Perşembe , 23 Kasım 2017

TOPLUMU BİÇİMLENDİREN OLGULARIN TARİHSEL EYLEMİ -3- Nazım Can

“Materyalist dünya görüşü, doğanın, olduğu gibi, hiç bir şey katmaksızın kavranmasıdır.”

Engels,

“Yeni toplumun, eski toplumdan, başlayan doğuşu; eski toplumdan, yeni topluma geçiş biçimi; doğal bir tarih sürecidir.”

Lenin,

“Kurtuluş, tarihsel bir olgudur. Zihinsel bir iş değildir. (…) İlk gereksinmenin kendisi bir kez sağlandığında, sağlama eylemi ve bu sağlama işinden kazanılmış olan alet, yeni gereksinmelere iter. Ve yeni gereksinmelerin bu üretimi, ilk tarihsel olgudur.”

Marks.

 KAPİTALİZMİN “İlericiliği ve Devrimciliği” SORUNU

  1. Yüzyılın başlarından itibaren, ‘Sosyalist Emekçi’ önderlikli devrimci hareket başarılamadığı için; dünya çapında, yerine getirilmesi gereken, sosyalist toplumsal değişim ve dönüşüm görevi, ISKALANDI. Bu boşluktan faydalanan Batı Avrupalı burjuvazi, serbest rekabetçi ve tekelci kapitalist dönemlerinde, dünya gericiliğinin önderi, sömürücü, sömürgeci, merkezi ve gerici bir güç olarak, dünyanın sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkeleri üzerine, sömürgeci ve kapitalist emperyalist bir güç olarak EVİRİLDİ.

Bu evirilme tarzı, zamanın her renken “sosyalist” çevrelerince, olumlu bir gelişme olarak ele alınıp savunuldu. Onlara göre, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerde, “kapitalizmin, feodalizmi çözdüğü” dolayısıyla, “kapitalizmin, üretici güçleri geliştirdiği için ilerici bir rol oynadığı” iddiası, ele alınıp ideolojikleştirildi. Öyle ki, keyfiyet “Komünist Parti Manifesto”sunda olduğu gibi, “Sosyalist” enternasyonallerde ve pek çok “Sosyalist” hareket ve parti programlarının da baş konusu oldu. Daha sonra kendisiyle çelişen bu görüş, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerde gelişen kapitalizmin, “sosyalist devrim için yetersiz olduğu”, dolayısıyla, “kapitalizmin” gelişmesine yardımcı olacak, “devrimci” teorik ve pratik eylem biçimleri geliştirildi. Bu anlayış temelinde, “Burjuva Demokratik Devrim”, “Milli Demokratik Devrim”, “Ulusal Kurtuluş Hareketleri”, Halk Hareketleri, Halk Devrimleri ve Halk İktidarları gibi ifadeler ile sosyalizme geçiş için, ilk “devrimci” adım olarak, “kapitalizmin geliştirilmesi gerekir” diyerek pratikleştirildiler. Kapitalizmin, bağımsız ve ezen bir sınıfı olan burjuvaziye karşı; yine kapitalizmin bağımlı ve ezilen bir diğer sınıfı olan işçi sınıfı önderliğinde, köylülük ile birlikte, devrimlerle “sosyalizme” varma amacıyla “devrime” sürüldüler. Böylece burjuvazinin zamanında yapması gereken ve yarım kalan sözde “kapitalistleşme” işi, “sosyalizm” adına, işçi sınıfına yaptırılmaya çalışıldı. Bu anlayış ile tarihte ilk kez devrim adına, bir sınıf (burjuvazi) için, diğer bir sınıfın (işçi sınıfı) “devrime” soyunmasının veya devrime sürülmesinin karikatürü oynandı.

