Salı , 19 Haziran 2018

Amerikan dış politikasına dair görüşlerden bir derleme – William Blum

6 Kasım 2016, Anti-Empire Reports

william-blum

16. Louis’ye devrim, Napoleon için iki tarihi mağlubiyet, İspanyol İmparatorluğuna bir dizi devrim, Rus Çarı için komünist devrim, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu için 1. Dünya Savaşı, Nazi Almanyasına 2. Dünya Savaşı, Emperyalist Japonya’ya iki atom bombası, Afrika’daki Portekiz İmparatorluğu için evinde bir askeri darbe, Sovyet İmparatorluğu için ise Mikhail Gorbachev gerekiyordu … Peki, Amerikan İmparatorluğunun yıkılması için ne gerekiyor?

“Ben hiç kimsenin 3. Dünya Savaşını bilinçli olarak başlatacağına inanmıyorum. Şu anki durum daha çok,  büyük güçlerin silahlandığı ve herhangi bir olayın fitili ateşlemesiyle savaşa tutuşmaya hazır oldukları 1. Dünya Savaşı arifesini andırıyor. Gorbaçov’un avanakça soğuk savaşı sona erdirmesinden bu yana olağanüstü bir şekilde silahlanan Amerika, silah sistemleriyle, mütecaviz askeri faaliyetleriyle ve NATO’yu genişleterek etkin bir şekilde Rusya’yı kuşatıyor. Aynı zamanda, son yıllarda Vilademir Putin’in şeytanlaştırılma süreci savaş propagandasına kadar uzandı. Rusların, Amerika’nın kendilerine karşı bir savaşa hazırlandıklarını düşünmeleri için her türlü sebep mevcut ve bu durumda onlar da savunma için gerekli önlemleri alma konusunda tereddüt etmiyorlar. Bu, ölçüsüz savaş hazırlıkları vc “musibet bir düşmana” karşı yürütülen propaganda ile en ufak bir olayın bile büyütülüp dev bir patlamaya dönüşmesi işten bile değildir.” – Diana Johnstone, “Kaos’un Kraliçesi: Hillary Clinton’ın felaketleri (Queen of Chaos: The Misadventures of Hillary Clinton)”kitabının yazarı

Eylül 2013’de Obama,  Birleşmiş Milletler Genel Kurulundan önce “Amerika’nın müstesna olduğuna inanıyorum” dedi. Birsonraki yıl BM’de, Rusya’yı, IŞİD ve ebola virüsüyle birlikte dünya için üç büyük tehditten biri olarak sınıflandırdı. 9 Mart 2015’de Barack Obama, Venezuella’nın, “Amerika’nın ulusal güvenliği ve dış politikasına yönelik, anormal, alışılmışın dışında bir tehdit olduğunu” beyan etti.

Vladimir Putin, 2015’te BM Genel Kurulunda Amerika’ya hitaben, uyguladıkları dış politikaya ilişkin: “Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?”, dedi.

İkinci Dünya Savaşının bitiminden itibaren Amerika:

  1. Büyük çoğunluğu demokratik yollarla seçilmiş elliden fazla hükümeti devirme girişiminde bulundu.
  2. Otuzdan fazla ülkede insanların üzerine bomba yağdırdı.
  3. Elliden fazla lidere süikast girişiminde bulundu.
  4. Yirmi ülkede, halkçı ya da ulusal hareketleri bastırmaya kalkıştı.
  5. En az otuz ülkede demokratik seçimlere iğrenç bir şekilde müdahale etti.*
  6. Ayrıca, boyutları kolaylıkla ölçülemese de, yüz yıldan daha uzun bir süredir, dünyanın diğer hiçbir ülkesinde olmadığı kadarişkence uygulanmaktadır… ABD yalnızca fiili olarak işkence uygulamamaktadır, aynı zamanda bunun eğitimini vermekte, işkence için el kitapları ve araç gereç tedarikini de sağlamaktadır.

* William Blum “Haydut Devlet:Dünyanın Tek Süper Gücünü Anlama Kılavuzu ( Rogue State: A Guide to the World’s Only Superpower)”, Bölüm 18.

28 Ekim 2016’da Rusya BM İnsan Hakları Konsey üyeliğine seçilmedi. Ama aynı zamanda Suudi Arabistan ikinci defa üyeliğe kabul edildi. George Orwell’ın mail adresini bilen biri var mı?

