Çarşamba , 1 Şubat 2023

*Moskova buluşmasının perde arkası ve muhtemel sonuçları

Faik Bulut

28 Aralık 2022’de Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile iki ülkenin istihbarat başkanları üçlü toplantıda bir araya geldiler.

Moskova buluşması hakkında Rusya Haber Ajansı Sputnik’e (29 Aralık) konuşan gazeteci Ceyhun Bozkurt’un yorumu, devletin terör tanımı ve ortadan kaldırma politikasına oldukça yakındır, biz de onunla başlayalım:

“Rusya; 2019’da Türk ordusunun Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki bölgelere yönelik Barış Pınarı operasyonu sırasında Türkiye-Suriye arasında Adana Mutabakatı (1998) çerçevesinde işbirliğini açıklamıştı. Yani Türkiye mutabakatın yeniden işlevli hale getirilmesinden rahatsızlık duymaz. Çok sayıda sorunun çözümünde ve terör örgütlerine karşı işbirliği konusunda bu mutabakat Ankara ile Şam’a avantaj sağlar…”

Londra merkezli Arap milliyetçisi Ray El Yom gazetesinin yönetmeni Abdulbari Atwan, Filistin davasına destek verdiği ve İsrail ile bozuştuğu dönemlerde Recep Tayyip Erdoğan’a abartılı övgüler dizmişti. Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunması ve İsrail ile ilişki kurmasından sonra tutum değiştirip AKP dış politikasını eleştirmeye başladı. Son Suriye-Türkiye yakınlaşması konusundaki görüşleri ise kısaca şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki: ‘İki ülke arasındaki normalleşme bedelsiz olmaz. Suriye, Türkiye’nin güvenlik hususundaki endişelerini gidermek ve güney sınırımızdaki asayişi sağlamakla mükelleftir.’

İyi güzel de sınır güvenliğini bozup bölgeyi tarumar eden siz değil miydiniz?

Erdoğan 1998 Adana Mutabakatı’na vurgu yapıyor. Peki, bu mutabakatı kim sabote etti? Seçimde bozguna uğrama ihtimali olan partinizi kurtarma niyetiyle mi Beşar Esat ile buluşmak istiyorsunuz?

Aynı zamanda ikili buluşma ve normalleşme sürecinin Suriye muhalefetinin aleyhinde olmayacağına da işaret ediyor Erdoğan! Orta yerde muhalefet mi bıraktınız ki, onların maslahatını düşünüyorsunuz?

Gerçekçi olun, bu üstenci ve kibirli tutumdan vazgeçin! Tabii ki Esat politikacı olması hasebiyle Türkiye ile uzlaşmalıdır. Sorun şu ki anlaşmadan sonra ne olacak, hangi güvenceler verilecek Suriye’ye? Hem Esat ile buluşup, hem de sınıra yığınak yaparak askeri harekât başlatmak da neyin nesidir?

Sayın Erdoğan, sınır boyundaki silahlı Kürt hareketinden rahatsızsın, bu belli. Ancak senin düşmanın Esat değil, oradaki Kürtleri destekleyen Amerika’dır. Kürtlere yönelik operasyona karşı çıkan da odur.

Seçim tahminleri partinin (AKP) aleyhine görünüyor. Sırf seçimdeki kötü gidişatı durdurmak için Esat ile aynı fotoğraf karesinde görünmek yeterli midir?

Belli ki uzlaşmak için bazı önerilerin var. Ancak bunlar muğlâktır. Oysa CHP açıkça ilan etmiştir: ‘İktidara geldiğimizde Suriye’nin bütün topraklarından çekileceğiz! Sınırda asayişi gerçekleştirip, 3.5 milyon göçmeni geri göndermeye ilaveten, gerekli tazminatı ödeyeceğiz.’

Ya siz Sayın Erdoğan; askerlerinizi çekeceğinizi neden açıkça ilan etmiyorsunuz? Bunu yaptığınızda barış olur.” (https://www.raialyoum.com/, 21 Aralık 2022)

Abdulbari Atwan, Moskova’daki üçlü görüşmenin ardından 28 Aralık tarihli gazetesinde yayınlanan makalesinde ise şöyle bir tespit yapıyor:

“Moskova toplantısında, üzerinde mutabakat sağlanan garantilerin tümüyle yerine getirilmesi ve Erdoğan’ın uzlaşılan hususlarda yükümlülük alması önemli bir gelişmedir…

Türkiye’deki seçimler, Başkan Esat’ın elindeki joker sayılır. Bütün baskılara ve cazip tekliflere rağmen, bu jokerin gerektiği gibi kullanılacağı açıktır.

