Cuma , 23 Şubat 2018

Ortadoğu Soğuk Savaşında kazanan taraf kim olur? – Robert Harvey

image001Soğuk Savaş çok sıcak bir bölge olan Ortadoğu’da sürdürülmeye devam ediliyor. Ortadoğu coğrafyası Sünni ve Şii İslam mezhepleri arasındaki rekabetin kilit noktada önemli bir bileşenijeopolitik konusu İran ile Suudi Arabistan ve Suudilerin Körfez bölgesindeki müttefiklerini bölgesel egemenlik için karşı karşıya getirdi.

ABD ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan Soğuk Savaş’ta olduğu gibi anlaşmazlık, en azından, henüz esas rakip ülkeler arasında doğrudan askeri güç kullanılması şeklinde gelişme kaydetmiyor. Bu bölgesel güçler arasındaki egemenlik savaşı, özellikle petrol ürünleri pazarı başta olmak üzere, Suriye ve Yemende olan çatışmalarda görüldüğü gibi, vekâlet savaşı şeklinde seyrediyor. Bölgesel güçler Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet savaşında, genel olarak, özünde çözümlenmeyecek derecede önemli az sayıda anlaşmazlık konusu bulunuyor.

Bu sıralarda İran yönetiminin arkasına pupa yelken rüzgâr aldığı anlaşılıyor. Büyük dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in barışçı amaçlar doğrultusunda İran’ın nükleer kapasitesine sınırlama getiren uluslararası karara uyulması yönünde irade göstermesi üzerine Batının uyguladığı yaptırımların neredeyse hepsi kaldırıldı. Batı cenahında bir kez daha İran ile ticari faaliyetlerde bulunma kabul edilir oldu. Bu gelişme zor durumda olan İran ekonomisinde önümüzdeki süreçte canlanma yaratıcı özellikte.Bu arada İran yönetiminin Irak topraklarından gittikçe daha büyük parçanın de facto olarak ilhak etmesi, sözüm ona İslam Devleti/IŞİD örgütü dışında, herkesin olup bitenleri sineye çekip, kimsenin İran’a itiraz etme cesareti göstermemesinden dolayı şaşkınlık verici olmaya devam ediyor. Amerika’nın bir şekilde zımni onayı olduğu anlaşılıyor.

İran yönetiminin, 28 milyonluk bir nüfusa sahip Suudi Arabistan karşısında, yaklaşık olarak 77 milyonluk bir nüfusa sahip olmakla ezici oranda insan gücü bulunuyor. Rakip devlet Suudi Arabistan ordusuna kıyasla İran ordusu daha az modern askeri mühimmatla donatılmış olmasına karşın klasik ordu anlamında çok daha büyük. Dahası, İran’ın başlıca müttefiki, bir Arap devleti olan Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, ülkesinde devam etmekte olan çatışmalar seyrinde istenilen yönde gelişme kaydetmese de, bir rahatlama yaşayarak nefes aldı.

BeşarEsad’ın rahat bir nefes alması Suudi Hanedanlığı cephesinde yalnız bırakıldıkları ve zayıf kaldıkları duygusunun yaşanmasına neden oldu. Suudiler, geleneksel büyük müttefikleri ABD’nin İran yönetimi ile nükleer anlaşmasını imzalayarak kendilerine ihanet ettiğini düşünüyorlar. Komşu ülke Irak’ta yaşanan kaosun kendilerine kronik halde stratejik bir risk çıkarmasından kaygı duyuyorlar.

Vahabi İslam mezhebiyle Suudi Hanedanlığı, genel olarak, aşırı uç örgütlere kuluçka yuvası görevi gördüğü ve bölgede terörizmin olmasına ilhan kaynağı teşkil ettiği suçlaması getirilerek sürekli olarak eleştiri yağmuruna tutuluyor. Bu arada, Suudi Arabistan yönetiminin, başta kadınlara temel haklar tanımaması dâhil olmak üzere, insan hakları sicil kaydı sürekli mercek altına alınıyor.

Suudi Kraliyet ailesinin böylesi bir geçmişi olmasının yanı sıra düşman kabul ettiği ülkelerle sürekli savaş halinde. Kral Salman bin Abdülaziz El Suud, karar alıcı en yüksek merci olup, konumunda yıpranma yaşarken,  oğlu Prens Muhammed bin Salman El Suud ise ülke geleceğine ilişkin kararların alınmasında geniş yetkileri kullanan kişi oluyor.

Savunma Bakanı sıfatıyla Prens Muhammed, bir yandan, Yemen’de İran’a yakın duran kabilelerle insanlık için büyük maliyetleri bulunan savaşı sürdürürken, diğer yandan da, Türkiye ile işbirliği halinde, Suriye’de Esad yönetimi karşıtı isyancı örgütleri destekleyen Suudi politikasını izlemeye devam ediyor. Prens Muhammed, bazende ülke içinde yaşanan olayların baş göstermesiniel altından teşvik edici olurken, halkın yönetime itiraz seslerinin bastırılmasına destek oluyor.Devamı daha yakınlarda petrol ürünleri fiyatlarında küresel çapta artış olmasıyla sonuçlanan İran’a karşı ekonomik savaş açmıştı.

