Cumartesi , 23 Ekim 2021

Ortadoğu’da yeni hareketlenmeler ve göstergeleri – Faik Bulut

NATO Zirvesi aile fotoğrafı, Rusya ve Çin’e karşı gövde gösterisi / Fotoğraf: Kevin Lamarque-Reuters

Ortadoğu’da yeni hareketlenmeler görülüyor. Bugünkü yazımda hangi ülkelerde neler yaşandı veya yaşanıyor, önce ona ilişkin bilgi vereceğim, sonra da bazı tespitler yapıp genel gidişatın nereye yöneldiğini açıklamaya çalışacağım.

Amacım, hareketlenmelerin ana çerçevesini çizmek suretiyle okuyucuya, değişim ve dönüşümleri anlamlandırmaya yarayacak bir analiz rehberi sunmaktır.

Son aylar ve haftalarda dikkatimi çeken olayları şöyle sıralayabilirim:

ABD-Çin: Prof. Dr. İlhan Uzgel, geçtiğimiz hafta, Amerika’nın Çin ile çok yönlü dünya hegemonyası rekabetine yön veren önemli bir belgeyi değerlendirdi, birlikte bakalım:

“ABD’nin Stratejik Rekabet Yasasını tartışacağım. ABD, Çin politikasını, Ulusal Güvenlik Strateji belgesi, NATO ve G7 bildirgelerine yansıtsa da en kapsamlı şekilde bu yasada ortaya koydu. 8 Haziran’da Senato’dan geçen 280 sayfalık bu yasa, diğer metinlerle birlikte ABD’nin Çin’e yönelik stratejisini en ayrıntılı şekilde açıklıyor…

Gerek NATO’nun hazırladığı ve içinde 138 önerinin yer aldığı 2030 Raporu ve olağanın dışındaki uzunluktaki Brüksel Bildirgesi, gerekse G7 zirve bildirgesi hep bir Çin sorunu etrafında şekilleniyor… Yasa ABD başkanından dış politikayı oluştururken Çin ile stratejik rekabeti göz önüne almasını, Çin’i öncelemesini istiyor.

Çin’in Hint-Pasifik bölgesinde bölgesel hegemonya kurmasının önlenmesini, bunun için Dışişleri Bakanlığında, istihbaratta yeni kadrolar oluşturulmasını, bir Pasifik Caydırma Girişimi ve Hint-Pasifik Deniz Güvenliği Girişimi başlatılmasını, askeri yatırımların Hint-Pasifik’teki siyasal amaçlarla uyumlu olmasını yasayla bağlayıcı kılıyor.
Metin Hint-Pasifik’te askeri dengenin giderek ABD aleyhine geliştiğini, Çin’in burada deniz gücünü çok arttırdığını rakamsal verilerle ortaya koyuyor.

Yasaya göre tedarik zincirleri Çin dışına çıkarılmalı, bir Küresel Altyapı Koordinasyon Komitesi oluşturulmalı, Çin’in uluslararası finans kuruluşlarına alternatif olabilecek finans yöntemleri geliştirilmeli.

Yine bölgesel olarak Hint-Pasifik bölgesinin yanında Latin Amerika ve Karayipler, Ortadoğu, Afrika ve Arktik ABD’nin Çin ile rekabet için neler yapması gerektiğini yasayla düzenlediği alanlar.

Çin, bu yasanın geçmesine tahmin edileceği gibi tepki gösterdi. Özellikle G 7’de alınan karara verilen ‘küçük bir grup ülkenin kararlarının belirlediği bir dünyanın çoktan gerilerde kaldığının’ söylenmesi anlamlıydı…” 1

Prof. Uzgel’in yukarıda sıraladığı nedenlerle olsa gerek, Afganistan’dan çekilen ABD, Haziran ayından itibaren Suudi Arabistan, Irak, Ürdün ve Kuveyt’teki savunma sistemlerinin önemli bir kısmını geri çekiyor.

Konuya ilişkin Wall Street Journal gazetesinin verdiği haber, ABD Savunma Bakanlığı tarafından da doğrulanıyor.

Çin’in İran ile 400 milyar dolarlık stratejik bir anlaşma yapmasını yorumlayan uzmanlara göreyse; Pekin yönetimi, ilk kez Ortadoğu’da yıllarca izlediği çekimser ve ihtiyatlı tutumunu bırakıp, daha aktif siyaset izlemeye başlıyor.