Öte yandan Suriye’nin baş müttefiki Rusya ve İran, var gücüyle Erdoğan’ı iktidardan indirme gayretinde olan Türkiye’deki muhalefetin (Altılı Masa-F.B.) Batıcı ve Amerikancı olması nedeniyle, Erdoğan’ın makamında kalmasını istemekteler. Bunu bilen Erdoğan ise, anılan iki ülkenin Başkan Esat’ı kendisiyle buluşmaya ikna etmesi için bahis oynamaktadır.

Seçimlerden önce böyle bir buluşmanın maksadı şudur: Esat’ın Türkiyeli muhalefetten uzaklaşması; milyonlarca Suriyelinin yurduna dönmesi; Türkiye-Suriye işbirliği sayesinde SDG silahlı birimlerinin bastırılıp ezilmesi.

Bütün baskılara rağmen Başkan Esat, güvenmediği için buluşma teklifini şu ana kadar reddetmiştir. Eski defterlerin kapatılması hususunda, Erdoğan’ın tatlı sözleri güven vermiyor. Rusya’nın bu noktadaki müşkülatı şudur: Türkiye taahhütlerine uymuyor, bilhassa askerlerini Suriye topraklarından çekmiyor ve Cihatçıların elindeki İdlib vilayetinin Suriye’nin egemenliğine geri verilmesine rıza göstermiyor.

Erdoğan’a kalırsa, ‘Suriye’nin ileri sürdüğü şartları ve diğer talepleri, ancak seçimi kazandıktan sonra yerine getirebilir.’ Çünkü bu şartların uygulanması Erdoğan’ın zayıflığı, boyun eğmesi ve taviz vermesi şeklinde algılanacaktır ki, böyle bir algı da seçimleri kaybetmesi anlamına gelecektir.”

Moskova’daki üçlü buluşmayı “faydalı” bulan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad ile bu ayın ikinci yarısında buluşabileceğini açıkladı.

Çavuşoğlu, basın açıklamasında aşağıdaki ayrıntıları verdi:

“Uzmanlar düzeyinde görüşmeler olacak. İstihbarat veya savunma bakanları seviyesinde görüşülen konuların somut adımlara dönüştürülmesi için yapılacak çalışmalar var. Dolayısıyla bunlar değişik seviyelerde yapılan bir günlük toplantı ya da bir kerelik toplantılar olmayacak.

Bir üçlü toplantıda Suriye ile ilgili tüm kararların alınması beklenemez. Bunların hepsi aslında, hem güvenin tesis edilmesi, hem de önümüzdeki süreçte, hassas konularda işbirliğinin somutlaştırılmasına yönelik adımlar…

PKK/YPG terör örgütü bizim için tehdit, aslında daha fazla Suriye için tehdit çünkü bölücü ajandası var. Rejim de bu tehdidi çok iyi görüyor fakat bizimle ihtilaflarından dolayı terörle mücadelede bugüne kadar herhangi bir somut işbirliğimiz olmadı.

Önümüzdeki süreçte terörle mücadelede ortak zemin olabilirse birlikte  hareket edilebilir. Rejimle olan şu anki angajman, doğrudan veya dolaylı temaslar, terörle mücadelemize engel değil.” (https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-cavusoglu-suriye-rejimi-ayni-zamanda-suriyelilerin-ulkesine-donmesini-istiyor/2775301, 29 Aralık 2022, Anadolu Ajansı.)

Çavuşoğlu’nun 3 Ocak tarihli konuşmasından anlaşılıyor ki: AKP iktidarı ABD ile Rusya’nın Suriye meselesindeki çelişkilerine oynayarak ve bu zıtlıktan faydalanarak kendi planını gündemleştirip uygulama niyetindedir.

Çavuşoğlu şöyle diyor:

“ABD’den bize ‘bunlarla (Suriye) neden görüşüyorsunuz ya da ne oluyor?’ diye herhangi bir şey gelmedi. Fakat böyle bir normalleşmeye karşı olduklarını da anlıyoruz. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün bir basın mensubuna verdiği cevaptan da bunu görüyoruz. Ama yıllardır izlenen politikaların bir neticeye varmadığını ABD’nin de görmesi lazım.” (https://www.trthaber.com/haber/gundem/bakan-cavusoglu-abdnin-suriyede-normallesmeye-karsi-oldugunu-anliyoruz-735396.html.)

