Perşembe , 25 Şubat 2021

“YERLİ”, “MİLLİ”, ELEKTRİKLİ “TEMİZ ARABAYA” DAİR SÖYLEM VE GERÇEK! FİKRET BAŞKAYA

Yerli ve milli söylemi, aslında milliyetçiliğinin AKPcesi.
daha doğrusu Tayyip’cesi… Türkiye’de üç tür milliyetçilik vardır:
Milliyetçi-dinciler, Dinci-milliyetçiler, bir de duruma göre sola gönderme
yapanlar. Bunlardan birincisini, MHP ve türevleri, ikincisi AKP cenahı,
üçüncüsünü de ‘ulusal sol’, Vatan Partisi vb. temsil, ediyor. Üçünün de ortak
paydasını milliyetçilik oluşturuyor. Fakat “düzen partilerinin” geri
kalanı da milliyetçidir. Zira, Cumhuriyet rejimi bidayette, Türk-Müslüman-Sünnî
unsuru esas alarak inşa edilmiştir… Bu tanıma uymayanlar ‘iç-düşman’
sayılmış, gereği yapılmıştır ve hala yapılıyor…   

Fakat bir şey var: Kapitalizm dahilinde milliyetçiliğin bir
karşılığı yoktur. Sadece kitleleri aldatmaya/oyalamaya yarayan bir ideolojik manipülasyondur.
Zira, kapitalistin, sermayenin densin, milliyeti, dini, imanı, vatanı yoktur.
Sermaye hiç bir sınır tanımaz. Onun kitabında öyle şeyler yazmaz! Eğer öyleyse,
bu ülkenin varını-yoğunu yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken, yağmalayan, yağmalattıran,
talan ettiren bir iktidarın “yerli”, “milli” söyleminin bir
karşılığı olabilir mi? Tabii “bal tutan parmağını yalar” da
denmiştir…  

Bir araba üretilecek, “yerli” ve “milli”
olacak, yüz yıllık otomotiv tekelleriyle rekabet edecek, ihracat yapacak, GSYH
artacak ve Türkiye zaferden zafere koşacak!, “muasır medeniyetin”
üstüne çıkacak! Aslında bu ‘yerli’, ‘milli’ araba söylemiyle amaçlanan,
sermayeye yeni “değerlenme alanları” açmaktan başkası değildir. Bu hayli
zamandır dayatılan “Büyük Projelerin” devamıdır. Aynı, yollar,
köprüler, “şehir hastaneleri”, barajlar. devasa camiler, Kanal
İstanbul, “dünyanın en büyük hava alanı” gibi… O zaman şu soru akla
gelir: Tam bir yıkım/yok etme aracı demek olan büyük projeler neden gündeme geliyor? Sermayeye ‘değerlenme alanı’
açmak için… Zira, gelinen aşamada sermeye “değerlenme” sıkıntısı
çekiyor… Kapitalizm iç ve dış sınırına dayanmış bulunuyor. Ürettiğini
satamıyor, bilinen faaliyet alanlarında yeteri kadar kâr edemiyor. Malûm,
sermaye değerlenemezse “değersizleşir”… O zaman kamu kaynaklarını,
işte bütçeyi, hazineyi, doğal kaynakları yağmalamak, talan etmek sermaye için
bir çıkış yolu olarak görülüyor…  Dolayısıyla,
neden söz ettiğini bilmek önemlidir…

Aslında ‘yerli’ ve ‘milli arabayla’, ‘Yap-İşlet Devret’
[YİD], ‘Yap-Kirala Devret [YKD], ‘Kamu-Özel İşbirliği [KÖı prşlet devretlidir…

ir çıkış yolu olarak
görülüyor… azineyi, ısı prKÖİ] denilenlerin yeni bir versiyonunu
dayatmak istiyorlar. Bütün bunlar, değerlenme sıkıntısı çeken sermayenin önünü
açma amacı taşıyor… Son dönemde bütçenin, hazinenin, herkesin olan/olması
gereken kaynakların, araçların, meydanların, müşterekler denilenlerin sermaye tarafından yağmalanması/talan
edilmesi genel bir pratik haline gelmiş bulunuyor. İşte, ‘yerli’ ve ‘milli’
söyleminin işlevi, bu yağma ve talanı görünmez kılmaktır…  

Tasarımı İtalya’da yapılan ‘yerli’ ve ‘milli’ arabanın
gündeme getirilmesinin bir nedeni daha var: Bununla sanki AKP ve onun lideri
bir “sanayi devrimi ” başlatıyor izlenimi yaratılmak isteniyor… Dolayısıyla
iktidar, bu tür bir manipülasyonla, seçmen kitlesini konsolide etmeyi, ömrünü uzatmayı
amaçlıyor…  Bir İtalyan tasarımını- ki,
İtalyanlar çok yapar ve satar- bir dönemin başlangıcı saymak da ne demek oluyor?
Ortada bir fabrika yok ama bir araba var… Asıl saçmalık da, güya olmayan arabayı
satın almak isteyenlerin sıraya girmesi…  

