Perşembe , 9 Aralık 2021

TOPLUMSAL ÇELİŞKİLER SİSTEMİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞ BİÇİMİ -2- Nazım Can

7 Ağustos 2021

 

 

Toplumsal Tali Çelişkiler ve Özellikleri,

Toplumsal tali çelişkiler, toplumsal olgunun varlığı ve işleyişindeki rolleri itibariyle ikinci derece çelişkilerdir. Bunların bazıları, mevcut toplumsal üretim biçiminin ürettiği çelişkilerdir. Bazıları da bir önceki dönemden intikal eden çelişkilerdir. Tali çelişkiler, varlıklarını sürdürebilmek veya muhafaza etmek için kendi güçlerinden ziyade, mevcut toplumsal temel çelişkinin alacağı pozisyona bağlamlı olarak çalışır ona tabi olup, onu yakından takip ederler. Ait oldukları toplumsal üretim biçiminin sınırlarının ötesine taşma, değişim ve dönüşümünde doğrudan hiç bir etkileri yoktur. Bunların başlıca olanlarına örnek: işçi sınıfı ile küçük burjuvazi, küçük burjuvazi ile orta burjuvazi arasındaki çelişkilerdir ki, bunlar bizzat kapitalist toplum üretim biçiminin ürettiği tali çelişkileridir. Ancak kapitalist toplumsal sistemde varlığını sürdüren, zengin köylülük ile yoksul köylülük; zengin köylülük ile topraksız köylülük arasındaki çelişkiler ise feodal toplum kalıntısı olan tali çelişkilerdir.

Toplumsal Temel Çelişki ve Özellikleri,

Bir birinden farklı her “toplumsal üretim biçiminde”, pek çok çelişki vardır. Ancak bunlardan sadece bir tanesi, yapısı ve fonksiyonları itibariyle diğer tüm çelişkilerden farklıdır. Farklı olan bu çelişki, diğer tüm çelişkilerin hareket ve çözüm tarzlarını belirleyip, kendine bağlayarak toplumsal sistemi işletir. Bu çelişkinin hâkim kutbu, bağımsız değişkendir (Tez’dir). Diğer kutbu ise bağımlı değişkendir (A-Tez’dir). İki kutup birlikte ama farklı biçimlerde, toplumsal sistemin mülkiyet ve üretim biçimi ile ilişkilenerek “toplumsal üretim biçimini” meydana getirirler. Bunlardan Tez olanı, toplumsal üretim biçimi sürecine damgasını vurup ona, özgün bir kimlik ve kişilik kazandırır. Tez ile A-Tez arasındaki mücadele biçimi, çelişki süreci boyunca, başından sonuna dek uzlaşan (pozitif diyalektik) birlik ve mücadele biçimindedir. Uzlaşmazlıkları (negatif diyalektik biçiminde değil), kural değil; istisna ve sistem içidir. İki kutup arasındaki uzlaşma, süreç boyunca faklı aşamalarda, faklı özellikler alarak devam eder. Bu özellikteki bir çelişkinin herhangi bir kutbunun ortadan kalkması demek; o çelişkiye ait sürecin yokluğu demektir. İşte böylesi toplumsal üretim biçimi sürecini belirleyip sürdüren, ÖZGÜN ve belirleyici ÇELİŞKİLERE, toplumsal TEMEL ÇELİŞKİ denir. Engels, “bugünkü toplumun içinde devindiği tüm çelişkilerin kendisinden fışkırdığı (…)” çelişkiyi “temel çelişki” [[1]] diye ifade eder. Dolayısıyla her hangi bir toplumsal üretim biçimini anlayıp tanımak için ona ait toplumsal Temel Çelişki sürecine ait karşıtlarının (Tez ile A-Tezin) özgün diyalektik hareketini, her bir aşamadaki gelişmeler ile birlikte, bilim yöntemi ile inceleyip bilince çıkarmak kavramak şarttır. [[2]]

Daha önce tartıştığımız, çelişkilerin temel özellikleri, ‘Toplumsal Temel Çelişki’ için de aynen geçerlidir. Ama onlara özdeşlik konusunda, bir eleştiri eklememiz gerekiyor ki, bundan sonra saflarımızda diyalektik idealizmin tahribatlarını bertaraf etmiş olalım.

O da şudur:

Doğa, toplum ve düşünsel süreçlerde, özellikle konumuz olan ‘Toplumsal Temel Çelişkilerin’ karşıtları (efendi-köle, burjuvazi-işçi gibi) arasında, Marksizm’in sandığı gibi bir özdeşlik ve uzlaşmazlık yoktur. Özdeşlik kavramı, Hegelci diyalektikten Marksist diyalektiğe “sızan” idealist, bozguncu bir kavramdır. O, bir boşluğu doldurmak için Hegel’den “zorunlu” ödünç alınıp geliştirilen, primitif kurgusal bir düşünme biçimine denk düşer. O, zevahiri kurtarmak için araya sıkıştırılmış kafa karıştırıcı bir kavramdır.

Marksist diyalektiğe “sızan” bu ve benzeri bütün idealist kavramların ve tutumların özünde yatan şey, maddi ve manevi olgu, olay ve varlıkların oluşumunda, 4’lü diyalektik yönteme ait A-Tez öğesinin bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Marksizm’de A-Tez öğesinin bilinmemesi hali, onun yerine “özdeşlik” kavramını kullanıma sokmuştur. Ama ne yazık ki bu da köklü bir biçimde idealizme savrulmayı kaçınılmaz kılmıştır. Çünkü bir şeyin (olgu, olay veya varlığın) A-Tezi yoksa kendisi de yok demektir. Yok, olan bir şey var sayılarak işlem yapılamaz. Bu şeref sadece Hegelci kurgucu idealizme ait olabilir. Ama ne yazık ki, tıpkı Hegel gibi Marksistler de öyle yapmıştır. Hem de olmayan o şeye ait karşıtlar güçler arasındaki mücadeleyi, esas olarak uzlaşmaz kabul etmişlerdir. Söz konusu varlığın nereden geldiği, nasıl kurulduğu, kurulurken hangi güçlerin el ve işbirliği ile var olduğundan hiç söz etmeden durum geçiştirilmiştir. Bu nedenle, mevcut olanla ilgili olarak teorik çalışma yapılmış, var olan incelenmiş, ama bilimsel çalışma ile çok zayıf kestirimler dışında, radikal tarzda o şeyin ötesine geçilememiştir.

Bu durum, dünya bilim, akademi çevreleri içinde de büyük bir eksiklik ve anakronik bir mesele halinde süregelmektedir. Veya öyle değilse, her dönemde hâkim sınıfların bilim üzerine kurduğu gerici ve tutucu kontrol ve denetim engeline takılıp kalmıştır. Bu nedenle, bilim insanı bolca kapitalizmi tartışır ama başka bir adla gelecek toplumsal üretim biçimini veya sosyalizmin nasıl bir şey olacağını; üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler temelinde tartışmaz, tartışamamıştır. Çünkü böylesi bir tartışma kapitalizmi sorgulamaya, onu tartışır hale getirmeye yol açar ki, “maazallah” bu da her “bilim adamının” yapacağı iş değildir. İstisnalar dışında, tartışmayı göze alanlar da sahtekârca lehlerine piyasa yaratıp, kendini devşirmelik olarak pazarlamak için yapmaktadır.

