Pazartesi , 22 Ekim 2018

IŞİD sonrası Irak’ta Siyasi Belirsizlik – Andrew Korybko & Hamsa Haddad

Irak ülkesini meydana getiren, son birkaç yıldan beri IŞİD örgütü şiddet olaylarına maruz kalan, Şii, Sünni ve Kürt toplulukları arasındaki iç bölünmeden dolayı Irak’ın siyasi geleceği belirsizlik arz ediyor. 2003 yılı sonrası Irak’ta sürekli şiddet olayları yaşandı. Ancak, Irak’ın sosyal dokusunu oluşturan bu üç topluluk arasında, daha önce hiç olmadığı kadar bölünme olmuş durumda.

Bu aşamaya gelinceye kadar Kürtler dışında hiçbir kesim yarı bağımsızlık konusunda akla yatkın herhangi bir iddiada bulunmadı. Şimdiki sosyal durumda Kürtlerin bağımsızlık konusunda bir irade gösterdikleri yönde bir görüntü arz etse bile,  Irak ordusu bir devletin askeri güç imgesini tasarlayıp, sunmaya çalıştığı sürece, Erbil’in bağımsızlık iddiasında uzun vadede başarı sağlaması mümkün bile olmayıp, günün birinde, tersine bir dönüş de yaşanabilir.  IŞİD örgütünün 2014 yılı yazında Irak’ı işgal faaliyetleri karşısında Irak ordusunun kısa sürede nasıl da geri çekildiği çok iyi bilinmesine rağmen, Irak yönetimince, bu aşamadan beri, bir devletin askeri güç oluşturma imgesi ön planı çıkıyor.

Irak ülkesinde yaşanan dramatik iç bölünmelerin sonucunda meydana gelen bugünkü durum, bir anlamda, Irak yönetiminin askeri güç tasarlama imgesine doğrudan bağlı. “Birleşik” olarak tasarlanmış (eski) Irak devleti artık var olmayacağı ihtimali sonucunda Bağdat otoritesi de başkent sınırları kapsamında kısıtlanmış ve hatta sınır komşusu diğer mahallelerde işlevsel bir devlet otoritesi olarak belki de temsil bile edilmeyecek.

Musul kentini IŞİD örgütü elinden kurtarmak üzere devam eden operasyonlar kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Irak’taki bu durum “müttefik” bütün hizip taraflar arasında güven eksikliğinden ve de ABD’nin daha fazla bölünme olması amacıyla hizip tarafları maksimize etmek ve eski fiili Irak askeri kolonisini yönetmek üzere gösterdiği çabasından kaynaklanıyor. Dahası, ABD’den başka, Türkiye ve Iran gibi iki yabancı gücün Irak olaylarına müdahil olması, Irak’ta, Suriye ve Afganistan’da olduğu gibi paralel bir vekâlet savaşının sürdürülme politikası ön plana çıkıyor.

Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi (Kurdish Regional Government/KRG) lideri Mesut Barzani’nin yıllardan beri kurduğu Ankara yanlısı özel ilişkilerden dolayı Türkiye hükümeti Kürdistan Bölgesel Yönetimine destek veriyor. İran yönetimi Irak Şii milislerini, ABD yönetimi de Irak Ordusunu ve Sünni kabilelerin güzide reislerini destekliyor. Kürtler ile Şiiler arasında (genel anlamıyla, Irak’ta vekâlet savaşı yürüten taraflar üzerinden Türkiye ile İran arasında) gergin ilişkiler olmasına rağmen, Irak’taki potansiyel iç çatışmaların düğüm noktası Sünniler ile bu iki grup; Kürtler ile Şiiler arasında gelişiyor.

Bu gelişmelere ek olarak, hangi etno-dinsel hizip, herhangi bir zamanda, Bağdat hükümetini etkilemiş olursa olsun,  Bağdat yönetimi, devlet çarkının daha fazla devrini sağlamada sürekli gönülsüz oldu.  Bu durum Bağdat hükümetinin IŞİD sonrası Irak siyasal ortamında Kimlik Temelli Federalizme karşı çıkacağı anlamına gelir. Ancak, bu siyasal belirsizlik hali ülkede yeni bir iç savaşı başlatacak kadar ileri gidip, gitmeyeceği henüz beli değil.

Bundan dolayı da, Irak topraklarında IŞİD örgütü faaliyetleri sona erdikten sonra, yeniden başlayabilecek bir iç çatışma dönemi ihtimali etrafında gelişecek tartışmaların analizi gündeme geliyor. Ne Türkiye hükümeti, ne de İran yönetimi ortak komşu Irak’ın, uzun süre devam edecek ve sorunları çözümsüz kalacak, bir iç savaşa girmesini istemiyor. Her iki devletin de, karşılıklı olarak, komşu devlet Irak’ın toplumsal yapısı içerisinde korumaya çalıştıkları çıkarları var.

Erdoğan hükümetine karşı geçen yaz düzenlenen Amerikan yanlısı darbenin başarısızlığa uğramasından bu yana Tahran ile Ankara arasındaki ilişkilerde yeni bir Rönesans dönemi yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda, taraflardan biri nezdinde Irak iç savaşını körükleyecek bir adım veya tehlikeli bir girişim olarak algılanabilecek tek taraflı bir hamlenin yapılması muhtemel görülmüyor.  Diğer yandan da, Ortadoğu’nun iki büyük devleti Türkiye ve İran’ın Irak’ta gelişme yolunda eğilim gösteren federalizm ve Irak ülkesinin üç kurucu kimlik tabanlı, üç fiili bağımsız küçük devlet statüsünün kurulması lehine olmaları da diğer bir olasılık dâhilinde görülüyor.

