Cuma , 20 Mayıs 2022

Wall Street ölümler üzerine ziyafet çekiyor* David North

18 Nisan 2020

14 Nisan’da, COVID-19 salgınının dünya çapında neden
olduğu ölü sayısı 126.000’i geçti. Salı günü Amerika Birleşik Devletleri’nde
2.400’den fazla kişi hayatını kaybetti ve ülke genelindeki toplam ölü sayısı
26.000’e ulaştı. Bu resmi rakamlar, koronavirüse yakalanmaları sonucu hayatını
kaybeden insanların gerçek sayısından kuşkusuz oldukça düşüktür.

1930’lardan beri ABD topraklarında Amerikan halkının
sosyal refahı üzerinde böylesine yıkıcı bir etkide bulunan bir kriz
yaşanmamıştı. New York City’de kazılan toplu mezarların, Detroit hastanelerinde
yığılan ceset torbalarının ve ailelerinin karnını doyurmak için yiyecek almayı
bekleyen uçsuz bucaksız araç kuyruklarının görüntüleri, Dorothea Lange’in
Bunalım dönemi fotoğrafları gibi hatırlanacaktır. On milyonlarca Amerikalı,
ipotekli borçlarını ve kiralarını, sağlık sigortası primlerini, kredi
borçlarının faizlerini ve diğer kaçınılmaz günlük, haftalık ve aylık
masraflarını karşılayacak bir gelirden ve birikimden yoksundur. 16 milyondan
fazla kişi işsizlik ödeneğine başvurmuş durumda. İşsizlik ödeneği çeklerinin
ulaşması haftalar, belki de aylar sürecek. Geçtiğimiz ay Kongre’de kabul edilen
CARES yasasının parçası olarak taahhüt edilen 1.200 dolarlık ödeme, çok az
banka hesabına yatmış durumda.

Toplumsal bir felaket gelişiyor ve medyanın sevinçle
söz ettiği “umut ışıkları”nın, halkın ezici çoğunluğunun yaşadığı gerçeklik ile
hiçbir ilişkisi bulunmuyor. “Zirve” ve “yatay seyir” hakkındaki sözler büyük
ölçüde varsayımsaldır. Salgın ülke genelinde şiddetle devam ediyor. Hâlâ
milyonlarca insan işe gidiyor ve bu, koronavirüse yakalanma riskinin devam
etmesi anlamına geliyor.

Ama yine de, bu muazzam krizin ortasında, bu ıstırap
döneminde bol bol zenginleşen küçük bir kesim var.

Sadece üç hafta önce, 23 Mart’ta, Dow Jones Endüstriyel
Ortalama borsa endeksi 18.591 ile kapanmıştı. Salgının ciddiyetinin istemeden
de olsa yavaş yavaş kabul edildiği ondan önceki beş hafta boyunca Dow borsası,
13 Şubat’ta ulaştığı 29.551 puandan yaklaşık yüzde 35 düşmüştü.

23 Mart’tan beri iki sayı birlikte yükseliyor:
COVID-19 ölümleri ve Dow Jones Endüstriyel Ortalama borsa endeksi (aynı şekilde
S&P ve NASDAQ gibi diğer büyük borsalar).

23 Mart’ta ABD’de salgından hayatını kaybedenlerin
sayısı 556’ya ulaşmıştı. Kongre, ondan sonraki dört gün içinde, finansal
kurumlar, şirketler ve yatırımcılar için trilyonlarca dolarlık kurtarma
paketini apar topar yasalaştırdı. “CARES Yasası”, 27 Mart’ta başkan tarafından
imzalanarak yürürlüğe girdi. O gün Dow Jones 21.636 ile kapattı. Kurtarma
paketinin yakında geçeceği beklentisi, piyasayı sadece dört gün içinde yaklaşık
3.000 puan yükseltti. Oysa 23-27 Mart arasında, ABD’de salgından ölenlerin
sayısı neredeyse üçe katlanarak 1.697’e yükselmişti.