Aslında, böyle bir teori ve pratiğin, o zamanlar için ve TÜM ZAMANLAR için, gerçekleşmesi gereken, ‘Sosyalist Emekçi’ hareketin, toplumsal değişim ve dönüşüm ana hedeflerinin tespiti açısından, hiçbir toplumsal karşılığı ve önem yoktu. Olamazdı da! Bu tarz teori ve pratik, bütün bir kapitalist çağ boyunca, “ilericilik” de sayılamazdı. Sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerdeki “ithal aşılı” kapitalist gelişmeyi, sosyalizmin “hizmetinde” veya “yaklaşığı ve alınması gereken bir yol” olarak gören teorik görüş ve pratikleştirilen eylem biçimi, çağın TEMELİNE YERLEŞEN, manüfaktür ve ‘Sanayi Devrimi Makinesi’nin, çağdaş, tarihsel toplumsal fonksiyonlarını anlamaktan yoksun, yüzeysel, kaba, idealize bir anlayıştan kaynaklanıyor. Makinenin toplumu yaratıp biçimlendirme gücü okunamıyor, gelişmenin ruhuna uygun devrimci tespitler yapılamıyor, geçmişin felsefi ve ideolojik söylemleri ile yeni gelişme kotarılmaya çalışılıyordu. Ve başarısızlık, Reel Sosyalizm ve türevleri ile kaçınılmaz oldu!

  1. ve 15. yüzyıl ile 18. Yüzyılın son çeyreği arasında, Batı Avrupa burjuvazisi, SADECE Batı Avrupa’ya ÖZGÜ feodalizme ait, üretim ve mülkiyet ilişkilerini devrimci tarzda çözdü. Feodal üretim ve mülkiyet ilişkileri yerine, kapitalist mülkiyet ve ona dayalı üretim ilişkilerini geçirdiği için burjuvazi, ilerici ve devrimci bir rol oynadı. Burjuvazinin Batı Avrupa’da, feodal üretim ve mülkiyet ilişkilerini devrimci tarzda çözmesi ve dönüştürmesi, SADECE, bu döneme aittir. Başka da bir örneği yoktur. Olamazdı! Olmadığı gibi!
  1. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Sanayi Devriminin otomatik makinesi, burjuvazinin ilericiliğini ve devrimciliğini, hem tarihsel hem de reel planda, Batı Avrupa’da da DEVREDEN ÇIKARDI. Bu tarihten itibaren ve bu temelde, burjuvazi, tümden gericileşti. Batı Avrupa burjuvazisi, dünya gericiliği ile gerici ittifaklar geliştirerek, onları ayakta tutan, tahkim eden, sürdüren, önder gerici ve merkezi bir güç haline geldi. Dolayısıyla, o zamanlar için ve TÜM ZAMANLAR için, ilke bazında, sanıldığı gibi toplumsal gelişmelerde, ilericiliğin ve devrimciliğin ölçüsü, üretim güçleri ile onların toplumsal varlık biçimleri olan üretim ve mülkiyet ilişkilerinin gelişip, gelişmeme meselesi değildir. Çünkügelmiş, geçmiş tümtarihsel ‘Üretim Biçimleri’ne ait hâkim sınıfların ve bu arada burjuvazinin, tüm hukuki, siyasi engellemelerine rağmen, Üretim Güçleri ve onların toplumsal varlık biçimleri olan Üretim ve Mülkiyet İlişkileri, ÜGGY’sının hükmü altında, az veya çok; evrimci veya devrimci biçimde, zaten kesintisiz geliştiler, gelişiyorlar, gelişecekler. Bu gelişmeyi tümden engellemek, durdurmak ve yok etmek veya ortadan kaldırmak mümkün değildir. Çünkü onların gelişmesi irade dışı, tarihsel nesnel bir harekettir.

Esas mesele şudur: Üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler, insan iradesi dışında, ÜGGY’sı tarafından sürekli ve zorunlu olarak gelişir, geliştirilirler. Gelişmekle kalmaz, üretim süreçlerinde, Emekçi insan ile Alet ve Makineler arasındaki Çelişki (Em-Makçe) tarafından, tarihinin belli dönemlerinde sürekli gelişmeleri ile ‘Üretim Biçimlerini’ belirler, zincirleme birbirine bağlar, gelişme düzeylerine uygun, toplumsal yaşamı biçimlendirip yürütürler. Toplumu yeniden biçimlendirip yürütmekle kalmaz, sürekli ve devrimci gelişmeleri ile mevcut olan cari ‘Üretim Biçimlerine’ ait, üretim güçleri olarak, kendilerini de aşarlar. Kendilerini aşmakla da kalmazlar. Eski toplumsal ‘Üretim Biçiminin’ bağrında gelişirken, onun karakteristik üretim ve mülkiyet ilişkilerini de aşar; onunla uzlaşmayan, kendilerine uygun, yeni ve devrimci, MÜLKİYET VE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ geliştirirler.