Şu anda bir milyon mülteci Washington’ın yürüttüğü savaş yüzünden Avrupa’ya kaçıyor. Afganistan ve Irak, Libya ve Somali, Suriye ve Pakistan’dan kaçıyorlar.

Almanya, İkinci Dünya Savaşında işlediği suçlardan dolayı çok sayıda Suriyeli mülteciyi ülkesine kabul ediyor. Peki ya Amerika işlediği suçlardan dolayı aynısını yapar mı?Ama Amerikalılar böyle bir suç işlediklerini düşünerek yetiştirilmiyorlar ki.

“Amerika’nın planı dünyayı yönetmektir. Konunun görünen yüzü tek  taraflılıktır, ancak asıl mesele nihayetinde dünyaya egemen olmaktır. Bu, Amerika’nın ezici üstünlüğünü korumasını ve dünya sahnesinde ona meydan okuyabilecek yeni rakiplerin ortaya çıkmasını engellemesini icap ettirmektedir. Dost düşman ayırt etmeksizin herkesin üzerinde hakimiyet kurmayı gerektirmektedir. Bu Amerika’nın daha güçlü ya da en güçlü olması değil, mutlak surette güçlü olması demektir.” Başkan Yardımcısı  Dick Cheney –ABD Kara Harp Okulu’nda verdiği bir konferans, Haziran 2002

Tımarhanelik iki kişi: “Tecrübelere ve inkar edilemez geçmişe dayanarak söylemek gerekirse, iyilik için var olan, dünyanın şimdiye kadar tanıdığı en büyük güç biziz. … dünya üzerindeki milyonlarca insanın özgürlüğü ve güvenliği Amerika’nın askeri, ekonomik, politik ve diplomatik gücüne bağlı.” – Dick Cheney ile Liz Cheney, “Dünya neden güçlü bir Amarika’ya ihtiyaç duyuyor” (2015)

Amerikan Dışişleri sözcüsü Mark Toner: “Suriye, O’nunla beraber yıkılsa bile Esad gitmeli.”

Küba politikası açısından Obama yönetiminin yaptığı hamlelerin büyük bir çoğunluğu, Dış İlişkiler Konseyi çalışma grubunun 1999 raporundaki tavsiyelerde ifade edildiği şekliyle, Bill Clinton’ın izinden sapmamaktadır. Raporun iddia ettiğine göre; “adanın konsolide olması veyahut meşru görülmesi ve adanın politik statükosu politika değişikliğine neden olmamalıdır.”

Amerika’nın Suriye’de yaptığı rejim değişikliği operasyonu başarıya ulaşırsa bu Rusya’nın çıkarlarıyla ters düşer.Bu operasyon; muhtemelen Suriye’yi, Katar’dan Avrupa’ya doğal gaz getirmek için yeni bir boru hattı olarak kullanarak, Rusya’nın en büyük şirketi ve ihracatçısı Gazprom’a darbe vurmayı içeriyor. Esad’ın, sözü edilen boru hattına karşı çıkmasının, Katar’ın, Suriye iç savaşında Esad karşıtı güçlere silah ve para yardımı yapmak için milyarlarca dolar akıtmasın da  oynadığı rol önemsiz değildir.

“Rusya ile savaş nükleer bir savaş olacak. Washington buna hazırlandı. Bir kalkan olması düşünülerek yapılmış olan ABM’yi ( Antibalistik Füze Anlaşması ) çöpe attı ve ABD’ye ilk nükleer saldırı iznini vermek amacıyla savaş doktrinini değiştirdi.  Şüphesiz, bunların tamamı Rusya’yı hedefliyor ve Rus hükümeti bunu biliyor. Rusya, Washington’nın yapacağı ilk saldırıyı  ne kadar süre  oturup bekler?” – Paul Craig Roberts, 2014

Amerika’nın Suriye’de yaptığı rejim değişikliği operasyonu başarıya ulaşırsa bu Rusya’nın çıkarlarıyla ters düşer.Bu operasyon; muhtemelen Suriye’yi, Katar’dan Avrupa’ya doğalgaz getirmek için yeni bir boru hattı olarak kullanarak, Rusya’nın en büyük şirketi ve ihracatçısı Gazprom’a darbe vurmayı içeriyor. Esad’ın, sözü edilen boru hattına karşı çıkmasının, Katar’ın, Suriye iç savaşında Esad karşıtı güçlere silah ve para yardımı yapmak için milyarlarca dolar akıtmasında  oynadığı rol önemsiz değildir.