30 Mart haftasında da salgının kurbanlarının sayısında
patlayıcı bir artış meydana geldi. 3 Nisan Cuma günü, ölü sayısı 7.139’a
ulaştı. Hafta sonu boyunca medya, kamuoyunu ölü sayısında daha da hızlı bir
yükselişe hazırlamaya çalıştı. Bununla birlikte, medya haberlerinin tonunda
belirgin bir değişiklik söz konusuydu. “Umut verici işaretler”, “iyiye gidiş”
ve elbette, “umut ışıkları” gibi ifadeler, medyanın propaganda repertuarına
girdi. Bu, hızlı bir şekilde işbaşı yapılması yönünde giderek saldırganlaşan
bir kampanya ile birleştirildi.

O hafta boyunca ölü sayısında meydana gelen hızlı
yükseliş, toplumsal trajedinin genişleyen boyutlarını açığa vurdu. Borsalardaki
yükseliş, hükümetin trilyonlarca dolar hibe ettiği mali seçkinlerin, bu krizden
çıkar sağlayacakları ve ondan hiç olmadığı kadar zengin ve güçlü çıkacakları beklentisini
yansıtıyordu.

6 Nisan Pazartesi günü, COVID-19 kaynaklı ölü sayısı
10.895’e ulaşırken Dow 22.679 ile kapattı. 9 Nisan’da ölü sayısı 16.712’ye
sıçrıyor ve Dow 23.319 ile kapanıyordu. Ve 14 Nisan’da, ölü sayısı 26.000’i
aşarken, yatırımcılar ve spekülatörler Dow’un 569 puan daha kazanarak 23.935
ile kapattığını neşeyle izlediler.

Okuru bu sayılar üzerinde durup düşünmeye davet
ediyoruz. Resmi istatistiklere göre, 23 Mart’tan beri COVID-19 salgını ABD’de
25.000’den fazla insanın hayatına mal oldu. Dow Jones Endüstriyel Ortalama
borsa endeksi ise aynı dönemde yüzde 30’dan fazla yükseldi.

Görünüşte, piyasalardaki bu olağanüstü hızlı yükselişi
gerekçelendiren hiçbir ekonomik gelişme söz konusu değildir. Doğrusu, eldeki
tüm veriler, salgının küresel etkisinin 1930’ların Büyük Bunalım’ı kadar ciddi
ve uzun ömürlü olabileceğini göstermektedir.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Salı günü, “Büyük
Tecrit: Büyük Bunalım’dan Beri En Kötü Ekonomik Bunalım” başlıklı bir rapor
yayımladı. IMF’nin baş ekonomisti Gita Gopinath tarafından yazılan rapor,
mevcut durumu “benzersiz bir kriz” olarak tarif ediyor ve küresel ekonomik
büyümede uzun süreli bir gerileme tahmininde bulunuyor. “Bu, Büyük Tecrit’i
Büyük Bunalım’dan beri en kötü durgunluk ve [2008-2009] Küresel Mali Krizi’nden
çok daha kötü yapmaktadır,” diye belirten rapor şöyle devam ediyor: “Salgın
krizinin 2020 ve 2021 küresel GSYİH’sine birikimli zararı, 9 trilyon dolar
civarında olabilir. Bu, Japonya ve Almanya ekonomilerinin toplamından
büyüktür.”

Açıkça görülüyor ki, Wall Street’teki coşkuyu besleyen
mevcut ekonomik tahminler değil ve küresel daralma gittikçe şiddetlenirken
mevcut yükselişin sürdürülebilmesi uzak bir ihtimal. Ama şimdilik bu coşku,
Merkez Bankası (Fed) tarafından sağlanmakta olan karşılıksız ve denetimsiz
trilyonlarca dolar ile teşvik ediliyor. Krizin ABD’deki ve Avrupa’daki
şirket-mali sektör oligarşisine, kapitalist ekonomiyi ve sınıfsal ilişkileri
servetin kapitalist sınıfın kasalarına daha hızlı aktarılmasını kolaylaştıracak
şekilde yeniden yapılandırma fırsatı sunacağı beklentisi, bu coşkuya güç
veriyor. 

Ancak bu coşkuyu ortadan kaldıracak başka bir etmen
daha var: işçi sınıfının büyüyen toplumsal direnişi. İşçi sınıfı, Amerikan ve
dünya ekonomisinin nasıl yeniden yapılandırılması ve servetin nasıl yeniden
dağıtılması gerektiği konusunda kendi fikirlerini geliştiriyor. 

*wsws.org’dan…