Pazar , 27 Kasım 2022

DOĞANIN ARMAĞANI – HAKAN YURDANUR

 

 

 

 

 

Bu yazı kömüre karşı zeytini savunanların onurlu mücadelelerine ithaf edilmiştir…

 

Ekonomi -> toplum -> doğa dizilişi üzerinden hakimiyet alanlarını zora dayalı bir şekilde yürüten ekonomi ( hakim sermaye birikim sistemi ) toplum ve doğa arasında ki ayrışmayı da sürekli olarak üretmekte. Bugün yaşanan iklim krizleri ve ekolojik yıkımı bu üretim üzerinden okumaya çalışalım. Bir hatırlatma ile başlayalım : Ekonomi ( hakim sermaye sınıfı ) kazandığında toplum ve doğanın kazanması garanti değildir. Ama ekonomi kaybettiğinde toplum ve doğanın kaybetmesi kesindir. Bu kesinlik ilişkisi bizi değer kavramına götürür. Doğa da varolan bir nesnenin ( hammaddenin ) insan emeği ile birlikte ürüne dönüşmesi ve kullanıcısına yarar sağlaması üzerinden tanımlayacağımız kullanım değeri ayrıca kullanımın ötesinde bu ürünün pazarda satılacak metaya dönüşmesi yani kâr amaçlı değişim değeri… İşte bizim önümüzde duran iki değer  kavramı ( tabiki ayrıca belirli bir çalışma zamanının kristalize olmuş hali olarak değer ) bu şekilde tanımlanabilir. Kullanım değeri denen kavram doğanın kendi iç işleyiş yapısında da mevcut. Sulak bir alanın o bölgede yaşayan tüm canlıların kullanımına sunulmuş olması gibi. Bu aynı zaman da sulak alan da yaşayan bir balığın  başka canlılar tarafından avlanıyor olması gerçeğini de gizleyemez. Ama balık ile insan dışı avcı arasında ki bir değer ilişkisi değildir. Değer ilişkisi diyebilmemiz için politik kavramların da işin içine girmiş olması gerekir. Ayrıca bu av ilişkisi içinde insani bir emekte söz konusu değil. Bu anlamı ile doğanın üretimi ve kendi içinde ki ilişkileri ile insanın emek üretimi ve ilişkileri arasında önemli ayrımlar söz konusu. Doğanın üretimi ve tüketimi meta kategorisinde yer almaz. Yani doğa bizim az önce söylediğimiz anlamda ( kullanım ve değişim ) değer yaratmaz. ( Kullanım kendi iç yapısında içkindir. ) Değer ancak insan emeği ile birleşimi sonucu doğar.

İşte asıl sorun bu andan itibaren başlar. İnsan emeğinin işin içine girmesi onun kimler tarafından ve nasıl kullanıldığı ile doğru orantılı işler. Eğer doğa bu işleyişte değişim değerini tek başına yaratmıyorsa kapitalizm için dışsaldır yani değersizdir ! Bu aynı zamanda insani ve doğal olan kullanım değerinin de dışlanmasıdır.

Kullanım değerinin dışlanıp yerine değişim değerinin konması nimetlerinden sonsuz şekilde ve sonsuza dek yararlanacağımız doğa kavramını önümüze servis eder. Bu nimet ilişkisi zeytin ağaçları ile kömür arasında ki ilişkide de kullanım değerinden değişim değerine doğru ilerleyen bir yol izler… Toprağın altında ki kömürün yada üstünde ki zeytin ağacının binlerce yıllık üretilme geçmişlerinin olması kapitalist sermayedar için bir şey ifade etmez. Geçen sürenin bir anlamı yoktur. Buda bizi zaman kavramının sorgulanmasına götürür. Daha önce ifadelendirdiğim ; belirli bir çalışma zamanının kristalize olmuş hali olan değerin zeytin ağacı veya kömür için ( metaya dönüşmedikleri sürece ) karşılık bulduğunu söylemek zor. Bu aynı zaman da sermayenin kendi gözünde bir Dünya yaratma sevdasınında karşılığıdır. Bu sevda doğaya atfedilen karşılıksız armağan kavramının da kurucu öğesidir.

Karşılığı olmayan armağan ilişkisi bir tanımdan daha fazlasıdır. Armağan , toplumsal ilişkiler ölçütünde almak ve vermek üzerine kuruludur. Alma ve verme ilişkisinin her zaman eşitlik düzeyinde gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Bu anlamı ile alınan armağan = verilen armağan denklemi her zaman doğru sonucu vermez. Eğer eşitsiz ilişki varsa bu kez alınan geriye verilmez ! Bugün ekonomi ile doğa arasında yaşanan da budur ! Alan sürekli almaya devam etmek için vereni sürekli vermeye zorlar. Bu zor işgal , talan , sömürü üzerine kurulu egemenlik ilişkisidir. Bunların tümü aynı zamanda bir güç gösterisidir. Bu gösteri armağan kavramının önüne yazılmış karşılıksız sıfatını kaldırır ve onu sadece armağan olarak görüp tanımlatır. Böylece ilişki verenden alana doğru ilerler. Bu ilerleme sonucu kapitalist sermaye için doğanın tek anlamı kendisine sağlayacağı faydalar toplamıdır.

Alınan = Verilen olmadığı için ve her seferinde alınan fazlalaştığı için bu aynı zaman da bir bedavacılık ilişkisidir de ! Doğanın armağanı kavramı aslında bedavanın üstünü örtme girişimidir. Bedavaya hiçbir şey yoktur demek , sömürüyü işgali talanı yok saymak demektir.

Bu tanımlar üzerinden tekrar zeytin ve kömür arasında ki ilişkiye dönebiliriz. Burada bir tercih söz konusu ise oda sermayeye büyüme ve yeni kâr alanları yaratacağı için kömürün seçilmesi , zeytinin feda edilmesidir. Burada armağan olarak görülen kömürdür! Armağanı alan bu kez alacağı armağını da önceden belirleyerek hediyenin gizeminide bozmuş olur.

İşte bugün kömüre karşı zeytini savunanlar bu armağan ilişkisinde yaşanan tüm çarpıklıkları , haksızlıkları , talan ve yağmayı deşifre etmektedirler. Armağan ilişkisinin bozuk yapısını bir kez daha gözler önüne sermektedirler…

Bertold Brecht ‘in çok değer verdiğim sözü ile bitirelim “… Mücadele edenin kazanması kesin değildir. Ama mücadele etmeyen daha baştan kaybetmiştir…”