Salı , 17 Ekim 2017

Kürdistan: Referandumun gizledikleri-Thierry Meyssan

 

Görüntünün hakikatin önüne geçtiği bir dünyada basın, Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı için yapılan bir demokratik referandumdan söz ediyor. Öte yandan, anayasaya gereği bu referandumun sadece bağımsızlık yanlısı bölgede değil ama bütün Irak’ta gerçekleştirilmesi gerektiği gerçeği dışında, burada yaşayan milyonlarca Kürt olmayan seçmen buradan önceden uzaklaştırılmış ve buraya artık geri dönemeyecek durumdadır. Seçim sandıklarında, seçimin kurallara uygun yapılıp yapılmadığını sadece bağımsızlık yanlıları denetleyeceklerdir. Thierry Meyssan bu aldatmacayı ve arkasında gizlenen çıkarları ortaya koymaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

Bu seçim afişinde, « bağımsız Kürdistan » haritası Irak’taki özerk bölgeden Irak ve Suriye topraklarına taşmaktadır.

 

 

Kürdistan’ın bağımsızlığı için yapılan referandum tam bir alicengiz oyunudur. Referandumu masa altından destekleyen ABD, kamuoyu önünde karşı çıkıyor. Fransa ve Birleşik Krallık da Washington’un eski düşlerini gerçekleştireceğini umuduyla aynı şekilde davranıyor. Rusya da onlardan geri kalmıyor, her türlü tek taraflı değişikliğe karşı olduğu görüntüsünü verirken, bağımsızlığı –en azından tüm dünya Kırım’ın bağımsızlığını ve bunun sonucunda Moskova’ya bağlanmasını kabul ederse- destekleyebileceği de anlaşılıyor.

 

Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin ikiyüzlülüğü öyle bir düzeye ulaşmış durumda ki, bu konuda hemfikir oldukları görüntüsüne rağmen soruna ilişkin bir karar almayı dahi başaramadılar. 19 Eylül tarihli toplantıları sırasında herhangi bir karar (yani uluslararası hukuk gücü olan bir metin) ya da başkanlık bildirisi (yani Konsey üyelerinin ortak tavrı) değil, sadece yumuşak bir basın bildirisi yayınlamayı kararlaştırdılar [1].

 

Dünyada halen tanınmamış sekiz devlet vardır: Abhazya, Kuzey Kıbrıs, Yukarı Karabağ, Kosova, Osetya, Batı Sahra, Somaliland ve Transdinyester. Bu arada Avrupa’da iki bölge bağımsızlığa kavuşacağı günü beklemektedir: Katalonya ve İskoçya. Irak Kürdistanının statüsünde yapılacak her türlü değişikliğin bu ona yakın ülke üzerinde sonuçları olacaktır.

 

Kürdistan’ın bağımsızlığı, Kürdistan’ın 1920’deki Sevr Konferansında kabul edildiği bugünkü Türkiye topraklarından Irak topraklarına nakledilmesi söz konusu olduğu ölçüde bir zorlama olacaktır. Gerçi, Londra ve Washington’un 1991’den beri ağır ve kesintisiz etnik temizliğini yönettiği bu bölgeyi tanımlamak için herkes Kürdistan sözcüğünü kullanmaya alışmış görünüyor.

 

« Çöl Fırtınası » sırasında bu bölge Iraklı Kürtlerin çoğunluğunu barındırıyordu. Londra ve Washington burası için Devlet Başkanı Hüseyin’in ordusuna yönelik bir uçuşa yasak bölge ilan etmişti. Burada otoriter bir şekilde Soğuk Savaş sırasındaki işbirlikçileri Mesud Barzani’yi iktidara yerleştirmiş ve o da Kürt olmayan halkların yerinden edilmesi sürecini başlatmıştır. Aynı Barzani, daha önce iki kez seçimleri kazanmış olsa da, iki yıldan beri halktan yetki almadan iktidarda kalmayı sürdürmektedir. Görevden ayrılmasını şart koşan Ulusal Meclis, görev süresinin sona ermesinden beri sadece bir kez, o da Barzani ve Talabani’lerin feodal sistemini ve bunların adaletsizliğini ve yolsuzluğunu sürekli olarak teşhir eden bir parti olan Goran Hareketinin yokluğunda, referandum kararını oylamak için toplanmıştır. Aslında Mesud Barzani somut olarak 26 yıldan beri kesintisiz olarak iktidar koltuğunu işgal etmektedir.

 

1991 ila 2003 arasında, Devlet Başkanı Hüseyin bozguna uğradığında buranın Irak Kürdistanı olarak ilan edilmesini sağlayacak şekilde Kürt olmayanlar uçuşa yasak bölgeyi hızla terk etmişlerdir.