ABD ve AB baskıları karşısında Suriye’nin yanında yer alıyor; viraneye dönmüş Suriye’nin yeniden inşa planında büyük bir pay almaya hazırlanıyor.

Çin ekonomisi konusunda uzman Arap siyaset bilimcisi Dr. Tarık Ey Yesawi’ye göre:

Biden yönetiminin “Çin’i kuşatarak Rusya’yı devre dışı” bırakma stratejisini yakından izleyen Pekin yönetimi, özellikle NATO Zirvesinde gövde gösterisi yapan ABD Başkanı’nın Avrupalı devlet yöneticileri (bu arada Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan) ile ikili görüşmelerine karşı alternatif hamle geliştirme aşamasında. 2

Anlaşılan hegemonyacı etkisi azalmaya yüz tutan ABD, birçok yönden (askeri, ekonomi, siyasi, diplomatik, ticari, yüksek ve siber teknoloji gibi) kendini yenilemeyi planlıyor. Rusya’ya hem havuç hem de sopa göstermek suretiyle, onunla Çin arasına çomak sokmayı deniyor.

Kısacası biz Ortadoğulular, artık kendimizi, bu küresel rekabetin muhtemel sonuçlarına göre hazırlamak zorundayız.

İran: ABD, AB, İsrail ve Körfez ülkelerinin İran’ın geliştirmekte olduğu nükleer enerji veya silah konusunda kendilerince ciddi endişeleri olduğunu herkes biliyor.

Geçen mayıs ayında bu endişelere ilişkin üç farklı raporun muhtevası açıklandı:

İlki ABD Senato Dış ilişkiler Komisyonu’na sunulmuş istihbarat komitesinin yıllık raporuydu. Joe Biden’in başkanlık makamını devralmasının üzerinden geçen 100. gün münasebetiyle sunulan raporda, “Amerika ile müttefiklerinin Ortadoğu’daki çıkarları açısından İran baş tehdit oluşturmakla kalmıyor; aynı zamanda bölge güvenliği ve dünya barışı açısından da tehlike teşkil ediyor” tespiti yer alıyor.

Aynı raporda, özellikle İran bağlantılı Husi hareketi (Yemen), Haşdi Şaabi çatısı altında veya dışında bulunan İran yanlısı silahlı Şii milisler (Irak), Hizbullah (Lübnan), Hamas ve İslami Cihad (Filistin) gibi direnişçi örgütlerin başta İsrail olmak üzere Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’e yönelik saldırılarından da bahsediliyor.

İran yönetiminin vaatlere inanılması şiddetle tavsiye ediliyor.

Bu noktadaki asıl soru şudur:

Acaba Biden’in nükleer silah konusunda İran ile masaya oturması mı engellenmek isteniyor? 

İkinci rapor, Almanya’nın Bavyera Eyaleti’ndeki istihbarat şubesi tarafından hazırlanmış. Buna göre; İran istihbaratı ve Devrim Muhafızları (Pasdaran) teşkilatlarının Avrupa’daki gizli uzantıları, ileri teknoloji üretimi yapan Alman şirketleriyle bir şekilde irtibat kurmak suretiyle nükleer silah üretimini temin edecek teknik bilgi ve cihazlar elde etme gayretindeler.

İsveç istihbaratı tarafından hazırlanan üçüncü rapor da ise, “İsabet oranı yüksek füze ve nükleer silah üretiminde kullanılması” maksadıyla bu ülkenin ileri teknoloji ve sanayi programlarının elde edilmesine yönelik İranlı ajanların faaliyetlerinden söz ediliyor. 3

Öte yandan İran’daki son cumhurbaşkanlığı seçiminde muhafazakar kesimin temsilcisi İbrahim Reisi’nin kazanması, çeşitli spekülasyon ve yorumları da beraberinde getiriyor.

Ülkenin “şahin” kanadından sayılan hatta “derin devlet politikacısı” diye nam salan eski cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, adaylığının reddedilmesi üzerine verdiği demecinde, “Rejimin seçimi referanduma dönüştürerek kendi meşruiyet ve kitle tabanını daralttığını” söylemişti.

Seçmenlerin sadece yüzde 49’unun oy kullandığı seçimde, yüzde 62’lik bir oranla cumhurbaşkanı olan Reisi, devletin hemen bütün alanlarında hâkimiyetini pekiştiren sertlik yanlısı muhafazakârların sayesinde kazandı.