Öte yandan Moskova buluşmasından ve Türkiye’nin Suriye açılımından sonra ‘Türkiye bizi yüzüstü bırakır mı?’ endişesine kapılan Suriyeli muhaliflerin temsilcileri ile görüşen Çavuşoğlu, onları ikna ve teskin etme çabasındaydı. Konuşmasının başlıkları şöyle sıralanabilir:

“2254 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı uyarınca, Suriye muhalefetine desteğimizi yineledik. Sonuçta bu iç savaşı durdurmak lazım. Bunun yolunun da muhalefetin hilafına olmayacağını söylüyoruz. Yani muhalefete rağmen bir normalleşme ya da görüşme olmaz. Zaten görüşmelerin amacı bu…

Muhalefet ile rejimin Anayasa Komitesi dâhil yürüttükleri müzakerelerden bir sonuç almak istiyoruz. Bunun için de doğrudan temaslarımızın faydalı olacağını düşünüyoruz. Önce istihbarat ve savunma bakanları, sonra dışişleri bakanları, sonra da liderler (Erdoğan-Esat) düzeyinde görüşme olur. Dışişleri bakanları arasındaki görüşmenin sonuçlarına bakacağız.”

Savunma Bakanı Hulusi Akar da benzer bir açıklamayı 29 Aralık’ta yapmıştı:

“Türkiye’de ve Suriye’de yaşayan Suriyeli kardeşlerimizin aleyhine bir şey yapmamız hiçbir şekilde söz konusu değildir. Onları zora sokacak bir davranış içinde hiçbir zaman bulunmadık, bulunmayız.”

Aynı tarihte, Moskova görüşmelerinin hemen ertesinde İdlib’deki Türkiye destekli cihatçıların çatısı altında toplandıkları Heyet’u Tahrir’il Şam (HTŞ) sorumlusu Ebu Abdullah Şami, “Türkiye, bölgesel çapta bir devlettir ve bir ağırlığı vardır. Kendine göre çıkarları gereği ve ahlâki yönünü ihmal etmeyerek devrimin yanında durmuştur” diyerek, cihatçıların Türkiye’nin bu açıklamalarından etkilenmemesi gerektiğini vurguluyordu. (https://m.nerinaazad2.com/tr/news/actual/syria/htsden-turkiye-suriye-normallesmesine-tepki, 29 Aralık)

Bu sırada İdlib, Afrin, Azez ve Halep kırsalında cihatçıların idaresinde bulunan bazı siviller ise sokağa çıkarak Türkiye’nin Suriye ile yakınlaşma planını protesto ettiler.

3 Ocak’ta HTŞ siyasi ve askeri lideri Muhammed Colani, Erdoğan’ın değişen tutumunu sertçe eleştirdi: “Suriye ile Türkiye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda yapılan görüşmeler ciddi bir gerilemedir. HTŞ, yeni bir meydan okuma ile karşı karşıyadır. Suriye rejimi ve Rus müttefikinin Türk tarafıyla yaptığı görüşmeler, amaçlarımızdan ciddi bir sapma ve U-dönüşü anlamına geliyor.”

Colani ayrıca, Suriye’nin kuzeyindeki Türkiye destekli gruplara, ‘Mevcut tehdide karşı koymak için HTŞ ile birleşik bir cephe oluşturma’ çağrısında da bulundu ve ‘Zor günlere hazırlandıklarını’ belirtti. (Artı Gerçek, 3 Ocak 2023)

Suriye’deki Kürt basını, Colani’nin hayal kırıklığını ve sert tavrını üç nedene bağlıyor:

  1. “Birkaç ay öncesine kadar Milli Suriye Ordusu’nun denetim alanlarını devralacak kadar Türkiye’nin desteğine mazhar olan HTŞ, Rusya’nın dayatmasıyla terk edilmiş görünüyor. Mesela Rusya, Suriye’nin İdlib’e saldırmasına ses çıkarmaması karşılığında, Türkiye’nin SDG bölgelerine operasyon yapmasına göz yumacaktır.
  2. Türkiye, daha önce HTŞ’nin kontrol ettiği bölgelerde bulundurduğu kolluk kuvvetleriyle memurlarını, kendi denetim alanlarından çıkarıyor. İdareyi tekrar Suriye muhaliflerine bırakıyor.
  3. Türkiye, muhalif milisleri Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlamanın zeminini hazırlıyor. Tasfiye edileceğini hisseden Colani, dolaylı biçimde Şam ile temas kurup uzlaşma mesajları gönderiyor.” (https://npasyria.com/136190/, 3 Ocak 2023.)

