Perşembe , 15 Nisan 2021

Sudan’da ordu protestocuları katlediyor* Bill Van Auken

6 Haziran 2019

Sudan’da güvenlik güçleri, Pazartesi
erken saatlerde, başkent Hartum’daki savunma bakanlığının dışında beş ayı aşkın
süredir devam eden oturma eylemini sona erdirmek için gerçek mühimmat
kullanarak bir katliam gerçekleştirdi. On binlerce Sudanlı, ordu yönetimine son
verilmesi ve iktidarın demokratik olarak seçilmiş bir hükümete aktarılması
talebiyle düzenli olarak toplanıyordu.

Sudanlı Doktorlar Komitesi, Pazartesi
günü akşam saatlerinde, 30’dan fazla ölü olduğunu doğruladı ve en az 116 yaralı
olduğunu söyledi. Öldürülenlerin en az biri, silah ateşi ile vurulan sekiz
yaşındaki bir çocuktu. Birçok protestocu hala kayıp olduğu için, ölü sayısının
çarpıcı biçimde artması bekleniyor. Güvenlik güçlerinin cesetleri Nil Nehri’ne
attığına ilişkin haberler var. Sudan başkentinin dışındaki protestoculara karşı
da benzer öldürücü saldırıların gerçekleştiği bildiriliyor.

Pazartesi günkü katliamın kurbanları

Protestocuların kamp yerine, Hızlı
Destek Gücü’nün (RSF) çöl kamuflajı giyen askerlerinin önderlik ettiği çeşitli
ordu ve polis birlikleri hücum etti. RSF, Hartum rejiminin Darfur’daki ve
ülkenin doğusundaki bölgesel isyanları bastırmak için kullandığı son derece
acımasız bir paramiliter birlik. RSF’ye, ülkenin mevcut askeri cuntası olan
Askeri Geçiş Konseyi’nin başkan yardımcısı ve geleceğin diktatörü olarak
görülen Korgeneral Hamdan Dagalo (halk arasında “Hemeti” olarak biliniyor)
komuta ediyor.

Birlikler, göz yaşartıcı gaz, ses
bombası ve gerçek mühimmat kullanarak baskın düzenlediler. İnternette
yayınlanan video, aralarında yaşlı erkeklerin ve kadınların da olduğu silahsız
göstericileri çevreleyip döven kırbaçlı askerleri gösteriyordu.

Ayrıca, protesto alanını gören yüksek
binalara yerleştirilmiş keskin nişancılara ilişkin fotoğraflar yayınlandı.
Keskin nişancılar, olayları cep telefonu kameraları ile kaydetmeye çalışanlara
ateş açıyordu.

Bir protestocu şunları anlattı:
“Başından kurşun yarası olan birini taşıdığım için beni sağ kalçamdan vurdular…
Bir subay, beni silahıyla vurdu ve taşıdığım kişiyi düşürdüm. Sonra biraz
geriledi ve onu kafasından vurup, bana, ‘şimdi onu gömebilirsin,’ dedi.”

Askerler, protestocuları vurup
dövmelerinin yanı sıra, oturma eylemi alanına dikilen çadırları yaktılar ve
alanı makineli tüfekli kamyonlarla kapattılar.

Silahlı güvenlik güçlerinin, yaralıların
götürüldüğü hastaneleri kuşatma altına aldığı, hastanelerin içinde ateş açtığı
ve gönüllülerin ve doktorların içeriye girmesini engellediği hakkında da
haberler vardı. Doktorlar tarafından paylaşılan bir video, güvenlik güçlerinin
Hartum’daki Royal Care Hastanesi’ndeki sağlık çalışanlarını dövdüğünü
gösteriyordu.

