Pazar , 4 Aralık 2022

Finlandiya’nın NATO’ya katılma kararı: ABD’nin Rusya ile savaş yöneliminde büyük bir tırmanma – Jordan Shilton

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ve Başbakan Sanna Marin, Perşembe günü yaptıkları ortak açıklamada, ülkenin ABD liderliğindeki NATO askeri ittifakına “vakit kaybetmeksizin” katılması gerektiğini duyurdular. Yetmiş yıldan fazla süredir devam eden resmi Fin tarafsızlığına son veren bu karar, Amerikan ve Avrupa emperyalizminin Rusya ile topyekûn savaş yöneliminde büyük bir tırmanışa işaret ediyor.

Finlandiya’nın üyeliği, NATO’nun Rusya ile olan sınırını ikiye katlayacak. Ülke, Rusya ile 1.300 kilometrelik bir sınırı paylaşıyor ve başkenti Helsinki, St. Petersburg’dan trenle sadece üç buçuk saat uzaklıkta. Üyelik başvurusunu resmen sunmak için parlamentoda yapılması gereken ve önümüzdeki hafta olması beklenen oylama bir formalite olarak görülüyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın ittifaka katılma sürecinin “pürüzsüz ve hızlı” olacağını söyledi. Bunu hızla komşu İsveç’in NATO’ya katılma kararının takip etmesi bekleniyor. İktidardaki Sosyal Demokratlar, Pazar günü NATO üyeliğine on yıllardır devam eden muhalefetlerine son vermeye hazırlanıyorlar. Haberlere göre, hükümet Pazartesi günü resmi bir açıklama yapacak.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg (ortada), Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto (solda) ve İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde (sağda), Brüksel’deki NATO genel merkezinde basın toplantısı düzenliyor, 24 Ocak 2022 Pazartesi. (AP Photo/Olivier Matthys, File)

Rusya, NATO askerlerinin, tanklarının ve diğer silahların ikinci şehrine birkaç saatlik mesafede konuşlanması ihtimaline, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, savaş tehlikesinde büyük bir tırmanış uyarısında bulunarak yanıt verdi. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, kararı “kesinlikle” bir tehdit olarak nitelendirdi ve Rusya’nın simetrik önlemlerle karşılık vereceği konusunda uyardı. Vladimir Putin’in yakın bir müttefiki olan eski Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, bir Telegram gönderisinde, NATO’nun Rusya sınırlarına doğru genişlemesinin “NATO ile Rusya arasında ‘vekil savaşı’ yerine doğrudan ve açık bir çatışma olasılığını artıracağı” uyarısında bulunarak şöyle devam etti: “Bu tür bir çatışmanın her zaman topyekûn bir nükleer savaşa dönüşme riski vardır, bu herkes için bir felaket senaryosu olacaktır.”

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan ayrı bir açıklamada, Moskova’nın “ulusal güvenliğine yönelik tehditleri durdurmak için hem askeri-teknik hem de başka nitelikte misillemeler yapmak zorunda kalacağı” belirtildi.

Finlandiyalı ve İsveçli egemen seçkinler, onların emperyalist efendileri ve dünya çapında şirketlerin kontrolünde bulunan medya kuruluşları, sahtekârca, İskandinav ülkelerinin NATO’ya katılma kararının Ukrayna’daki “Rus saldırganlığına” karşı “savunmacı” bir tepki olduğunu iddia ediyor. Eski Finlandiya Başbakanı Alexander Stubb, ülkesinin NATO üyeliğinin Rusya’nın Ukrayna’yı istila ettiği anda “karara bağlandığını” iddia etti. Geçen Kasım ayında Stockholm’ün NATO’ya katılmayacağını açıkça ilan etmiş olan İsveç Savunma Bakanı Peter Holtqvist, istilanın Putin’in “öngörülemez ve güvenilmez” olduğunu kanıtladığını ve İsveç’i kararını yeniden düşünmeye zorladığını belirtti.

BBC’ye göre, “Vladimir Putin’in yaptıkları Kuzey Avrupa’da uzun süredir var olan istikrar duygusunu paramparça ederek İsveç ve Finlandiya’yı savunmasız hissettirdi.”