Reisi’yi bu makama getiren onun siyasi yetenekleri değil, devletin çelik çekirdeğine olan sadakati oldu. Muhtemelen ona, “Ülkenin yaşı ilerlemiş ruhani lideri Ali Hameney’in yerine geçecek rejime bağlı şahsiyet” gözüyle bakılıyor.

Bir konuşmasında Reisi, “Nükleer silah konusunda Batılı devletlerle devam eden müzakereleri desteklediğini” açıkladı. Bu durum, aslında İran’da çokça sorulan şu kaygıyı dile getirmesi bakımından önemlidir:

Acaba ABD ve Avrupa, nükleer silah konusunda daha önce imzalanan anlaşmalardan ve verilen taahhütlerden vazgeçtikleri gibi bir tutum mu alacaklar?

Seçim sonrasında İran’ın “İslam Cumhuriyeti olmaktan çıktığına ve giderek tahakkümcü bir rejime dönüştüğüne” ilişkin yorumlar hem halk arasında hem de yabancılar tarafından tartışılıyor. Belkemiğini emniyet ve askeri kurumların oluşturduğu “yeni bir güç odağının doğmakta olduğunu” ileri süren görüşler hayli dikkat çekiyor. 4

Ayrıca Irak, Yemen, Suriye, Lübnan ve Filistin’deki İran’ın siyasi-askeri rolü de mevcut tartışmaların ana konularından biri haline geliyor.

Irak: ABD, İran, Türkiye ve S. Arabistan’ın nüfuz alanında sayılan Irak’ta siyasal, toplumsal, ekonomik, askeri ve mezhepsel kriz bitmek bilmiyor.

Merkezi yönetim, otoritesini hâlâ tam tesis edebilmiş değil. Çözümden çıkmanın bir yolu olarak gelecek ekim ayında yapılması kararlaştırılan genel seçim, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılından bu yana alışılmış çerçevenin dışında geçecek.

Görüldüğü kadarıyla Kürt, Şii, Sünni gibi büyük güç odakları, kendi aralarındaki geleneksel ittifaklara son verecek şekilde davranıyorlar.

Eskiden Kürt partileri parlamentoda çok sayıda sandalye kazanabilmek maksadıyla öncelikle Kürdistanî bir blok oluşturur; ardından da kabinede önemli imtiyazlar elde edebilmek için duruma göre ya Şii ya da Sünni bloktan kazanan partilerle işbirliği yaparlardı. Aynı siyasi taktik, Şii ve Sünni partileri için de geçerliydi.

Şimdi ise Şii lider Mukteda Sadr’ın başında bulunduğu kitlesel desteği hayli geniş olan Sadr Akımı (التيار الصدري ) ile Irak Kürdistan’ının başat partisi Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasında seçim ittifakı görüşmeleri başladı.

Sairun Li'l Islah hareketi lideri Mukteda Sadr, KDP ile beraber seçimin pusulasını belirleyecek-fotoğraf, AFP.jpg
Sairun Li’l Islah hareketi lideri Mukteda Sadr, KDP ile beraber seçimin pusulasını belirleyecek / Fotoğraf: AFP

Biri Erbil’de, diğeri Bağdat’ta yapılan görüşmelerde, seçim sonrasında kurulacak hükümetin oluşumu ve yapısı ele alındı.

Buna göre: Başbakan Şii Sadr Akımından, başbakan yardımcısı KDP’den olacak. KDP, Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ile seçim ittifakından vazgeçerken, hükümet kurulması için Hizb-ul Dava, Tayyar-ul Hikme, Bedr örgütü gibi Şii partileriyle işbirliği içine girmeyecek.

Buna karşılık Sadr Akımı da, daha önce müttefiki olduğu Şii partilerinden uzak duracak.

KDP’den bir Kürt yetkilisi, “Kürtler, daha önce farklı Şii ve Sünni kesimleriyle ittifaklar yaptılar. Ancak bugün daha gerçekçi davranmaktalar. Kendi çıkarlarına yardımcı olacak işbirliklerini tercih edecekler…” diyor. 5

Geleneksel ittifakların dışına çıkan Sadr Akımı (veya Sairun L’il Islah) ile KDP’nin bu girişimi için, “Muktedir güçlerin ittifakları seçimin yönünü belirleyecektir” denilmesine rağmen Şii, Kürt ve Sünni çevrelerin bir kısmı, bu girişime sıcak bakmayabilir veya oluşumları engelleyici taktikler geliştirebilirler.