Bu tarihsel hareket temelinde, toplumsal geçişlerde, almamız gereken devrimci tutum, yapmamız gereken şey şudur:

Üretim güçlerinin, özellikle de onların başat ve önder gücü olan üretim alet ve makinelerinin gelişmesini izlemek, onların mevcut toplumun bağrında geliştirdiği nüve halindeki, yeni ve devrimci, uzlaşmaz MÜLKİYET VE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ tespit etmek, ona uygun DEVRİMCİ TUTUM geliştirmektir. Yani bizim tutumumuz, yeni gelişen embriyon halindeki mülkiyet ve üretim ilişkilerini görmek, onların devrimci tarzda gelişmesini sağlayacak ortamı oluşturmaktır. Başka bir deyişle, eskinin bağrında oluşup gelişen yeni Em-MakÇe’nin nüve halindeki yeni ‘Üretim Biçimine’ ait mülkiyet ilişkileri üzerinden, üretim güçlerinin devrimci tarzda gelişmesine ortam hazırlamak, onların özgür ve devrimci gelişmesine işlerlik kazandırmaktır.

Bu konuda tarihsel materyalizmin bize öğrettiği ders:

İşe, üretim araçlarının, özellikle de onların en devrimci unsuru olan alet ve makinelerin mülkiyet edinilmesiyle işe başlamaktır. Köleci, feodal ve kapitalist dönemlerde, kölenin efendisi, toprak beyi ve burjuvazinin, bu noktadan işe girişmeleriyle tarihi toplumsal geçiş ve dönüşümler başlamış ve gerçekleşmiştir. Çünkü üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineleri nasıl mülkiyet edinirseniz, öyle sermaye yapar, öyle de üretirsiniz; onları nasıl üretirseniz, öyle mülkiyet edinir, öyle de sermaye yapıp üretime sokabilirsiniz. Bu helezonik tarihsel gelişme temelinde, Sanayi Devrimi Makinesi, kapitalizmden sosyalizme geçiş için, nüve halinde, ‘Sosyalist Emekçi’ önderliğinde, mevcut anavatan toprağında, toplumsal emek gücü bazında, üretim araçlarının özellikle alet ve makinelerin, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet edinilmesini koşullandırdı.

Koşullandırmakla kalmadı, geçmişten farklı olarak esaslı bir fark daha ortaya koydu: Kendisinden önceki toplumsal geçiş biçimlerini, evrimci biçimden, günlük pratikte sürekli ele alıp işlenecek, ‘Kesintisiz Devrim’ci biçime dönüştürdü. Bu tarihsel gelişme temelinde, kapitalist toplumdan, sosyalist topluma geçiş için başlangıç ve kalkış noktası, tutulacak esas halka şudur: Her ülkeninanavatan toprağı baz alınarak, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet biçiminde, üretim araçlarının, özellikle alet ve makinelerin, günlük devrimci demokratik sınıf mücadelesinde, ‘Sosyalist Emekçi’ tarafından mülkiyet edinilmesidir. Ondan sonrası çorap söküğü gibi peşi sıra gelir. Çünkü mülkiyet ilişkilerine hâkim olmak ile üretim güçlerini, ileri veya geri, devrimci veya tutucu düzeyde etkilemek, yönlendirmek, onların devrimci tarz işleyebileceği gerekli ortamı sağlamak mümkündür. Yani sorun, üretim güçleri ile üretim ilişkilerinin gelişip geliştirmeme sorunu değildir. O iş bize rağmen, engelli de olsa gelişmektedir. Sorun, üretim güçlerinin devrimci tarzda gelişmesinin engeli olan tutucu, muhafazakâr ve eskiyen karakteristik, üretim ve mülkiyet ilişkileri YERİNE, üretim güçlerinin gelişmesinin, yeni biçimleri veya onların toplumsal varlık biçimi olan, yeni ve devrimci, uzlaşmaz mülkiyet ve üretim ilişkilerinin nüvesinin önünü açmak, devrimci tarzda, özgürce işlemesine ve gelişmesine olanak sağlamaktır. Bunun için, mevcut toplumsal sisteme ait, üretim araçları, özellikle alet ve makinelerin mülkiyet edinilmesi temelinde, devrimci tarzda müdahale ederek, eski üretim ve mülkiyet ilişkilerini değiştirip dönüştürmek, yeni gelişen üretim güçlerinin engelini ortadan kaldırmak, özgürce işlemesine ve gelişmesine ön ayak olmaktır.Tüm zamanlar için gözetilmesi gereken kıstas, ilericilik ve devrimcilik adına yapılması ve uyulması gereken İLKE işte budur!