Bilim diyor bazı “bilim” adamları, “verilere dayanarak sadece tespit yapar”. Bu söylem, kapitalistin engellemesiyle bilim denen eylemin, yarıda kesilmesidir. Peki, soruyoruz: Yaşamın her alanındaki gelişmelere yol açmayacaksa, geleceğe hüküm koyup, kestirimlerde bulunmayacaksa, insan yaşamını daha da ilerletmeyecekse, bilim adamı niçin ve kim için ne diye tespit yapar? Demek ki, söz konusu “bilim adamları” için tek cevap var o da kapitalist için olacaktır. Burjuvazi için bilim, insanlık için değil, kendisi içindir. Bu nedenle her “bilim adamı”, burjuvazinin baskısını göze alamaz.

Ancak Marksizm, kapitalizmi çözümleyip, geleceğin nasıl olacağını özgürce tartışmıştır ama ne yazık ki, o da felsefi olarak işin içinden çıkamamıştır. Örneğin: A-Tez öğesini bilmediği için Marksizm, özdeşlik kavramı ile bilinmeyen açığını kapatmak zorunda kalmıştır. A=A veya “bir şey kendine özdeştir” demenin dışında, özdeşlik kavramının doğa, toplum ve düşünsel süreçlerinin hiç birinde somut karşılığı yoktur. Benzer veya aynılık özelliği taşıyıp da ayrı tanımlanabilen iki şey yoktur. Varsa özdeş olamaz. [[3]] Dolayısıyla özdeş olan karşıtlar da bir birine dönüşemezler. Çünkü kendisidir. Bir şeyin kendine dönüşmesi ne kadar saçma ise özdeş diye bilinenlerin de bir birine dönüşmesi o kadar saçmadır. Örneğin: enerji ve kütle aynı kökenlidir ama özdeş değildirler. Onlar, biri birine dönüşür ama farklı enerji ve kütle türleri olarak. Mekanik enerji, potansiyel enerjiye dönüşür. Kimya enerjisi fiziksel enerjiye dönüşür, güneş enerjisi, kütle enerjisine dönüşür, kütle enerjisi kimyasal enerjiye dönüşür, kimyasal enerji biyolojik enerjiye, mekanik veya otomatik enerjiye dönüşür vs.

Kaldı ki, toplumsal düzeyde, işçi ile burjuvazi arasında özdeşlik diye bir şey de yoktur. Aralarında dağlar kadar fark vardır. Bu bağlamda işçi (A-Tez) ile burjuvazinin (Tez) biri birine dönüşme veya uzlaşmazlık eğiliminin varlığı, ne kadar istisnai ve kural dışı ise kapitalistin de işçiye dönüşme isteğinin varlığı o kadar istisnai ve kural dışıdır. Gerçek durumu şudur: onlardan birine, işçi sınıfı veya kapitaliste dayanarak kapitalizm aşılamaz. Onlar, birlikte var ettikleri toplumsal olgudan (köleci toplum veya kapitalist toplumdan) beslendiği için uzlaşarak (pozitif diyalektik) aynı olgunun varlığını sürdürmek zorundadırlar. Biri diğerine ve ikisi birlikte mevcut toplumsal olgunun varlığına dayanmadan var olamazlar. Toplumsal olgu, onlar için birlikte emilecek bir emzik (meme) gibidir. Ayrıca her biri olgudan, daha çok faydalanmak için de aralarında sistem içi mücadele etmek zorundadırlar. Bu mücadele, öyle bir mücadeledir ki, karşıtları (burjuvazi ile işçi gibi) sistem içine hapseder. Doğaları itibariyle, kendi kendilerini inkâr edip sistem dışına çıkmaları asla mümkün değildir. Dolayısıyla ‘Toplumsal Temel Çelişkinin’ çözülebilmesi ve toplumsal niteliğinin değişebilmesi için onu oluşturan kurucu/ana karşıtların (kapitalizmde, işçi sınıfı ile burjuvazinin)  dışında, mevcut toplumsal sürecin çözülme aşamasının gücü olmayan, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin yeni gelişme biçimine tekabül eden bağımsız değişken yeni sınıfsal bir güce, bir özneye ihtiyaç vardır. Tıpkı feodalizmden kapitalizme geçiş yapılırken, serf ile değil de feodalizmin bir gücü olmayan, ondan bağımsız ama onun bağrında yeşeren burjuvazinin feodalizmi, devrim ile değiştirip dönüştürmesi gibi. [[4]] Kaldı ki, kapitalizmden sosyalizme geçmek için devrim biçiminin veya seçeneğinin iradeli (voluntary) ve belirlemeci (determination) kuralına göre, kendini ‘Sosyalist Emekçiye’ dönüştürmeden; kapitalizmin temel sınıflarından biri veya Büyük İnsanlığa ait başka herhangi bir sınıf ve tabaka ile sosyalizmin kurulamayacağı, Reel Sosyalizmin olmazlığı ve çöküşü ile zaten ispatlanmıştır. Reel Sosyalizm, 70 yıllık siyasal iktidar ve inşa mücadelesinde söz konusu durumu istisna olmaktan çıkarıp, kural haline getirememiş, kapitalist toplumun niteliğini değiştirememiştir. Örnek olarak, Reel Sosyalizmin kuruluşundan çok önceleri, tarihte benzer biçimde, iki olaydan bahsetmek mümkündür: bunlardan biri köleci Mısır’da, diğeri 1789 Büyük Fransız Devrimi döneminde meydana gelmiştir. Ünlü Leydan Papirüsünün bildirdiğine göre köleci eski Mısır’da, köleler ayaklanıp iktidarı ele geçirdiler. İktidarı ele geçiren kölelerin kendileri, iktidardayken efendilere dönüştüler. [[5]] Keza aynı biçimde, 1789 Fransız Devriminde iktidarı ele geçiren işçiler de burjuvaziye dönüştüler. [[6]] Ayrıca adalı, eski bir Fransız Jakoben olan Napolyon Bonapart, iktidara geçince, büyük bir burjuva devlet adamı olup çıkmıştı. [[7]]

Toplumsal temel çelişkinin yapısı ve işlevi:

Kavaram karışıklığını bertaraf etmek için şu ön bilgiye gerektiğinde dönelim lütfen:

  • Üretim Güçleri Geliştirme Yasası (ÜGGY), tarihi toplumsallaşma sürecinin gelişme yasasıdır. Üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin özgürce gelişebilmeleri için onların toplumsal varlık biçimi olan üretim ve mülkiyet ilişkileri ile uyumlu olmaları zorunludur. Değilse gelişme yasası, hakim sınıflar tarafından engelleniyor demektir.
  • Emekçi ile alet ve Makine arasındaki Çelişki (Em-MakÇe), Tarihi Toplumsallaşma Sürecinin soyut ‘Altyapı Çelişkisidir’.
  • İşçi sınıfı ile alet ve makineler arasındaki çelişki (İşçi-MakÇe), somut kapitalist toplum ‘Altyapı Çelişkisidir’.
  • İşçi sınıfı ile kapitalist sınıf (Proletarya-burjuvazi) arasındaki çelişki, kapitalist ‘Toplumun Temel Çelişkisidir’. Kapitalist kişi üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineleri özel mülkiyet edinince İşçi-MakÇe, mülkiyet edinme ile birlikte sınıfsal düzeyde ve aynı anda İşçi-Kapitalist veya proletarya-burjuvazi Temel Çelişkisine dönüşerek, sınıfsal görünüm/biçim kazanır.

