Cumartesi , 10 Aralık 2022

MÜKERREM BELKIS “İnsaniyetin İki Kanadı/ Feminizm-Sosyalizm” Çeviri: Osman Tiftikçi

 “Feminizm, sosyalizm, bir vücudun iki kanadı, bir vücudun iki kolu, iki ayağıdır.. Bu iki cereyan el ele vermiş iki kardeştir. Her ikisinin gayesi birdir.”

Çevirenin notu:

Mükerrem Belkıs hanım bu yazıyı Nisan 1918’de kaleme almıştı. O tarihte, Meşrutiyet döneminde Ermeni komünistler tarafından temsil edilen sol hareket zorla ezilmiş, 1910 yılında kurulan Osmanlı Sosyalist Fırkası da tarihe karışmıştı. Gene o tarihte henüz Şefik Hüsnülerin Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası, Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası, Mustafa Suphilerin TKP’si ve İstanbul’da diğer sol partiler kurulmamıştı. Yazı yayımlandığında Dünya Savaşı devam ediyordu ve İttihatçılar iktidardaydı. Adı geçen sol örgütler, 30 Ekim 1918’de mütareke (ateşkes) imzalandıktan ve İttihat ve Terakki iktidarı yıkıldıktan sonra kurulacaktır.

Şunu demek istiyoruz: TKP kurulmadan önce, örgütlü sosyalist-feminist kadınlar vardı. Bu kadınlar çıkardıkları dergi (Kadınlar Dünyası) ve kurdukları dernek (Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti) aracılığıyla mücadele veriyorlardı.

Mükerrem Belkıs daha 1914 yılında (Mustafa Suphiler, Ethem Nejadlar komünist olmadan önce), mevcut düzene isyan eden akımların “en geri kalmış milletlerde bile” açıkça ortaya çıktığını yazıyordu. M. Belkıs bu fikirleri üç başlık altında topluyordu:

 “1. Kadınların hayatta erkekler gibi bulunması, aynı hukuka aynı şerait-i hayatiyeye (aynı hayat şartlarına) malikiyetleri, 2. Gerek içtimai, gerek idari kavanine (kanunlara, düzenlemelere) isyan eden sosyalizm fikri; ki bu fikir beşeriyeti yerinden sarsacak  bir mahiyeti haiz bulunuyor. 3. Milliyet düşünceleri.”[1] (Parantezler O.T)

Özetle M. Belkıs’a göre, 20. Yüzyıl başlarında etkili olan, toplumları değiştiren fikir akımları, feminizm, sosyalizm ve milliyetçiliktir ve bu tespit tümüyle doğrudur.

Derginin ve derneğin kurucusu, Çerkes kadını Ulviye Mevlan da, M. Belkıs ile aynı günlerde, başını aristokrat ve bürokrat aile kadınlarının çektiği Osmanlı kadın hareketini şöyle eleştiriyordu:

“Bilmem bu memlekette bu kadar aristokrat cemiyetler ne yapabilir. Memleketin içtimai bir inkılaba (toplumsal bir devrime) ihtiyacı vardır. İnkılapları hiçbir yerde aristokratlar yapmış değildir. Tarih-i beşer (insanlık tarihi) bunu pekala bize göstermiştir. İnkılapları teceddütü (yenilenmeyi) daima gayesi müfrit (aşırı) ameleler, demokratlar, müfrit gayeli avam (halk) tabakası yapmıştır.

Büyük tanınmış bazı kadınlarımız bu cihetleri nazar-ı itibara alamadılar (önem veremediler). Lüks hayat içinde lüks sözlerle yalnız kendilerini, mevkilerini düşündüler.”[2]

Kadınlar Dünyası’nın yazarları seçme ve seçilme hakkını daha 1918 Mart’ından itibaren, (yani Nezihe Muhiddinlerin 1923 yılında kuracakları Kadınlar Halk Fırkası’ndan önce) sürekli dile getirmiş, 1921 yılında da Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’nin programına koymuşlardı.

8 Mart’ın yıl dönümünde, unutturulan Osmanlı feminist hareketinin, Ermeni, Rum, Çerkes, Kürt, Türk bütün  kadınlarını saygıyla anıyoruz.

Not: Yazıda sıkça kullanılan nokta noktalar metnin orijinalinde vardır. Parantezler bize aittir.

Osman Tiftikci

 

İnsaniyetin İki Kanadı/ Feminizm-Sosyalizm

İnsaniyet bugün iki kanada malik bulunuyor. Bu kanatlarla pek sefil, pek müz’ic (rahatsız) bulduğu bu hissiyattan, bu teşkilat-ı içtimaiyeden uzaklaşacak. Uçacak.. Uçacak.. Bütün fırtınaları, bütün kasırgaları yenerek uçacak; mesut alemlere doğru koşacak.. ve vasıl olacak.

