Perşembe , 23 Kasım 2017

Resmi ve Gayri resmi Ödül Konuşması…- Bilgesu Erenus

 

 

bilgesu-erenus_109561-37ED-7185-713027 Mart 2016

İzmir

Resmi ve Gayri resmi Ödül Konuşması…

Bilgesu Erenus

İzmir 9 Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü, Suat Taşer Sahnesi’nde gerçekleştirilen ödül töreninde Bilgesu Erenus ödül konuşmasını resmi ve gayri resmi diye adladığı iki bölümde tamamladı:

“Emeğin ve emekçinin horlandığı, paranın ve para ilişkilerinin tek değer, sanatın ve sanatçının, giderek toplumdan, yaşananlardan  uzaklaştırılıp, piyasaya düşürüldüğü günümüzde ; “Aman bir yanlış yapmıyayım da bana ödül vermesinler” diyordum.

Muhsin Ertuğrul adının yanısıra Emek sözcüğüyle tanımlanan bu ödülün, 9 Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları tarafından veriliyor olması beni böylesi bir kuşkudan kurtarıp gönendirmişti ancak; yine de  kendimi uyarmadan edemedim: Ödülü; bu güne dek olduğu gibi, tüm çalışmalarında emeği ve emekçiyi tek değer olarak kutsamaktan asla vazgeçmemek koşuluyla almalısın”

Şişme bir botun üzerinde dünyanın duraklarında canımız burnumuzda topluca bekletilirken, insanı dünyanın doruklarına taşımak ancak ve ancak  sanatın ve emeğin ortak çabasıyla gerçekleşecektir.

Sanatın önüne çıkartılan tüm güçlüklerle hayatının her döneminde baş etmesini bilen Muhsin Ertuğrul adının yanısıra 9 eylül üniversitesi tarafından emek sözcüğü eşliğinde verilen bu ödülleri, dikkatlerin emekten ve emekçiden yana çevrileceğine dair bir işaret sayarken, toplumsal dayanışma günlerinin uzak olmadığını umarak teşekkür ediyorum.”

Bilgesu Erenus’un gayri resmi diye adladığı ödül konuşması ise, tiyatro sanatının her dalına önemli isimler yetiştiren değerli öğretim üyeleri ve  öğrencileriyle bir dertleşme anlamına geliyordu:

“Avrupa Birliği ve Nato’nun kalbi diye anılan Brüksel’deki patlama sonrası, Belçika, üçüncü dünya savaşının mağdurlarına, “olduğunuz yerde kalın” yerine, “olduğunuz bu insanlık dışı yere sizi biz taşıdık, bağışlayın” demeliydi! “Her nerede iseniz, işte veya evde orada kalın, ayrılmayın” diye devam ederken de, yalnız kendi adına değil, aç gözlü kapitalin iktidarda olduğu tüm ülkeler adına tüm halklardan özür dilemeliydi; ve elbet şu sözcüklerle…

“Ortaklaşacılığı, paylaşımı, toplumsal ve insanca dayanışmayı önlemek için İslamcı Cihat’ı bizler besleyip büyütmüş bulunuyoruz… Ayrıca aç gözlü küresel kapitalizmin güdümünde paradan başka değer tanımadığımız için, yoksul ülkelerin insanlarını umutsuz ve çaresiz bırakan da yine biziz, bizleriz… Avrupa Birliği ve Nato’nun dilinden konuşmayı sürdürürsek; “terörün gözlerinin bu denli kara olması doğaldır, çünkü; kaybedeceği hiç şey yok! Bu tanım; bir zamanlar emekçiler için geçerliydi, “onları büyük ölçüde püskürttük, ancak; son günlerde korkumuz haklı olarak katmerlendi” diyorlardır…Onurlarıyla oynayıp, yok yoksul bıraktığımız; emeği bir yana, taşıyla, toprağıyla acımasızca sömürdüğümüz üçüncü dünya dediğimiz ülke insanlarının canlarından başka kaybedecek şeyleri kalmadığı için; hem kendilerine, hem de hedef ülkelerdeki sivil halka acımadan, hem kendi canlarını, hem de onlarınkini patlatıyorlar işte!

Her türlü güvenlik önlemleriyle korunma çabasındaki emperyal iktidarların yöneticileri bu özrü dilerken, “vay bize vay” demeyi ihmal etmemeliler; bu deyiş, “Kendim ettim Halklarım buldu” anlamına da gelecektir malesef, tabii kendi canları dışında halkları umurlarındaysa eğer!

Söz konusu devletlilerin; kameraların uzağındayken şöylesi bir iç dökümüne ihtiyaçları olabilir mi?

“Ne oldu bize? Birinci, ikinci dünya savaşlarında bizler birbirimizle savaşırken bu denli çaresiz değildik! Acaba yoksul ülke insanlarını aç açık bırakarak kapımızda kul edinip, kullanırken, aynı zamanda da onları komünizme karşı kışkırtarak, kendi yerimize savaştırırsak, ülkemiz ve insanlarımız zarar görmemiş olur diye ummakla, acaba tarihsel bir hataya baş koyup, imza mı attık?

Bizim bu iç dökümlü soruya yönelteceğimiz halk deyişimiz ise: Neye niyet, neye kısmet evet!

Büyüklü küçüklü emperyal ülkelerle empatiyi bitirirken tekrarlamak istiyorum: insandan umudumu asla kesmedim, kesmem ben!

Hava alanı bagajcısı Afrikalı’nın Belçika’da yaralılara yaptığı yardımlardan dolayı kahraman ilan edilmesi belkide dünyanın geleceğine yönelik bir değişmeyi müjdeliyor; bu yaklaşımın gecikmiş de olsa kalıcı olmasını diliyorum: İnsan insanın külüne muhtaç evet!

Genetik nedenlerle ezilen halkların rengini yüzünde taşıyarak, dünyanın bugün bu hale gelmesinde payı büyük olan Obama’nın, Belçika’da sivil insanlar öldürülürken; “Küba’ya değişim gelecek!” dediğini duymuş olmalısınız. İnsana, doğaya, yaşlıya, gence, en çok da çocuklara kasteden emperyalizmin hizmetindeki bu her ülkeden her addan yöneticilerin, “Küba” değişse de değişmese de, bu sözcüğün toplumsal yaşamda ortaklaşacılık anlamına geldiğini unutturabilmeleri elbette olanaksız: “Unutmazken, unutturmayalım da” derim, bunu iki gün önce Arjantin yaptı; Obama danışıklı döğüş tango gösterisindeyken, Arjantin halkı, ABD’nin tarihsel zulmünü, sokaklarda; “Defol Obama evine dön” diye haykırarak duyuruyorlardı, gözden kaçıranlara daha da duyurabilirim, hem de sevinirek:

  • Obama asıl terörist sensin!
  • Akbaba fonlarına hayır!
  • Güney Amerika’da emperyalisteri istemiyoruz.

İnsandan olduğu gibi halklardan da umut kesilmez, dayanın diyorum; emeğin ve sanatın yol göstericiliğinde elbet; sevgilerimle.

Bilgesu Erenus