Pazartesi , 23 Nisan 2018

Uluslararası Hukukun Sonu mu? – Thierry Meyssan

Uluslararası Hukukun Sonu mu?

 

Thierry Meyssan

 

Genişletilmiş Orta Doğuya karşı savaşın önümüzdeki altı ay içerisinde Birleşik Devletler birliklerinin geri çekilmesiyle bitmesi gerekiyor. Ve hala işgal edilen ülkelerin her birinde barışın yerleşeceğine dair hiçbir kanıt yok. Bugün uluslararası hukuku yok etmenin muhtemel sonuçlarına tanıklık ediyoruz. Bu durum dünyanın iki parçaya bölünmesini mi pekiştirecek yoksa genelleştirilmiş bir çatışmaya kapı mı aralayacak?

 

Batılı güçler Uluslararası Hukukun kısıtlamalarına son vermeyi mi umut ediyorlar? Bu, Rus Dış İşleri Bakanı Serguei Lavrov tarafından Moskova’daki Uluslararası Güvenlik Konferansında sorulan sorudur [1].

 

Son birkaç yıl süresince Washington «tek yanlılık» konseptini destekliyor. Uluslararası Hukukun ve Birleşmiş Milletlerin Birleşik Devletlerin gücüne boyun eğmesi bekleniyor.

 

Bu politik yaşam konsepti Birleşik Devletler Tarihinden – kendi seçtikleri şekilde yaşamak ve servet yapmak niyetiyle Amerika anakarasına gelen kolonyalistlerden – doğmuştur. Her bir cemaat kendi yasalarını geliştirmiş ve yerel ilişkilerinde merkezi hükümetin müdahalelerini reddetmişlerdir. Başkan ve Federal Kongre, Savunma ve Dışişleri ile görevlendirilmiştir fakat vatandaşlar olarak kendi otoriteleri üzerinde bir otoriteyi kabul etmeyi reddetmişlerdir.

 

Bill Clinton Yugoslavya’ya Uluslararası Hukuku sevinçle ihlal ederek saldırdı. George Bush Jr aynısını Irağa ve Barrack Obama Libya ve Suriye’ye saldırarak yaptı. Donald Trump’a gelince, o hiçbir zaman uluslar üstü yasaklara güvensizliğini gizlemedi.

 

Serguei Lavrov’un, Cebrowski – Barnett [2] doktrinini ima ederek verdiği beyan şu şekilde: «Birleşik Devletlerin bu çok geniş jeopolitik alanda [Yakın Doğu] bu alanı, herhangi bir zaman limiti olmadan, bölgede ABD’nin askeri varlığını meşrulaştırmayı umarak, kendi ajandalarını organize etmek üzere, kontrollü bir kaos durumunu muhafaza etme arayışında olduğuna dair net bir kanıya sahibiz».

 

Birleşik Krallık Yasaları İhlal Etme konusunda oldukça rahat görünüyor. Geçen ay, Birleşik Krallık «Skripal sorunu» ile ilgili olarak en ufak bir kanıt olmaksızın Moskova’yı suçladı ve Güvenlik Konseyinden Rusya’yı çıkarmak için BM Genel Kurulunda çoğunluğu bu amaç etrafında birleştirmeye teşebbüs etti. Elbette Anglo – Saksonlar için tek taraflı olarak, muhaliflerinin düşüncelerine aldırmaksızın Yasası yeniden yazmak çok daha kolay olurdu.

 

Moskova, Londra’nın bu inisiyatifi aldığına inanmıyor. Moskova, Washington’un çıkışı gösterdiği kanaatinde.

