Pazartesi , 5 Aralık 2022

Seminer Katılımcılarının Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Üzerine Görüş ve Önerileri Görüş*

 

Örgütlenme ve işleyişi ( tarihsel, sınıfsal, iktisadi, sosyal, kültürel, coğrafi, ideolojik vb)   ile ortaklaşılan anayasası ile meşruluğunu halkın olayından alan demokrasi; kapitalist devletin yönetsel ihtiyaçlarına göre daima yeniden biçimlenmektedir. Bu biçimleniş, sözde, gücünü halk onayından almaktadır ve çoğunlukla seçimde oy kullanmaya indirgenen bir meşruiyete haizdir.

Özgürlük, eşitlik, katılımcılık, çoğulculuk ve benzeri ile bezenmiş gerçek bir demokrasiye ise yönelme görünmemektedir. Halkın demokrasiyi gerçekleme yolu, kendisini (kendisine rağmen)  yönetecek ve çalışmalarını onaylayacağı hükümetin seçimi şeklindedir. Bu da yasama, yargı ve yönetimin çalışmalarıyla ortadadır.

Demokrasinin aygıtı ve hükümetin evi olarak nitelenen parlamentonun demokrasiyi temsiliyet üzerinden dolaylaması bir yanılsamadır. Bu yanılsamanın ilgası için, tüm eşitsizlik ve farklılıkların ( cinsiyet, etnik yapı, sınıfsallık, dini yönelim)   bu seçimin işleyişi ve parlamentonun oluşumuna dâhil edilmeleri gerekir. Çıkar birlikteliği ile bir çatının oluşturulması ve sürdürülmesi, bu yolla da İktidar ve muhalefetin meşruluk kazanması mümkündür. Şimdiye değin, imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle olarak kabul ettikleri halkın hükümeti olduklarını belirten rejimler, muhalif akımlara karşı şiddetle karşı koymuş ve anayasanın temeli de böyle kurulmuştur. Buradan doğan, daimi otoritedir.

1980 sonrası anayasa süreci bu bakışla oluşmuş, parlamento istikrarı ancak otoriter ve çoğulcu olmayan partiler aracılığıyla kurulmuştur. Seçim sisteminin amacı, istikrar yaratmaktır. Ne yazık ki bu durum istikrar yerine sürekli krizler üretmiştir. Üstelik iktidarda bulunanlar, kendilerini milli iradenin temsilcisi saymışlardır; parlamento dışı muhalefet yok edilmeye çalışılmıştır.

Geçmişte birçok parti, parlamento dışına itilmiştir. Bu demokratik olmayan uygulamalara günümüzde HDP daha fazla maruz kalmış; demokrasi dışı uygulamalar HDP üzerinden normalleştirilmiş ve genelleştirilmiştir. Başkanlık sistemi, parlamentoyu devre dışı bırakmıştır. Millet ittifakının güçlendirilmiş parlamento arayışının öncelikli nedeni ‘’etkililik’’ olsa da, HDP, TİP gibi partileri bu ittifakın dışında tutmaları, parlamentoyu güçlendirme konusunda güven sarsmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti bütçesinin büyük bir kısmına tekabül eden savaş ekonomisine ve bu ekonominin çözülümüne dair öneriler sunmayan ittifak, üniter devlet vurgusu yapan bir birliktelik sunmaktadır ki tam da bu sebeple, Kürt sorunu, azınlık hakları, LGBTİ hakları gibi meselelerin üstü örtülmektedir.

Millet İttifakı’nın sunduğu güçlendirilmiş bir parlamento anlayışının, çoğulluğu dışlayıp, çoğunluklar arası bir seçim yapmayı destekleyerek ”milli iradeyi” hâkim kılmayı önermesi, ”güçlendirilmemiş” parlamenter sistem ile hiçbir farkının olmadığını göstermektedir.

Ortaya konulan, çoğunlukçu, hiyerarşik bir yönetim tasavvurudur.

Öneriler

Parlamentonun “etkileme gücünü” artırmanın yolu, seçim barajının kalkması ve gensorunun etkinliğinin çoğaltmış bir şekilde geri gelmesidir.

Devlet, Alevilere ve Hristiyanlara mesafeli olduğu gibi Sünni İslam’a da mesafeli durmalı, Diyanet üzerinden sunulan ekonomik destek ve personel desteği çekilmeli, camiler devlet aracılığıyla değil bağışlarla yapılmalı, ibadetler maaşlı personelle değil gönüllü personelle yürütülmelidir.

Yapılan projelerle artan doğa tahribatları önlenmeli, proje onayını, o yerde yaşayan insanlar vermelidir; yöneticiler, sadece projenin iyi yapılmasını sağlamalıdır.

Dijital demokrasi denenmelidir.

YÖK’ün kaldırılması yetmez; üniversiteler üzerindeki fikri tahakküm ve akademisyenlerin de dâhil olduğu, üniversite içindeki hiyerarşik ilişkiler ilga edilmelidir.

Sendikalar ve demokratik kitle örgütleri sürece dâhil edilmelidir; HDP’nin, TİP’in vb. dışlandığı bir değişim projesinden çıkacak “demokrasi”, düzenin eski dar sınırları içinde restore ediliyor demektir.

Türklük Sözleşmesi’ni bir sivil din olarak kabul edip, bunun üzerine bir toplum sözleşmesi kurmak yerine, çoğulculuğu hedefleyen bir birliktelik için çalışılmalıdır.

 

*Kış dönemi içinde, Gözde Yılmaz yönetiminde gerçekleşen ‘Homo Academicus Ve Sermayenin Fikri Tahakkümü’ seminer sonrası katılımcılarla oluşturulmuş metindir.