  1. Yüzyılın son çeyreğinde başlayan Sanayi Devriminden itibaren, dünya çapında ilericiliğin ve devrimciliğin ÖLÇÜSÜ özetle: Dünya çapında her ülke ölçeğinde, feodal ve kapitalist özel mülkiyet biçimlerinin; ‘Sosyalist Emekçi’ önderliğinde, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet biçimine, günlük olarak çözünüp, çözünmediği gerçeğidir. Esas ilerici ve devrimci olan, gelişme budur. Dünya çapında, var olan her şey, ancak bu gelişme ile ilerici, devrimci olabilir. Oysa burjuvazi ve tekelci burjuvazi, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere girerken, feodal üretim ve mülkiyet ilişkilerini devrimci tarzda çözmeyi hedeflemez. Hatta onları koruyup kollayarak, onlar ile gerici biçimde ilişkilenip, ittifaklar geliştirmiş, geliştirir. Bu temelde, kapitalizm, hem rekabetçi döneminde, hem de emperyalist döneminde, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülke feodalleri ve iktidar çevreleri ile en gerici ilişkilenmeyi, çıkarına daha uygun bulmuştur. Günümüze kadar, dünya gericiliğinin merkezi ve öncü gücünü, bizzat temsil edip, devam ettirmiştir. Ettirmektedir!

Her tarafından gerici ve sömürücü ilişki biçimleri dökülen bir gücün, Yani kapitalizmin; sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerde, “ilerici, devrimci” rol oynadığını vazetmek, yolunu kaybetmek değilse eğer, abesle iştigal etmektir.

Ancak, işin sorunlu, anlaşılmayan esas noktası şudur:

Rekabetçi kapitalist dönemin sömürgeci burjuvazisi ile kapitalist emperyalist dönemin yeni sömürgeci, hegemonyacı tekelci burjuvazisi; sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere, pazarlamak amacıyla meta ve sermaye ihraç ettiler, ediyorlar. Hatta yakın geçmişten günümüze, bizzat sermeye yatırımı yapıp, işbirlikçileri aracılığıyla üretim bile yapmaktadırlar. Kapitalist emperyalist oligarşilerin, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere yaptığı, meta, sermaye ihracı ve yatırımlar üzerinden, adı geçen ülkelerde, orijinal köklerinden yoksun, “ithal aşılı” bir kapitalistleşmeye dayalı, “üretici güçlerin geliştiği” gerçeği, göz ardı edilemez reel bir VAKIADIR.

Ancak ve her şeyden önce, bu “ithal aşılı” kapitalist gelişmenin, “ilerici, devrimci” karaktere sahip olabilmesi için, 18. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerdeki feodal ve “ithal aşılı” kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin, ‘Sosyalist Emekçi’ önderliğinde, sosyalist mülkiyet ve üretim ilişkilerine dönüşmesi ŞARTTI. Bu şart yoksa ki, yoktu! O zaman, bu ülkelerde, ilerici ve devrimci bir kapitalist gelişmeden de bahsetmek mümkün değildir.