Savunma bakanlığı bölgesinden çıkarılan
protestocular, gösteri yapmayı ve Hartum ile komşu Omdurman’nın sokaklarında
barikat kurmayı sürdürdüler. Hartum genelindeki mahallelerde, halk, cuntanın
yaptıklarını protesto etmek için sokaklara döküldü ve taşlarla, yakılmış
lastiklerle barikatlar kurup köprüleri kapattı. Omdurman’da da benzer
seferberlikler görüldü. Bu iki kentte ve Sudan’ın başka şehirlerinde güvenlik
güçlerinin ateş açmayı sürdürdüğü bildiriliyor.

Hartum sokaklarında barikatlar kuran
protestocular

Gösterilerde duyulan sloganlar arasında,
“Oturma eylemini dağıtırsanız, her sokakta protesto düzenleriz” ve “Hepimizi
öldürmeniz gerekecek,” vardı.

Yönetim, ordunun protestoculara yönelik
saldırısından kısa süre önce, bölgede elektriği kesti. İnternet de ülke
genelinde kesildi.

İktidardaki Askeri Geçiş Konseyi (TMC),
baskının yalnızca protesto alanına komşu bir mahalleden gelen, “Colombia” takma
adlı ve yüksek suç oranıyla ünlü “azılı unsurlar”ı hedef aldığını iddia eden
akıl almaz bir açıklama yaptı.

TMC sözcüsü, şunları söyledi: “Burada
olan şey, oturma eylemi bölgesinin bitişiğindeki Colombia’nın hedef
alınmasıdır; oturma eyleminin değil. Oturma eylemi bölgesindeki protestocuların
arasında tehlikeli unsurlar sızdı.”

Sözcü, “sorunu çözmenin en hızlı yolu
olarak”, cunta ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (FDFC) çatısı altında
örgütlenen muhalefet grupları arasındaki “görüşmelere geri dönülmesi” çağrısı
yaptı.

TMC, kitlesel protestolar karşısında, 11
Nisan günü, Sudan’ın otuz yıllık egemeni olan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’e
karşı önleyici bir darbe ile iktidara el koymuştu. TMC’nin hedefi, önderini
yerinden ederek ordunun egemenliğindeki yönetimi muhafaza etmekti.

Protestoya yönelik saldırı, cunta ile
sivil muhalefet arasındaki görüşmelerin çökmesinden sonraki günlerde açıkça hazırlanıyordu.
Görüşmeler, devlet başkanlığı seçimlerine hazırlık olarak teklif edilen iki
yıllık geçiş dönemindeki yönetime ordunun mu, yoksa sivillerin mi başkanlık
edeceği üzerinden kesintiye uğraşmıştı.

Uzun süreli geçişi reddeden ve cunta
yönetiminin derhal sona ermesini talep eden göstericiler sokaklarda kaldılar.

İktidardaki TMC, Cumartesi günü, “oturma
eyleminin ülke için bir tehdit haline geldiğini” ilan eden bir açıklama yaptı.

Washington, formalite gereği, Dışişleri
Bakanlığı’ndan bir müsteşar aracılığıyla, Hartum’daki “eşgüdümlü ve hukuksuz
şiddet”i kınayan bir açıklama yapıp, muğlak bir şekilde, Sudan halkı “onlara
karşı çalışan otoriter bir askeri konseyi değil, halk için çalışan bir sivil
hükümeti hak ediyor” diye belirtse de, gerçekte, bu askeri baskı, ABD’nin
bölgedeki başlıca müttefikleri ile en sıkı işbirliği içinde hazırlanmıştı.

Demir yumruk baskısına doğru yöneliş,
TMC’nin başındaki General Abdülfettah Burhan ile yardımcısı Korgeneral
Dagalo’nun, askeri yönetimin başlıca destekleyici olan üç ülkeye yaptığı
ziyaretlerin hemen arkasından geldi. Söz konusu ülkeler, aynı zamanda,
Washington’ın Arap dünyasındaki başlıca müttefikleridir: Mısır, Suudi Arabistan
ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

Kahire, Riyad ve Dubai yönetimlerinin,
katliama, Washington’ın örtülü onayıyla yeşil ışık yakmış olduğu açıktır.