“Rusya ile savaş nükleer bir savaş olacak. Washington buna hazırlandı. Bir kalkan olması düşünülerek yapılmış olan ABM’yi ( Antibalistik Füze Anlaşması ) çöpe attı ve ABD’ye ilk nükleer saldırı iznini vermek amacıyla savaş doktrinini değiştirdi.  Şüphesiz, bunların tamamı Rusya’yı hedefliyor ve Rus hükümeti bunu biliyor. Rusya, Washington’nın yapacağı ilk saldırıyı  ne kadar süre  oturup bekler?” – Paul Craig Roberts, 2014

Iran bu yılın başında, sanki yapıyormuş gibi, aslında hiç yapmadığı şeyleri bırakmayı kabul ederek Amerika ile nükleer silahlarla ilgili bir anlaşma yaptı. Hayali ya da gerçek, İran’ın herhangi bir nükleer hevesi elbette ki Amerika’nın düşmanlığından kaynaklanmaktadır, başka bir şeyden değil.

Eğer Avrupa Birliği bağımsız ve rasyonel bir hükümet olsaydı, birliğe üye herhangi bir ülkenin Amerikan nükleer silahlarını stoklamasını ve ABD’nin anti-balistik füze sahalarına ya da Rus sınırlarına yakın yerledeki diğer askeri üslerine ev sahipliği yapmasını yasaklardı.

Pentagon, Tam Tahakküm (Full Spectrum Dominance) terimini, gezegeni tamamen kontrol etme anlamında kullanmayı seyiyor: kara, deniz, hava, uzay ve sanal alem. Başka bir ülkenin böyle konuştuğunu düşünebiliyor musunuz?

Henry Kissinger 1970’de Paris Barış Görüşmelerinde “Kuzey Vietnam gibi önemsiz, dördüncü sınıf bir gücün bir kırılma noktasının olacağına inanmıyorum”, demişti.

2010 yılında Wikileaks dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ABD elçiliklerine gönderdiği bir telgrafı açığa çıkardı. Telgrafta şunları yazmıştı: “Dünya çapında… Suudi Arabistan, El Kaide, Taliban, El-Nusra ve diğer terörist grupların en önemli finansal destekçilerinden biri olmayı sürdürüyor.” Elbette ki, bu durumun hiç değilse Washington’ın en gözde silahı, türlü türlü yaptırımlara neden olması gerekirdi. Ama olmadı.

ABD’li General Barry McCaffrey, Nisan 2015:

Putin’in saldırganlığına karşı, NATO’nun‘kararlılığını’ göstermek amacıyla Baltık’a gönderdiği küçük çaplı askeri güç, Putin’i, müttefiklerin savaşmaya gücünün olmadığı ya da savaşa istekli olmadıklarına inandırdı.Bu yüzden en kısa zamanda Putin’in hesaplarını değiştirmeli ve Rusça konuşan halkları ‘koruma’ amacıyla başka ülkelere askeri müdahalede bulunma hususundaki doktrinini gündeme getirmeliyiz.Tanrı aşkına, bunları en son duyduğumuzdaHitler Südet bölgesini işgal etmek üzereydi.”

Hayır, sevgili generalim; biz bunu 1983’de, Amerika, solcu hükümet yüzünden sözümona başları dertte olan yüzlerce Amerikalı’yı korumak ve kurtarmak için minicik ülke Grenada’yı işgal ettiğinde defalarca duyduk.Bu elbette tamamen yalandı ve Amerikan İmparatorluğunun insanlık için Tanrı’nın lütfu olduğuna inanmayan hükümeti alaşağı etmek için uydurulmuş bir bahaneden başka birşey değildi.

Amerika 1980’den beri, en kötüsü işgal ve bombardıman olmak üzere ondört Müslümasn ülkenin işlerine karışıyor. Kronolojik sırayla verecek olursak: İran, Libya, Lübnan, Kuveyt, Irak, Somali, Bosna, Suudi Arabistan, Afganistan, Sudan, Kosova, Yemen, Pakistan, ve şimdi de Suriye.

