Çarşamba , 15 Ağustos 2018

Türkiye Suriye istilasını genişletiyor* – Jordan Shilton

cerablus-dais-teslimat-400x260Perşembe günü, Türk askerleri, ABD Hava Kuvvetleri’nin ve askeri “danışmanlar”ın desteğiyle, Suriye’nin kuzeyindeki istilalarını genişlettiler.

Fırat Kalkanı operasyonu, Ankara tarafından, Cerablus kasabasının IŞİD’den alınması ve Suriyeli Kürt milis gücü Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Fırat Nehri’nin doğusuna geri püskürtülmesi için zorunlu denilerek gerekçelendiriliyor. Gerçekte, askeri operasyon, tüm bölgeyi çatışma içine sürükleme ve büyük güçleri bunun içine çekme tehdidi yaratarak, Şam’daki Beşar Esad hükümetini devirmeyi amaçlayan Suriye’deki ABD destekli rejim değişikliği operasyonunun daha büyük bir tırmanmasına işaret etmektedir.

Bu, Çarşamba günü, Beyaz Saray’ın, Esad güçlerinin geçtiğimiz iki yılda iki kimyasal silah saldırısı gerçekleştirmiş olduğunu iddia eden Birleşmiş Milletler destekli bir soruşturmaya karşılık olarak yayınladığı bir açıklamayla vurgulandı. Soruşturma, incelenen dokuz olayın altısında kimyasal silah kullanma suçunun kime ait olduğunu belirlemenin imkansız olduğunu belirtmiş olmasına rağmen, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Ned Price, açıklamada açık açık şunu ilan etti: “Suriye rejiminin, kimyasal silahları, Kimyasal Silah Sözleşmesi’ni ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2118 no.lu kararını ihlal ederek kendi halkına karşı bir silah olarak defalarca kullanmış olduğu artık inkar edilemez.”

Obama yönetimi, Esad rejimine baskıyı arttırmak ve bir savaş bahanesi yaratmak için kimyasal silah kullanımına ilişkin uydurulmuş iddiaları tekrar tekrar kullanmıştır. Bu ayın başında, muhalefet güçlerinin Halep’teki sivillere yönelik doğrulanmış gaz saldırısı örnekleri görmezden gelinirken, hükümetin İdlib vilayetinde klorin gazı saldırısı yaptığı yönündeki doğrulanmamış iddialar geniş ölçüde yayıldı.

Washington, Ağustos 2013’te, Suriye hükümetinin Şam’ın yakınındaki Guta’da bir kimyasal silah saldırısına girişmiş olduğunu iddia eden üretilmiş bir kampanya sırasında, Esad rejimiyle topyekün savaşın eşiğine gelmiş; Gazeteci Seymour Hersh’in sonraki araştırması bu iddianın uydurma olduğunu kanıtlamıştı. ABD’deki siyaset ve ordu kurumunun önemli bir kesimi, doğrudan ABD müdahalesine karşı karar verdiği için Obama’yı asla affetmedi.

Tahmin edilebileceği gibi, Price, Suriye’de CIA ve ABD ordusu tarafından finanse edilip silahlandırılan sözde ılımlı İslamcıların gerçekleştirdiği katliamlardan hiç söz etmedi. ABD’nin kışkırttığı rejim değişikliği savaşı, Suriye nüfusunu 22-24 milyondan 17,1 milyona düşürdü; Suriye’de 12,2 milyon insan insani yardıma muhtaç ve 8,7 milyon insan ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacı konumunda. Ayrıca 4,8 milyon Suriyeli, Temmuz ayında BM tarafından yurtdışındaki sığınmacılar olarak kaydedilmiş durumda.

ABD’nin, istilanın başladığı gün Türkiye’yi ziyaret eden Başkan Yardımcısı Joseph Biden’den başlayarak Türkiye’nin istilasına verdiği destek, Ortadoğu’daki son derece yanıcı siyasi ve askeri durumu daha da körüklemektedir. Bir dereceye kadar Türkiye cumhurbaşkanının Rusya ve İran ile bağları yeniden kurma çabalarının harekete geçirdiği, Erdoğan hükümetini devirme amaçlı ABD destekli darbenin üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçti. Bu gerilimler, Çarşamba günü, Biden’e Türk vaiz Fethullah Gülen’in iade edilmesi hakkında sorular sorulduğunda sergilendi. Gülen, Pennsylvania’da yaşıyor ve Erdoğan tarafından 15 Temmuz darbe girişimini tezgahlamakla suçlanıyor.