Arap basınına sızdırılan haberler ile yayınlanan kimi değerlendirmelere de göz atalım.

“Erdoğan Hatadan Döndü” tespitini yapan Türkiye uzmanı gazeteci ve akademisyen Muhammed Nureddin’in analizinde önemli iddialar var: ‘Putin, Esat ile görüşmesi için sadece ikna yöntemini kullanmakla kalmamış, Erdoğan’a baskı yapma yoluna da başvurmuş. Moskova toplantısında üç ana konu ele alınmış: Suriye krizinin gidişatı ve çözümü; göçmenlerin dönüş meselesi; Radikal (cihatçı) gruplar ve terörizme karşı mücadele.’ (https://www.al-akhbar.com/World/351985/)

1 Ocak 2023 tarihli Independent Arabia gazetesinde okuduklarım da bir hayli iddialı görünüyor:

Suriyeli bir yetkilinin verdiği malumata göre: Moskova buluşmasının zemini aylar öncesinden ‘Erdoğan Medyası’ tarafından hazırlanıp kamuoyu oluşturulmuş.

Moskova toplantısının en önemli neticesi de şu olmuş: 2020 yılında M4 uluslararası karayolunun açılması için varılan anlaşma çerçevesinde Türkiye, Suriye topraklarından tamamen çekilmeyi kabul etmiş.

Ayrıca varılan mutabakat gereğince, Suriye topraklarından Arap ülkelerine Türk mallarının taşınabilmesi için üçlü bir komisyon kurulmuş. Uygun zemin ve ortamda göçmen dönüşü meselesini inceleyip fizibilitesinin yapılması amacıyla ortak bir mekanizma oluşturulması kararlaştırılmış.

Suriye kaynaklarından bu konuda sızdırılan bilgilere bakılırsa; Şam ile Ankara şu noktada mutabık kalmışlar: PKK örgütünün bir uzantısı olan SDG milisleri ABD ile İsrail’in işbirlikçileri olmalarından ötürü Türkiye ve Suriye için tehlike arz etmekteler.

Ek olarak şöyle bir plan önerisi de gündeme gelmiş; Türkiye’nin talebi üzerine El Bab, Tel Rifat ve Menbiç yöresindeki SDG milisleri silahlardan arındırılacak ve Suriye kolluk kuvvetleri, bölgenin asayiş ve güvenliğinden sorumlu olacaktır.

Belki de bu nedenlerle SDG yetkilileri ve bu arada Rojava yönetimin dış ilişkileri sorumlusu Bedran Çiya, ‘Türkiye ile Şam arasında gerçekleşebilecek böyle bir ittifakla, bölgenin huzuru ve istikrarı için şimdiye kadar kurulmuş olan müşterek mekanizmanın bozulacağını; dolayısıyla bölgede yeni bir mücadele ve çatışma zeminine yol açılacağını’ açıkladı.

Nitekim Demokratik Suriye Meclisi de Ankara-Şam yakınlaşmasının bölge halkına olumsuz yansıyacağını belirtmişti.” (https://www.independentarabia.com/node/407011/)

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’a göre ise:

“Rusya ve İran, Türkiye ile Şam’ın yakınlaşıp anlaşma adımlarına sıcak bakıyorlar. Ukrayna Savaşı nedeniyle zor durumda olan Rusya, Türkiye’yi yanında tutabilmek için, Kürtler üzerinden bir sürü taviz verdi. Kürtleri kirli hesaplarına alet ve kurban etmeyi göze alıyor. Böylece (bazı haklar verme temelinde) Şam yönetimini bütün Rojava’ya hâkim kılma politikası gütmektedir.

Bu süreçler kolay olmayacak. Böyle ifade edildiği gibi kolay değil, öyle gelişmeler. Bu süreçler çok çetrefilli, çok engebeli, çok çatışmalı kaotik süreçlerdir. Hangi zamanın ne getireceği de çok belli değil. O açıdan Suriye ile Türkiye arasında da bir anlaşma mümkün değil. Türkiye’nin istediği gibi bir anlaşma kolay kolay geliştirilemez… Şam’ı ayakta tutan Arap-Kürt ittifakıdır. Suriye yönetimi, bunu bilebilecek devlet aklına ve tecrübesine sahiptir… Ankara ile uzlaşmak, Şam için siyasi bir intihar olur…” (Medya Haber’den aktaran https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/030120231)

Besê Hozat’ın tespitlerinde gerçeklik payı olmakla birlikte, Suriye yönetiminin bunu dikkate alma ihtimali son derece kuşkuludur.