Soru şu: Şimdiye kadar Irak Cumhurbaşkanlığı makamında kendi siyasetçilerinin (Celal Talabani, Behram Salih) bulunmasına alışkın olan YNK, bu girişimi içine sindirip kazanımından kolayca vazgeçebilecek midir?

Buna verilecek yanıt, zaten karmaşanın egemen olduğu Şii ve Sünni partilerin ittifaklar politikasını olumsuz veya olumlu tarzda etkileyecektir.

Neçirvan Barzani, mevcut kriz nedeniyle Irak'ın belirsizliğine işaret etmişti (1).jpg
Neçirvan Barzani, mevcut kriz nedeniyle Irak’ın belirsizliğine işaret etmişti

 

İki Kürt bölgesi: Irak Kürdistan Bölgesi yönetiminin tepe noktasında rekabet ve çekişmeye bağlı olarak Başkan Neçirvan ile Başbakan Mesrur’un hem Erbil-Süleymaniye hem de Bağdat hattında ittifak arayışlarına ilişkin birkaç makale okudum. Ancak bunları doğrulayacak somut delillere henüz ulaşamadım.

Türkiye’nin aynı bölgede yürüttüğü askeri operasyonlar sonucu PKK ile KDP arasında yaşanan ciddi gerginlik; Suriye, Irak, Türkiye ve yurtdışındaki Kürtlerin yayın organlarına lehte veya aleyhte yansımakta, enine boyuna tartışılmaktadır.

Bu hususta iki taraftan da yayımlanan sert demeçler, bu kez, Kürtler arasında “Acaba yeni bir Brakûjî (kardeş kavgası) yaşanır mı?” sorusunu akla getiriyor.

Belki de bu kaygıdan olsa gerek, 325 Kürt gazeteci ve yazar, ilgili örgütlerin kardeş kavgasından uzak durmaları ve Kürtler arasında birlik kurmaları” yönünde ortak (dört farklı lehçeyle yazılmış) bir bildiri yayımladı. 6

Bu tür çağrılara daha önce de rastlamıştık. Söz gelimi, Ocak 2021’de bu amaçla Güneydoğu’da düzenlenen “birlik yürüyüşü” gözaltı ve tutuklamalara yol açmış; yaygınlık kazanamamış ve sonuç alıcı olmamıştır.

Şeyh Said Derneği Başkanı Kasım Fırat, dedesi Şeyh Said’in isyan edişinin 97. yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada, Kürt meselesinin çözümünün “Kürtler arası birliğin sağlanmasından geçtiğini” dile getirmişti. 7

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın Diyarbakır’da Kürt partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmesinden sonra seçime yönelik “Kürdistanî ittifak”ın kalıcılaştırılması karar alınmış ve “ulusal varlığı tehdit altında” olan Kürtlerin birliği için ortak bir çizgide buluşma sorumluluğu ve yükümlülüğüne değinilmişti. 8

KKP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek ise, Kürdistan Federal yönetiminin bölgedeki Kürtlere ilişkin gelişmelere yönelik daha net bir tutum almasını istemiş ve Kürt birliği için Kürt aydınlarına girişimde bulunma çağrısı yapmıştı. 9

Suriye’nin Kürt bölgesindeki hareketin bilinen simalarından olan Salih Müslim ise, oradaki farklı siyasetlerden çok sayıda örgüt arasındaki uzlaşmanın ikinci aşamaya gelmesinden bahisle, “Kürtler doğru bir şekilde uzlaşıya varırsa, Ortadoğu’da demokratik sistemin öncüsü olurlar” tespitinde bulunmuştu. 10

Kürtlerin yoğun oldukları ve siyasi faaliyette bulundukları Suriye’nin kuzey mıntıkalarında oluşturdukları silahlı birimleri, bir yandan Türkiye destekli “Suriye Milli Ordusu” milisleri, diğer yandan IŞİD ve El Nusra ağırlıklı Heyeti Tahrir-il Şam (HTŞ) cihatçıları, öte yandan Suriye birlikleri ve milisleriyle çatışıyorlar.

Aynı zamanda da karşıt tutumlar takınan PYD ile ENKS arasında uzlaşıp ortak siyasi bir platform oluşturma görüşmelerini sürdürüyorlar.

