Perşembe , 25 Şubat 2021

Özel Röportaj – Türkiye’nin Lanetlisi’ anlatıyor – Mezopotamya Ajansı / Deniz Nazlım

 

 

  • 09:05 1 Şubat 2021

 

 

 

 

 

 

 

 

ANKARA –  Prof. Dr. Mete Kaan Kaynar’ın, yazar Fikret Başkaya ile yaptığı nehir söyleşisi, onu teoriler ve kavramların içine ya da zamansal bir akışa hapsetmiyor, onunla birlikte düşünmeye ve sohbetin parçası olmaya davet ediyor. 

Sayılı sistem analistlerinden ve eleştirel düşüncenin temsilcilerinden yazar Fikret Başkaya’nın yaşamını anlatan “Türkiye’nin Lanetlisi: Bir Muhalif” adlı kitabı raflardaki yerini aldı. Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mete Kaan Kaynar’ın kaleme aldığı kitap, Başkaya ile yaptığı nehir söyleyişlerinden oluşuyor.

 

Kitabın son dönemin popüler yazım metodu olan nehir söyleşi tarzı, 500 sayfalık hacmini bir çırpıda bitirilmesini sağlıyor. Akıcı ve sade bir dile sahip olan kitap, Başkaya ve Kaynar’ın 20 yıllık dostluklarının bir yansıması olarak okuyucuyu samimi bir sohbet ortamına alıyor. Kitap ilerledikçe, okuyucu bir dinleyiciye, yeri geldiğinde ise sohbetin bir parçasına dönüşüyor. Kaynar da kitabın niteliği ile ilgili şöyle yazıyor: “Elinizdeki bu kitap, günümüz nehir-söyleyişi ile eskinin musahabesi arasında bir yerde durmaya çalışıyor; olsa olsa, bir hoca ile öğrencisinin mükâlemesi denilebilir.”

 

ÖZGÜR BASIN YAZILARI

 

Birçok kişinin katkısı ve yüzlerce kaynağın toparlanmasıyla ortaya çıkan kitap Başkaya’nın bugüne kadar yazdığı kitapları makaleleri de bir araya getiren nitelikte. Başkaya’nın Özgür Basın geleneğinde, Medya Güneşi, Özgür Gelecek, Deng, Halk Gerçeği, Özgür Gündem, Özgür Ülke ve Roja Teze gibi gazetelerdeki yazıları da arşivlerden toplandı ve kitabın hazırlanmasına katkı sundu.

 

‘YERYÜZÜNÜN LANETLİLERİ’

 

 Başkaya, Fransa’da olduğu dönemlerde, ABD Başkanı Truman’ın ilk kez 20 Ocak 1949’da kullandığı “azgelişmişlik” meselesi üzerine kafa yordu. Başkaya ya göre; 1945 sonrasında sömürge statüsünü tabi ülkeler, uluslararası hukuk dahilinde bağımsızlıklarını kazandıklarında artık onlara “geri” ya da “azgelişmiş” demek yakışık almazdı. Bunun üzerine sistem sömürge ülkeleri için yeni bir sıfat buldu: Gelişmek olan ya da gelişme yolunda olan ülkeler. Başkaya, bu konuya daha detaylı şekilde “Azgelişmişliğin Sürekliliği” kitabında ele aldı ve Üçüncü Dünyayı, Frantz Fanon’a referansla “Yeryüzünün Lanetlileri” olarak tanımladı.  Kitap ismi de Başkaya’nın bu çalışmalarından esinlenerek belirlendi.

 

Ayrıca kitap, kapitalizmin sömürü ilişkilerini açığa çıkarmakta ciddi gelişmeler yaratan namı diğer “dörtlü çete”, Immanuel Wallerstein, Samir Amin, Giovanni Arrighi ve Andre Gunder Frank’a önemli bir yer ayırırken, “kapitalizmin”, “merkez-çevre” ve “sömürü” ilişkilerine giriş dersi vermesi, onu çekici kılıyor.

 

ENTELEKTÜL, AYDIN, MUHALİF…

 

Kitabın en güzel yanı, günümüzde dilimize pelesenk olmuş entelektüel, aydın ve muhalif kavramlarını açıklığa kavuşturması, bu kavramlarının iç içe olduğu ve birbirinden ayrıldığı noktaları daha görünür kılması. Muhalif kavramını Başkaya’yı sadece tanımlamak için değil Türkiye siyasi hayatı ve düşünce dünyası içerisinde bir yere yerleştirebilmek için kullandığını belirten Kaynar, muhalif kavramının Başkaya’yı entelektüel münevverden, aydından, uzmandan, bilirkişiden ayıran bir mihenk taşı olduğunu ifade ediyor. Kitap, Gramsci’nin Hapishane Defterleri’nde yazdığı “Bütün insanlar entelektüeldir (…) ama bütün insanlar entelektüel işlevi göremeyeceklerdir” ifadesine atıfta bulunarak, meselenin pratiğine işaret ediyor. Kitap boyunca okuyucu, bu kavramların etimolojisine, farklı dillerdeki kökenlerine, güncel politik alandaki kullanışına kadar geniş bir yelpazeye hakim olabiliyor.

 

RESMİ İDEOLOJİ

 

Başkaya’nın üniversiteden atılması ve hapis yatmasına neden olan “Paradigmanın İflası” kitabında yaptığı Kemalizm ile hesaplaşma, Kaynar’ın çalışmasının ana bölümlerinden birini oluşturuyor. Resmî ideolojinin geriletilmesinde 68 kuşağı önderlerinden İbrahim Kaypakkaya ve 80 sonrası Kürt özgürlük hareketinin etkilerinden de bahsedilen kitapta, “Aşk ve nefret, Türkiye solu ve Kemalizm” başlığı okuyucuya önemli bir deneyim sunuyor.

 

EKO-SOSYALİST PARADİGMA

 

Başkaya, son yıllarda ekolojik paradigma üzerine yoğun mesai harcıyor. Bunun için kitabın son bölümleri de Başkaya’nın sıklıkla vurguladığı eko-sosyalist paradigma üzerine hazırlanmış ve güncelle en ciddi bağ da buradan kurulmuş. Artık kapitalizmin ekolojik tahribat yaratmadan ilerlemeyeceği ve kapitalizmle mücadelenin de ekolojik perspektif olmadan başarıya ulaşamayacağı kitabın ana vurguları arasında. 

 

Kitap, Başkaya’yı daha yakından tanımak ve onunla ilk defa temas edecek olan genç okuyucu için kılavuz niteliğinde.

 

Mezopotamya Ajansı / Deniz Nazlım