Washington’ın Türkiye’nin Suriye’yi istilasına verdi desteğin, Esad rejimini devirmek için daha geniş bir müdahalenin koşullarını yaratmayı amaçladığı açıktır. Türkiye, Kürtlerin kontrolünde bir bölgenin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca kendi denetiminde bir bölge kurmayı planlıyor. Bununla birlikte, Suriye topraklarına uluslararası hukuku ihlal ederek el konulması, daha geniş bir NATO müdahalesini meşrulaştırma işlevi görecek doğrudan bir çatışmaya veya Esad güçlerini kapsayan uydurma bir saldırıya zemin hazırlamaktadır. Bu, eski Sovyetler Birliği dışındaki tek askeri üssünü korumak ve bölgedeki başlıca müttefikini desteklemek için geçtiğimiz yıl Suriye’ye müdahale eden nükleer silah sahibi Rusya ile bir savaş olasılığını arttıracaktır.

Türkiye’nin askeri müdahalesinden birkaç gün önce, ABD, Esad rejimini, Haseke kasabasında IŞİD’le savaşan YPG milislerini desteklemek için faaliyet gösteren ABD özel kuvvetlerinin bulunduğu bir bölgenin yakınına hava akını gerçekleştirmekle suçlamıştı. Bunun ardından, ABD ordusunun Irak ile Suriye’deki komutanı Korgeneral Stephen Townsend, ABD kuvvetlerinin kendilerini tehdit altında hissetmeleri halinde kendilerini savunacakları uyarısında bulunmuştu ki bu, Suriye hükümet güçlerine ya da onların Rus müttefiklerine ateş açılabileceği yönünde üstü kapalı bir tehditti.

Townsend, aynı zamanda, yerel vekil güçlerinin Musul’u ve Rakka’yı IŞİD’den almasına yardım etmek için Suriye ile Irak’ta ABD hava saldırılarını arttırma planlarını açıklamıştı.

Rusya savunma bakanlığı, Cuma günü, Akdeniz’deki iki geminin, ilk kez, Suriye içindeki cihatçı hedeflere karşı uzun menzilli kruz füzelerini ateşlediğini bildirdi. Bu, Moskova’nın Suriye’de hava saldırıları yapmak için İran’ın hava üslerini kullanmasının hemen ardından geliyor.

Washington’ın Suriye’deki ve bölgedeki politikaları, daha açık bir şekilde çelişkiler barındırıyor. ABD’nin Ankara’yla uzlaşma çabaları, onun, IŞİD’e karşı mücadelede en önemli ortaklar olarak ABD ve müttefikleri tarafından geniş çaplı silah tedarik edilen ve eğitim verilen -Irak ile Suriye’deki- Kürt milislere bel bağlayan önceki politikasının altını oymakla tehdit ediyor. Bunun, bu iki ülkenin ötesinde, Türkiye’de zaten bütün şiddetiyle devam eden iç savaşı daha fazla körükleyerek patlayıcı sonuçlara yol açabileceği, Perşembe günü, PKK militanlarının muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin liderine yönelik iki suikast girişimi kıl payı önlendiğinde görüldü.

Türkiye’nin müdahalesinin doğrudan sonuçlarını dahi öngörmek zordur. Perşembe günü, Türk ve batılı yetkililer, YPG güçlerinin Fırat’ın batısından geri çekilmeye başladığını iddia ettiler, ancak AP’nin bağlantıya geçtiği Kürt temsilciler bunu doğrulamayı reddetti. İddialara göre, Türkiye, Kürt güçlerine geri çekilmeleri için bir hafta süre vermiş.