 

1 Haziran 2014’te Suudi Arabistan, ABD, İsrail, Ürdün, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Katar, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin gizli servisleri Amman’da (Ürdün) Irak’ın IŞİD tarafından işgaline hazırlık amacıyla bir toplantı düzenlerler. Bu toplantının varlığını Özgür Gündem’in bekletmeden yayınladığı bir Türk belgesinden biliyoruz [2]. İşbirliği yaptığım bu gazete, bu olaydan sonra « sultan » Recep Tayyip Erdoğan tarafından kapatılmıştır [3].

 

Bu belgeye göre, IŞİD ve Irak Kürdistanı bölgesinin eşgüdümünün sağlanması kararlaştırıldı. Birincisi Musul’u almak için bir yıldırım taarruz başlatırken, ikincisi Kerkük’ü ele geçirdi. Başkan Mesud Barzani bu toplantının bazı katılımcılarıyla görüşmek için dört gün öncesinde Ürdün’e gitmişti. Toplantıya katılmamaya özen gösterdi ama kendi istihbarat servisinin başındaki oğlu Mesrur tarafından temsil edildi.

 

IŞİD, Irak’ın ABD’nin kendisi için daha önceden öngördüğü bölümünü işgal ettiğinde, geçerken Yezidi’leri esir etmiş ve onları köle haline getirmiştir. Yezidilerin büyük bir çoğunluğu Kürt’tür ama Amman mutabakatı uyarınca, bazıları Sincar dağlarına kaçtıklarında dahi komşu Barzani’ler buna müdahale etmemiştir. Dağa kaçanlar nihayetinde Türk PKK’sına bağlı gerillalar tarafından kurtarılmıştır. Türk Kürt’leri, Kürt olsun ya da olmasın, ayrım yapmadan bunların tümünü kurtarmıştır. Bu zaferi Batılılar (Soğuk Savaş’tan beri onları terörist olarak kabul eden) tarafından tanınmalarını talep etmek için kullanmışlardır. Bugün Barzani’ler tarafından bu olayın yeniden yazımı girişimi, kendi halkına karşı işlediği bu cinayetin izlerini silemez [4].

 

Amman toplantısına bir başka ünlü Kürt de katılıyordu: İslamcı Molla Krekar. Televizyonda geleceğin Başbakanı Erna Solberg’i ölümle tehdit ettiği için beş yıl hapis cezasını çekmek üzere Norveç’te cezaevindeydi. NATO’ya ait bir uçakla bu zirveye katılmış ve sonraki günlerde hücresine geri dönmüştü. O dönem IŞİD’e bağlılığını açıklar. Bir terörist örgüte üye olmak suçundan yargılanmaz, iki yıllık bir indirimden yararlanarak serbest bırakılır. Oslo’dan, NATO’nun himayesi altında Avrupa’da IŞİD’i yönetir. Hiç kuşku yok ki Atlantik İttifakının Stay-behind ağı hala faaliyettedir [5].

 

Kerkük’ü ilhak eden Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, üyelerinin 1991 ila 2003 yılları arasında uçuşa yasak bölgede başlattığı etnik temizliği bölgeye yayar.

 

 

Rahat uyuyabiliriz: koltuğa çivilenmiş Başkan Barzani “Hayır” oyu verecek seçmenlere karşı misillemede bulunmayacağı konusunda güvence verdi.

 

Anayasal olmayan Başkan Barzani, Irak Kürdistanının ve ilhak edilen topraklardaki tüm halkların referanduma katılabileceklerini duyurdu. 2013 yılında bu bölgelerin tümünde on iki milyondan fazla yurttaş yaşıyordu. Ama bugün Kürt olmayan üç milyon yurttaş kaçmak zorunda bırakıldı. Dolayısıyla referanduma seçilmiş seçmenler sadece yerlerinden sürülen meşru bölge sakinlerinin yerine değil ama diğer tüm Iraklıların geleceğine karar vermek için çağrıldı.

 

Bu referanduma katılmak için aşağıdaki şartlar gereklidir:

– Kürdistan ya da ilhak edilmiş bölgelerde ikamet etmek;

– 18 yaşından büyük olmak;

– 7 Eylül’den önce seçmen kayıtlarına kayıt yaptırmış olmak;

– ve yurtdışına sığınmış olanlar için, elektronik olarak oy kullanmak üzere kayıt yaptırmış olmak. Bu da kovuldukları Kürdistan’ın seçim otoritesine önce kimliklerini ibraz etmelerini gerektiriyor.

 

Bu arada, Barzani’ler oy vermeye çağrılan halklara ilişkin özel bir anlayışa sahiptirler. 1992’de sadece 971 953 seçmen varken, on yıl sonra 2014’te bunların sayıları birden 2 129 846’ya ulaşıvermiştir… ve şimdi ise 25 Eylül 2017’de 3.305.925.