İnsan, insanca yaşamak için üretmek ve tüketmek zorundadır. Bu zorunluluğun hükmü altında insan; zaman, zahmet, malzemeden tasarruf sağlamak; daha çok, daha hızlı, daha kaliteli ürün elde etmek için daha üretken bir alet üretip kullanmak zorundadır. Öyle ki insan, mevcut alet ve makineden daha geri düzeyde, bir alet yapma lüksüne sahip değildir. Her zaman, daha ileri olanını üretmek ve kullanmak zorundadır. İşte bu zorunluluğa biz, Üretim Güçleri Gelişme Yasası (ÜGGY) diyoruz. Bu yasa, tarihi toplumsallaşma sürecinin gelişme yasasıdır. Bu yasa gücünü ve sürekliliğini insanın, insanca yaşamak için üretme ve tüketme zorunluluğundan alır. İnsan, bu yasa temelinde üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineleri, iradesi dışında sürekli ivmelendirerek, devrimci tarzda geliştirmek zorundadır. Demek ki, engellemelere rağmen istesek de itemesek de bugünkünden daha ileri olan bir alet ve makine, er ya da geç üretilecektir. Hâkim sınıf engelinin ona etkisi geçici ve nispidir. Hele bu yasayı ortadan kaldırmak, insanlığı ortadan kaldırmaktır ki, bu da mümkün değildir. Bu yasayı sadece, yönlendirmek mümkündür. O da üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineleri, özel mülkiyet edinmekle olur. Ki, zaten tarihsel hâkim sınıfların elinde tuttuğu esas güç kaynağı da budur. Bu güç marifetiyle hâkim sınıflar, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin özgürce gelişmelerini engelleyerek yavaşlatabilir, hızlandırabilir veya yönlendirebiliyorlar. Örneğin, egemen sınıf olarak kapitalistler, özellikle küresel oligarşiler işlerine gelmedi mi üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin patent haklarını satın alıp (özel mülkiyet edinip) derdest ederek, gümrük, idari vb. yollarla gelişmelerini geçici durdurarak veya yavaşlatarak engelleyebiliyorlar. Kısacası onlar, işçisiz üretimi engelleyebilmenin gücünü, ellerinde bulundurdukları kapitalist özel mülkiyet gücünden almaktadırlar.

Sürü insanından insana geçişin başladığı andan itibaren, ÜGGY’sı çalışmaya başlamıştır. Bu yasa, tarihi toplumsallaşma sürecinde, toplumsal gelişme ve ilerlemenin devrimci mayasını insanlığın yaşamına çalmıştır. Bu yasa ivmelenip geliştikçe, üretim gücü olan işçiyi işsizleştirip (zahmeti azaltmak için), insanın insanlığını eline vererek onu insani gelişme sürecine sokmuştur. Bu gelişme temelinde, özellikle kapitalizmin çözülme aşamasında makineler tarafından işçiler, üretim süreçlerinden atılarak, onların üretim gücü olmaya layık birer yaratık olmadığını haykırıyorlar! İşçileri işsizleştirirken de aslında makineler işsize, “Sosyalist Emekçi özel mülkiyet tarzında bana sahip olun” diyerek, ona tarihin özgür insanı olmasının yolunu göstermiş oluyorlar.

Bu bağlamda, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler, tarihi toplumsallaşma sürecinde, toplumsallaşmayı devimci tarzda ilerletirken bu güne kadar iki çeşit altyapı çelişkisi geçekleştirmişlerdir: Birincisi, ilkel toplulukta, Doğa ile Alet-Bilinç arasındaki Çelişkidir (Do-AlbiÇe). Buna doğa insan çelişkisi de denebilir. İkincisi de farklı uygar toplumlarda, Emekçi ile alet ve makineler (Em-MakÇe) arasındaki çelişkidir. [[8]] ÜGGY’nin, devrimci tarzda üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineleri sürekli gelişme zorunluluğu, uygar toplumlara ait Em-MakÇe’yi, farklı toplumsal üretim biçimlerine ait toplumsal altyapı çelişkilerine (köle-MakÇe, serf-MakÇe ve İşçi-MakÇe) dönüştürüp somutlaştırır. Bu somut durumda ve aynı anda, farklı sınıfsal güçler tarafından üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler, özel mülkiyet altına alınınca, toplumsal altyapı çelişkileri (yani köle-MakÇe, serf-MakÇe ve İşçi-MakÇe), sınıfsal düzeyde efendi-köle, toprak sahibi-serf, kapitalist-işçi gibi değişik tarihsel toplumsal temel çelişkilere dönüşürler. Böylece onları özel mülkiyet edinen sınıfsal güçler, sürecin bağımsız değişkeni, toplumun geri kalanı, mülkiyetten yoksun bağımlı değişken sınıflarını oluştururlar. Bu dönüşüm temelinde, toplumsal temel çelişki, ait olduğu toplumsal üretim biçimi sürecini baştan sona işletmeye başlar.

Bu gelişme temelinde, her toplumsal temel çelişki, bir süreç, üç aşamadan oluşur.

Bu aşamalar: toplumsal olgunun kuruluş, olgunluk ve çözülme aşamalarıdır.

Kuruluş aşamasında: kapitalist toplumun temel çelişkisinin karşıt güçleri Tez (kapitalist) ile A-Tez’dir (işçi sınıfı). Bunlar birlikte kapitalist toplum olgusunu oluştururlar. Bu iki karşıt diyalektik güç, feodalizme karşı uzlaşmaz (negatif diyalektik) ama bir birlerine karşı uzlaşan (pozitif diyalektik) devrimci birlik ve mücadele halindedirler.

Olgunluk aşamasında: aynı toplumsal temel çelişkinin karşıt güçleri (Tez ile A-Tez), uzlaşarak (pozitif diyalektik) tutucu bir birlik ve muhafazakâr tutum sergiler, sistemi tahkim edip sürdürürler. Kuruluş ve olgunluk aşamalarındaki toplumsal temel çelişkinin temel dayanağı, pozitif diyalektik hareketli uzlaşan Toplumsal Altyapı Çelişkisidir (uzlaşan TAÇ).