Irak’taki Amerikan yanlısı Sünni azınlığı bir şekilde bu gelişme lehinde bir politika izleyebilir. Daha önceden zaten bu yönde propaganda kampanyası yürütülmüştü. Bu durumda görülen sorun, algılandığı şekliyle, Irak’ta federal kimlikli Kürt ve Şii bölgelerinin gelecekteki Irak’ın siyasal tasavvuru ülkenin petrol zenginlik kaynağının çoğunluğunu kapsayacak olması. Bu siyasal tasavvur çerçevesinde, Sünni kesim en fakir toplumsal grup ve en az gelişmiş oluyor. Böylesi bir durum olması halinde, Irak ülkesinde radikal ideolojilerin boy vermesine uygun bir ortamın gelişmesine ve IŞİD örgütüne sempati duygusunun devam etmesine olanak sağlanmış olur.

Sünni kesimi Irak toplumunun diğer iki sosyal katmanı ile kaynak paylaşımı ve gelir dağılımı konusunda anlaşmaya varsa bile (ki olacağı pek olası görülmüyor), bu durumun ülkede yaşanabilecek ekonomik ve ideolojik rahatsızlıklar konusunda derde deva olabileceğinin garantisi yok. Bu nedenle, IŞİD sonrası yeni Irak’ın federal ya da başka bir statüde kurulmuş olmasına bakılmaksızın, Sünni çoğunluğa sahip bölgeler çatışmalara daha eğilimli, dışarıdan gelen ideolojik etki ve provokasyonlara karşı en açık ve en fazla savunmasız kalmış olurlar. Dolayısıyla, ABD’nin Sünni kesim lehine neden tutum geliştirdiği de anlaşılıyor.

Washington’un, Irak toplum yapısını oluşturan unsurlardan biri olan Sünni kesim üzerinden, birbirleriyle bağlantılı “Suriye-Irak” (Syraq) savaş alanlarını yönetmek ve bölme politikasını izlemek amacıyla güvenilir bir platform kurma düşüncesinde olduğu anlaşılıyor. ABD ve İsrail ile olan yakın bağları dikkate alındığında Kürtler de benzer stratejik tarzda bir politika geliştirirlerse, bu jeo-stratejik tehdidi nötralize etmek veya en azında hafifletmek amacıyla Rusya, İran ve Türkiye arasında Üçlü Büyük Güç İttifakının (Tripartite Concert of Great Powers) gelişmesi yönünde kuvvetli bir ihtimal söz konusu.

Bununla birlikte, Üçlü Büyük Güç İttifak kurma görüşünün son derece olumsuz olacağı ve istemeden de olsa bölgesel düzeyde daha yaygın gerginliklerin ortaya çıkmasına neden olabileceğinden dolayı,  Sünni çoğunluğun ve Müslüman Kardeşlerin etkin olduğu Türkiye’yi ayırırsak, başlangıçta oluşan Üç Parçalı yapıda daha somut bir bölünme yaşanacağından hiç söz etmesek bile, “Suriye-Irak” (Syraq) kırsal alanlarda hâkim olmaya çalışan ulusötesi güçler ve  “ultra-geleneksel” Sünni cemaatlerin sahada olduğu dikkate alındığında, Rusya, İran ve Türkiye’nin söz konusu ittifakı kurabilmeleri daha az olası görülüyor.

Musul’un IŞİD örgütü elinden kurtarma operasyonlarına bağlı ve büyük ölçüde de belirleyici, IŞİD sonrası Irak’ta karasal güç dağılımı Irak’ın gelecekte hangi yönde siyasi gelişme kaydedeceğinin en açık göstergesi olur. Bu savaşın hemen sonrasında veya sona ermesinin hemen öncesinde kimlik çatışması temeline dayalı sosyal olayların meydana gelme potansiyeli çok yüksek. ABD ve Körfez müttefik güçleri, “Suriye-Irak” (Syraq) senaryosunu bölmek ve yönetebilmek amacıyla, Türkiye ve İran açısında asimetrik zorluklar yaratmak üzere kışkırtma olayları düzenleyebilirler.

Muhtemel ideal bir sonuç; Irak ülkesi bir şekilde “birleşik” ancak gerilimli eski yapısına dönecek olursa – ki bu durumun artık imkânsız olduğu anlaşılıyor – Kimlik Federalizminin gelecekte,  günün birinde, büyük bir olasılıkla uygulamaya konula bilineceği anlamına gelir. Kimlik federalizminin uygulamaya konulmasıyla birlikte, özellikle de, Kürtlerin Kerkük üzerinden hak iddia etmeleri başta olmak üzere, Irak coğrafyası üzerinde yeniden bir siyasal/sosyal düzenleme olması konusunda teritoryal bir dizi sorunlar baş göstermiş olur. Olasılıkla beklenebilecek başkaca sorunlar; ülkenin gelir bölüşümü, kurulacak her bir küçük devletin kendi askeri gücünü organize etme iradesi, başkent Bağdat’ta bölünme olması, merkezi hükümetin ve hükümet organlarının (askeri, vergi, diplomatik vb.) Irak toplumsal dokusunu oluşturan üç etnik yapı (Kürtler, Şiiler ve Sünniler) üzerinde otorite kurması sırasında yaşanabilecek sorunlar.

 

Kaynak: ttp://www.globalresearch.ca/political-uncertainty-in-post-daesh-iraq/5567503

 

Çeviren: Nizamettin Karabenk