Bu, kendine hizmet eden propagandadan başka bir şey değildir. Gerçek şu ki, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği, Helsinki ve Stockholm’den çok Washington, Berlin ve Londra’da kararlaştırılan büyük bir provokasyondur. Son otuz yılda NATO’yu doğuya doğru genişleterek ve Kremlin’in güvenlik garantilerini müzakere etme çabalarını reddederek Rusya’yı Ukrayna’yı istila etmeye kışkırtan Amerikan, Alman ve Britanya emperyalizmi, Rusya’yı yarı sömürge haline getirmek ve Putin hükümetini devirmek için savaş yönelimlerinde yeni bir cephe açmaya can atıyor.

Helsinki ve Stockholm’deki egemen seçkinler, son yıllarda emperyalist güçlerle askeri-stratejik bağlarını sistematik olarak geliştirdiler. 1990’ların ortalarında, ABD liderliğindeki NATO’nun Doğu Avrupa’ya yayılmasını kolaylaştıran kilit bir mekanizma olan “Barış Ortaklığı” programına üye olduktan sonra, Finlandiya ve İsveç birlikleri bir dizi tatbikata ve NATO görevine katıldı. İsveç ve Finlandiya birlikleri Afganistan’a yönelik yeni sömürgeci işgale katılırken, İsveç’in Saab-Gripen jetleri 2011’de Libya’nın emperyalist güçler tarafından yerle bir edilmesi sırasında hava akınları düzenledi.

Tam NATO üyeliğine başvurmayı geciktirmelerinin ana nedeni, bu saldırgan askeri ittifaka katılmaya yönelik yaygın halk muhalefetiydi. Putin’in Ukrayna’ya yönelik gerici istilasının ardından ABD ve Avrupa’daki hükümetler ile medya tarafından kışkırtılan Rusya karşıtı histerik kampanya ve savaş humması, kamuoyu yoklamalarında keskin bir değişime yol açtı. Finlandiya ve İsveç hükümetleri, uzun zaman önce hazırlanan ve sadece bahane bekleyen NATO üyeliği planlarını uygulamaya koymak için bu durumu değerlendirdi.

Niinisto ve Marin, emekçiler arasında askeri saldırganlığa karşı halen güçlü olan muhalefetin farkındalığıyla, Perşembe günkü açıklamada kararlarını “ulusal savunma” olarak göstermeye çalıştılar: “NATO üyeliği Finlandiya’nın güvenliğini güçlendirecektir. Bir NATO üyesi olarak Finlandiya, tüm savunma ittifakını güçlendirecektir.”

Bu bir yalandır. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması aslında tüm İskandinav bölgesini Rusya ile askeri çatışmaya yönelik başka bir hazırlık sahasına dönüştürecektir. Nasıl ki emperyalist güçler, Ukrayna’nın uğradığı yıkıma aldırmadan “Rusya’nın belini kırmak” amacıyla Ukrayna’ya on milyarlarca dolarlık ölümcül silahlar akıtıyorsa, Finlandiya ve İsveç de cephe hattındaki garnizon devletleri ve potansiyel savaş alanları haline gelecektir. Troçki’nin II. Dünya Savaşı öncesinde “Savaş ve Dördüncü Enternasyonal”de yazdığı gibi, “…biçimsel tarafsızlığın emperyalist paktlar sistemiyle nasıl doğal olarak yer değiştirdiğini ve ‘ulusal savunu’ savaşının nasıl kaçınılmaz olarak ilhakçı bir barışa yol açtığını tam olarak görmekteyiz.”* Helsinki örneğinde, bu tür “ilhaklar”, kuşkusuz, 1945’ten sonra Sovyetler Birliği’ne kaybettiği II. Dünya Savaşı öncesi topraklarının yüzde 10’unu içerecektir.

Emperyalist güçlerin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyesi olmasının Rusya ile savaşa giden yolda yeni bir cephe açacağına dair görüşleri, Britanya Başbakanı Boris Johnson’ın Çarşamba günü her iki ülkeye yaptığı ziyarette vurgulandı. Helsinki ve Stockholm ile karşılıklı güvenlik paktları imzalayan Johnson, İsveç başbakanının ikametgâhında düzenlenen basın toplantısında, İsveç ve Finlandiya’nın egemenliğini korumak adına nükleer silah yerleştirme olasılığını reddetmedi. Johnson, herhangi bir ülkenin bu tür bir talebini “çok ciddiye alacağını” söyledi: “Şunu vurguluyoruz: bir felaket olursa veya İsveç’e bir saldırı olması durumunda, Birleşik Krallık İsveç’in istediği her şeyle onun yardımına koşar.”