Çözülme Aşamasında: ÜGGY’sı üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineleri, sürekli geliştirdiği için bu gelişme, olgunluk aşamasının sonlarında ve çözülme aşamasının başlarında, yeni ve tarihi bir durum ortaya çıkarır. Mevcut toplumsal üretim biçimini temsil eden karşıt güçler arasında (kapitalizmde, kapitalist ile işçi sınıfı gibi)  uzlaşı devam ederken; üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik dijital özü (Anti-Tez) bu uzlaşma biçimini (veya kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerini) aşarak bozar. Böylece onları aşan üretim aletleri ve makinelerin ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik dijital özü (Anti-Tez) ile mevcut toplumsal üretim biçimini temsil eden sınıfsal güçler arasında uzlaşmaz çatışmalar başlar. Çünkü mevcut toplumsal üretim biçimine ait üretim ve mülkiyet ilişkileri, bu yeni gelişme biçimine engel olmaya çalışırlar. Bu noktadan itibaren, toplumsal temel çelişkinin dayanağı, negatif diyalektik hareketli uzlaşmaz Toplumsal Altyapı Çelişkisi (Uzlaşmaz TAÇ) aşaması olur. Böylece meydana gelen toplumsal kaos ve karmaşa ortamı yoğunlaşarak derinleşir. Üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik dijital özünü mülkiyet edinecek sınıfsal güç (kapitalizmde Sosyalist Emekçi) ORTAYA ÇIKMAYANA kadar, mevcut olan toplumsal temel çelişki yenisine dönüşemez. Bu da kapitalizmde, üretim ve mülkiyet ilişkilerini aşan üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik dijital özü sahipsiz kalır demektir.  Bu nedenle toplumsal kaos ve karmaşa ortamı devam eder. Büyük Sanayi Devriminden bugüne, ‘Sosyalist Emekçinin’ yokluğundan dolayı, kapitalizmin yaşayıp hala devam ettirdiği kaos ve karmaşa ortamı, işte böylesi bir gelişmenin ürünüdür.

Örneğin, Köleci Toplum Üretim Biçimi Sürecini, şöyle özetlemek mümkündür:

Dünyanın ilk efendileri, Kuzey Mezopotamya’da yaşanan Neolotik Devrim döneminde ortaya çıktı. Bu efendiler, ilkel ve basit üretim aletleri ve makineleri özel mülkiyet edinince toplumsal örgütlenme, köleci toplum olarak biçimlenmeye başladı. Bu arada, mülkiyetsiz insanlar da efendiler tarafından köleleştirildiler. Aynı gelişme, feodal toplum kuruluşunda, toprak sahibi-serf; kapitalist toplum kuruluşunda da işçi sınıfı ile kapitalist için de geçerli oldu.

Demek ki, ‘Tarihi Tutarlılık Yasası’ temelinde, her hangi bir toplumsal temel çelişkinin yok olması bir diğerinin onun bağrında filizlenmesi için iki toplumsal üretim biçimi sürecinin çakışması şarttır. Lenin bu tarihsel gelişme döneme şöyle bir atıf yapıyordu, “Yeni toplumun, eski toplumdan, başlayan doğuşu; eski toplumdan, yeni topluma geçiş biçimi; doğal bir tarih sürecidir.” [[9]] Lenin’in bu ifadesine dikkat edilirse, bu çakışmada, mevcut sürecin çözülme aşaması ile yeni gelişen sürecin kuruluş aşaması, çatışmaya zemin olmuştur. Bu uzlaşmaz (negatif diyalektik hareketli) çatışma zemininde, mevcut toplumsal üretim biçimine ait sürecin çözülme aşmasında, eski toplumsal olgu aşılıp yok olur. Yenisi ise sürecinin kuruluş aşamasında var olur. Bu var oluş ve yok oluş süreçlerine veya onlara ait aşamalara neden olan esas gelişme şudur: üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin sürekli ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik özleri,  mevcut toplumsal üretim ve mülkiyet biçimini aşarlar. Böylece mevcut toplumsal üretim ve mülkiyet biçimi, yeni gelişen üretim aletleri ve makinelerin eşitçi teknolojik özünün gelişmesine engel olmaya başlar. Bu da toplumu, kaos ve karmaşa ortamına sokar. Bu kaos ve karmaşa ortamının çözülmesi için üretim aletleri ve makinelerin sürekli ivmelenip gelişen eşitçi ve yeni teknolojik özlerinin, kendilerine uygun, kendilerinin toplumsal varlık biçimleri olan yeni sınıfsal güçler tarafında onların, özel mülkiyet edinip üretime sokulması şarttır.  Bu şart sağlanınca, yeni bağımsız değişken güç (Anti-Tez) ile eski bağımsız değişken güç (Tez) arasında uzlaşmaz mücadele başlar. Bu durum şöyle belirlenir: aynı anda, yeni bağımsız değişken güç, kendi kuruluş süreci aşamasının Tezidir. Yani yeni bağımsız değişken güç, aynı anda eskiye karşı hem Anti-Tezdir, hem de yeni sürece ait Tezdir. Bu Teze uygun ve onun toplumsal varlık biçimlerine uyumlu olan emekçi sınıflar (köle, serf, işçi) da A-Tez olurlar. Tez ile A-Tez arasındaki sınıf mücadelesi esas olarak uzlaşan biçimde olur. Dolayısıyla çakışan zeminlerde, bir taraftan yeni toplumsal olgunun Tezi,  eski Teze karşı Anti-Tez olur. Bu gibi iki güç arasındaki uzlaşmaz (negatif diyalektik) mücadele ile mevcut toplumsal olgu çözülüp yok olur. Ama öte yandan ve aynı anda da yeni toplumsal olgu, Tezi ile A-Tezi arasındaki uzlaşır (pozitif) mücadeleyle kurulmuş olur.

 

Köleci topluma ait temel çelişki süreci, efendi (Tez) ile köle (A-Tez) arasındaki uzlaşır (pozitif diyalektik hareketli) birlik ve mücadeleyi kapsar. Öyle ki, köle olmadan efendi olmaz, efendi olmadan köle olmaz. İkisi birlikte uzlaşıyla, köleci toplum olgusunu oluştururlar. Dolayısıyla, köle ile köle sahibi arasındaki toplumsal temel çelişki sürecinin ana karakteri, Hegel, Marks-Engels ve Tarihsel Marksistlerin sandığı gibi uzlaşmaz (negatif diyalektik hareketli) karşıtlık biçiminde değil, tam tersine süreç boyunca uzlaşır (pozitif diyalektik hareketli) karakterli karşıtlık biçimindedir. Çünkü karşıt kutuplar olarak köle ile efendi, birlik ve mücadele ederler ama doğası itibariyle hiç birinin, olguyu aşmada faydaları yoktur. Kalkışmaları halinde, durum kural değil, sistem içi ve istisnadır. İkisi aynı olgunun oluşumunda birlikte var olurlar, çünkü ikisi de aynı toplumsal olgudan beslenirler. İkisi bir birine karşı mücadele ederler, çünkü kurdukları toplumsal olgudan her biri daha fazla faydalanmak ister. Bu nedenle karşıtların birliği ve mücadelesi, sistemi aşmak yerine tam tersine, köleci toplumsal olguyu oluşturmakla kalmaz, onu her türlü güce karşı savunarak tahkim edip sürdürmeye çalışır.

