Cuma , 24 Kasım 2017

Yeni jeo-ekonomi – Joseph E. Stiglitz

StiglitzGeçen yıl, küresel ekonomi açısında unutulmaz bir yıl oldu. Sadece genel ekonomik performansıyla hayal kırıklığı yaratmadı, aynı zamanda,gerek daha olumlu anlamda ve gerekse olumsuz anlamda olsun, küresel ekonomik sistemde bünyesinden de derin değişiklikler meydana gelmesine yol açtı.

Yeni gelişmeler arasındaki en önemli olgu, Aralık ayında,Paris’te yapılan iklim değişiklikleri konferansı sonundaimzalanan anlaşma oldu. Bu anlaşma, küresel ısınmayı sanayi öncesi dönemindeki oranın(1,5 derece) üstünde bir derece olan 2º (celcius) derecede tutmakta yetersiz bir yerde duruyor. Bu anlaşmanın aynı zamanda herkese bir uyarı olma özelliği de var. Şöyle ki; Dünya gittikçe akışı durdurulamaz bir şekilde yeşil ekonomiye doğru yönelim seyrediyor. Fosil yakıtlar konusu pek de uzak olmayan bir gelecekte geçmişte kalmış anılar haline gelecek. Olayı bu açıdan dikkate alacak olursak, şimdilerde kömüre yapılan önemli yatırımlar, bir süre sonra, yatırımcı için riskli bir faaliyet olup, zararına olan yatırımlar haline gelecek. Gittikçe önem kazanan yeşil yatırım faaliyetleri finanse edenlerin, kısa vadeye yönelik çıkarları için dünyayı tehlikeye atmaktan çekinmeyen kömür endüstriningüçlü lobicilik baskısı karşısında durabileceğini umut edelim.

Yüksek emisyonlu karbona dayalı ekonomide sürekli hareketlilik olması kömür, doğalgaz ve petrol sanayileriçıkarlarının her şeyden önce geldiğidünya jeo-ekonomik düzeninde yaşanılan birçok önemli değişimlerden sadece birisidir. Dünya üretim ve talep yelpazesinde Çin’in artma eğilimi gösteren payı nedeniyle çok sayıda başka değişimlerinde olması kaçınılmazdır. BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) tarafından kurulup, geçtiğimiz yılda faaliyete geçirilen Yeni Kalkınma Bankası, gelişmekte olan ülkeler eliyle yönetilen önemli en büyük uluslararası finansal kurum olma özelliğine sahip. ABD Başkanı Barack Obama’nın karşı çıkmasına rağmen, Çin’in başını çektiği bir girişimle Asya Altyapı Yatırım Bankası da kurulmuş olup, bu ay içerisinde müşterilerine kapısını açıyor.

Çin para birimi Yuansöz konusu olduğu zaman ABD yönetimi temkinli bir bilgelikle davrandı. ABD yönetimi, diğer yandan da, Uluslararası Para Fonu (IMF) rezerv varlığını oluşturan – Özel Çekme Hakkı (SDR) – para birimleri sepetine Çin para birimi Yuan’ın da katılmasına karşı çıkmadı.Ayrıca, yine aynı Obama yönetimi, Çin ve gelişmekte olan başka ülke yönetimlerininIMF bünyesinde denge sağlayıcı oy verme hakkıyla ilgili bazı değişikliklerin olmasına itiraz etmemesinden (yeni ekonomik realitelerin kabul edilmesinin başlangıcı) beş yıl kadar bir zaman sonra Amerikan Kongresi de bu reform niteliğindeki gelişmeleri kabul etti.

Geçtiğimiz yılda alınan en tartışmalı jeo-ekonomik kararlar ticari faaliyetler alanında oldu. Yıllarca devam eden istikrarsız görüşmeler sürecinden sonra, gelişmekte olan ülkelerin lehine olan önceki dengesizlikleri telafi etmek üzere başlatılan, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) himayesinde Doha’da gerçekleşen kalkınma programı raundu da, adeta bir mezarlık sessizliği yaşanıp, fiyasko ile sonuçlandı. Amerikan riyakârlığı – bir yandan serbest ticareti savunurken, diğer yandan da, pamuk ve başkaca tarımsal üretim mallarına destek yardımı yapmaya devam ederek – Doha görüşmeleri sürecine aşılması güç engelleri konulmasına neden oldu. ABD ve Avrupa, gerçek anlamda küresel ticari görüşmeleriolması yerine, birbirleriyle örtüşen farklı ticaret bloklarına ve anlaşmalara dayalı böl ve yeniden fethet stratejisini izledi.

Sonuç itibariyle, hedeflenen küresel serbest ticaret rejimi yerine işleyişinde uyumsuzluğun hâkim olduğu bir ticaret rejiminin yolu açılmış oldu. Pasifik ve Atlantik bölgelerindeki ticari faaliyetlerin çoğu, hacmi binlerce sayfa tutan, yapılan işlerin verimliliğini ve malların serbest akışınıdüzenleyen temel ilkeler mantığına aykırıolup, menşei karmaşık kurallar ile dolu anlaşmalarla sevk ve idare edilecek.

ABD yönetimi, yapıla gelen uluslararası ticari faaliyetlere ilişkin, on yıllar sürebilecekticari faaliyetleri düzenleyen anlaşmaların en kötüsü olarak ortaya çıkabilecek, sözüm ona Trans-Pasifik OrtaklıkAnlaşması (TPP)konusunda bazı gizli görüşmelerde bulundu. ABD yönetimi bu görüşmelerden dolayı, başkanlık seçimlerine yönelikönde gelen Demokrat adayların ve birçok Cumhuriyetçi adayların da karşı çıkmaları nedeniyle, anlaşmanın onaylanmak üzere Kongreye sunulması döneminde, Kongre üyeleri arasında daha şimdiden tırmanma eğilimine geçen bir kavga haliyle karşı karşıya kalacak.

