Cuma , 20 Mayıs 2022

1 MAYIS’I NEDEN KUTLAMALIYIZ?- Mehmet CAN

Kapitalizm’i
diğer sistemlerden ve toplumsal formasyonlardan ayıran en temel özellik,
dünyanın hemen hemen her yerini metalaştırması ve küresel ulus üstü bir üretim
ağını yayabilme kapasitesine sahip olmasıdır. Kapitalizm bir dünya sistemidir.
Kapitalizm’i var eden üretim ilişkileri dünyanın iktisadi anlamda
şekillenmesinde belirleyicidir… Bu üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı
sorunlar ile bugün insanlık bir bütün olarak cebelleşmektedir. İşsizlik,
yoksulluk, adaletsizlik, doğanın yağmalanması, ekolojik dengenin bozulması,
hava kirliliği, savaşlar, göçler ve salgınlar yani bulaşıcı hastalıklar ve
kapitalist sağlık sisteminin çapsızlığı nedeniyle Corona Virüsünün insanlığı
tehdit eder bir boyuta ulaşması… İnsanlık; kapitalizminden kurtulamadığı
sürece  insan yaşamı, her türlü canlı yaşam William Shakespeare’nin ifade
ettiği gibi…

‘’Olmak
ya da olmamak, işte bütün mesele bu!/ Düşüncemizin katlanması mı güzel?/ Zalim
kaderin yumruklarına, oklarına/ Yoksa diretip bela denizlerine karşı / Dur,
yeter! Demesi mi?’’

Dolayısıyla
insanlık, canlı yaşam kendi doğal sınırlarına henüz ulaşmamıştır ancak
kapitalist üretim ilişkileri doğal sınırlarına ulaşmıştır. İnsanlık ve Fikret
Başkaya’nın tabiriyle: ‘’Büyük İnsanlık farklı bir toplumsal formasyona geçmez
ise kapitalizm kendisiyle birlikte canlı yaşamada son verecektir.”

1
Mayıs’ın önemi işte tam da buradan gelir. Küresel çapta, ulus ötesi bir
örgütlenme yaratmak ve bu örgütlenmeyi 1 Mayıslar ile dışa vurmak. Yazının
başında da ifade ettiğim gibi  bir dünya sistemi olan kapitalizme karşı
ezilenlerin işçi sınıfının bayramı olan ve dünyanın birçok metropolünde eş
zamanlı olarak kutlanan 1 Mayıslar ile göğüs gerilebilir, karşı çıkılabilinir,
siyasi ve politik bir tavır alınabilinir…

Unutmamak gerekir ki; işçi
sınıfı, uluslararası bir sınıftır ve dünya proletaryasının bir parçasıdır.
Marks ve Engels daha işin başında bir Dünya Partisi bir enternasyonal oluşturma
çabası ve mücadelesine girişmeleri,  bu gerçekliğin aynı zamanda
küresel çapta örgütlenmesine olan ihtiyacın, zorunluluğun bir ifadesidir.
Kapitalizme karşı vurucu ve etkili darbeler, müdahaleler dünya çapında
verilecek bir mücadeleyle ancak mümkündür. Kapitalist üretim ilişkilerinin
yerel ve ulusal düzeyde bitirilip, ortadan kaldırılamayacağının Marks , Engels ve
daha onlardan sonrakiler Lenin, Troçki, Rosa Luxsemburg farkındaydı ve bir
devrim değil devrimler silsilesiyle sürecin tamamlanacağının bilincindeydiler
ve bundan dolayıdır ki uluslararası bir düzlemde örgütlenmeyi her şeyin önüne
koydular. Enternasyonal yani bir Dünya Partisi oluşturmak fikri, Marks ve
Engels’ten sonra gelen takipçileri tarafından da sürdürüldü…

1.2.3.4.
Enternasyonal içindeki ideolojik, fikirsel tartışmalar başlı başına ayrı bir
yazıyı hak ederken, burada üzerinden atlanmaması gereken işçi sınıfının dünya
proletaryasının tek bir çatı altında örgütlenmesindeki vazgeçilmez ısrardır.

Enternasyonal içindeki kadroların
daha sonra işçi sınıfının bayramı olan seksiz saatlik iş günü için verdikleri
mücadeleyi selamlaması ve daha sonra işçi sınıfının bu mücadelesinin
bayramlaşmasında ki payı,  1 Mayısları sahiplenmesi, bu bayram için
mücadele etmenin önemine dair bir tutum içine girmeleri, esasında
enternasyonalin altını dolduran, onun ete kemiğe bürünmesini sağlayan,
enternasyonalizmin de pratikteki bir yansıması olan bir durumdur aynı zamanda.

 Marks ve Engels tarafından,
1848 Devrimleri aşamasında kurulan Komünistler Birliği ve bunun arkasından 1864
yılında oluşturulan 1. Enternasyonal ve bu yapıların kurulmasının önemi,
geçmişten günümüze dünyadaki ezilen sınıfların mücadelesi bağlamında yeni bir
durumun ortaya çıkmasıdır. Kapitalizmle birlikte ezilenlere, işçi sınıfına
küresel çapta saldıran dünya burjuvazisi ve egemenlerine karşı, isçi sınıfının
uluslararası düzlemde verdiği cevaplardır bu yapıların kurulması.