Köleci toplum birlik ve mücadele tarzı, neolitik dönemde köleci toplum olgu sürecinin kuruluş aşamasında, ilkel topluluğun yoksun ve yoksulluğuna karşı, ilerici ve devrimci bir rol oynarken oluşmuştu. Bu aşamada köleci topluma ait üretim ve özel mülkiyet biçimi, üretim araçlarının, özellikle üretim aletleri ve basit makinelerin özgürce gelişmesine denk düşmekteydi. Ama ÜGGY’sı, toplumsal altyapıyı sürekli geliştirdiği için köleci toplum temel çelişkisi de zamanla aşıldı. Dolayısıyla aşıldığı için kuruluş aşamasındaki efendi ile köle arasındaki devrimci tutum, olgunluk aşamasında tutucu ve muhafazakârlığa, çözülme aşamasında ise yeni gelişmelere karşı kendini savunma ve yeni gelişen feodal güce karşı gerici ve yıkıcılığa dönüştü. Bu aşamaya gelindiğinde, sınıfsal güçler (efendi ve köle) ile üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenip gelişen yeni teknolojik biçimleri (Anti-Tez) arasında uzlaşmaz devrimci mücadele başladı. Çünkü köleci toplum üretim ve mülkiyet ilişkileri, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin gelişmesi tarafından artık aşılmıştı. Bu nedenle efendi ile köle, üretim araçlarının, özellikle üretim aletleri ve basit makinelerin özgürce gelişmesinin yeni biçimlerine (feodal mülkiyet ve üretim ilişkilerine) karşı, köleci toplumu koruyup kollamak, değişip dönüşmesini engellemek ve varlığını sürdürmek için mücadele etmeye başladılar. Dolayısıyla bu son aşama, köleci toplum için çözülme aşaması iken; yeni oluşmaya başlayan feodal mülkiyet ve üretim ilişkileri için ise yeni sürecin kuruluş (Sentez) aşmasıydı. Bu aşamada, mücadelenin ana karakteri uzlaşmazdı. Çünkü bu arada bir değil, biri diğerinin bağrından doğan iki toplumsal olgu (köleci toplum ile feodal toplum) güçleri karşı karşıyaydı. Eski toplumsal olgu (köleci toplum), sentez ile yeni olguda (feodal toplumda) aşılmak zorundaydı. Bu aşamada, her zaman,  eski toplumsal temel çelişkinin çözülme aşaması ile yeni oluşan toplumsal olguya ait toplumsal temel çelişkinin kuruluş aşaması çakışmaktaydı. Çünkü bu aşama bir var oluş ve yok oluş aşaması iken aynı zamanda, yeni bir sürecin başlangıcı, eski bir sürecin bitimiydi.

Kapitalist Toplumun Temel Çelişkisi,

Dünyada, kapitalist emperyalist sistem yürürlüktedir. Dolayısıyla dünyanın herhangi bir ülkesinde, kapitalist toplumun temel çelişkisi, kapitalist özel mülkiyet biçimi temelinde, kapitalist sınıf ile işçi sınıfı arasındadır. Veya şöyle de ifade edebiliriz, kapitalist toplumun temel çelişkisi, kapitalist özel mülkiyet biçimine sahip kapitalist sınıf ile o ülke işçi-emekçi sınıflarını merkez alan Büyük İnsanlık arasındaki çelişki sürecinin, çözülme aşamasında yaşanmaya devam etmektedir. Dolayısıyla dünyanın herhangi bir ülkesinde, kapitalist toplum temel çelişkisinin devrimci tarzda aşılması için toplumsal altyapıdan hareketle, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin, sürekli ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik dijital özünün, niteliksel devrimci önemi olan nicel değişimlerin birikimi ile Sosyalist özel mülkiyet temelinde aşılması şarttır. Bu niteliksel ama nicel değişim biçimini yaratmadan, kapitalizmden sosyalizme devrimci geçiş, değişim ve dönüşümü asla söz konusu olamaz. Bu olmazlığın en çarpıcı örneği, 70 yıl yaşama direnen ama sonunda çöken Reel Sosyalizmdir.

Demek ki nitelikli bir toplumsal değişim dönüşüm için kapitalist toplumun temel çelişkisini oluşturan öğeler arasındaki özel mülkiyet bağının kopması şarttır. Bunun için de üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerinin ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik dijital özünün, Sosyalist Emekçi özel mülkiyete dönüşmesi gerekir. Ki böylece, kapitalist özel mülkiyet bağı yerine, Sosyalist Emekçi özel mülkiyet bağı üzerinden yeni toplumun kuruluşu başlamış olsun. Bu durum gerçekleştiğinde, işçi artı değer sömürüsü ile makine (türev) artı değer sömürü biçimi başta olmak üzere, her türlü sömürü biçimi ortadan kalkacak. İşsizlik önem ve anlamını yitirip tarih olacak, üretim aletleri ve makineler özgürce gelişme yoluna girecektir. Ya da kapitalist özel mülkiyet biçimi ile işçi sınıfının işsizleşmesi yükselerek, kapitalist özel mülkiyetin neden olduğu toplumsal kaos ve karmaşa sarmalı derinleşerek devam edecektir.

Kapitalist toplum temel çelişkisinin tarihsel arka planına, yakından bakıldığında, bu çelişki, Batı Avrupa çapında merkantilizm ile manifaktür sanayi döneminde, ilerici ve devrimci dönemini yaşayarak oluşmaya başlamıştı. Çünkü bu dönemde, feodalizmi aşan üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin geliştirdiği yeni ve eşitçi teknolojik düzeyin, kapitalistler tarafından özel mülkiyet edinip üretime sokulması bir birine denk düşmekteydi. Bu denklik, feodal altyapıdan itibaren gelişip güçlenerek, 1689 İngiliz Burjuva Devrimi ile iktidar olup olgunluk aşamasına geçmişti. Keza bu denklik, 1689 İngiliz Burjuva Devrimi ile 1789 Büyük Fransız Devrimi arasındaki 100 yıllık bir sürede de olgunluk aşamasını yaşayarak devam etmişti. Ama bu denklik, 1775 buharlı sanayi makinesinin üretime uygulanmasıyla yerini, uzlaşmazlığa terk etmişti. Çünkü buharlı sanayi makinesiyle üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin sürekli ve ivmeli gelişimi, kapitalist özel mülkiyet ve üretim biçimini aştığı için işçileri, üretim süreçlerinde istemez olmuştu. Böylece kapitalist üretim biçiminde teknolojik işsizlik baş göstermiş, sistem çözülme aşamasına geçmişti. Dolayısıyla 1775 buhar makineli büyük sanayi devrimi ve sonrasında, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin teknolojik gelişme düzeyi 1980’lere kadar üretim süreçlerinde sınırlı sayıda işçiye ihtiyaç duymaktaydı.