Anlaşılan o ki, bilhassa ABD yönetiminin teşvikiyle sağlanan yakınlaşma ve güç birliği zemini, Müslim Salih’in bir yıl önce dile getirdiği şartlı iyimserliği teyit edecek kadar sağlam değil.

Suriyeli Kürt siyasetçi (eski Kürt Halkının Birliği Partisi genel başkanı) Salah Bedreddin, umulan birliğin gerçekleşmeme sebebini şöyle açıklıyor:

Kürt halkının yüzde 80’i siyasi partilerle birlikte değil. Bunlar bağımsızdır. Bunlar, Bizav (Hareket) adında yeni bir oluşuma başladı diyebiliriz. Tabanı genç, kadın ve tecrübeli siyasetçilerden oluşuyor. Bu hareket, iki tarafı da kabul etmiyor. Üçte ikisini bağımsız halkın teşkil edeceği bir kongre yapılmasını talep ediyor.

Particiliğin Kürtler arası düşmanlığı körüklemekten başka bir işe yaramadığı tezini savunan bu hareket, yönetimin siyasilerin eline geçmesini istemiyor. Mesela ‘PYD ve ENKS’nin başlattığı diyalog süreci Kürt meselesi için değil, idare ve yönetimde daha fazla yer ve pay kapma diyalogudur’ deniliyor. 11

Türkiye’ye yakınlığıyla bazen gündeme gelen ve geçmişte Türk basın/medya organlarında görüşlerine çokça yer verilen Saleh Bedreddin’in yukarıdaki tespiti bize göre fazlaca sübjektiftir, gerçeğin tamamını yansıtmıyor.

Kürtlerin birliği hususundaki sözlerinde hakikat payı olmasına rağmen, Bedreddin şunu önemli noktayı göz ardı ediyor:

Gerek Suriye gerekse Irak Kürt siyasi oluşumları arasındaki birliği engelleyen en büyük etken bölge devletlerinin müdahalesi, sabote edici faaliyetleri ve baskıcı politikalarıdır.

Ayrıca çatışmaların sıcak ortamında çabucak değişen dengeler de, birliğin gerçekleşmesini önlemektedir.

Satırbaşlarıyla birkaç örnek verelim:

* ABD istihbarat raporlarına bakılırsa Suriye, Amerikan askeri varlığını kendisine tehdit olarak görmesi nedeniyle iki önemli karşı tedbir alıyor: Baş müttefikleri sayılan Rusya, İran ve Hizbullah için yeni asker üsler açmak suretiyle her üçüyle de ittifakını kalıcılaştırmak istiyor.

* Buna bağlı olarak Suriye yönetimi, denetim alanı dışındaki (özellikle Doğu Fırat’tan Irak sınırına kadar olan) topraklarda yaşayan Arap aşiretlerini ilk elde kendi yanına çekmeyi ve bunlarla Amerikan-Koalisyon güçleri ile SDG (Suriye Demokratik Güçleri) mensuplarına sorun çıkarmayı planlıyor. Gerektiğinde aşiret milisleri vasıtasıyla bahsi geçen ABD-SDG güçleriyle aktif çatışmaya girilmesini de plana dâhil ediyor. 12

Suriyeli aşiret milisleri, hem Turkiye ve hem de Suriye'nin ilgi odağı. Maksat, SDG birliklerine karşı vurucu güç oluşturmaları. Foto-Bekir Kasım, AA.jpg
Suriyeli aşiret milisleri, hem Turkiye ve hem de Suriye’nin ilgi odağı. Maksat, SDG birliklerine karşı vurucu güç oluşturmaları / Fotoğraf: Bekir Kasım, AA

* İranlı bir muhabirin bildirdiğine göre, Tahran yönetimi, 15 Haziran’dan itibaren Halep kırsalındaki yeni askeri üsse milis (Afganistan Şiilerinden oluşan Fatimiyun birimleri) sevk ediyor. El Hafsa ile Haseke arasındaki bu üs, SDG ile Koalisyon güçlerinin mevzilerinin tam karşısına düşüyor. Gönderilen ağır silahlar arasında yerden yere fırlatılabilen füzeler de bulunuyor. 13

Rus devriyesi Suriye-Haseki yöresinde. Fotoğraf, AFP.jpg
Rus devriyesi Suriye-Haseke yöresinde / Fotoğraf: AFP