Bu süreç
ileriki yıllarda daha da pekişecek ve gelişecektir. İşçi sınıfı bu gelişmelerle
birlikte siyasallaşacak, kendi  lider kadrolarını da oluşturacaktır. Bu
kadrolar tarihsel olarak süren mücadelenin içinden çıkacaktır. Sekiz saatlik iş
saatleri, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, emeğin kölelikten kurtulması
mücadelesinde eşik atlayarak, bir üst skalaya çıkacaktır. İşçi sınıfı kurduğu,
oluşturduğu örgütlenme ağlarıyla da giderek sosyalizm için mücadeleyi de zaman
içinde yükseltecektir.

Avusturalyalı işçilerin
başlattığı, oradan Amerikalı işçilerin devraldığı ve buradan da Avrupa
proletaryasına sıçrayan sekiz saatlik çalışma için verilen mücadele ve bu
mücadelenin zamanla bazı yerlerde yasallaşması,  unutmamak gerekir ki
büyük fedakarlıkların, büyük bedellerin sonucunda elde edilmiştir. 1 Mayıs;
işçi sınıfının bayramı, mücadele ile kazanılan elde edilen bir gündür. İşçi
sınıfının Amerika’nın Chicago şehrinde verdiği bedellerin, yine Chicago’da
polisin yaptığı katliamı protesto etmek için Haymerket Meydanın’da Amerikan
burjuvazisinin, egemenlerinin yaptığı provakasyon ve bu yarattıkları kaostan
sonra yaşanan ölümler, arkasından gelen işçi önderlerinin idam edilmesi,
müebbet hapis ile cezalandırılıp sürgüne gönderilmeleri…

Yine
Türkiye’de 1977 1 Mayısında burjuvazinin Taksim Meydanı çevresine yerleştirdiği
tetikçilerle o günü kan ve şiddet gününe çevirmeleri, yine 1996 Kadıköy’de
gerçekleşen 1 Mayıs’ta yaşananlar ve 3 işçinin yaşamının yitirmesi ve bir çok
insanında yararlanması, 1930’lar ile birlikte Kemalizm’in sınıf temelli
örgütlenmeleri yasaklaması ki bu yasak elli yıla yakın bir zaman sürecektir…
ilk resmi kutlamalar ; 1976 yılında Türkiye’de yapılacaktır, 1920’lerin
sonundan sonra ilk defa… Bu örnekler çoğaltılabilir. Kısacası; işçi sınıfı
siyasallaştıkça ve egemenlerin karşısına siyasal-politik bir bilinçle çıktıkça,
1 Mayıs bayramını direniş, mücadele ve sınıfsal taleplerinin dillendirildiği
bir eylem gününe dönüştürdükçe burjuvazide, karşı devrimde boş durmayacak, işçi
sınıfı üzerinde geçmiş örneklerde de görüldüğü gibi şiddetli bir terör ve
provakasyon dalgası başlatacaktır.

Tabi bu
karşıdevrimin hamleleri ne geçmişte nede günümüzde işçi sınıfını durdurmayacak
Marks’ın da belirttiği gibi:’’ İşçi sınıfı,yenilgilerden öğrenerek yol alır ve
onun her yenilgisi derslerle dolu yeni bir mücadele geleneğine dönüşür.’’

Günümüzde özellikle bizim gibi
doğu toplumlarında karşı devrimin, burjuvazinin AKP iktidarıyla da görüldüğü
gibi baskı, şiddet ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki  gerçekleştirdiği
sınırlamalar, kısıtlamalar daha fazladır. Dolayısıyla 1 Mayıslar Dünya ve
Türkiye kapitalizminin krizlerinin daha görünür olduğu, yaşadığımız dönemde
kendisini kamufüle edemeyecek şekilde tüm çıplaklığıyla karşımızdadır. Emeğin
köleleşmesinin derinleştiği, ulusal baskıların artığı, tek parti egemenliğinin
tepemizde dikildiği günümüz Türkiye’sinde, 1 Mayıs’ın kutlanması Corona
virüsten kaynaklı olarak farklı bir biçimde de olsa yaşadığımız dönem açısından
daha bir anlamlı ve değerlidir.

Kapitalizm
ile işçi sınıfının karşılaştığı, kozlarını paylaştığı bir mücadele gününe
dönüştürmek Amerikalı ve Avustralyalı işçilerin yaktığı bu ateşi büyütmek
insanlığın, insanlaşma ve özgürleşme sürecinde 1800’lerden beri başlattığı
modern kavganın devamı olması bilinciyle kutlanması bugün Kürt, Türk, Arap,
Fars ve Ermeni tüm sınıf kardeşleri halklarının yegane görevidir.