Bizim ebedi ortadoğu kabusumuz nasıl başladı: George W. Bush’un 28 Eylül 2002’deki bir radyo konuşması: “Irak rejiminin biyolojik ve kimyasal silahları var ve daha fazlasını üretmek için de tesisler inşa ediyor. Ayrıca, İngiliz hükümetine göre, emir verildikten kırk beş dakika gibi çok kısa bir süre içinde biyolojik ve kimyasal saldırı gerçekleştirilebiliyor.Rejimin, uzun zamandır kesintisiz bir şekilde terörist gruplarla bağlantısı var ve El-Kaide teröristleri de Irak’ın bizzat içerisinde bulunuyor. Bu rejim nükleer bomba yapmaya  uğraşıyor ve bir yıl içinde fisyon özellikli madde üretebilir.” Lakin … 11 Eylül’den sadece altı hafta önce Condoleezza Rice CNN’e yaptığı açıklamada; “Doğrusu, onun [Saddam’ın] ülkesinin bölündüğünü aklımızdan çıkarmayalım. Ülkesinin kuzeyinde hakimiyeti yok.Onun askeri gücüne engel olabiliriz. Askeri güçlerini de revize etmiş değil.”

İşin aslı Küba halkının ülke yönetimine Amerikan halkından daha fazla katılıyor olması.Bunun en önemli sebeplerinden birisi, Amerika’da yaşamın her alanına büyük etkide bulunan sayısız özel şirketin Küba’da bulunmayışıdır.

“ABD kudurmuşçasına, askeri silahlarla, gelişmiş uçaklarıyla, donanma filolarıyla ve Japonya, Güney Kore ve Filipinler’in yakınındaki küçük Pasifik adalarındaki üslerden tutun  Avustralya’daki yeni ve büyük askeri üsse kadar sayısız askeri üslerle Çin’i kuşatıyor … ABD’nin donanma filosu, uçak gemileri ve nükleer denizaltıları Çin’e yakın sularda devriye geziyor. Savaş uçakları, gözetleme uçakları, dronlar ve casus uydular gökyüzünü kaplayıp öğle ortasını karanlığa  çeviriyorlar.” (Jack A. Smith, “Hegemonya Oyunları: ABD Çin’e karşı”, CounterPunch)

Kırım, Rusya’dan hiçbir zaman gönüllü olarak ayrılmamıştı.Bölgenin yerlisi, SSCB lideri Nikita Kruşçev, 1954’de Kırım’ı Ukrayna’ya hediye etmişti.Kırımlılar bu değişikliğe her zaman şiddetle karşı çıktılar ve ABD’nin kışkırttığı 2014 darbesinin ardından ezici bir çoğunlukla Rusya’ya yeniden katılma yönünde oy kullandılar.Rus Cumhurbaşkanı Vladimir Putin Ukrayna ordusunu Ukrayna’nın ulusal çıkarlarını gözetmeyen “bir NATO lejyonu” olarak nitelendirdi. Gelgelelim ABD, Rusya’nın Kırım’daki etkinliğini işgal olarak değerlendirmekte ısrar ediyor.

Putin Kırım/Ukrayna meselesi üzerine; “Batılı ortaklarımız kendi elleriyle ‘Kosova örneğini’ yarattılar. Tamamen Kırım’dakine benzer olayda, herkese, tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmek için merkezi yönetimin iznine gerek olmadığını kanıtlamaya çalışarak Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasını meşru olarak tanıdılar… Ve BM Uluslararası Adalet Divanı da bu savları kabul etti. Bu sözünü ettikleri, tüm dünyada borazanlığını yaptıkları ve herkese zorla kabul ettirdikleri argümanlar – ve şimdi de Kırım’dan yakınıyorlar. Bu ne şimdi?”

Paul Craig Roberts: “Bu düpedüz saçmalık! Bir moron bile, eğer Rusya tanklarıyla birlikleriyle Ukrayna’ya girecek olsa görevi tamamlayıp çıkacağını bilir.Savaş birkaç saat değilse de birkaç gün içinde bitecektir. Aylar önce Putin’in kendisinin ifade ettiği gibi eğer Rusya Ukrayna’ya girerse haberler Donetsk ya da Mauriupol’un akıbetini değil, Kiev ve Lviv’in düşüşünü yazacaktır.”