Kimi kaynaklardan dolaşıma sokulan bilgi ve iddialara bakılırsa durum şöyle:

“Türkiye ile Suriye, terör tanımı konusunda uzlaşamadıkları gibi tartışmışlar da… Türkiye’nin ‘terörist’ olarak gördüğü Kürt hareketi, Suriye nezdinde öyle tanımlanmıyor. Suriye’nin ‘terörist’ tanımı kapsamındaki Türkiye destekli HTŞ ve Milli Suriye Ordusu milisleri, faaliyet ve şiddet eylemlerini gerçekleştiriyor.

Moskova toplantısını ‘faydalı-olumlu’ bulmakla birlikte Ankara ve Şam yönetimi, kendi gündem ve çözüm planlarında ısrar etmişler. Söz gelimi Türkiye, Suriye’nin de canını sıkan SDG/PYD’yi birlikte ortadan kaldırmaya öncelik verip sadece bu konuya odaklanınca, Suriye bu hususta onu destekleyen bir tutum almamış; muhtemelen Türkiye’nin baskıladığı Kürt hareketinin kendine sığınıp daha tavizkar bir tutum alabileceğini öngörmüş.

Şam, şimdilik SDG’nin imhasından değil, zayıflatılıp sınırdan uzaklaştırılarak iç bölgelere taşınmasından yanadır. Suriye’nin öncelik verip odaklandığı konu, ‘Türkiye’nin bir an önce terörist ve vatan haini işbirlikçi cihatçılardan’ desteğini çekmesi olmuş.

Türk askerlerinin ele geçirdiği Suriye topraklarından derhal çekilmesi konusunda ısrarlı olan Suriye, Putin’in baskılaması sonucu, görüşmeler sırasında belirlenecek bir takvim uyarınca, Türk ordusunun kademeli biçimde çekilmesine rıza göstermiş.

Baskı ve ikram ya da meşhur deyimle, havuç ve sopa siyaseti sadece Moskova’dan gelmemiş; aynı zamanda ABD’nin Körfez’deki bazı Arap yetkililerinden de, bu yönde hem baskı, hem de cazip teklifler gitmiş Esat’a.

ABD ise bir şekilde bu yakınlaşmadan rahatsızdır. Rusya, Ankara-Şam anlaşmasını sağlayabilirse, Türkiye’nin bölgeden çekilmesinden sonra Amerikan yönetimi orada gayrimeşru biçimde asker bulunduran tek ülke olarak kalacaktır. Hal böyle olunca, halk mukavemeti adı altında Amerikan askerlerini taciz etme eylemleri başladığında, tahrik olan ABD büyük bir açmaz içine düşecektir.

Bu tecrit durumunu gözlemleyen Türkiye ise, Amerikan birliklerinin Suriye-Türkiye sınır boyunda silahlı Kürt birimlerini engelleyici sınır bekçisi olmasına yönelik diplomatik ve dolaylı tekliflerde bulunuyor.

Rusya’nın SDG ve çevresine baskı yapmasını fırsat bilen ABD ise, Kürt hareketinin Türkiye himayesindeki ‘Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’ ile diyalog kurup anlaşması konusunda nabız yokluyor. Dahası var: Amerikan yönetimi, Türkiye ile SDG’nin irtibat kurmasına yönelik girişimlerini, her iki tarafa da ciddi maddi-ekonomik yardımlar yapacağı vaadiyle hayata geçirmeye çalışıyor.

ABD’nin Suriye ve Türkiye buluşmasına yönelik hangi adımları atacağı, mesela engellemeye veya sabote etmeye gücünün yetip yetmeyeceği henüz belli değildir. ABD’nin son zamanlarda Suriye’ye yönelik ambargo kapsamını genişletmesinin bir nedeni de bu olsa gerek.” (https://www.al-akhbar.com/Syria/344271/, 2 Eylül 2022)

Aktarılanların bir kısmı kesinlik kazanmayan sızdırma, yönlendirme kabilinden bilgiler ile spekülasyonlar da olabilir. Doğruluğu kesinleşenlerin ayrıntılarına yer vereceğiz.

*Gazete Karınca