aslında değişecek, değişime tabi olacak bir şey, orta yerde yoktur. Çünkü Tez ile Anti-Tez “birlikli” bir şey veya olgu, yaşamda var olamaz! Var ise ateş ile barutun karşılaşıp patlaması gibi yok olup, bileşimindeki temel öğelere ayrışması demektir. Ki, o da yok hükmündedir. Marks’ta diyalektik yöntem, Hegelci 3’lüden (Tez, Anti-Tez ve Sentez) ibarettir. Oysa gerçek yaşamsal diyalektik yöntem, 4’lüdür (Tez, A-Tez, Anti-Tez ve Sentez). 4’lü olmak zorundadır ki, Tez ile A-Tezin birliğinden, değişime tabi olabilecek olgular/şeyler var olabilsin. Var olan şeyler de değişebilsin. Çünkü diyalektik, ister maddi, ister manevi olsun, var olan olguların değişim hareketinin mantığıdır. Şeyleri, anlayıp kavramak için bu değişim, dönüşüm mantığını bilmek zorundayız. Bilim ve bilim yapmak bu amaçla vardır.

Bu nedenle Marks, Uzlaşan TAÇ ile Uzlaşmaz TAÇ çelişkileri arasındaki fonksiyonel farkı görememiştir. Uzlaşmaz TAÇ’ın salt devrimci eylemini, muhafazakâr ve gerici Uzlaşan TAÇ’a yüklemiş, toplumsal gelişmenin devrimci özünü gözden kaçırmış. Özü sağ olan, sol “devrimci” şiddete prim veren, devrimci küçük burjuva Jakobenlerine öykünerek, işçi sınıf temelinde, sınıf mücadelesini teorize edip sürdürmüştür. Böylece, karşıtların birliğini ve mücadelesini, idealist düalitik negatif tarzda, Hegel diyalektiğinde olduğu gibi ele almış. Sadece Hegel’ci bilinç-madde formunu, madde-bilinç formu şeklinde ters çevirip, ona sığınmış. Bir olguya ait olan, Tez ile A-Tez arasındaki pozitif olgu veya sistem diyalektiğine vakıf olamamıştır. Onu negatif diyalektik gibi ele almış. Jakoben solculuğa savrulmuştur.

Oysa gelişen üretim güçlerinin, özellikle de üretim aletleri ve makinelerin, sürekli ve devrimci tarzda gelişip, alttan toplumu tetikleyip zorlaması ile toplumsal ilişkilerde yenilenme, kaçınılmazdır. Toplumsal süreçlerin temelinde, belirli, tanımlı herhangi bir üretim tarzında, o tarzın temel toplumsal sınıfları vardır. Bu sınıflardan biri hâkim sınıf yani süreci olumlayan sınıf olarak Tez; diğer karşıt ise sistemi içten lehine “reforme eden” ama dönüştürme gücü olmayan karşıt, yani A-Tezdir. Diyalektik ‘karşıtların birliği ve mücadelesinin’ A-Tez yasasına göre, bağımsız değişken olan Teze karşı, bağımlı değişken olan A-Tez, sistemin varlığı lehine pozitif diyalektik tutum alır. Böylesi süreçlerde, karşıtlar süreç boyunca, uygunluk ve uzlaşmalı mücadele sürdürürler.

Toplumsal süreçlerde, her kaşıt öğe, Antitez değildir. Köle, köle sahibinin; toprak kölesi, toprak sahibinin; proletarya, burjuvazinin karşıtıdır ama kesinlikle antitezi değildir. Köle sahibinin antitezi, köle değil, toprak sahibidir. Toprak sahibinin antitezi serf değil, burjuvazidir. Burjuvazinin antitezi ise işçi sınıfı değil, sosyalist emekçidir. Alet ve makinelerin gelişmesi temelinde, toplumsal senteze varmak için mevcut uzlaşan karşıtın (A-Tezin) bağrından, mevcut olgu ile kesinlikle uzlaşmayan, yeni olgunun, bağımsız unsurunu oluşturan, uzlaşmaz TAÇ’ın hâkim sınıfı veya Antitezinin ortaya çıkması, fışkırması gerekir. Örneğin, feodal toplumdan kapitalizme geçiş, sistemle uzlaşan serfler tarafından değil, serflerin bağrından fışkıran ve sistemle asla uzlaşmayan burjuvazi tarafından sağlanmıştır. Bu konuda Marks şöyle yazar: “Burjuvazi feodalizm altında geliştirmiş olduğu üretici güçleri ele geçirmişti. Bütün eski ekonomik biçimler, bunlara tekabül eden insan ilişkileri, eski uygar toplumun resmi ifadesi olan politik devlet, paramparça edilmişti” [[10]] ve sistem dönüştürülmüştü diyor.