ABD’nin Çin’e ilişkin politikaları üzerine yapılan bir araştırmada Dış İlişkiler Konseyinden bir yetkili, dobra dobra “Amerika ile Çin arasında; esaslı bir güven inşası, ‘barışçıl bir şekilde birarada var olma’, ‘karşılıklı anlayış’, stratejik ortalık ya da  ‘yepyeni bir ilişki tarzına’ dair sahici bir beklentimiz yoktur”, diyor. Raporda; Amerika’nın, sonuç olarak, Çin ile ilişkilerinde kendi hayati çıkarlarını koruma amacı gütmesi gerektiğive bunun için de “siyasi iradesini” ve askeri kapasitesini güçlendirmesinin lazım geldiği ifade ediliyor.

“John F. Kennedy, Latin Amerikan ordusunun, ‘yarıkürenin savunulması’– modası geçmiş bir 2. Dünya Savaşı kalıntısı–olanmisyonunu, ‘iç güvenliğe’ dönüştürdü. Bu kendi halkına karşı savaş anlamına geliyor.” – Noam Chomsky

Milyon dolarlar alarak Amerikan takımında oynayan Kübalı beyzbol oyuncuları “vatan haini” değildir. İfade, belirgin politik çağrışıma sahiptir.

Boris Yeltsin, Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra Batı semayesinin Rusya’ya serbestçe girmesine müsaade eden zayıf ve uysal bir figür olduğu için Amerikalı ve Avrupalılara göre makbul bir kişiydi. Yeltsin dönemi aynı zamanda, Batı sermayesine sıkı sıkıya bağlı Rus oligarklarının azgınca yolsuzluk yaptıkları bir dönemdi. Bu yolsuzluk kültürü Vladimir Putin’in, 2000 ile 2008 arasında ve yeniden 2012’de toplamda iki defa başkan seçilmesiyle sona erdi.

Birçok IŞİD lideri, daha önce Irak ordusunda görev yapan, Amerikan birliklerinin hapsettiği subaylardı. Savaş IŞİD’e karşı değil, Esad’a karşı; bir sonraki aşamada Esad’a karşı değil, Putin’e karşı olacak; sonra Putin’e karşı değil, ABD’nin dünyaya hakim olma yolunda ona karlı çıkma olasılığı en yüksek olan ülke Rusya’ya karşı olacak. Ve bu sonsuza kadar sürecek.

ABD menşeili internete bağlanmak Küba’nın tüm iletişiminin NSA’ya ( Ulusal Güvenlik Ajansı ) yönlendirilmesi anlamına gelecektir.

George W. Bush kendini resim sanatına vererek Teksas’ta görece daha sakin bir hayat sürüyor.İki yıl önce “Bazı şeyleri geçmişte bırakıyorum”, demişti.Evet haklısın George.Ölen bir yığın Iraklıya biz senin tablolarınla göğüs geriyoruz.

Seymour Hersh: “Eğer otuz yıl önce Rusya’nın Afganistan’daki savaşa devam etmesine izin verseydik Amerika şu anda çok daha iyi durumda olurdu … Bu hata, Rusların Afganistan’ı işgal etmesine engel olan Carter yönetimi tarafından yapıldı.Rusların Taliban’ı yenmelerine müsaade etseydik, şimdi daha iyi durumda olurduk.” (Deutsche Welle, 2 Nisan 2014’teki röportaj) Hatta, ilerici, laik Afgan hükümetini alaşağı etmeyip; Taliban’ın yükselip ilk sıraya yerleşerek, Rusları, kendi sınırlarındaki Sovyet İslamcı halklar galeyana gelmesin diye müdahaleye zorlamasına neden olmasaydık da daha iyi durumda olacaktık.

Eski Dışişleri bakanı Madeleine Albright, 1998’deki bir röportajında ABD’nin BM hakkında ne düşündüğünü tam olarak özetledi: “BM çok önemli bir rol oynuyor. Fakat bizim hoşumuza gitmeyen bir durum olduğunda da her zaman ulusal güvenlik çıkarlarımız neyi gerektiriyorsa onu yapmak gibi bir seçeneğe de sahibiz. Sizi temin ederim, işler bizim istediğimiz gibi gitmediğinde o seçeneği kullanırız.” Bu şahıs şu anda Hillary Clinton’ın dış politika danışmanı.