Temel sorun, anlaşmanın ticari hükümlerinden değil, ancak, “yatırım” faaliyetleri konularında çevre sorunları, kamu sağlığının korunması ve güvenliğin sağlanması ile ilgili bölümlerde ciddi kısıtlama getiren mevzuatın yazılmasında önemli makroekonomik etkileri olan mali düzenlemelerde yaşanıyor.

Özellikle Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması Mevzuatıyla (6000 sayfadan fazla) düzenlenen koşullarda, taraflar arası ilişkilerde herhangi bir ihlal olması halinde, yabancı yatırımcılara, uluslararası özel mahkemelerde ilgili hükümetleri dava etme hakkı tanınıyor. Yetkili mahkemelerce daha önce görülenbu tarz davalarda,gelecekte yürürlüğe konulması düşünülen yeni mevzuat hükümleri uyarınca – ayırım yapıcı hükümler olmasa ve vatandaşları karşı karşıya kalabilme ihtimali olan yeni türden ciddi zararlara karşı korumak üzere uygulamaya konmuş olsa da – ihlal durumunun söz konusu olduğu bir devlete karşı cezai yaptırım uygulayabilme yolunu açan “adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama” ihtiyacı duyulduğu yönünde karar alınmıştı.

Düzenlenen mevzuat dili bir anlamda karmaşık olsa bile, üzerinde yaşamakta olduğumuz gezegenimizi sera gazı emisyonlarından korumak üzere yetersiz düzeyde kalsa da, süper güçlere sahip çok uluslu şirketleri, mahkeme aşamasında, zayıf finansman gücüne sahip devletler karşısında savunma yapmaya davet ediyor. Güven telkin eden yönetmelik düzenlemeleri yalnızca sigara konusunda olan düzenlemeler oldu. (Tütün ürünlerinin insan sağlığına tehlike arz ettiğine dair uyarıların sigara paketleri üzerine yer alması hükmünün ihlal edilmesinden dolayı Uruguay ve Avusturalya yönetimleri aleyhine açılan davalar)bazı olumsuz tepkilere yol açmıştı.  Ancak, diğer alanlarda çok sayıda dava açılması ihtimali konusunda bir dizi sorun gündemde kalmaya devam ediyor.

Ayrıca, “en iyi şekilde kayırılan ülke yönetimi”maddesinin uygulamada geçerli olması durumu karşısında, ticari faaliyetlerde bulunan şirketler ev sahibi ülkenin imzalamış olduğu her türlü anlaşma hükümleriyle kendilerine tanındığı kabul ettikleri avantajlardan faydalanma talebinde bulunabilirler. Bu durumda, Başkan Obama’nın daha önce yaptığı taahhütlerin tam tersine olacak şekilde, aşağıya doğru inişe geçen bir akış olmasının da yolu açılmış olur.

Hatta Başkan Obama’nın yeni ticaret anlaşmasını savunma şekli de ABD yönetiminin yükselen yeni küresel ekonomiyle uyum sağlamada bazı güçlüklerinin olduğunu gösteriyor. Başkan Obama, Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşmasıyla Amerika mı? yoksa Çin mi? 21.yüzyılın ticaret kurallarını düzenlemede belirleyici olduğugörüleceğini tekraren ifade ediyordu.Bu anlamda izlenmesi gereken en doğru yol, şeffaf bir şekilde ve de kolektif olarak, her bir tarafın söylediklerini dinlemek suretiyle bir karara varma yolu olacaktır.Başkan obama, her zaman olağan olduğu gibi, küresel ticari ve yatırım faaliyetlerini düzenleyen kuralların Amerikan şirketleri tarafından, Amerikan şirketleri lehine düzenlendiği yorumu yapılabilecek şekilde mevcut durumu idare etmeye çalışıyor. Böylesi bir politika yoluna gidilmesi, demokratik prensipleri taahhüt eden birisi tarafında kabul edilebilir bir politika değildir.

Daha büyük bir ekonomik entegrasyontaraftarı olanların dünya yönetişim faaliyeti yönünde reform yapılmasının sıkı savunucuları olmada özel sorumlulukları var: Bir ülkenin iç politikasını belirlemede otorite olanlar, ülke içi yönetim faaliyetlerinde yönetmelikleri/mevzuatı düzenleme yetkisini uluslarüstü kurumlara devrediyorsa, kuralların ve yönetmeliklerin hazırlanması, uygulanması ve icra edilmesinde kanunlara ve yönetmeliklere riayet edilip, edilmediğinin kontrolü sırasında demokratik değerlerin dikkatte alınmasında özellikle hassasiyet gösterilmesi gerekiyor. Bu durum, ne yazık ki, 2015 yılında her zaman böyle olmadı.

Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşmasının (TPP) 2016’da başarısızlığa uğrayacağını, ticari anlaşmalar marifetiylegüçlü olan tarafın ödüllendirilmeyip, zayıf kalan tarafın cezalandırılmadığı yeni bir dönemin başlangıcı olacağını umut edelim. Paris’te yapılan iklim değişikliğiyle mücadele konferansı sonunda varılan anlaşma, belki de, gerçek anlamda küresel bir işbirliğini sürdürmek üzere gerekli olan ruhun ve zihniyetin habercisi olur.

Çeviren: Nizamettin Karabenk

Kaynak : http://www.project-syndicate.org/commentary/hope-for-better-global-governance-by-joseph-e–stiglitz-2016-01