  1. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren kapitalizm, Sanayi Devrimi Makinesi tarafından, dünya çapında, gerici periyoduna sokulmuştur. Dolayısıyla sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerdeki bu “ithal aşılı” kapitalist gelişme, kapitalistlerin tüm gerici karakterine rağmen, gelişen bir VAKIADIR. Bu vakıa, kapitalistlerce ihraç edilen meta, sermaye ve sanayi yatırımı nesnelerinin fiziki yapısına içkin, zorunluluk kesp eden, özgün özelliklerinden kaynaklanmaktadır. O halde, tespit ediyoruz ki, vakıanın, “ilericiliği ve devrimciliği” bir yanılsamadır.

Bu vakıanın gelişme biçimi, ilerici ve devrimci olmadığı halde; sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerde, “ithal aşılı” kapitalist gelişmenin nasıl oluştuğunu, kendi koşullarında, incelemeye devam edelim.

Bu “ithal aşılı” kapitalist gelişme:

(1) Kapitalistler tarafından yapılan, meta, sermaye ve sanayi yatırımları ihracı üzerinden, Üretim Güçlerini Geliştirme Yasasının (ÜGGY) etkisi, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere taşınır. Bu taşınma işlemi üzerinden, üretim bilgileri, “ithal aşılı” bilinç olarak bu ülkelere sızar. Sızmakla kalmaz, taklitçi “ithal aşılı” kapitalist gelişme ve üretime yol açar ve reel planda vakıa gerçekleşir. Orijinal kökenli olmadıkları için tüm bunlar, asla feodal üretim ve mülkiyet ilişkilerini devrimci tarzda (Batı Avrupa’da 14. Yüzyıl ile 18 yüzyılın son çeyreği arasındaki gibi), hedef alarak, değiştirip dönüştürmek üzere yol almaz. Almamıştır! Tam tersine, feodal üretim ve mülkiyet ilişkileri ile gerici ittifaklar geliştirerek, mevcut ilişkiler korunup, kollanarak, tedrici ve kontrollü biçimde çözülüp gelişir.  Çözülme,  yerel orijinal köklerinden yoksun olduğu için, üretim ve mülkiyet ilişkilerinde “ilerici ve devrimci” bir eğilim gelişmez. Sadece, hâkim sınıf gerici güçlerinin ittifaklarına rağmen, ÜGGY’nin etkisiyle kapitalist gelişme “ithal aşılı” ve tedrici biçimde yol alır. Bu etki, yereldeki orijinal ÜGGY’sı yeteneğinin özgürce gelişmesini baskılayıp köreltmesi bir yana, kapitalist emperyalist ülkelere bağımlılık yaratan bir etkiyi de üzerinden geliştirir ki, çağının özellikleri açısından “ilerici ve devrimciliği” orda kalsın, gericiliğin dik alasını temsil etmiş olur.

(2) Kapitalistler tarafından, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere, ihraç edilen meta, sermaye ve sanayi yatırımları ile kurulan, üretim süreçlerinde, YERLİ emekçi insan ile YABANCI menşeli alet ve Makine arasındaki Çelişki (Em-MakÇe) üzerinden gelişen “ithal aşılı”, ucube kapitalist bir ‘Üretim Biçimi’ var olur. Bu tür kapitalist gelişme, devrimci dinamiklerinden yoksun, istikrarsız, etkisi sınırlı sınıf mücadelesi yaratan, bir gelişmeye yol açar.

(3) Kapitalistler tarafından, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere, ihraç edilen veya onlar eliyle yerelde bizzat üretilen meta ve sermayenin esas sahibi yabancılar olduğu için, yerel kapitalist gelişmenin orijinalliği baskı altında kalıp körelir. Yerel burjuvazi, “ilerici, devrimci” dinamiklerinden yoksun, feodalizmi hedeflemeyen, emperyalistlerle bağımlılık ve ittifak geliştiren, fırdöndü, efendimci, istikrarsız bir karakterde, “ithal aşılı” kapitalist gelişmenin ürünü olarak gelişir.