İnsaniyetin hayatını tetkik edersek ilahe-i medeniyetin (medeniyet tanrıçasının) birçok defalar beşeriyete kanatlar ihda ettiğini (hediye ettiğini) ve bu kanatların beşeriyeti daha mesut hayatlara îsâl ettiğini (kavuşturduğunu) görürüz. İşte Fransa ihtilal-i kebiri (büyük devrimi), işte hürriyetin kanatları… Bu kanatları alimler asırlarca ördüler. Sanatkarlar asırlarca süslediler.. Kahramanlar o kanatlara kan verdiler… Can, kuvvet verdiler… Uçmak istemeyen, atıl kalmak isteyen eski nesil bütün kuvvetlerini sarf ederek o kanatları kırmağa çalıştılar, onları taşladılar, o kanatlara kan, ruh veren canları mahvettiler.. Fakat o kanatlara tekrar can, kudret, kan, ruh verecek kahramanlar yetişti. Çoğaldı. Bir gün baktılar ki bütün dünya kımıldıyor, insanlar harekete geliyor. Kaleler, zindanlar titriyor, burçlar yıkılıyor. İnsaniyet uçmağa, yürümeğe başlıyor.

Bu tealilere (gelişmelere) karşı eskiler, kara kuvvetler bütün kudretleriyle mani olmağa uğraştılar. Bu kanatların ellerine geçirdikleri aksamını zincirlerle bağlamağa, baltalarla kesmeğe çalıştılar.. Heyhat…

O kanatlar hürriyet uğrunda feda-i hayat edenlerin canlarıyla, kuvvetleriyle kuvvetlenmiş, canlanmıştı. O kanatları alimler, sanatlar senelerce örmüştü. O kanatlar insanların en mübrem (vaz geçilmez), en hayati ihtiyaçlarından doğmuştu.  İlahe-i medeniyet sefil olan insanların acılarına merhamet ederek bu kanatları ihsan etmişti.. Medeniyet ilahesi o kanatlara uçmuş, beşeriyeti daha hür hayatlara götürmesi için emretmişti. Sonra o kanatlarla, hürriyet kanatlarıyla beşeriyet bütün kaleleri, bütün zincirleri kırdı. Bütün eskileri çiğnedi. Bütün fırtınaları, kasırgaları yıktı. Yürüdü, uçtu.. İnsaniyeti daha medeni, hür alemlere isal etti…

İnsanlar asırlarca bu alemlerde imrar-ı hayat ettiler (hayatlarını geçirdiler),yaşadılar. Fakat saadet alemlerine tamamıyla vasıl olmamışlardı. Oraya uçmak, yürümek için daha kuvvetli, daha ilmi daha büyük kanatlar lazımdı. Daha büyük iki kanat lazımdı…

İşte feylesoflar asırlardan beri o büyük iki kanadın iskeletlerini kurmağa çalıştılar. Alimler o kanatlara cisim verdiler.. Sanatkarlar onu süslediler. Musikişinaslar  ona teraneler söylediler. Kahramanlar ona can, ruh verdiler.. Öldüler, ona kurban oldular. Ruhlarını, kudretlerini ona ihda ettiler (hediye ettiler).. İnsaniyetin saadeti için canlarını, ruhlarını, kanlarını hep ona ihda ettiler…

Bugün o kanatlar bütün mümanaatlara (yasaklamalara, engellere), bütün zincirlere rağmen insaniyeti kımıldatıyor, dünyaları harekete geçiriyor, haksızlıkları öldürüyor. Müsavatlara, haklara doğru insaniyeti uçuruyor. Saadetlere, refah alemlerine doğru götürüyor..

İşte.. İşte.. İlahe-i medeniyetin, feylesofların, alimlerin, sanatkarların, hak, hürriyet ve müsavat uğrunda ölenlerin ihda ettikleri o kanatlar insaniyeti kımıldatıyor. Yerleri kımıldatıyor. Mazilere gömüyor…

Onu bağlamağa, onu taşlamağa çalışıyorlar.. İnsaniyetin, heyet-i içtimaiyenin hayatlarını kurun-u vusta (orta çağ) teşkilatlarıyla bağlamağa çalışıyorlar. .. Efsûs (hey hat, boşuna manasına).. O uçacak.. O insaniyeti yükseltecek, müreffeh edecek.. Çünkü bu iki kanat beşeriyetin ihtiyaçlarından doğdu.. Sefil kalan insanlara ilahe-i medeniyetin merhametiyle lütfedildi.. İlimler, fenler, kahramanlar ona en samimi kuvviyyetlerini (virtualite) verdiler…

İnsaniyeti yükselten, müz’ic (rahatsız) ve sefil hayatından, ızdıraplarından kurtararak iyi hayatlara yükselten, uçuran o iki kanadın birisi şüphesiz feminizm, diğeri de sosyalizmdir.