Mayıs ayının ilk başlarında, uzun zamandan beri Petrol Bakanı olan Ali El Naimiyerine, ülke yönetimini ilgilendiren politikada Prens Muhammed’in yakın bir müttefiki olan Halid El Falih göreve getirildi. Bu değişiklik, Prens Muhammed’in Rusya ve müttefiki İran’a karşı petrol ürünleri fiyatını artırma silahını kullanma kararlığının göstergesi. Suudi Arabistan yönetiminin büyük oranda petrol pazar gücünü elinde bulundurması ve çok düşük maliyetlerle devasa boyutlarda petrol çıkarma kapasitesinden dolayı Prens Muhammed, gerektiği zamanda, petrol ürünleri piyasasında bolluk yaratabilir veya vanayı kısabilir.

Suudiler şimdilerde pazarda ferahlık yaratacak şekilde petrol arz ediyorlar. Prens Muhammed Rusya ve İran’ı dizginlemeyi hedefliyor; çünkü her iki ülkenin ekonomik kalkınması için gerekli olan petrol ürünleri fiyatının sürdürülebilir düzeyde yüksek olmasına ihtiyaçları var. Rusya ve İran yönetimleri, Amerika’nın Ortadoğu petrolüne bağımlılığını azaltan ABD kökenliŞeyl gazı-petrol ürünleri üretici şirketlerinin iflasını umut ediyorlar. Suudi Krallığı, Prens Muhammed’in daha yakınlarda yaptığı bir açıklamasında görüldüğü gibi, petrol fiyatının hangi düzeyde olduğunu pek umursamıyor; “fiyatın 30 $ ya da 70 $ olmasında bizim açımızdan değişen bir şey olmaz” diye ifade etmişti. Ancak, Suudilerdeki bu durumun tam aksine, Rusya ve İran’ın bir varil petrol ücretinin en az 70 $ olmasına çokça ihtiyacı var.

ABD petrol sanayi sektörü beklenenden daha fazla oranda piyasa koşullarına uyum sağlayan ve esnek yapıda olduğunu gösterdi: ABD şirketleri, daha önce kapandığı alanlar kadar, daha düşük maliyetli şeyl gazı çıkarma alanları açıyorlar. Ancak, Suudi hanedanlığının petrol silahını kullanmak suretiyle saldırganlığı Rusya ve İran yönetimlerinin Cumhurbaşkanı Esad’ın müzakere masasını devirmeye ve dik durmaya ikna etmeye sevk etmiştir.

Prens Muhammed’in Mayıs ayında kamuoyuna açıkladığı yeni ekonomik planı – 2030 Vizyonu – Suudi Arabistan yönetiminin Rusya ve İran’ın mustarip olduğu ülke içi ekonomik kaynaklı baskılara karşı bağışıklığı olduğunu göstermek üzere tasarlanmış başka bir ekonomik savaş cephesidir. Bu planlaekonominin çeşitlendirilmesi çağrısında bulunuluyor ve petrol ürünleri gelirlerinin düşük düzeyde kalması durumunda düşük gelirin toplum üzerindeki etkisini hafifletmek üzere, yönetici tabakanın sosyal barışı satın almak amacıyla kullandığı büyük bir fonun kurulmasıöngörülüyor.

Suudi Hanedanlığı stratejisinin elbette bir bedeli de olur. Mısır’a aktarılan yılda yaklaşık olarak 10 milyar dolar düzeyinde Körfez kaynaklı fon 3 milyar dolar seviyesine düştü (Körfez bölgesi de artış gösteren ekonomik baskı altında olup, son dönemde bölgede yaşanan terörist saldırılardan sonra turizm gelirlerinde baş döndürücü düşüşler yaşanıyor). Lübnan’a havale edilen finansman neredeyse tamamen kesilmiş oldu.

Daha uzun süre devam edecek bu Soğuk Savaş’ın sonuçlarını tahmin etmek o kadar zor olmasa gerek.  Rusya ve İran Arap Aleminde hiçbir zamana dayanılan güçler olmayacak ve her zaman marjinal düzeyde kalacaklar. Şii İslam mezhebi Irak, Suriye ve Hizbullah Örgütü üzerinden Lübnan coğrafyasında etkin mezhep olarak kalabilir, ancak, daha geniş coğrafyada rekabet edebilecek bir mezhep olmayacak. Arapların yaklaşık olarak % 90’ı Sünni Müslüman olup, potansiyel olarak Suudilere müttefik olabilirler.

Suudi Hanedanlığı uluslararası ilişkilerinde daha önceki dönemlerde olduğu gibidaha şüpheci bir politika izlemeyip, daha olgun davranabilir. Başat müttefiki ABD yönetimi, Arabistan’da insan hakları alanında görülen baskıdahafifleme sağlayıcı herhangi bir ilerleme kaydetmeksizin, siyasi ve ekonomik reformlar yapma yoluna gitmeden Hanedanlığı rahatlatacak önlemler alabilir

Çeviren: Nizamettin Karabenk

 

Kaynak: https://www.project-syndicate.org/commentary/middle-east-cold-war-oil-prices-by-robert-harvey-2016-06