Ancak 1980’lereden sonra ise yapay zekâ teknolojisi kullanan dijital üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler, üretim süreçlerinde işçilere gerek duymamaya başlamıştır. Bu tarihi gelişme, makine artı değer üretimini esas sömürü biçimi haline getirince, kapitalist için canlı emek gücü sömürüsüne dayalı artı değer sömürüsü gereksizleşmiştir. Yükselerek bollaşan makine artı değer üretimi ve birikimi, üretimde “değerlenmek” yerine, kapitalist tekelleri finanssal kumar oynamaya sevk ederken, kapitalist sanayi üretim biçimi ikinci plana düşerek, küresel oligarşik finansçıların denetimine girmiştir. Böylece dünya çapında, teknolojik işsizlik sorunu sürekli yükselen bir trend ile ortaya çıkmıştır. İşsizlik sorunu demek, geniş emekçi kitlelerde gelir düşüklüğü demektir. Bu arada toplumsal üretimin geliri, makineler üzerinden direk kapitalistlere akmaya başlamıştır ama makineler de üretilen metaları satın alıp tüketmeyeceğine göre, bugün de yaşanan asıl kapitalist toplumsal sorun ortaya çıkmıştır. Bu toplumsal sorun, makinelerin hızlı meta üretimine karşın, işsizlerin gelir düşüklüğünden dolayı, kısıtlı tüketimi ile aşırı meta yığılmasına yol açmıştır. Bu da akla ve izana sığmaz kapitalist reklam ve pazarlama sektörünü geliştirmiştir. Dolayısıyla meta yığılması demek, kapitalist döngünün kırılması/kopması demektir. Böyle olunca, kapitalist bunalım süreklileşip, sıkılaşan kapitalist krizlerin varlığını tetiklemiştir. Öyle ki kapitalizmin ekonomik, siyasal ve finanssal bunalımları ile krizleri öyle bir biçimde iç içe geçmiştir ki, biri diğerinden ayırt edilmez noktaya gelip dayanmıştır.

Kapitalist için üretmek kolay olmuş ama bir yandan değerinde veya üstünde, aşırı kar ile metaları satmak ve kapitalist üretim döngüsünü çevirmek sorun olmaya başlamıştır. Öte yandan da üretilip tüketilemeyen meta yığılmasının yarattığı çevre sorunu, çarpan etkisiyle, ekolojik sitemi de sarıp sarmalayarak, dünyanın doğal evrimini çarpıtıp hızlandırarak, biyosferi allak bullak etmeye başlamış; insanlığı, küresel iklim krizi ile cebelleşir noktaya getirmiştir.

Tıkanan ABD, İngiltere ve AB gibi kapitalist merkez ülke oligarşileri, çıkış yapmak için 1980’lerden itibaren, neoliberal politikalar ile mevcut teknolojiyi, doğrudan yatırımlar ile geri bölge ülkelerine kaydırmaya başladılar. Çünkü bu kapitalist merkez ülke oligarşileri, kendi ülkelerinde daha çok işsizliğe yol açar korkusuyla, yeni teknolojiyi üretime uygulamaktansa, mevcut teknoloji ile birlikte onun yeni ve daha gelişmiş biçimlerini kontrollü bir biçimde, doğrudan yatırımlar ile dünyanın geri bölge ülkelerine kaydırıp test etmeye başladılar. Ama bu arada merkez kapitalist ülke oligarşilerine karşı Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya gibi ithal aşılı kapitalist ülke tekelleri, ekonomik olarak büyüyüp gelişerek kontrol edilemez noktaya geldiler. Büyük insanlığa bilişim, iletişim, kimyasal, biyolojik, teknolojik, askeri vb. her türlü saldırıyı tezgâhlayan ABD, İngiltere ve AB gibi merkez kapitalist ülke oligarşileri, ayrıca her gün daha fazla eriyen hegemonyalarını “kurtarmak” için Pasifik merkezli III. bir Dünya Savaşına hazırlanıp zemin yokluyorlar.

Bugün adı geçen merkez kapitalist ülke oligarşileri, kapitalist temel çelişkinin ölümcül sarsıntılarına rağmen, ısrarla kapitalist kalmaya direnmektedirler. Her türlü ırkçı faşist yol, yöntemi ve saldırıyı bu uğurda kullanmaktadırlar. Ama teknolojik işsizlik sorununu aşamayacakları için önünde pes etmiş durumdadırlar. Can havliyle, çıkış aramaya koyulmuşlardır. Onlar, bir yandan “soğuk savaş” yılları boyunca, karşısında durup mücadele ettikleri, devlet destekli sosyal yadımları devreye sokmaya çalışıyorlar. Öte yandan, sağ-sol, dinci-gerici, ırkçı-faşistlere ait dar bir çevreyi finanssal fonlama ile derdest edip yönlendirmeye başladılar. Devşirme faaliyetleri eşliğinde, bilim ve akademik çevreleri kontrol etmeye ve kullanmaya, “think-tank şirketleri” üzerinden komplo teorileri üretip geliştirerek ortalığı velveleye vermeye çalışmaktadırlar. Daha açıkçası, ilgili herkese bir iş bularak “istihdam” etmişlerdir.

Daha da ilginç olanı şudur:

Bu arada 2019 Davos Dünya Ekonomik Formu toplantılarında, “nasıl kapitalist kalabileceklerini”, kapitalist özel mülkiyet sistemini dijital teknoloji ile nasıl “gözden kaçırabileceklerini”, bu temelde Reel Sosyalizm ve türevlerini nasıl kullanabileceklerini, “dünya sosyalizmini” nasıl kurabileceklerini tartışıp projelendirmeye başlamışlardır. Bununla, bir yandan işsiz kitlelere “karşılıksız” asgari bir gelir temin edip, kapitalist üretim ve mülkiyet döngüsünün devamını sağlamak için kapitalizmin çarklarını yağlamaya çalışmaktadırlar. Öte yandan da büyük insanlığı oyalayıp zamana yayarak, onları nasıl kontrol ve denetim altına alıp, dijital köle haline getirerek, dünya nüfusunu aşağıya çekeceklerini tasarlayıp uygulamaya koyulmuşlardır. Bu çerçevede, her yönden ve her tülü iş, imkânı kullanarak, büyük insanlığa saldırıyor, büyük insanlığı korkutup görüş mesafesini karartarak teslim almaya çalışıyorlar.

Ama yukarıda adı geçen merkez kapitalist ülke oligarşileri, nafile ırkçı ve faşist yollara sapıyor, kendilerine ve insanlığa zahmet çektiriyorlar. “Ölümün ecele faydası yoktur”. Kapitalist özel mülkiyetleri marifetiyle, yapay zekâ algoritmaları ile üretici işlem yapma hızı yakalamışlar ama insan türünün yaratıcı bilincini, evrenin işleyişi ve yaratıcı gücü karşısında iki büklüm olmuşlardır. Bu halleri ile “kaş yapayım derken, göz çıkarmak” üzereler. Dolayısıyla onların güçleri, kapitalist toplum çelişkisinin, Sosyalist Emekçi üzerinden, sosyalist özel mülkiyetli toplumsal üretim biçimine devrimci tarzda evirilmesini engellemeye yetmeyecektir. Çünkü bu tarihsel toplumsal gelişmeler, küresel kapitalist finans oligarşilerinin iradesini aşan nesnel gelişmelerdir. Örneğin: ‘Kozmolojik Mekanizmanın Komutası’ altında işleyen evrenimizin: % 26’sı karanlık madde, % 70’i karanlık enerji ve sadece %4’ü bizim yaşadığımız maddeden ibarettir. Kaldı ki, %4’ün bile hala tam ve yeterli bilgisine sahip değiliz. Evren ve dünyamızın etkileşimi ve işleyişi konusunda, hala, % 2,5-3 oranında bilgi sahibiyiz. Hal böyle olunca, “bilim ve akademi” devşirmeleri üzerinden, ortalığa salınan şarlatanlar ile insan beynini çip ve uydu teknolojileri ile kontrol altına almak, büyük insanlığı dijital köle haline getirmek, insan bilinci ile oynamak, insan fıtratı ile uğraşmak, “ilahlığa” soyunmak, açıkçası izansızlıktır.