 

 

«Küreselleşme», diğer bir deyişle «Anglo-Sakson değerlerin küreselleşmesi» devletler arasında bir sınıflı toplum yarattı. Fakat bu yeni sorunu oy hakkının varlığı ile karıştırmamamız gerekiyor. Elbette BMÖ, büyüklüklerine ne olursa olsun devletler arasında eşitlik ilan ederken Güvenlik Konseyi içerisindeki oy hakkı olan beş kalıcı üyeyi ayırıyor. İkinci Dünya Savaşının kazananlarından oluşan bu Yönetim Kurulu, onlar için, Uluslar üstü Hukuk ilkesinin kabulü için bir gereklilik. Fakat, bu Yönetim Kurulu Hukuku bünyesinde barındırmayı başaramadığında, Genel Kurul onun yerini alabiliyor. Çünkü, en azından teoride, daha büyük bir devlete karşı oy kullanan daha küçük devletler misilleme tedbirlerine mahkûm olmaya katlanmak zorundalar.

 

«Anglo-Sakson değerlerin küreselleşmesi» onur duygusunu önemsemiyor ve karı öne çıkartıyor ve böylece herhangi bir devletin önerisinin ağırlığı bu devletin ülkesinin ekonomik gelişimi ile ölçülür hale geliyor. Fakat, yıllar geçtikçe üç devlet, ekonomik işlevleri için değil ama önerilerinin temelleri için hedef kitle kazanmayı başardı. Bunlar Mahmut Ahmedinejat’ın İranı (bugün kendi ülkesinde ev hapsine), Hugo Chavez’in Venezuella’sı ve Papalık (Vatikan).

 

Anglo – Sakson değerler yüzünden meydana gelen kargaşa, özel para ile hükümetler arası kuruluşların finansmanına yol açtı. Bir sorunun diğerine yol açtığı ortamda, örneğin, Uluslararası Telekominikasyon Birliğine (ITU) üye devletler, önermesel güçlerini, gün geçtikçe artan bir biçimde, bir «danışma kurulunda» birleşen özel Telekom operatörlerinin karına terk ettiler.

 

«Propagandanın» yeni adı olan «iletişim» uluslararası ilişkilerde zorunluluk haline geldi. Sahte şarbon şişesi ile tehditler savuran Birleşik Devletler bakanından, Salisbury meselesindeki Novitchok’un kaynağına dair yalanlar söyleyen İngiliz Dış İşleri Bakanına kadar, yalan, saygının yerine geçti ve genel güvensizlik haline sebep oldu.

 

BMÖ, kuruluşunun ilk yılları boyunca, «savaş propagandasını» yasaklamaya çalıştı, fakat bugün BMÖ savaş propagandası yapmaktan hayli keyif alan Güvenlik Konseyinin kalıcı bir üyesi.

 

En kötüsü, 2012 yılında, Washington, en berbat savaş kışkırtıcılarından biri olan Jeffrey Feltman’ı BMÖ’nün iki numarası olarak atamayı başardığında meydana geldi [3]. O tarihten itibaren, savaşları önleyeceği farzedilen aynı örgüt tarafından, savaşlar New York’tan orkestra edilmeye başlandı.

 

Rusya bugün Batılı Güçlerin Birleşmiş Milletleri bloke etmeye yönelik olası arzusunu merak ediyor. Eğer durum böyleyse, bu alternatif bir örgüt yaratabilir fakat bu örgüt iki bloğun sorunları tartışmasını olanaklı kılan bir forum olmaktan çıkar.

 

Kaosa düşmüş, insanın insanın kurdu olduğu, Hukuktan yoksun bir topluluk olarak eğer Uluslararası Hukuktan el etek çekerse dünya bir savaş alanına dönüşecektir.

 

Notlar:

 

[1] “Sergey Lavrov’s remarks at the 7th Moscow Conference on International Security”, by Sergey Lavrov, Voltaire Network, 5 April 2018.

 

[2] “The US military project for the world”, by Thierry Meyssan, Translation Pete Kimberley, Voltaire Network, 22 August 2017.

 

[3] “Germany and the UNO against Syria”, by Thierry Meyssan, Translation Pete Kimberley, Al-Watan (Syria) , Voltaire Network, 28 January 2016. “Feltman confirmed at the UN”, Translation Anoosha Boralessa, Voltaire Network, 16 February 2017.

 

Çeviri: Serdar Koçman