* 10 Haziran tarihli bir habere göre; Rojnews’e konuşan bazı kaynakların iddiasına bakılırsa, Türkiye desteğindeki Suriye Milli Ordusu (SMO) mensubu paralı askerler, Libya’dan getirtilip Ürdün (Amman) havayolu hattı üzerinden Erbil’e nakledilerek Hacumran bölgesine aktarılıyormuş. Maksat, onları, Pençe Harekâtı çerçevesinde PKK militanlarına karşı çatıştırmakmış!
Doğrusu, bu haber bana pek inandırıcı gelmedi. Zira Libya’dan Türkiye’nin sınıra yakın (Cizre, Hakkari, Van gibi) havaalanlarına getirtilip oradan Irak Kürdistan bölgesine taşınmaları daha kolay ve mantıklıyken, neden Ürdün-Erbil hattı denensin ki!

HTŞ cihatçıları lideri Abu Muhammed El Colani, Amerikalı gazeteci Martin Smith ile söyleşiyor. Maksat terörist listesinden çıkmak. Foto, Scott Anger.jpg
HTŞ cihatçıları lideri Abu Muhammed El Colani, Amerikalı gazeteci Martin Smith ile söyleşiyor. Maksat terörist listesinden çıkmak / Fotoğraf: Scott Anger

* Diğer bir iddia da Ortadoğu ve Orta Asya Araştırmalar Merkezi’nden. Birçok Arap medya organında yer alan bu iddiaya göre, Azerbaycan istihbarat görevlilerinden bazıları HTŞ ve diğer cihatçı örgütlerin denetimindeki İdlib bölgesinde mali ve askeri konularda faaliyet gösteriyorlarmış. 14

Açıkçası biz, Rus Sputnik haber ajansının Arapça sitesinde yayınlanan bu iddia hususunda hiçbir arka plana ve bilgiye sahip değiliz. Ancak Sputnik haber ajansının 1 Haziran tarihli Türkçe yayında şöyle bir habere rastladık:

Moskova çıkışlı diplomatik kaynaklar, İngiltere başta olmak üzere Batılı ülkelerin istihbarat teşkilatlarının İdlib’deki Heyet Tehrir-ul Şam (HTŞ) örgütüyle doğrudan temas kurduğunu kaydetmiştir.

Suriye: Suriye rejimi tam olmasa da, özellikle siyasi, diplomatik ve askeri alanlardaki kısmi başarılarının ardından nekahat ve iyileşme aşamasına girmiş görünüyor.

Kendisine karşı düşmanca tutum alan Körfez ülkelerinin Beşşar Esad yönetimiyle yeniden iyi ilişkiler kurma girişimleri devam ederken; Avrupa Birliği üyesi bazı ülkeler sessizce (Yunanistan, Sırbistan, Güney Kıbrıs gibi) Şam’da büyükelçilik binalarını açarak hem kendi hem de AB bayraklarını binaya asıyorlar. 15

İsrail sınır muhafızları Mescid-i Aksa direnişine müdahale ediyor.jpg
İsrail sınır muhafızları Mescid-i Aksa direnişine müdahale ediyor

 

İsrail-Filistin: 

* 10 Mayıs’ta başlayan Doğu Kudüs’teki Mescid-i Aksa olayları, Gazze’den atılan roketlere misilleme olarak İsrail’in havadan ve karadan bombalama yağdırmasıyla sürdü.

Yaklaşık 11 gün süren ve yüzlerce Filistinlinin ölmesi/yaralanmasıyla sonuçlanan bu çatışmalarda Mısır devreye girdi. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Katar ve Mısır’dan rica etmesi üzerine Mısır istihbarat Şefi General Abbas Kamil’in arabuluculuğu sayesinde ateşkes ilan edildi.

Mısır İstihbarat Şefi General Abbas Kamil, Gazze'deki Filistin örgüt temsilcileriyle görüşmüştü.jpg
Mısır İstihbarat Şefi General Abbas Kamil, Gazze’deki Filistin örgüt temsilcileriyle görüşmüştü

* Bu münasebetle başlayan İsrail ile Hamas arasında esir değişimi pazarlığı, başarısızlıkla sonuçlandı. Zira İsrail, Hamas’ın elindeki ikisi asker dört İsrail vatandaşını isterken; Filistinlilerin salıverilmesi için şu şartı öne sürdü:

Ateşkes kalıcı olmalı ve İsrail, bombalarla yakıp yıktığı Gazze’deki altyapının yeniden inşa edilmesini para karşılığında üstlenmelidir. Para, Batılı ve zengin Arap devletlerinden tahsil edilmelidir.