Rusya’nın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasını kabul etmeme tavrı dikkate alındığında, Johnson fiilen Britanya’yı Rusya ile hesaplanamaz sonuçları olan bir savaş yoluna sokmaktadır. Bırakın bir kamuoyu tartışmasını, bu vahim olaylarla ilgili parlamentoda herhangi bir tartışma yapılmadı. Bu durum, tüm emperyalist ülkelerde olduğu gibi Britanya’da da demokratik yönetimin çürümüşlüğünü dışa vuruyor.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, Finlandiya Başbakanı Marin’i ve İsveç Başbakanı Magdalena Andersson’ı, her iki ülkenin de NATO üyeliği planlarını sonuçlandırmak üzere geçen hafta Schloss Meseberg’e bir davet etti. Scholz toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, “Eğer bu iki ülke NATO ittifakına üye olmak istediklerine karar verirse, bizim desteğimize güvenebilirler,” dedi.

ABD ordusu son yıllarda Finlandiya ordusuyla ikili eğitim ve işbirliğini genişletirken, Washington, İsveç ile on yıllardır süren bir istihbarat paylaşma ilişkisine sahip.

Finlandiya’nın Rusya ile olan uzun sınırı NATO’ya Rusya’ya karşı provokasyon başlatma ve St. Petersburg’u hızla tehdit etme fırsatı sunarken, İsveç Baltık Denizi’nin batı kıyısında stratejik olarak çok önemli bir konuma sahip bulunuyor. İsveç ordusunun onlarca yıldır önemli bir Soğuk Savaş varlığını sürdürdüğü Gotland adası, Moskova’nın Baltık filosuna ev sahipliği yapan Rusya’nın Kaliningrad topraklarının sadece 300 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Finlandiya ve İsveç burjuvazileri, NATO’ya katılma baskısı yaparak, yirminci yüzyılın ilk yarısının savaşları sırasında en gerici emperyalist güçlere yönelik kölece bağlılıklarını yeniden sergiliyorlar. Fin egemen seçkinleri, Sovyet hükümeti tarafından modern çağda ilk kez bağımsızlık tanınmasından hemen sonra, ülkenin iç savaşı sırasında Alman birliklerinin yardımıyla on binlerce işçiyi katlettiler. Sovyet hükümetini devirmeyi ve Rusya’yı bir sömürge haline getirmeyi amaçlayan bir emperyalist müdahaleyle desteklenen Rus iç savaşı sırasında karşıdevrimci beyaz güçlerin askeri operasyonları için Finlandiya topraklarını açtılar.

Stalin’in 1939-40 Kış Savaşı’nda Finlandiya’ya yönelik gerici istilasından sonra, Fin egemen seçkinleri ülkeyi Nazi Almanyası ile işbirliği içine soktu. Bu istila, bürokrasinin, 1917’de Bolşevikleri iktidara getiren sosyalist-enternasyonalist programa yönelik derin düşmanlığını yansıtıyordu. Fin kuvvetleri, Nazilerin Sovyetler Birliği’ne karşı 27 milyon cana mal olan ve Holokost’a yol açan imha savaşına, “Barbarossa Harekâtı”na katıldılar. İsveç egemen sınıfı ise, savaş boyunca, Nazi Almanyası’nın -başta demir cevheri olmak üzere- en önemli hammadde kaynaklarından biri işlevini gördü.

Nazi Almanyası’nın yenilgisi ve Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte, Fin ve İsveç egemen seçkinlerinin sicilleri, onları bağlantısız bir tarafsızlık politikası benimsemeye zorladı. Finlandiya, 1948’de Sovyetler Birliği ile yaptığı barış antlaşması uyarınca özellikle tarafsız kalmak zorundaydı.

Stalinist bürokrasinin Sovyetler Birliği’ni dağıtması ve kapitalizmin restorasyonu, siyasi ve jeostratejik ortamı kökten değiştirdi ve Finlandiya ve İsveç egemen seçkinlerine emperyalist güçlerle daha doğrudan askeri ve güvenlik bağları geliştirme şansı verdi. Onların NATO’ya katılma kararları, bu sürecin hızlanmasına işaret ediyor ve ABD-NATO’nun Rusya ile savaşının Ukrayna sınırlarının ötesine yayılarak kontrolden çıkma tehlikesini yoğunlaştırıyor.

* Alıntının Türkçe çevirisi: https://www.marxists.org/turkce/trocki/1934/haziran/10.htm