Salı , 2 Haziran 2020

Washington’un Çin ile mücadelede yeni stratejisi – Thierry Meyssan

Covid-19 salgını karşısında Batı’nın siyasi yanıtlarını dayatan grubun Çin karşıtı histerisi ne olursa olsun, mevcut durum Batı’nın Çin’in imalat ürünlerine bağımlılığını göstermiştir. Bu tespit, Trump yönetimini ticareti yeniden dengelemeden, savaşa başvurmaya gerek olmadan askeri bir çatışma iradesine geçmesine yol açtı. İpek Yollarının sabote edilmesi süreci resmen başlatılmıştır.

Yönetiminin sağlık kurallarını ihlal eden Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 13 Mayıs 2020 tarihinde, yani yeni hükümetin kurulmasından dört gün önce İsrail’i ziyaret etti. Herkesi şaşkınlığa uğratarak bölgesel sorunları birkaç dakikada savuşturduktan sonra, ziyaretini Çin’in ülkeye yaptığı yatırımları gözden geçirmeye ayırdı.

Koronavirüs salgınının sonuçlarından biri, Batılıların Çin’in üretim kapasitesine bağımlı olduklarını anlamalarıdır. Ne Avrupalılar ne de Amerikalılar, halklarına acilen dağıtmak niyetinde oldukları milyonlarca cerrahi maskeyi üretecek durumda değildi. Bu maskeleri Çin’de satın almak zorunda kaldılar ve müttefiklerine zarar verme pahasına onları kendi evlerine götürmek için asfalt üzerinde de dahil olmak üzere sık sık kendi aralarında dövüştüler.

Bu genel canını seven kendini kurtarsın ortamı bağlamında, ABD’nin Batı üzerindeki liderliği artık bir anlam ifade etmemektedir. Bu nedenle Washington, Çin ile ticari ilişkileri yeniden dengelemeye son vermekle kalmadı, İpek Yollarının inşasına karşı çıkmaya ve Avrupalıların sanayilerinin bir bölümünün yeniden ülkeye geri döndürmelerine yardımcı olmaya da karar verdi. Bu belirleyici bir dönüm noktası olabilir: Sovyetler Birliği’nin ortadan kaybolmasıyla başlayan küreselleşme sürecinin kısmi olarak durması. Dikkat: Burada serbest ticaret ilkelerinin yeniden sorgulanmasına yönelik ekonomik bir karar değil, Çin’in heveslerini sabote etmek üzere jeopolitik bir strateji söz konusudur.

Bu strateji değişikliği Huawei’ye yönelik sadece ekonomik değil, siyasi ve askeri yönü olan kampanyayla ilan edildi. ABD ve NATO, Huawei’nin Batı’da G5’in kurulumuna yönelik kamu ihalelerini kazanması durumunda Çin ordusunun sinyalleri önleyebileceğinden korkuyordu. Her şeyden önce, Çinlilerin bu pazarları ele geçirmesi durumunda, teknik olarak bir sonraki aşamaya geçebilecek taraf olacaklarının farkındaydılar [1].

Burada Trump yönetiminin, Çin karşıtı takıntısı ilkel bir anti-komünizme dayanan Kızıl Şafak [2] fantezilerine ayak uydurması değil, Pekin’in devasa askeri ilerlemesinin farkına varması söz konusudur. Gerçi Halk Kurtuluş Ordusu’nun bütçesi, ABD Silahlı Kuvvetlerinin bütçesine kıyasla önemsizdir, ancak tam olarak çok ekonomik stratejisi ve kaydettiği teknik ilerlemeler bugün Amerikan canavarına meydan okumasına izin vermektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Kuomintang ve Komünist Partisi’ndeki Çinliler, ülkelerini yeniden birleştirmek ve uzun bir yüzyıl boyunca sömürgeciliğin aşağılamasının intikamını almak için birlikte çalıştılar. Kuomintang’ın önde gelenlerinden biri, Çankayşek, Komünist Partiyi ortadan kaldırmaya çalıştı ama ona yenilerek Tayvan’da sürgüne gitti. Mao Zedong, Komünist Partiye ülkenin toplumsal dönüşümüne rehberlik etme görevini vererek bu milliyetçi rüyayı sürdürdü. Bununla birlikte, 1969’da Zhenbao Adası için verilen Çin-Rus savaşının ortaya koyduğu gibi hedefi her zaman ve her şeyden önce milliyetçi niteliğini yitirmedi. 1980’lerde Amiral Liu Huaqing (Tienanmen meydanında Zhao Ziyang’ın darbe girişimini bastıran) ABD ordularını Çin kültürü bölgesinin dışına itmek için bir strateji geliştirdi. Bu strateji kırk yıldır sabırla uygulanmaktadır. Pekin, savaşa yol açmadan, toprak egemenliğini Çin Denizi’ne kadar genişletti ve burada ABD donanmasını taciz etmektedir. ABD donanmasının, Çin’in Tayvan’ı zorla yeniden ele geçirmek üzere buradan geri çekileceği an çok da uzak değildir.