 

Bağımsızlık Barzani ve Talabani aşiretlerine karlı işlerini sürdürmeleri için ek imkanlar sunacaktır. Aynı zamanda İsrail’e askeri hedeflerinden bazılarını yürürlüğe sokma imkanı verecektir. Tsahal, 90’lı yılların sonundan ve füzelerin geliştirilmesinden beri, « basamak » yani sadece sınırlarının hemen dışındaki toprakların işgali (Sina, Golan, Güney Lübnan) stratejisini terk etti. Aksine arkadan çevreleyerek Mısır, Suriye ve Lübnan’ı etkisiz hale getirmek niyetindedir. Dolayısıyla Tel Aviv, Mısır’a yönelmiş füzeler konuşlandırmak için 2011’de Güney Sudan’ın kuruluşunu destekledi ve bugün de Suriye’ye yönelmiş füzeler konuşlandırmak için Kürdistan’ın kuruluşunu desteklemektedir.

 

Türk basınında geniş yer alan Israel-Kurd’a göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mesud Barzani’ye yönetimde « yardımcı olmak » için yeni devlete 200 000 İsrailliyi nakledeceği güvencesini verdi [6].

 

Mantığına göre, Tsahal için ideal olan sadece Kerkük’te değil ama Kuzey Suriye’de de Irak Kürdistanı topraklarına uzanmak olacaktır. Bu YPG ve onun « Rojava »sının işi olacaktır. Kendi kendine ilan edilen bu özerk devlet, burada gayrimeşru olarak birçok askeri üs kuran ABD birliklerinin işgali altında bulunan, Irak Kürdistanını Akdeniz’e bağlayan uzun bir koridordur.

 

Amman toplantısından sekiz ay önce, Pentagon’a bağlı çalışan bir araştırmacı olan Robin Wright ülkesinin bu projeye onay verdiğini teyit ediyordu [7]. O dönem Barzani’ler Türkiye ve İran’da olanlar da dahil olmak üzere tüm Kürtleri savunduklarını söylüyorlardı. Bayan Wright bilgiçlik taslayarak bu projenin olanaksız olduğunu anlatır ancak IŞİD’e ayrılan « Sünnistan »ın ve Irak ve Suriye’de Barzani’lere ayrılan « Kürdistan »ın haritasını yayınlar.

 

Öte yandan Pentagon geçtiğimiz Ağustos ayında Suriye’ye çoğunluğu eski Sovyetler Birliği menşeli olmak üzere 500 milyonluk silah ve mühimmatın satın alımı ve nakli için bir ihale düzenledi [8]. İlk 200 TIR kamyonu mal, Irak Kürdistanı üzerinden cihatçıların saldırısına maruz kalmadan geçerek 11 ve 19 Eylül’de Haseke’de YPG’ye teslim edilmiştir [9]. Rus Savunma Bakanlığı IŞİD’in denetimindeki toprakların tam ortasında yer alan ve Kürtler ve cihatçılarla birlikte uyum içerisinde yaşayan ABD Özel Kuvvetlerine ait bir kampın uydu görüntülerini kamuoyuna dağıttı [10].

 

Madem bize bu « bağımsız Kürdistan »ın bir demokratik Kürt projesi olduğu söyleniyor, bundan şüphe etmemiz için herhangi bir neden var mı?…

 

Çeviri: Osman Soysal

 

Kaynak El-Vatan (Suriye)

—————————————————————————————————–

 

[1] « Déclaration du Conseil de sécurité sur le Kurdistan iraquien », Voltaire İletişim Ağı, 21 Eylül 2017.

 

[2] « Yer : Amman, Tarih : 1, Konu : Musul », Akif Serhat, Özgür Gündem, 6 Temmuz 2014.

 

[3] Tasfiye hareketinden kurtulabilen ve kaçmayı başarabilen gazeteciler, Türkiye dışından çevrimici yayın yapan Özgürlükçü Demokrasi adlı internet gazetesini kurdular.

 

[4] “Sincar katliamının yeniden yazımı”, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 12 Eylül 2017.

 

[5] NATO’s Secret Armies: Operation GLADIO and Terrorism in Western Europe, Daniele Ganser, Routledge, 2004.

 

[6] “Bağımsızlık ilanıyla birlikte 200 000 İsraillinin « Kürdistan »’a dönmesi bekleniyor”, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 20 Eylül 2017.

 

[7] “Imagining a Remapped Middle East”, Robin Wright, The New York Times Sunday Review, September 28, 2013.

 

[8] “Heikle Fracht aus Ramstein”, “Millionen Schuss Munition für Kalaschnikows”, Frederik Obermaier & Paul-Anton Krüger, Süddeutsche Zeitung, 12. & 20. September 2017.

 

[9] “Pentagon YPG’ye 200 TIR silah ve cephane teslim etti”, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 23 Eylül 2017.

 

[10] « Le ministère russe de la Défense diffuse des photos des Forces US stationnées chez Daesh », Réseau Voltaire, 24 septembre 2017.