Cuma , 20 Mayıs 2022

Washington’un Çin ile mücadelede yeni stratejisi – Thierry Meyssan

Covid-19 salgını karşısında
Batı’nın siyasi yanıtlarını dayatan grubun Çin karşıtı histerisi ne olursa
olsun, mevcut durum Batı’nın Çin’in imalat ürünlerine bağımlılığını
göstermiştir. Bu tespit, Trump yönetimini ticareti yeniden dengelemeden, savaşa
başvurmaya gerek olmadan askeri bir çatışma iradesine geçmesine yol açtı. İpek
Yollarının sabote edilmesi süreci resmen başlatılmıştır.

Yönetiminin sağlık kurallarını ihlal
eden Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 13 Mayıs 2020 tarihinde, yani yeni hükümetin
kurulmasından dört gün önce İsrail’i ziyaret etti. Herkesi şaşkınlığa uğratarak
bölgesel sorunları birkaç dakikada savuşturduktan sonra, ziyaretini Çin’in
ülkeye yaptığı yatırımları gözden geçirmeye ayırdı.

Koronavirüs salgınının sonuçlarından
biri, Batılıların Çin’in üretim kapasitesine bağımlı olduklarını anlamalarıdır.
Ne Avrupalılar ne de Amerikalılar, halklarına acilen dağıtmak niyetinde
oldukları milyonlarca cerrahi maskeyi üretecek durumda değildi. Bu maskeleri
Çin’de satın almak zorunda kaldılar ve müttefiklerine zarar verme pahasına
onları kendi evlerine götürmek için asfalt üzerinde de dahil olmak üzere sık
sık kendi aralarında dövüştüler.

Bu genel canını seven kendini kurtarsın
ortamı bağlamında, ABD’nin Batı üzerindeki liderliği artık bir anlam ifade etmemektedir.
Bu nedenle Washington, Çin ile ticari ilişkileri yeniden dengelemeye son
vermekle kalmadı, İpek Yollarının inşasına karşı çıkmaya ve Avrupalıların
sanayilerinin bir bölümünün yeniden ülkeye geri döndürmelerine yardımcı olmaya
da karar verdi. Bu belirleyici bir dönüm noktası olabilir: Sovyetler
Birliği’nin ortadan kaybolmasıyla başlayan küreselleşme sürecinin kısmi olarak
durması. Dikkat: Burada serbest ticaret ilkelerinin yeniden sorgulanmasına
yönelik ekonomik bir karar değil, Çin’in heveslerini sabote etmek üzere
jeopolitik bir strateji söz konusudur.

Bu strateji değişikliği Huawei’ye
yönelik sadece ekonomik değil, siyasi ve askeri yönü olan kampanyayla ilan
edildi. ABD ve NATO, Huawei’nin Batı’da G5’in kurulumuna yönelik kamu
ihalelerini kazanması durumunda Çin ordusunun sinyalleri önleyebileceğinden
korkuyordu. Her şeyden önce, Çinlilerin bu pazarları ele geçirmesi durumunda,
teknik olarak bir sonraki aşamaya geçebilecek taraf olacaklarının
farkındaydılar [1].

Burada Trump yönetiminin, Çin karşıtı
takıntısı ilkel bir anti-komünizme dayanan Kızıl Şafak [2] fantezilerine ayak uydurması değil, Pekin’in devasa askeri ilerlemesinin
farkına varması söz konusudur. Gerçi Halk Kurtuluş Ordusu’nun bütçesi, ABD
Silahlı Kuvvetlerinin bütçesine kıyasla önemsizdir, ancak tam olarak çok
ekonomik stratejisi ve kaydettiği teknik ilerlemeler bugün Amerikan canavarına
meydan okumasına izin vermektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda,
Kuomintang ve Komünist Partisi’ndeki Çinliler, ülkelerini yeniden birleştirmek
ve uzun bir yüzyıl boyunca sömürgeciliğin aşağılamasının intikamını almak için
birlikte çalıştılar. Kuomintang’ın önde gelenlerinden biri, Çankayşek, Komünist
Partiyi ortadan kaldırmaya çalıştı ama ona yenilerek Tayvan’da sürgüne gitti. Mao
Zedong, Komünist Partiye ülkenin toplumsal dönüşümüne rehberlik etme görevini
vererek bu milliyetçi rüyayı sürdürdü. Bununla birlikte, 1969’da Zhenbao Adası
için verilen Çin-Rus savaşının ortaya koyduğu gibi hedefi her zaman ve her
şeyden önce milliyetçi niteliğini yitirmedi. 1980’lerde Amiral Liu Huaqing
(Tienanmen meydanında Zhao Ziyang’ın darbe girişimini bastıran) ABD ordularını
Çin kültürü bölgesinin dışına itmek için bir strateji geliştirdi. Bu strateji
kırk yıldır sabırla uygulanmaktadır. Pekin, savaşa yol açmadan, toprak
egemenliğini Çin Denizi’ne kadar genişletti ve burada ABD donanmasını taciz
etmektedir. ABD donanmasının, Çin’in Tayvan’ı zorla yeniden ele geçirmek üzere
buradan geri çekileceği an çok da uzak değildir.