Haberlere göre, dün akşam, Türk kuvvetleri, Cerablus’un güneyinde ABD destekli YPG birliklerine ateş açtı; Anadolu Ajansı bunu uyarı ateşi olarak adlandırdı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, YPG’nin, Türkiye destekli Suriyeli asilerin toprak kazanımlarını önden engellemek amaçlı bir hamleyle kuzeye doğru sekiz kilometre ilerlediğini bildirdi. Türkiye ile yan yana savaşan Sultan Murat Tugayı’nın komutanı Albay Ahmad Osman, YPG’yi, açıkça, geri çekilmemesi haline doğrudan çatışmayla tehdit etti. Osman, Reuters’a, “Şu anda onlarla karşı karşıya gelmeyi planlamıyoruz, ama bunu yapmamız gerekirse, yapacağız.” dedi.

Türk askerleri ile Kürt milislerini içeren çatışmalar, halihazırda tahminen 400.000 yaşama mal olmuş olan Suriye çatışmasının, ABD’nin ve diğer NATO güçlerinin ve silahlarının azımsanmayacak miktarda konuşlandırılmasına ev sahipliği yapan bir NATO üyesi olan Türkiye’ye kadar hızla yayılmasına yol açabilir.

Hızla kontrolden çıkacak ve büyük güçlerin dahil olacağı bir bölgesel savaş yönündeki oldukça ciddi olasılık, ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin Irak’a karşı 1991 Körfez Savaşı’ndan başlayarak Ortadoğu genelinde yürüttükleri çeyrek yüzyıllık savaşın ürünüdür. Suriye’de ve bölge genelinde alevlendirilen mezhepsel bölünmeler ve bu toplumların mahvedilmesi, Washington’ın, jeo-politik rakipleri -esas olarak Rusya ve Çin- zararına, dünyanın en önemli petrol üreten bölgesi üzerindeki egemenliğini güvenceye alma yönündeki pervasız yöneliminden kaynaklanmaktadır.

ABD medyası, Ortadoğu’daki son askeri şiddet tırmanmasına, topyekün savaş yanlısı propaganda kampanyasını yükselterek karşılık vermiş durumda. New York Times’ın en adı çıkmış iki savaş çığırtkanı olan Roger Cohen ile Nicholas Kristof’un yazıları, Washington’ın yağmacı emperyalist çıkarlarına “insani” bir propaganda maskesi sağlama girişiminde bulunuyor.

Cohen, yazısında, Obama’yı Suriye’de daha saldırgan bir şekilde müdahale etmeyi reddettiği gerekçesiyle kınıyor ve kanlı iç savaşın sorumluluğunu sadece Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ve Esad’a yüklüyor. Obama’nın 2013’teki uydurma kimyasal silah iddiasının ardından Suriye’ye savaş açma başarısızlığından yakınan Cohen, “Suriye’deki hiçbir sonuç, şimdikinden daha kötü olamazdı. IŞİD’den önce, Esad’ın bomba kusan jetleri ve uçak pistleri savaşın başında imha edilmeliydi. Kırmızı çizgi kanıtlanmalıydı.” diye ilan etti.

Kristof, insan haklarına ilişkin mide bulandırıcı yazısında, “Bugün, Anne Frank, Suriyeli bir kız çocuğu.” diye ileri sürerek ve Obama’yı “Suriye’deki katliamı sona erdirmeye çalışmak için daha fazlasını yapmaya” çağırarak, Esad rejimini Nazi Almanyası ile bir tuttu.

Bu insan hakları emperyalizmi yanlıları, bu tür basmakalıp bahanelerin, her durumda, bölge genelinde ve ötesinde milyonlarca erkeğin, kadının ve çocuğun yaşamına mal olan ABD önderliğindeki militarist şiddetin büyük bir tırmanışını meşrulaştırmak için kullanılmış olduğu gerçeğini görmezden geliyorlar. Washington’ın Suriye kıyımındaki müttefiklerinin, sadece bir ay öncesine kadar El Kaide terörist ağının resmi Suriye şubesi olan aşırı İslamcı güçler olması, Cohen ve Kristof için sorun olarak görünmemektedir.

*WSWS.org’dan alınmıştır. 27 Ağustos 2016

İngilizce’den çeviri (26 Ağustos 2016)