Neom’da (Suudi Arabistan’ın Tebuk bölgesinde) robot devleti kurmak, İsa’nın inişi, Armagedon savaşı, Mehdinin gelişi üfürmeleriyle bu gemi yürütülemez. Toplam insan türünün kümülatif aklını veya dünyaya dağılıp her bir insanda bir miktarı bulanan toplam insan beynini harekete geçirmek zorundayız. Yoksa kimin mülkiyetinde olursa olsun, yapay zekâ algoritmaları ile donanıp elektromanyetik üretici hızı kazanmış alet ve makineler ile başa çıkamayız. Buna en uygun, en radikal ve en devrimci toplumsal örgütlenme biçimi de ‘Sosyalist Emekçi Devrim ve Sosyalizm Paradigmasının’ öngördüğü ‘Sosyalist Emekçi’ özel mülkiyet biçimidir. [[10]]

İnsanlık, referans noktası olan dünyamızdan hareketle, makro ve mikro kozmoza yürüyüşünün henüz başlangıç noktasındadır. İki yöne gidişte de her gün yeni şeyler öğreniyor, yeni keşifler yapıyoruz.

Önümüze bakıp sağlam basarak, yeni ufuklara yönelmeliyiz:

Ne demişti Marks?

İnsanlık kendi önüne, ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar. Çünkü yakından bakıldığında, her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak onu çözüme bağlayacak olan maddi koşulların mevcut olduğu ya da gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar”. [[11]] İşte insanlığın yürüyüşü bu temelde olmak zorundadır. Aksi meçhule gidiştir.

Dolayısıyla şu anda önümüzdeki reel gerçekliğe ters yönde hareket eden merkez kapitalist ülke oligarşileri, ısrarla kapitalist kalmak için “Reel Sosyalizm ve türevlerini yeniden diriltecek” kadar izansızlaşarak, ölümle cebelleşmektedirler. Küresel oligarşilerin “Reel Sosyalizme” öykünüp onun üzerinden geleceğe müdahalesi, avare bir iştir. Çünkü Marksizm’in geliştirdiği yanlış hesap, 1990’larda SB’den “geri” dönmüştür. Bu tekrar diriltilemez düzeyde bir “geri” dönüştür. Çünkü bu yanlış hesap ile Marks-Engels ve Marksistler, feodalizmden kapitalizme geçişte, feodalizmin çözülme, kapitalizmin kuruluş aşamasının, bir ve aynı anda çakışmasının, kritik tarihi önemde bir olay olduğunu teorik olarak çözümleyip anlayamadılar. Çözemedikleri için de kapitalist kaos ve karmaşık ortamında yükselen işçi sınıfı hareketlerini yanlış değerlendirip ona, devrimin öznesi payesini biçtiler. Ama tarihsel toplumsal geçiş pratiği, Marks-Engels’in ve Marksizm’in teorik tespitinin tersini doğruladı. Hegel’in efendi-köle diyalektiği temelinde, Marks-Engels’in diyalektik anlayışına göre feodalizmi yıkan gücün serf olması gerekirdi. Ama onun yerine, burjuvazi o görevi yaptı. Çünkü efendi-köle gibi serf-feodal bey arasındaki çelişki de uzlaşır sistem içi çelişkiydi. Ama feodal bey ile burjuvazi arasındaki çelişki, uzlaşmaz farklı sistem güçlerine ait bir çelişkiydi. Bu çelişik güçler aynı zamanda, çakışan çelişik uzlaşmaz güçlerdi. Bu temelde Marks-Engels, işçi sınıfı ile kapitalizmin niteliksel olarak değiştirilip dönüştürülemeyeceği yanılgılarının teorik sorgulamasına geri dönmeleri gerekirdi ama dönmediler. Hiçbir şey olmamış gibi devam ettiler. Dolayısıyla bir daha denenmeyecek düzeyde “yanlış hesap”, Reel Sosyalizmin 70 yıl, bin bir bedelle inşa edilmesine rağmen, 1990’da çöküşü ile SB’den “geri” dönmüştür.

Oysa tarihi toplumsallaşma sürecinde, toplumsal geçişler farklı bir yol izliyordu. Örneğin, feodalizmden kapitalizme toplumsal geçişte, feodal toplumda yaşanan kaos ve karmaşa ortamını koşullayan üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenerek gelişen yeni biçimlerinin özgürce gelişmesi için onların, kapitalist tarafından özel mülkiyet edinmesini ve üretime sokulmasını koşullandırıyordu. Bu tarihi koşullanmanın hükmü altında, kapitalistin onları özel mülkiyet edinmesi ile feodal üretim ve mülkiyet ilişkilerinde kırılma ve çözülme; kapitalist toplum için ise geçiş ve kuruluş başlamıştı.

Bu tarihi çakışma noktasının başında, iki önemli değişim ve dönüşüm emareleri ortaya çıkmaya başlamıştı:

1) Feodal cephede gelişen durum ve özellikleri:

Batı Avrupa’da, feodal toplum üretim biçimine ait çözülme aşamasında, ÜGGY’sı hükmü altında üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin sürekli gelişmesi ile feodal üretim ve özel mülkiyet ilişkileri aşıldı. Böylece feodal üretim ve özel mülkiyet ilişkileri, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin yeni gelişme biçimlerine engel olmaya başladılar. Dolayısıyla feodal toplum, kendi çözülme aşamasının kaos ve karmaşa ortamına sürüklenmişti.

2) Kapitalist cephede gelişecek olan yeni durum ve özellikleri:

Batı Avrupalı kapitalistler, feodalizmde gelişen üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin yeni gelişmiş biçimlerine uygun olarak oları özel mülkiyet edinince, bir taraftan Em-MakÇe, işçi sınıfı ile üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler arasındaki mücadele nedeniyle, kapitalist toplum altyapı çelişkisi (İşçi-MakÇe) olarak somutlaşmaya başladı.  Öte yandan ve aynı anda da kapitalist toplum altyapı çelişkisi (İşçi-MakÇe), sınıfsal düzeyde kapitalist TOPLUM TEMEL ÇELİŞKİSİNE (A-Tez/İşçi ile Anti-Tez/Kapitaliste) dönüştü. Feodal toplum temel çelişkisinin  (feodal toprak sahipleri ile serf arasında) Tezi olan feodal toprak sahibi ile kapitalist toplum temel çelişkisinin Tezi olan kapitalist arasında uzlaşmaz çatışmalar başladı. Kapitalist güçler, ekonomik altyapıdaki devrimci dönüşümlerden hareketle feodalizmi tasfiye ederek, siyasal burjuva devrimleri ile üstyapıda da iktidara hâkim olup kapitalizme geçtiler.