* Bu teklif, Avrupa’nın yardımıyla inşaat işine girmeye planlayan Mısır’ın da işine gelmeyince, Filistinli temsilciler İsrail’in zaten makul olmayan bu önerisini reddettiler.

* Onlarca yıl sonra Filistin meselesine yeniden el atan Mısır, bu hususta hem Türkiye’yi adeta devre dışı bıraktı, hem de Arap dünyasında yeniden itibar kazanmış oldu.

* BM İsrail’in saldırıları sonrasında Gazze’de insani yardım projeleri başlatıyor.

Doğu Kudüs dâhil Filistin topraklarında İsrail’in neden olduğu insan hakları ihlallerini araştırmak için BM tarafından görevlendirilen kuruluşun inceleme sonrası vereceği rapor, Binyamin Netanyahu hükümetinin “insanlık suçu” işleyip işlemediğini belirleyecek.

* Başlangıçta İslamcı Hamas tarafından fırlatılan roketlerin İsrail’e yönelik saldırı olduğu konusunda Batı kamuoyunu yanıltan İsrail yönetiminin, Gazze’yi havadan ve karadan ölümcül şekilde bombalaması ve özellikle onlarca çocuk katletmesi üzerine, uluslararası medya ve kamuoyu, Filistin halkını savunan bir tutum aldı.

İngiliz The Guardian gazetesine göre, Gazze’deki basın bürolarının yer aldığı büyük binanın bombalanmasından sonra Batılı ülkeler İsrail’e karşı Filistinlilerle dayanışma içine girdiler ve her çeşit insani yardım gönderdiler. 16

* Aynı çerçevede 75 ülkeden toplam 680 tanınmış şahsiyet, ABD Başkanı Biden’e açık mektup ileterek İsrail’in Filistin halkına yönelik zulüm ve tahakkümüne son verilmesini istedi. 17 

İsrail koalisyon hükümetinin iki önderi Naftali Benett ve Yair Lapid.jpg
İsrail koalisyon hükümetinin iki önderi Naftali Benett ve Yair Lapid

* 13 Haziran’da güvenoyu alarak hükümet kuran Naftali Benett ve Yair Lapid’in dönüşümlü koalisyon hükümeti, 12 yıldan bu yana iktidarı tekelinde tutan Binyamin Netanyahu’dan geri aldı.

Etrafına Siyonist sağ, sol ve liberal partileri toplayan ikilinin temennisi şudur: Yolsuzlukları sabit görülen Netanyahu’nun başbakanlıktan ayrılması demek,  onun yargılanıp mahkûm olması ve siyasi hayatının bitmesi demektir.

Daha sağcı olmakla övünen İsrail Başbakanı Naftali Benett.jpg
Daha sağcı olmakla övünen İsrail Başbakanı Naftali Benett

“Biz daha sağcıyız” diyerek Netanyahu’nun sağcı ve ırkçı Siyonist silahını elinden alan koalisyon, son günlerde bunu kanıtlayan adımlar da attı. Mesela Kudüs’ün tekrar fethedilip tam Yahudileştirilmesini görev bilen fanatik Şeriatçı Yahudi kesimin “Fetih Günü” yürüyüşüne müsaade etti. Yahudi yerleşimcilerin Filistin topraklarında konut yapmalarını onayladı. Bu arada Gazze’ye yönelik saldırı emrini de verdi.

İhvancı RAAM Partisi başkanı Mansur Abbas, Netanyahu ile işbirliğine hazırdı ama seçimi kazanan yeni İsrail hükümetini destekledi. Fotoğraf, Flash90.jpg
İhvancı RAAM Partisi başkanı Mansur Abbas, Netanyahu ile işbirliğine hazırdı ama seçimi kazanan yeni İsrail hükümetini destekledi / Fotoğraf, Flash90

* Müslüman Kardeşler hareketi bağlantılı İslamcı RAAM partisinin (başkanı Mansur Abbas) aktif desteği karşılığında yeni hükümet, şunları vadetti: 1948’den beri İsrail’de yaşayan Filistinliler lehine vatandaşlık kurallarında düzenleme yapmak ve Sina Çölü’ndeki Bedevilerin devlet yardım vermek.