“Ulusunu savaşa sürükleyen bir lider, insanlık ailesi için, bir ailedeki istirmarcı bir ebeveyn kadar işe yaramaz, berbat bir kişidir.” – Suzy Kane

“Amerika’nın diplomasiye çok az önem verdiğini tam olarak anlamam çok uzun sürmedi. Güç tek başına yeterli bir araç. Yalnızca zayıflar diplomasiye bel bağlar …Roma İmparatorluğunun diplomasiye hiçbir zaman ihtiyacı olmadı, Amerika’nın da öyle.” Boutros Boutros-Ghali, Ocak 1992 ile Aralık 1996 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri-

“Müdahaleler diktatörlere karşı değil, ülkenin zenginliğini halka paylaştıranlara karşı yapılıyor: Venezuela’da  Jiménez’e değil, Chávez’e; Nikaragua’da Somoza’ya değil Sandinistalara; Küba’da Batista’ya değil, Castro’ya; Şili’de Pinochet’ye değil, Allende’e; Guatemala diktatörlerine değil, Arbenz’e; İran’da şaha değil, Musaddık’a karşı, vb.” – Johan Galtung, Norveçli sosyolog, barış ve savaş araştırmaları bölümünün kurucusu

“Başkan George Bush Irak’ı işgal edip mahvedene kadar Hristiyanların Saddam yönetimi altında çok güvende ve hatta ayrıcalıklı olduklarından hiç söz edilmemişti. ABD’nin organize ettiği kalkışmayla Esad rejimi ortadan kaldırılırsa aynı akıbetin, Suriyeli hristiyanlar için de olmasını bekleyebiliriz. Ardından Suriyeli Hristiyanlar için timsah gözyaşları dökeriz.” – Eric Margolis, 2014

“Yahudi gücü, Yahudi gücü üzerine herhangi bir tartışmaya müsaade etmeme yeteneğidir.” – GiladAtzmon

“Geçen yüzyılda olup bitenlerden büyük ölçüde sorumlu olan kişileri yargılamak için bir mahkemeye ihtiyacımız var – insanlık tarihi içinde en çok insan öldürenlerle, çevreyi en fazla tahrip edenleri. Savaş, medya ve finansal suçları yargıçlar kurulunun önüne getirip; politikacıları, CEO’ları ve büyük medya sahiplerini tıpkı Eichmann gibi kulaklarına kulaklık takıp  sanık sandalyesine oturtarak; milyonlarca insanı nasıl öldürdüklerini, gezegeni neredeyse imha olacak düzeye nasıl getirdiklerini ve birçoğumuzu nasıl sefalet koşullarına sürüklediklerini gösteren kanıtları dinlemelerini sağlayabilirdik. Elbette ki teker teker her birinin peşinden koşmazdık.Wall Street bankerlerini toplu halde bir mahkemeye, Dış İlişkiler Konseyini bir başka mahkemeye ve geri kalan Harvard İşletme Fakültesi ve Yale Hukuk Fakültesi mezunlarını da üçüncü bir mahkemeye çıkarırdık. Buna, intikam için değil yalnızca ıslah ve terbiye etmek için ihtiyacımız var. Bu yüzden bunları idam etmezdik, onun yerine denizaşırı ülkelerden birindeki Nike fabrikasına ebedi sessizlik yemini ettirerek sürgüne gönderirdik.” Sam Smith

“Aklıma gelmişken söyleyeyim: İktidarlarını temsilen misyonerlerin, ‘barbar’ dünyaya yönelik fetih ve işgal uğruna her zaman yaptıklarının günümüzdeki muadilinin adı ‘demokrasi’ ihracı oldu. İşkencenin, elbette ki öldürmenin de dahil olduğu ama kurbanların ölümsüz ruhlarını ‘kurtarmak’ amacıyla yapıldığı için bunun kurbanların yararına olduğunun iddia edildiği, ‘kilisenin’ uydurduğu konversiyon ( din değiştirme ç.n.) konseptinden bahsetmiştim. Şimdi bunun adı‘demokratikleştirme’ oldu.” – Rita Corriel

 

“Savaşta ölenleri, onları yüceltmeden anmak neredeyse imkansızdır ve onları yüceltmek de ancak savaşlarını yüceltmekle mümkündür.” – Paul Craig Roberts

Çeviri: Özgür Girişen