Oturma eylemine yönelik saldırı,
Mısır’ın askeri diktatörü General Abdülfettah El Sisi’nin 2013’te Kahire’nin
Rabia Meydanı’nda gerçekleştirdiği daha da kanlı katliamı hatırlatmaktadır. O saldırıda,
Mısır’ın seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi deviren askeri darbeyi
protesto eden kadınlar, erkekler ve çocuklar dahi en az 1.000 kişi
öldürülmüştü. Hüsnü Mübarek’in ABD destekli 30 yıllık diktatörlüğünü devirmiş
olan Mısır devrimini kanda boğan El Sisi’nin, Mısır’ın güney komşusu Sudan’da
benzeri bir devrimci ayaklanma mücadelesinin gerçekleştiğini görmeye hiç niyeti
yoktur.

Kahire yönetimi, “Sudan’ın tüm
taraflarını kendine hakim olmaya ve görüşme masasına dönmeye” çağıran bir
açıklama yayınladı.

Suudi Arabistan’a ve BAE’ye gelince, bu
ülkelerin hükümdarları, Sudan’daki cunta yönetimini desteklemeye 3 milyar dolar
ayırma sözü verdiler. Bunun karşılığında, Sudan ordusu, Suudi Arabistan’ın ve
BAE’nin Yemen’e karşı soykırımsal savaşını desteklemek üzere asker gönderiyor.

BAE’nin iktidardaki Veliaht Prensi
Muhammed bin Zeyd, Sudanlı generallerin “Sudan’ın güvenliğini ve istikrarını
korumasına” yardımcı olma sözü verdi.

Suudi Arabistan’ın fiili hükümdarı,
geçtiğimiz yıl Cemal Kaşıkçı’nın arsızca öldürülmesinin ve onlarca siyasi
muhalifin boynunun vurulmasının arkasındaki kişi olan Veliaht Prens Muhammed
bin Salman da, büyük olasılıkla benzer bir destek teklif etti.

Korgeneral Dagalo, Riyad’daki görüşmenin
ardından, “Sudan, İran’dan ve Husilerden gelen her türlü tehdide ve saldırıya
karşı krallığın yanındadır,” diye belirtiyordu.

Bu tür bir bağlılık, kuşkusuz,
Washington’daki tüm diğer değerlendirmeleri gölgede bırakmaktadır.
Washington’ın Ortadoğu politikasının odak noktası, ABD’nin bölgede yeni ve çok
daha tehlikeli bir emperyalist saldırı savaşına hazırlık olarak İran karşıtı
bir eksenin sağlamlaştırılmasıdır.

Aynı zamanda, hem ABD’deki emperyalist
çevrelerde hem de Ortadoğu ile Kuzey Afrika genelindeki egemen tabakalar
arasında, Sudan’daki halk isyanının, Cezayir’de, Tunus’ta, Fas’ta ve bölge
genelinde büyüyen grev ve kitlesel protesto dalgasını besleyeceği korkusu var.

Sudan’ın işçi ve yoksul kitleleri için
ileriye giden yol, burjuva ve küçük burjuva önderliğe sahip muhalefetin sivil
bir geçiş hükümeti çağrılarından geçmemektedir. Bu, yalnızca, Sudan’daki bir
avuç varlıklı seçkinin ve onların ordudaki yandaşlarının egemenliğinin sürmesi
için bir makyaj işlevi görecektir.

Washington’ın, onun bölgesel
müttefiklerinin ve Sudan’daki egemen kliğin karşıdevrimci komplolarını
yenilgiye uğratmanın tek yolu, işçi sınıfının iktidarı almak ve ülkenin
servetini kendi denetimi altına almak üzere önderlik edeceği bağımsız bir
mücadeleden geçmektedir. Bu, bölge ve dünya genelindeki işçi sınıfının kapitalizmi
ortadan kaldırma ve sosyalist bir toplum kurma yönündeki daha kapsamlı
mücadelesinin bir parçasıdır.

* wsws.org’dan