Çarşamba , 25 Nisan 2018

DÜNYA FELSEFE GÜNÜ: FELSEFE, DÜŞÜNCE ve FELSEFİ DÜŞÜNME – DOĞAN GÖÇMEN

 

dogan_gocmenGünlük hayatımızda felsefeyi yücelten deyişlere de rastlarız, felsefeyi yeren sözlere de. Örneğin ‘felsefe akıl ve düşünce işidir’ derken felsefenin yüce bir uğraş olduğu dile getirilir ve bu nedenle filozofa büyük saygı duyulur. Fakat en çok bilinen örneğiyle ‘lügat parçalama!’, ‘felsefe yapma!’ denir halk arasında. Bu, felsefeyi ve felsefe yapmayı temel bir uğraş haline getirmeyi küçümsemek, hatta belki de aşağılamak amacıyla söylenir. Fakat hangi açıdan bakılırsa bakılsın, ister olumlu anlamda alınsın isterse olumsuz anlamda alınsın, her iki bakışta felsefenin düşünceyle ilgili bir uğraş olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle felsefe deyince akla ilk gelen düşüncedir; çünkü felsefenin kendisi, yani içeriği, araçları, yöntemi düşünce olduğu gibi, konusu da doğrudan düşüncedir.

Hegel, bu nedenle, Mantık Bilimi’nde felsefe gibi başlangıcı ve konusu aynı olan başka bir bilim olmadığını göstermeye çalışır. Örneğin anatomi gibi birçok tikel bilimin incelediği konu ve bunu kuramlaştırdığı kuramsal yapısı birbirinden farklıdır. Fakat felsefede incelenen de, başlangıç da, başvurulan yöntem ve araçlar da düşüncedir. Tam olarak şöyle der: “ilke, başlangıç da olmalıdır ve düşünce için Prius (başlangıç -DG) olanın, düşüncenin ilerleyişinde de ilk olan olması gerekir”. Nedir o halde “düşünce için Prius” olan? “Başlangıcın, özgür kendi başına olan düşüncenin unsurunda olması, saf bilgide olması mantıklıdır. Böylelikle başlangıç, saf bilgi sonuncu olmakla, bilincin mutlak gerçeği olmakla dolayımlı olarak verilidir.” Bu nedenle “mantık saf bilimdir, yani saf bilginin kendi gelişiminin bütünü kapsamıdır.” Biraz yukarıda burada aktardıklarımızı daha açık kılan ve felsefeyi de daha yakından tanımlayan bir belirlemesinde şöyle diyor Hegel: “Düşünce uygarlığını felsefi, yani düşüncenin kendi içkin etkinliğini veya (ki bu aynı şeydir) kendi zorunlu gelişiminde ortaya koymak”. Böylelikle Hegel düşünceyi mantıkın konusu olarak belirler ve buna daha tam olarak “kavrayan düşünce” der. İşte, büyük felsefenin işi, düşünceyi, ontolojiyi, epistemolojiyi ve yöntemi aynı anda kapsayan mantık çerçevesinde her çağda yeniden “kendi zorunlu gelişiminde” bir bütün olarak ortaya koymaktır.

Yukarıda Mantık Bilimi’nden aktardığım bu pasajlarda Hegel, felsefede konu ile başlangıç özdeşliğine işaret eder. Buna karşın Tinin Fenomenolojisi’nin “Önsöz”ünde felsefede incelenen ile içeriğin özdeşliğine işaret etmesinin yanında içerik, içeriğin ortaya konuşu ve bunun sonucu ulaşılan sonuç veya erek arasındaki bütünlüklü ilişkiyi vurgular. Bu aynı zamanda Hegel’in nasıl felsefe yaptığına da işaret etmektedir. Örneğin anatomi gibi birçok tikel bilimin incelediği konu ve bunu kuramlaştırdığı yapısı birbirinden farklıdır. Felsefede incelenen konu düşüncedir veya daha tam olarak belirtecek olursak “kavrayan düşünce”dir. Düşünce nasıl incelenecek ve söz konusu incelemenin sonucu nasıl ortaya konacaktır? Düşünceyi incelerken insan, zorunlu olarak yine düşünme yetisine, yani mantığın araçlarıyla veya yöntemle düşünme yetisine başvurur. İnceleme sonucu ulaşılan sonucun ortaya konması için yine düşünceye başvurulmak zorundadır. Bu durumda sonucun ortaya konuşu zorunlu olarak kendi kanıtını kendi içinde taşımak zorundadır. Bu nedenle, sonucun ortaya konuşu ancak düşüncenin bir süreç olarak örgütlenip ortaya konmasıyla mümkündür. Bu nedenle sonucun ortaya konuşun, en basit olanla başlayan bir başlangıcı ve en kapsamlı olanı olan bir üst uğrağı veya ereği olmalıdır. Dolayısıyla düşüncenin başlangıçtan sonuca doğru, daha kapsamlı olana doğru sürekli bir nevi bir spiral gibi ilerleyen bir süreç olarak örgütlenmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Bu bakımdan, felsefenin konusu, yöntemi ve araçları düşüncedir ve insanlar da düşünen varlıklar olduğuna göre, ‘felsefe insanların olduğu her yerdedir’ denebilir. Bugün, düşünceyi ve bilgiyi yadsıyan, dolayısıyla bilimi ve felsefeyi yıkmaya çalışan pragmatizmin ve postmodernizmin tüm dünyada hem yaygınlık hem de adı konmamış resmi ideoloji olma anlamında hâkim hale geldiği çağımızda; Hegel’in bugün yaşadıklarımıza ve gözlemlediklerimize benzer gelişmelerin yaşandığı kendi çağına ilişkin vazgeçilmez bir ödev olarak belirlediğini, çağımız için de olduğu gibi söyleyebiliriz: “çağımızda, insanın kendisini hayvandan ayıranın, düşünce olduğu ne kadar vurgulansa, o kadar azdır.” Ünlü İtalyan filozofu ve siyasetçisi Antonio Gramsci, her insan ilkesel olarak filozoftur derken, felsefe kavramını bu geniş anlamında, diğer bir deyişle insanın her düşünme eyleminin felsefe olduğu alıyordu. Kavramı bu geniş anlamında alıp, ‘Türkiye’de felsefe ne durumdadır?’ diye soracak olursak; soruya, ‘Türkiye’de felsefe, insanlar ne ve nasıl düşünüyorsa, öyledir ve o haldedir’ diye yanıt verebiliriz. Peki, insanlar Türkiye’de ne düşünüyor ve nasıl düşünüyor? Bu soruya vereceğimiz yanıt aynı zamanda Türkiye’de insanların ne yaptığına ve neyi nasıl yaptığına dair soruya da bir yanıt olacaktır.