İşin garibi, Siyonist ırkçı ve bağnaz kesim, bu partiyi hâlâ “Filistinli teröristleri desteklemekle” suçluyor. Türkiye’de HDP’nin de benzer suçlamalara maruz kalması gibi siyasi bir durumu var.

* Yeni hükümet, Filistin direnişine sert yanıt verecektir. Ancak şartlara göre uzlaşma yollarını da deneyecek gibi görünüyor. Bu arada İsrail sol yelpazesi, koalisyona ortak olmanın avantajlarını iyi kullanarak yeniden canlanıp büyümeyi umut ediyor.

* Şimdiki hükümet, bazı Arap devletleriyle normalleştirilen ilişkileri devam ettirmeyi sürdürecektir. Bu arada Türkiye ile yakınlaşma çabalarını da ihmal etmeyecektir.

* Her durumda İsrail hükümetinin önünde beş büyük sorun var: Biden yönetimiyle ilişkileri geliştirip Amerika’nın askeri, mali ve ekonomik desteğini garantilemek. İran’ın nükleer silah meselesini İsrail lehine olacak biçimde sonuçlandırmak.

Çin’in dünya ve bölgedeki yükselişine karşı duran ABD’nin yanında yer almakla birlikte iki süper devlet arasındaki hegemonya mücadelesine fazlaca karışmamak. Aynı zamanda Çin’in teknolojik ve ekonomik yatırımlarının kendi aleyhine olmasını önleme yollarını aramak. 18

Bölgenin ahvalini bu minval üzere özetledik. Çerçeve iyi anlaşılırsa, güncel ayrıntıları yorumlamak daha kolay hale gelir kanısındayım.

 

 

Kaynakça:

1-) Gazete Duvar, “ABD ile Çin arasında yeni soğuk savaşa doğru”, 21 Haziran 2021.
, Ray El Yom, 21 Haziran 2021د. طارق ليساوي: الصين تبحث عن بدائل عملية لمجابهة الحلف الغربي2-)
3-)صحافة 24 نت .. إيران… تقارير كشف المستور, 5 Mayıs 2021.
4-) قوة سياسية جديدة تبرز في إيران بدعم من المتشددين والحرس الثوري, independent arabia, 21 Haziran 2021.
5-)  تحالفات الأقوياء تشق طريقها قبيل الانتخابات العراقية, independent Arabia, 11 Haziran 2021.
6-) Artıgerçek gazetesi, “Kürt gazetecilerden birlik çağrısı: İç çatışmalardan Kürt halkına hiçbir yararı yoktur”. 20 Haziran 2021.
7-8-9-) Artıgerçek gazetesi; “Kürt ulusal birliği için girişim çağrısı”, 2 Ekim 2020: “Diyarbakır’daki toplantıda Kürdistanî İttifakı kalıcılaştırma kararı alındı”, 24 Ekim 2020; “Şeyh Sait İsyanı 97. yılında, Kürt birliği hâlâ sağlanamadı”, 13 Şubat 2021.
10-) Artıgerçek, “Salih Müslim: İkinci aşamaya geçiyoruz”, 1 Haziran 2020.
11-) Abdulhakim Günaydın’ın Selah Bedreddin ile röportajı, Independent Türkçe, 21 Haziran 2021.
12-) أميركا تكشف تواصل نظام الأسد مع قبائل شرق سوريا لـ {تهديد} قواتها, Şark’ul Avsat Arapça, 16 Haziran 2021.
13-) إيران تعزز قاعدتها شرق حلب مقابل حلفاء أميركا, Şark’ul Avsat Arapça, 15 Haziran 2021.
14-)-مركز دراسات يكشف عن نشاط استخباراتي لدولة في إدلب السورية بالتنسيق مع تركيا – Sputnik Arabic, 20 Haziran 2021.
, Ray El Yom gazetesi, 4 Haziran 2021.بعض ملامح المرحلة المقبلة في سورية15-)
16-).الغارديان: تعاطف دولي مع مكتبة دمرها القصف الإسرائيلي في غزة, El Quds El Arabi, 21 Haziran 2021
, El Quds El Arabi, 21 Haziran 2021.رسالة لبايدن من 680 شخصية عالمية تدعوه لإنهاء القمع ضد الفلسطينيي17-)
, El Quds El Arabi, 21 Haziran 2021.كيف ستواجه الحكومة الإسرائيلية الجديدة التحديات السياسية والأمنية المحدقة بها؟18-) 

 

© The Independentturkis