Bu tarihi ve tarihsel ortamın arka planı, Batı Avrupa’da şu somut tarihi nedenlere dayanarak şöyle gelişmişti:

Orta çağ feodalitesi koşullarında, Batı Avrupa’da güçlenen ve gücünün doruğunda olan Roma İmparatorluğu, Orta Doğu ve Uzak Doğu zenginliğine göz dikmişti. Bu nedenle, zenginliğin aktığı Antik İpek Yolu güzergâhını ele geçirmek için din kisvesi adı altında, 1095 yılından 1270 yılına kadar tam 175 yıl Haçlı Savaşları ile Orta Doğu bölgesine saldırılar düzenlendi.  Dönemin en popüler İslam Orduları Baş Komutanı Selahaddini Eyyübi, Haçlı Ordularını yenerek geri püskürttü. Böylece Batı Avrupalı orduların, karadan Orta Doğu ve Uzak Doğu zenginliklerine ulaşma ve güzergâhı kontrol etme umudu suya düştü. Onlar da deniz yoluyla, Afrika kıtasını Ümit Burnu’ndan dönerek ulaşmaya başladılar. Bu deniz yolu macerası ayrıca Avrupa kapitalizminin gelişmesine büyük katkıları oldu. Ama o sıralarda esas gelişme, Haçlı Savaşları sürerken 175 yılda, Orta Doğu üzerinden Batı Avrupa’ya ticaret yoluyla sürekli akan, Uzak Doğu ve Orta Doğu bilim, sanat, edebiyat ve teknolojik zenginliğinin yarattığı çarpan etkisidir. İşte bu zenginlik sayesinde Batı Avrupa kapitalizmi, 13. ve 14. Yüzyıldan itibaren, sürecinin kuruluş aşamasında, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin teknolojik gelişmesinde, ilerici ve devrimci hamlelere yol açtı. 1689-1789 yıları arasında ise Batı Avrupa kapitalizmi, İngiliz Devrimi ile 100 yıllık olgunluk aşamasında, tutucu ve muhafazakârlığını yaşadı. Bu iki aşamayı kapsayan kapitalizmin temel çelişkisi, esas olarak uzlaşan toplumsal altyapı çelişkisine (uzlaşan TAÇ) dönemine dayanmaktaydı. 1775’lerden itibaren başlayan çözülme aşamasında ise kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkileri, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenip gelişen yeni ve eşitçi teknolojik özü tarafından aşıldığı için onlara karşı, gerici ve yıkıcı tutum almışlardı. Çünkü bu arada onlar, her türlü kapitalist engel ve oyalamaya rağmen, kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerini aşmaya devam ediyorlardı. Bu nedenle çözülme aşamasına geçiş yapan kapitalizmin Temel Çelişkisi, artık uzlaşmaz toplumsal altyapı çelişkisi (uzlaşmaz TAÇ) dönemine geçmişti. Böylece kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkileri, kendisini aşan üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin, sürekli ivmelenip gelişen yeni biçimlerine karşı, uzlaşmaz gerici ve yıkıcı karaktere dönüşerek çatışmaya başlamıştı. O gün bugündür, bu çatışma, hala devam etmektedir.

İşte bu bağlamda, ‘Sosyalist Emekçi Devrim ve Sosyalizm Paradigması’ sağlam basarak; kapitalist toplum temel çelişkisinin yaşadığı kaosu ve karmaşıklığın, Sosyalist Emekçi sınıf tarafından aşılması gerektiğini tespit etmiş bulunuyor. Kapitalizme ait olgunluk aşamasının sonlarından itibaren (1789), üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin ivmelenerek gelişen yeni ve eşitçi teknolojik özleri ile onların kapitalist üretim ve özel mülkiyet biçimi arasında, yeni ve devrimci bir sınıfsal dönüşüm yaratılmadığı için kapitalist topluma ait kaos ve karmaşa derinleşip şiddetlenerek hala devam etmektedir. 18’ci yüzyılın son çeyreğinden itibaren, SANAYİ DEVRİMİ ile üretim araçları, özellikle sanayi makinelerin taşıdığı: ‘Tarihsel Toplumsal Mülkiyetin’, toplumsal özünü teşkil eden eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet biçimi ile onlar üzerindeki burjuva özel mülkiyet biçimi arasındaki uzlaşmaz temel çatışma, çözüme bağlanmak için Büyük İnsanlığın gündemine oturmuş bulunmaktadır. Dolayısıyla her ülke toprağı temelinde, geliştireceğimiz, günlük devrimci demokratik sınıf mücadelesi pratiğinde, ‘Sosyalist Emekçiyi’ yaratmak, sosyalist toplumsal örgütlülüğü oluşturmak, geliştirmek ZORUNDAYIZ. [[12]] Bu zorunluluk altında, kapitalist toplumsal sistem, tarihin gayri meşru evladı olarak yoluna devam etmektedir. Ama reel olarak aynı kapitalizm, devrimci demokratik sosyalist sınıf mücadelesi pratiğinde, günlük olarak ele alınıp işlenecek, dönüştürülecek, meşru BİR VERİ olarak, durumunu hala korumakta, devam ettirmektedir.

 

(Devam edecek)

 

Not: 30 Temmuz 2021 tarihinde, Konya’nın Meram ilçesinde, faşist ve ırkçı terör saldırısı sonucu, 7 Kurd vatandaşımızın katledilmesi ile 7’ci Yıl dönümünde (3 Ağustos 2014), dinci-gerici saldırılar ile gerçekleştirilen ézidi soykırımını şiddetle lanetleyip kınıyorum. Ölenlere Allahtan rahmet diliyorum. Sağ kalan kederli aile üyeleri ile acı ve üzüntü duyan tüm Kurdistani kamuoyuna; ilerici, devrimci, yurtsever, gerçek din ve vicdan sahibi tüm yurttaşlarımıza taziyelerimi sunuyor, baş sağlığı diliyorum.

 

(Devam edecek)

 

DİPNOTLAR:

[1] Engels, F. (1894), Anti-Dühring, Sol Yayınları, 2. Baskı (1991), S. 448.

[2] Nazım Can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm –IV ve V-, özgürüniversite.org, website.

[3] Lenin, V. (1930), Felsefe Defterleri, Sol Yayınlar, 1. Baskı, (1976), S. 90 ve 109.

[4] Engels, F. (1894), Anti-Dühring, Sol Yayınları, 2. Baskı (1991), S. 426.

[5] Boguslavski, K. R. (1976), Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmin ABC’si, Sol Yayınl, (2006), S. 276.

[6] Marks-Engels, (1846), Alman İdeolojisi, Sol Yayınlar (1976), S. 82.

[7] Ernest H. Gombrich (1985), Dünya Tarihi, İnkılap Kitabevi (2009), S. 272.

[8] Nazım Can (2016), Toplumu Biçimlendiren Olguların Tarihsel Eylemi -1-, özgürüniversite.org, website.

[9] Lenin (1917), Komün Dersleri, Sol Yayınlar, 3. Baskı (2008), S. 88.

[10] Nazım Can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm –IV -, özgürüniversite.org, website.

[11] Marks, K. (1859), Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Sol Yayınlar, 6. Baskı, (2005), S. 40.

[12] Nazım Can (2016), Toplumu Biçimlendiren Olguların Tarihsel Eylemi -4-, özgürüniversite.org, website.