Bu noktada, Marks’a bir kez daha sormak gerekir:

Mademki serf, toprak sahibi ile mücadelesinde, “uzlaşmaz sınıf karşıtıdır”. Neden serf değil de onun yerine toprak sahibine karşı, burjuvazi uzlaşmaz Antitez rolü oynuyor. Feodalizmden kapitalizme geçişi serf değil, burjuvazi sağlıyor? 

Köleyi, kiracı çiftçiyi (serf) ve İşçi sınıfını uzlaşmaz Antitez olarak ele alma handikabı, Marks’ın üstesinden gelemediği, Hegel’in idealist düalitik diyalektiğinin bir kuruntusudur. Hegel diyalektiği salt düşünsel süreçlerin diyalektiğidir. Hegel’de, madde yoktur. O, görüngüdedir. Zahiridir. Gerçek değildir. Dolayısıyla Hegel’de, madde veya maddi olgu ve oluşum diyalektiği yoktur. Bu anlayış temelinde Hegel, diyalektiğinde, kölenin efendiye karşı, “uzlaşmaz sınıf karşıtı”,(Antitez) olduğunu, “Fenomenolojisinde (Tinin Görüngü Bilimi’nde)” oya gibi işlemiştir.

Bu farkı yeterince hesaba katmayan Marks, Hegelci, bilinç-madde formunu, madde-bilinç formu şeklindeki “ters çevirmesine” sığınıp kaldı. Hegelci efendi-köle diyalektiğini olduğu gibi alıp, işçi ile kapitalist sınıflar arasındaki, sınıf mücadelesine uyguladı.

Böylece Marks, ta baştan itibaren, gerçek anlamda, bilim ile yollarını ayırmış oldu.

(Devam edecek)

DİPNOTLAR:


[1] Lenin, (1894), Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 1. Baskı (1977), S. 13.

[2] Lenin, (1919), Komün Dersleri, Sol Yayınlar, 3. Baskı (2008). S. 88.

[3] Engels, (1888), Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sol Yayınları, 14. Baskı (2006), S. 54.

[4] Marks (1847), Felsefenin Sefaleti,  Sol Yayınlar, 3. Basım (1979), S. 105.

[5] Marks (1847), Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınlar, 3. Basım (1979), S. 130.

[6] Engels, (1880), Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, 13. Baskı (2008), S. 67-90.

[7] Henri Denis, Ekonomik Doktrinler Tarihi, Sosyal Yayınları, Cilt 1, 2. Basım (1982), S. 67.

[8] Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT), Batı Avrupa’daki gibi bir gelişmeyi izlemedi. İzleyemezdi. Bunun maddi ve manevi ekonomik ve sosyolojik temel nedenleri elbette ki vardır. Ama genel olarak maddenin hareketinin yaratısı olan bir şey (olgu) uzun süre aynı biçimde ve aynı rotayı izleyemez. Çünkü maddenin olgulardaki hareketi tek biçimli değil, değişik aşamalıdır. Örneğin: Bir zamanlar, ağaçların gövdesi sürgündü, filizdi, yaprak ve tomurcuktu. Ama gelişip serpilip ağaç olunca gövde oluştu. Gövde, tutuculaşıp katılaşarak tek biçime dönüştü. Gövde biçimini bozmadan kalın kabuklu, enine ve boyuna biçimini sürdürerek kalınlaşır. Ama üstündeki dal, yaprak ve tomurcukları, ileri doğru öteleyerek, çiçek açtırır, meyvelere dönüştürür,  meyveleri besler, büyütür. Gövde ile dal ve yapraklar kadar, Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ile Batı Avrupa üretim tarzı arasında da farklar vardır. Ve kök, gövde ve dallar gibi birbirlerine dayanırlar. Ve ayrıca aralarında farkların da olması gerekir. Çünkü söz konusu ettiğimiz şey, nihayet bir üretim biçimidir.

[9] Marks –Engels (1848), Komünist Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosyalizm Yayınları (1976), S. 33 – 41.

[10] Marks (1847), Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınlar, 3. Basım (1979), S. 129 ve 130.  VEYA Marks –Engels (1848), Komünist Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosyalizm Yayınları (1976), S. 33-34 ve 41.