Perşembe , 15 Kasım 2018

Deraa savaşı neyin simgesi? – Thierry Meyssan

Deraa savaşı neyin simgesi?

 

Thierry Meyssan

 

Thierry Meyssan, Batı ve Körfez basınının 7 yıldır sunduğu şekliyle Suriye’deki çatışmaların başlangıcına ilişkin anlatımı kabul etmiyor. Dolayısıyla o dönemden bugüne ortaya çıkan somut veriler ışığında bu olayları yeniden ele alıyor. Bütün bilimler gibi, siyaset bilimi de daha önce vardığı sonuçları yeniden sorgulayarak ve akıl yürütmesine yeni gözlemler dahil ederek hakikate yaklaşıyor.

Batılılar Deraa savaşını destek verdikleri mücadelenin başarısızlığının simgesi haline getiriyorlar. Bu tamamen doğru, ama onların anladıkları şekliyle değil.

 

Çatışmaları başlatan olaylara geri dönelim.

 

 

4 Şubat 2011’den beri, « Syrian Revolution 2011 » (metni İngilizce olan) adlı gizemli bir Facebook hesabı her Cuma günü Suriye Arap Cumhuriyeti’ne karşı gösteri yapılması çağrısında bulunur. Tüm Suriyeliler adına konuştuğunu iddia etse de sadece Sünni simgeler kullanarak, yıllar içerisinde olayları hızlandıracaktır.

 

 

 

El-Cezire’ye göre, 16 Şubat’ta 15 yeniyetme (sonra arkadaşlarından 8’i) Deraa’da Devlet Başkanı Esad’a karşı sloganlar attıkları için tutuklanırlar. İşkence gördükleri ve yerel güvenlik yetkilisinin ebeveynlerine hakaret ettiği söylenir. Bugüne kadar, polis tarafından çocukların gözaltına alındığı teyit edilebilse de, işkence ve hakaretler hiçbir zaman kanıtlanamadı. Anglosakson basın tarafından yayınlanan video görüntüleri ve mülakatlar korkunçtur ancak ne özgün Katarlıların röportajlarına, ne de olay yerinde tespit edilenlerle uyuşmamaktadır.

 

22 Şubat’ta, senatörlük ve « Beş Göz »’ün (ABD-Birleşik Krallık-Avustralya-Kanada-Yeni Zellanda) gizli servislerin biri olan National Endowment for Democracy’in kollarından birinin başkanlığı görev süresini çoğaltan John McCain Lübnan’dadır [1]. Silahların Suriye’ye nakledilmesi işini Hariri yanlısı milletvekili Okab Sakr’a emanet eder. Aynı zamanda gelecekte cihatçıların cephe gerisi üssü işlevini görecek olan bir üs kurmak için Ersal’a da gider.

 

15 Mart’ta, geleneksel olarak BAAS’çı bir kent olan Deraa’da memurların gerçekleştirdiği bir gösteride, Devlet Başkanı ve Hükümetin 17 Mart’ta geniş kapsamlı toplumsal önlemlerle yanıt verdiği çeşitli talepler dile getirilir.

 

Yine Deraa’da, 18 Mart Cuma günü İslamcılar El-Ömeri Camii çıkışında bir gösteri düzenler. Kitle « Allah, Suriye, Özgürlük » sloganları atmaktadır. Tabi buradaki « özgürlük » Batılı anlamıyla değerlendirmemelidir ve bir diktatörlüğü teşhir etmek için haykırılmamaktadır. Bu deyimi Müslüman Kardeşler’in « Şeriat’ı uygulama özgürlüğü » olarak anlamak gerekir. Bu gösteri sırasında nereden geldiği belli olmayacak şekilde aynı zamanda hem göstericilere, hem de polislere ateş açılır. Venezüella [2], Libya ve diğer ülkelerde de gördüğümüz gibi, ateş açanlar bir iç savaş ortamı yaratmak ve yabancı işgalini hazırlamakla yükümlü bir üçüncü güce bağlıydılar. Olaylar kısa sürede kontrolden çıkar. Adalet Sarayı ve arşivler ateşe verilirken, bir grup gösterici buradan çok da uzakta olmayan, Golan’daki İsrail işgal birliklerini gözlemlemekle görevli bir askeri istihbarat merkezine saldırmak için kenti terk eder.

 

Ardından senatör McCain cihatçı şeflerle (IŞİD’inkiler dahil) devamlı irtibatta olduğunu kabul eder ve Suriye’ye yönelik stratejisini Vietnam Savaşı stratejisiyle karşılaştırır: düşmanı yenmek için yapılacak tüm ittifaklar mubahtır [3]. Telefon görüşmelerinden birinin kayda alınan Okab Sakr, Suriye’ye yönelik silah naklini yönettiğini kabul eder [4]. Suudi General Enver el-Eşki (ülkesinin İsrail ile resmi müzakerecisi), Riyad’ın daha önce El-Ömeri Camii’ne silah nakletmiş olmasıyla övünür [5]. Her ne kadar bundan tek karlı çıkan ülke olsalar da İsrailliler, işgal ettikleri Golan’ı gözetleyen askeri istihbarat merkezine yönelik düzenlenen saldırıdaki rollerini inkar etmeyi sürdürüyorlar.

 

Olayları yorumlama tarzımız ne olursa olsun, halkla hiçbir ilgilerinin olmadığını, ama o dönem en azından ABD, Suudi Arabistan ve İsrail’in bulaştığı bir komplonun meyvesi olduğunu tespit etmek zor değildir.

 

Batı basınına göre, « medeniyetlerin beşiğinin » « düşmesi », « Beşar Esad’ın devrilmesi »ne yönelik tüm umutların sonu anlamına geliyor. Doğrudur, ama Suriye Arap Cumhuriyeti’nin, ordusu, halkı ve devlet başkanıyla birlikte « yabancı saldırganlığının beşiğini » « kurtarmaya » geldiklerini söylemek daha doğru olmayacak mıdır?

 

Çeviri : Osman Soysal

 

 

Kaynak: El-Vatan (Suriye)