(4) Kapitalistler tarafından, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere, ihraç edilen meta ve sermayenin fiziki karakterine içkin özellikler, bir de Alet ve Makineye Uyum Yasası (AMUY) tarafından, kapitalist adına bağımlılık ilişkisi geliştirir. Bu bağımlılık ilişkisi, orijinal kökleri üzerindeki kapitalist gelişmeyi baskılayıp, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerin kendini aşması engellenmiş olur. Bu temelde, sömürgeci veya emperyalist burjuvazi, adı geçen ülke gerici hâkim sınıf çevreleri ve iktidarları ile gerici ilişkiler geliştirip, bağımlılık ilişkiler kurarak, yerel feodal mülkiyet ve üretim ilişkilerini, çözeceğine, muhafaza ile tedrici çözen, “ithal aşılı” bir kapitalizm geliştirir vb.

Gerçekleşen, “ithal aşılı” kapitalist gelişme, burjuvaziye rağmen, ihraç edilen meta, sermaye ve yapılan sanayi yatırımları üzerinden gelişen yabancı kökenli bir kapitalist gelişmedir. Devrimci kapitalizm ihraç edilemediği gibi, toplumsal devrim de ihraç edilemez. Sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelere ihraç edilen meta ve sermayenin, kapitalist emperyalist sahibine rağmen, yarattığı tedrici, “ithal aşılı”  ve kontrollü, kapitalist gelişme, 500 kusur yıldan beri, bugün hatırı sayılır düzeye varmıştır. Buna rağmen, adı geçen ülkelere etkisi, köksüz olup, aslı olan Batı Avrupa’ya oranla, toplumu biçimlendirme gücü yetersiz ve asgari düzeydedir.

Dolayısıyla, ÇAĞIN ilericiliği veya devrimciliğinin ölçüsü, “üretici güçlerin geliştirilmesi” olmadığı gibi, kapitalizmin feodalizmi çözmesi veya kapitalizmin gelişmesi de değildir. O, sadece Batı Avrupa’ya özgü olarak, 18.

Yüzyılın son çeyreğinin gerisinde kaldı. 18. Yüzyılın son çeyreğinde başlayan Sanayi Devriminden itibaren, çağın ilericiliği ve devrimciliği, ‘Sosyalist Emekçi’ önderliğinde, feodalizm ve kapitalizmin, sosyalizme çözünmesidir. Çağa ve toplumsal yaşama damgasını vuran esas gelişme budur! Bu nedenle, tarihsel planda, kapitalizmin feodalizmi çözmesi, dün de, bugün de, ‘Sosyalist Emekçi’ programın ana hedeflerinin tespitinde önemsizdir. Ancak reel planda, yerel toplumsal düzlemde, ele alınıp, değiştirilip dönüştürülmesi gereken, reel meşru bir veridir. Kapitalizmden Sosyalizme geçiş veya yaklaşığı için abartılacak, önemsenecek programatik bir gelişme değildir. Hele! Kapitalistin ve tekelci kapitalistin, bir lütfü hiç değildir! Dolayısıyla sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülke halklarının, feodalizmi “çözecek” diye tekelci burjuvaziye, kapitalist emperyalizme, kapitalist gelişmeye ihtiyacı, dün de yoktu, bugün de yoktur. Komünist Parti Manifestosunda, Enternasyonallerin programlarında, “Sosyalist, Komünist” parti ve hareketlerin programlarında, “kapitalizm üretici güçleri geliştiriyor” diye, sömürgeciliği, kapitalist emperyalist sömürüyü “meşrulaştıracak” kadar bir pozisyona savrulmaya, onun için burjuva devrimleri soyunmaya hiç mi hiç gerek ve yer yoktur!

  1. yüzyılın başından itibaren, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülke halklarının, ‘Sosyalist Emekçi” paradigma temelinde, günlük çalışan, devrimci demokratik bir program ile sosyalist meta üretimi temelinde özgürleşip, ‘Sosyalist Emekçi’ önderlikli kurtuluşa ihtiyacı, dün de vardı! Bu gün de vardır! Dünya çapında, insanlığı geliştirici ESAS ilerici ve devrimci güç, 200 kusur yıldır hala budur. Ve gündemdedir.

 

(Devam Edecek)

 

30 Mart 2016