SSCB’nin dağılmasından sonra, Başkan
George Bush (Baba) ABD’nin artık rakibi olmadığını ve para kazanmanın zamanının
geldiğini düşündü. Bir milyon askeri terhis etti ve mali küreselleşmenin yolunu
açtı. ABD çokuluslu şirketleri, ürünlerinin ABD’deki işçilere göre yirmi kat
daha az ücret alan sayısız eğitimsiz işçi tarafından üretildiği Çin’e taşındı.
Zamanla, neredeyse ABD’de tüketilen tüm ürünler Çin’den ithal edilir hale
geldi. ABD’nin orta sınıfları fakirleşirken, Çin işçilerini eğitti ve
zenginleşti. Serbest ticaret ilkesi sayesinde, hareket önce Batı’nın geneline,
ardından da tüm dünyaya yayıldı. Komünist Parti, antik İpek Yolu’nun modern bir
eşdeğerini yeniden oluşturmaya karar verdi ve 2013 yılında bu projeyi
gerçekleştirmesi için Xi Jinping’i seçti. Proje gerçekleştirildiğinde, eğer
yapılabilirse, Çin dünya çapında imalat malları üretimi üzerinde bir tekele
sahip olabilecektir.

İpek Yollarını sabote etmeye karar veren
Başkan Donald Trump, ABD’yi kendi kültür bölgesinden çıkarmaya çalışan Çin’i
aynı şekilde kendi kültürel bölgesinden dışarı itmeye çalışmaktadır. Bunun için
şirketleri düşük fiyatlı mükemmel Çin ürünleri tarafından zaten harap durumda
olan « müttefiklerine » güvenebilir. Bunların bazıları bu nedenle, Fransa’daki
Sarı Yelekliler gibi isyanlara tanık oldu. Eskiden, antik İpek Yolu Avrupa’ya
bilinmeyen ürünler getirirken, mevcut rotalar Avrupa’da üretilenlerin aynısı
ancak çok daha ucuz olan ürünleri taşımaktadır.

Yaygın inanışın aksine Çin, yatırım
miktarı ne olursa olsun, jeostratejik nedenlerle ipek yollarından vazgeçebilir.
Bunu geçmişte de yapmıştı. 15. yüzyılda bir deniz ipek yolunu açmayı
düşünmüştü, daha önce Afrika ve Ortadoğu’ya « üç mücevherli hadım » olarak
anılan Amiral Zheng He’nin komutası altında muhteşem bir donanma göndermişti.
Amiral geri çekilmiş ve asla geri dönmemek üzere devasa filosunu batırmıştı.

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, hastalık
nedeniyle uygulanan tecridin tam ortasında İsrail’i ziyaret etti. Geleceğin iki
başbakanı, Binyamin Netanyahu’yu (Yahudi sömürgeci) ve yardımcısı ve yine de
muhalifi sayılan General Benny Gantz’ı (İsrailli milliyetçi), Çin’in
ülkelerindeki yatırımlarını durdurmaya ikna etmeye çalıştı [3].
Çinli şirketler daha şimdiden İsrail’deki tarım sektörünün yarısını kontrol
etmektedirler ve önümüzdeki aylarda ticaretinin % 90’ını sağlamaları
beklenmektedir. Mike Pompeo’nun aynı şekilde Mısır cumhurbaşkanı Abdülfettah
el-Sissi’yi de ikna etmesi gerekecektir. Gerçekten de Süveyş Kanalının ve
İsrail’in Hayfa ve Aşdod limanlarının, Akdeniz’deki modern ipek yolunun
terminalleri olması beklenmektedir.

Çin çeşitli girişimlerden sonra Irak,
Suriye ve Türkiye’deki istikrarsızlığı değerlendirdi ve bu ülkelerden geçmekten
vazgeçti. Washington ve Moskova arasında, Çin’i bölgede yatırım yapmaktan
caydırmak için, Suriye-Türkiye sınırındaki herhangi bir yerde cihatçı bir cep
bırakılması için örtük bir anlaşmaya varıldı. Moskova, Pekin ile olan
ittifakını Batı ülkelerinden değil kendi topraklarından geçen ipek yollarına
dayandırmayı planlamaktadır. Bu, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in « Büyük
Avrasya Ortaklığı » projesidir [4].

Tekrar tekrar aynı ikileme geri
dönmekteyiz (« Tukidides tuzağı »): yeni bir gücün (Çin) yükselişiyle karşı
karşıya olan egemen güç (ABD), ya ona karşı bir savaş yürütmeli (Atina
karşısında Sparta’nın olduğu gibi) ya da yeni gelenlere yer açarak dünyanın
yeniden paylaşımını kabullenmelidir.

Thierry Meyssan

Çeviri: Osman Soysal   voltairenet.org’dan

[1] «Huawei», Voltaire İletişim Ağı.

[2] “Covid-19 ve Kızıl Şafak”, yazan Thierry Meyssan, Tercüme Osman Soysal, Voltaire
İletişim Ağı
 , 28 Nisan 2020.

[3] « “İpek Yolu” Ürdün, Mısır ve İsrail üzerinden
geçecek
», « İpek
Yolu ve İsrail
 », yazan Thierry Meyssan, Tercüme
Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı, 16 ve 30 Ekim 2018.

[4] “Speech by Sergey Lavrov at the 74th session of the UN
General Assembly
”, by Sergey Lavrov, Voltaire
Network
, 27 September 2019.