Elektrikli ‘temiz arabaya’ gelince, aslında bu dünyada ‘temiz
araba’ diye bir şey mümkün değildir… Aynı “temiz savaş” diye bir
şeyin de olamayacağı gibi… Elbette atmosferin ısınmasının nedeni olan karbon
gazı emisyonunda, otomobilin [arabanın] bir bütün olarak otomotiv endüstrisinin
önemli bir payı var ve azaltılması gerekiyor. İyi de, bu iş nasıl yapılacak? Elektrikle
çalışan arabaya ‘temiz araba’ deniyor. Arabanın deposunu benzin/mazot/likit
gazla doldurmak yerine, bataryaya elektrik yükleniyor. Bu durumda atmosfere
daha az zarar verilmiş oluyor. Fakat, nüanse edilmesi gereken bir şey var…
Zira, arabanın neden olduğu karbon emisyonu sadece araba çalışırken, yürürken
ortaya çıkmıyor. Bir arabanın neden olduğu karbon gazı emisyonunun %56’ı
arabanın üretilme aşamasında ortaya çıkıyor, %4’ü de araba hurdaya çıkıp,
sökülünce. Sadece %40’ı, araba çalışırken ortaya çıkıyor… Birinci sorun bu. Fakat
daha önemli bir sorun daha var ki, o da elektrikli arabanın bataryasına yüklenen
elektriğin nasıl üretildiğiyle ilgili… Eğer, bataryaya yüklenen elektrik
termik santrallerden geliyorsa,  temiz
araba “kirlenmiş oluyor”. O durumda elektrikli araba benzinle,
mazotla çalışandan daha çok karbon gazı emisyonu yapıyor… Bu gün itibariyle
Türkiye’de elektrik üretiminin yaklaşık %80’i termik santrallerde üretiliyor…
İki yıl sonra bu tablo tamamen değişmiş mi olacak? Öyle bir şey mümkün mü?

Bu gün dünyadaki elektrikli arabaların %60’ı Çin’de ve orada
elektriğin çoğu kömürlü termik santrallerde üretiliyor… Bu, orada arabaların
“kirli” bir enerjiyle çalışması demek. Dolayısıyla araba ‘temiz’
değil… Elektrikli araba sayısı arttıkça, elektrik üretimi de artacak… O
kadar elektrik nasıl, ne pahasına üretilecek?

Bir kere, elektrikli araba üretimi hem daha zor ve hem de petrole
dayanana göre daha pahalıya mal oluyor. Batarya üretimi, kobalt, ithyum, neodiym,
grafit gibi değerli ve kıt madenlere dayanıyor. Bunlar da sadece Çin, Kongo,
Ekvator gibi az sayıda ülkede mevcut… Bu metallerin topraktan çıkarılması ve
rafinajı çok miktarda su ve kimyasal madde kullanmayı gerektiriyor… Aslında
kirlilik, şimdilerde Güney denilen
yoksul ülkelere transfer edilmiş oluyor… Global planda değişen bir şey yok. Batarya
üretimi fazlasıyla enerji ‘yutucu’… Bir elektrikli araba üretmek için, ‘normal
arabanın iki katı enerji kullanmak gerekiyor… Velhasıl, ‘temizi’ üretmek için
‘kirletmek’ kaçınılmaz… Dolayısıyla “temiz araba”, “yeşil
araba” söyleminin reel bir karşılığı yok! Elektrik kullanıldığı yerde
temiz olsa da, üretildiği yerde o kadar da “temiz” olmayabiliyor…
Mesela Norveç, barajlardan hidro-elektrik üretiyor ama Çin’de, elektriğin
%73’ü, Polonya’da %80’i kömürden üretiliyor… Aslındı ‘temiz araba’ bir oxymore… Aynı ‘sürdürülebilir
kalkınma’, “yeşil ekonomi”, “yeşil büyüme” gibi…

Aslında karşı karşıya olduğumuz sorun, arabalar elektrikle
mi, yoksa petrolle mi çalışmalı sorunu değil. Ulaşım politikası nasıl olmalı?
sorusuyla ilgili… Ortalama büyüklükte bir araba üretmek için ağırlığının 2 katı
kadar petrol ve 300 bin litre su harcamak gerekiyor. Aynı şekilde bir araba
üretmek için ağırlığının 20 katı hammadde kullanılıyor. Mesela 1,5 ton
ağırlığında bir araba üretmek için 30 ton hammadde gerekiyor… Bu dünyada size
verilen hediyenin mutlaka bir karşılığı vardır…

Araba havayı, suyu kirletiyor. Kentleri kent olmaktan
çıkarıyor,  sadece yolları sokakları
işgal etmiyor, kaldırımları da işgal ediyor… İyi de çocuklar nerede
oynayacak? Görüntü ve gürültü kirliliği yaratıyor, insanî yabancılaşmayı
artırıyor… Kazalar da cabası… Dolayısıyla önceliği toplu taşımacılığa,
kamusal ulaşıma vermek ve üretimi ve tüketimi kısmak gerekiyor… Unutulmasın,
kapitalistler o aracı siz rahat seyahat edin diye üretmiyor. Kâr etmek için
üretiyor… Son tahlilde kâr amacıyla üretilen
her şey mutlaka insana ve doğaya karşıdır
… Artık pusulayı değiştirme
zamanı gelmiş olmalıdır…