SSCB’nin dağılmasından sonra, Başkan George Bush (Baba) ABD’nin artık rakibi olmadığını ve para kazanmanın zamanının geldiğini düşündü. Bir milyon askeri terhis etti ve mali küreselleşmenin yolunu açtı. ABD çokuluslu şirketleri, ürünlerinin ABD’deki işçilere göre yirmi kat daha az ücret alan sayısız eğitimsiz işçi tarafından üretildiği Çin’e taşındı. Zamanla, neredeyse ABD’de tüketilen tüm ürünler Çin’den ithal edilir hale geldi. ABD’nin orta sınıfları fakirleşirken, Çin işçilerini eğitti ve zenginleşti. Serbest ticaret ilkesi sayesinde, hareket önce Batı’nın geneline, ardından da tüm dünyaya yayıldı. Komünist Parti, antik İpek Yolu’nun modern bir eşdeğerini yeniden oluşturmaya karar verdi ve 2013 yılında bu projeyi gerçekleştirmesi için Xi Jinping’i seçti. Proje gerçekleştirildiğinde, eğer yapılabilirse, Çin dünya çapında imalat malları üretimi üzerinde bir tekele sahip olabilecektir.

İpek Yollarını sabote etmeye karar veren Başkan Donald Trump, ABD’yi kendi kültür bölgesinden çıkarmaya çalışan Çin’i aynı şekilde kendi kültürel bölgesinden dışarı itmeye çalışmaktadır. Bunun için şirketleri düşük fiyatlı mükemmel Çin ürünleri tarafından zaten harap durumda olan « müttefiklerine » güvenebilir. Bunların bazıları bu nedenle, Fransa’daki Sarı Yelekliler gibi isyanlara tanık oldu. Eskiden, antik İpek Yolu Avrupa’ya bilinmeyen ürünler getirirken, mevcut rotalar Avrupa’da üretilenlerin aynısı ancak çok daha ucuz olan ürünleri taşımaktadır.

Yaygın inanışın aksine Çin, yatırım miktarı ne olursa olsun, jeostratejik nedenlerle ipek yollarından vazgeçebilir. Bunu geçmişte de yapmıştı. 15. yüzyılda bir deniz ipek yolunu açmayı düşünmüştü, daha önce Afrika ve Ortadoğu’ya « üç mücevherli hadım » olarak anılan Amiral Zheng He’nin komutası altında muhteşem bir donanma göndermişti. Amiral geri çekilmiş ve asla geri dönmemek üzere devasa filosunu batırmıştı.

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, hastalık nedeniyle uygulanan tecridin tam ortasında İsrail’i ziyaret etti. Geleceğin iki başbakanı, Binyamin Netanyahu’yu (Yahudi sömürgeci) ve yardımcısı ve yine de muhalifi sayılan General Benny Gantz’ı (İsrailli milliyetçi), Çin’in ülkelerindeki yatırımlarını durdurmaya ikna etmeye çalıştı [3]. Çinli şirketler daha şimdiden İsrail’deki tarım sektörünün yarısını kontrol etmektedirler ve önümüzdeki aylarda ticaretinin % 90’ını sağlamaları beklenmektedir. Mike Pompeo’nun aynı şekilde Mısır cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sissi’yi de ikna etmesi gerekecektir. Gerçekten de Süveyş Kanalının ve İsrail’in Hayfa ve Aşdod limanlarının, Akdeniz’deki modern ipek yolunun terminalleri olması beklenmektedir.

Çin çeşitli girişimlerden sonra Irak, Suriye ve Türkiye’deki istikrarsızlığı değerlendirdi ve bu ülkelerden geçmekten vazgeçti. Washington ve Moskova arasında, Çin’i bölgede yatırım yapmaktan caydırmak için, Suriye-Türkiye sınırındaki herhangi bir yerde cihatçı bir cep bırakılması için örtük bir anlaşmaya varıldı. Moskova, Pekin ile olan ittifakını Batı ülkelerinden değil kendi topraklarından geçen ipek yollarına dayandırmayı planlamaktadır. Bu, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in « Büyük Avrasya Ortaklığı » projesidir [4].

Tekrar tekrar aynı ikileme geri dönmekteyiz (« Tukidides tuzağı »): yeni bir gücün (Çin) yükselişiyle karşı karşıya olan egemen güç (ABD), ya ona karşı bir savaş yürütmeli (Atina karşısında Sparta’nın olduğu gibi) ya da yeni gelenlere yer açarak dünyanın yeniden paylaşımını kabullenmelidir.

Thierry Meyssan

Çeviri: Osman Soysal   voltairenet.org’dan

[1] «Huawei», Voltaire İletişim Ağı.

[2] “Covid-19 ve Kızıl Şafak”, yazan Thierry Meyssan, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 28 Nisan 2020.

[3] « “İpek Yolu” Ürdün, Mısır ve İsrail üzerinden geçecek», « İpek Yolu ve İsrail », yazan Thierry Meyssan, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı, 16 ve 30 Ekim 2018.

[4] “Speech by Sergey Lavrov at the 74th session of the UN General Assembly”, by Sergey Lavrov, Voltaire Network, 27 September 2019.