Bu iki kanat bir süs değil.. Bir hayal değil.. Bu iki cereyan, feminizm, sosyalizm, bir heves neticesi değildir..  O asırlarca yaşayan insanların ihtiyaçlarının tevlid ettiği (neden olduğu, ortaya çıkardığı) refah vasıtası, ıztıraplar, hummalarla kavrulan dimağların iyilik ve saadet için yarattığı yegane yol, asırlarca çalışan alimlerin, mütefenninlerin (fen insanlarının) sanatkarların  muzdarip valdelerin, kadınların, muzdarip amelelerin bulduğu iki kanat, iki rehakar (kurtarıcı) kanattır…

Bugün bu iki kanadın artık kırılmayacağına, bütün zincirleri parçalayacağına emin olabiliriz. Darülfünunlar (üniversiteler), meclis-i mebusanlar insaniyete büyük kahramanlar yetiştirdiler.. Milyonlarca kadın ve erkek bu kanatlara, bu cereyanlara hayat, kan, ruh verdiler.. Ve hala veriyorlar. Bu cereyanlar, bu kanatlar beşeriyeti kımıldattı. Bütün azamiyetle, bütün şi’r ile (idrakle), bütün füsun ile (sihirle) kımıldattı.. Ve yükseltmeğe başladı.. İnsaniyet artık yerde değildir. Saadet, hürriyet, müsavat alemlerine doğru yükselmeğe başladı.. Eski kuvvetler, yeni zannettikleri, hakikatte tamamıyla eski olan cereyanlarıyla bu kanatları tutmağa çalışıyorlar.. O kanatlar artık tutulmaktan, taşlanmaktan çok uzaklaştı.  Boğulmaktan çoktan kurtuldu.. Kanatlanan insaniyet bütün fertleri çağırıyor, kanatlarının altına çağırıyor… Onu der-aguş etmeyenler (kucaklamayanlar) henüz pek çok var. Fakat nevmîd (ümitsiz) olmamalı.. Beşeriyet teali (gelişme, ilerleme) yolunda seyrediyor. İnsaniyeti hür ve mesut bir hayata îsâl (ulaştırmak) için ilerliyor… Orada haklar daha ziyade canlanacak, füsunkar bir hürriyet orada idrak eyleyecek, müsavatsızlıklar (eşitsizlikler) kalkacak, zalimler ezilecek.. Beşeriyet mesut olacak. Bahtiyar olacak…

Feminizm, sosyalizm, bir vücudun iki kanadı, bir vücudun iki kolu, iki ayağıdır.. Bu iki cereyan el ele vermiş iki kardeştir. Her ikisinin gayesi birdir. (Bir kaç kelime silinmiş, çıkmamış) saadet-i beşeriye.. Müsavat-ı beşeriye. Kadın erkek bir olacak (kelimeler çıkmamış) nail olacak, bütün fertler aynı hukuka (! kelime silik) nail olacak, bütün fertler müsavi olacak.. İlahe-i medeniyetin insanlara bahşettiği saadet refah müsavat üzere taksim edilecek.. Şüphe yok.. Bu hayat yaşanacaktır. İlerideki asırlarda bu hayat vardır.. İşte iki kanat, iki kardeş cereyan insaniyeti o asra doğru uçuruyor. Yürütüyor, yürütüyor…

Onu taşlayan eller, onu bağlamağa çalışan kollar, topraklara karışmadan beşeriyet biraz saadet alemine, gayesine vasıl olmuş bulunacaktır…

Belki o taşlar, o eski kuvvetler insaniyeti refah yolunda mani olamazlar… İnsaniyet yolunda bekleyecek, insaniyeti yükselten iki kanat altına koşunuz… İnsaniyetin refah ve saadetini bahşedecek olan bu iki kanadı bütün ince sanatlarınızla süsleyiniz… Ona teraneler söyleyiniz.. Ona kan ve kuvvet veriniz… Ona mani olmayınız… Bu iki kanadın aguşuna koşunuz.. Koşunuz.. beşeriyet yükselsin.. Ve siz de yükseliniz.. Bütün insanlar doğar (doğan olmalı) hak güneşleri, müsavat güneşleri altında, kardeşlikler, saadetler aguşunda mesut yaşasınlar.. Bahtiyar olsunlar..”

Beşiktaş: Mükerrem Belkıs”

 

 

[1] Mükerrem Belkıs, Hayat-ı Beşerde Islahat İhtiyacı, Kadınlar Dünyası, 4 Aralık 1914, no. 125, s. 13. Akt. Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis yayınları, üçüncü basım, Nisan 2011. s. 236

[2] Ulviye Mevlan, “Düşünüyorum”, Kadınlar Dünyası, altıncı sene, 27 Temmuz 1918, No. 184,