Perşembe , 23 Kasım 2017

Winston Churchill: Küresel çatışma ve insanlık suçunu miras bırakan “en büyük britanyalı”- Garikai Chengu

Batı âleminde ismi en çok rağbet gören lider Sir Winston Churchill’in ölüm yıl dönümü 24 Ocak 2016, Pazar günü. İngiltere’nin mevcut Başbakanı David Cameron Churchill’i anarken “bütün zamanların en büyük Başbakanı ”diye ifade etti ve  “Britanya halkı daha yakınlarda gelip geçen en büyük Britanyalı olarak Churchill’i seçti” diye de açıkladı. İngiltere’de okutulan ders kitaplarında Churchill hakkında bilgi verilirken “daha önce benzeri olmayan, ahlaki cesaret sahibi ve vatanseverlik duygusuyla dolu en büyük İngiliz yiğidi olarak tanımlanıyor.

Churchill İkinci Dünya Savaşında Nazi güçlerini yendi ve dünyanın her bir köşesinden gelen yerli halka medeniyet götürdü. Bu tanımlamayla tarihsel olarak hiçbir şey gerçeklikten bu kadar uzak olamaz.

winston_churchillBir zamanlar egemenlik alanı olan toprakları üzerinde Güneşin batmadığından söz edilen İngiliz İmparatorluğu dönemi dünyası çoğunluğu için Sir Winston Churchill, tarihin yanlış yerinde duran, Batı emperyalizmi despotluğunun büyük ırkçılık sembolü olarak kalmaya devam ediyor.

WinstonChurchill efsanesi Britanya’nın büyük propaganda aracıdır; bu araçla Britanya imparatorluğunun geçmişte işlediği insanlık dışı suçlarını temize çıkarmak amacıyla İngiltere bakış açısına göre Churchill’in gerçek tarihi yeniden yazılıyor.Churchill efsanesi, Churchill’in medenileşmesine yardım ettiği iddia edilen dünyada yaşayan insanların hala da ızdırap çekmesine neden olup,işlemekte olan neo-kolonyal ve neo-liberal politikalarının sürdürülmesini sağlıyor.

İmgesi,Büyük Britanya anlamına gelen her şeyin sembolü olarak İngilizlerin zihin dünyasında cilalanarak yer etmiştir. Churchill figürü, aynı zamanda, İngilizlerindünyayı yönetmek üzere izlediği politikadan mahcubiyet duymayan ırkçılığı ve beyaz ırkın üstünlüğünü temsil ediyor. Churchill bir zamanlar “Hintlilerden nefret ediyorum; sevimsiz dini inançlarıyla yabani insanlardır” diye bağırıyordu. Aynı zamanda “Filistinliler az yemek yiyen, ancak, deve dışkısı yiyen barbar kalabalıklardır” diye de ifade etmişti.

WinstonChurchill 1937’de Filistin Kraliyet Komisyonuna şöyle bir açıklama yapmıştı:

“Amerikan Kızılderililerine ve Avusturalya zencilerine karşı büyük bir haksızlık yapıldığını kabul etmiyorum. Dünya işlerin görülmesinde pişkin, güç sahibi ve yüksek dereceli bir ırkın bu insanlara haksızlık ederek, yaşadıkları topraklara gelip yerleşerek, topraklarını ellerinden aldığıiddiasını kabul etmiyorum”.

Barack Obama ABD Başkanı seçildiği zaman, İngiltere’ye yaptığı ziyareti dönüşünde, Oval Ofis’teki çalışma masasında Churchill büstünü bulması şaşırtıcı olmadı. Tarihçi Johann Hari“Sayın Obama’nın Kenya’da yaşayan büyük babası Hüseyin Onyango Obama’nın mahkemede yargılanmadan iki yıl hapis yatığını” ve Churchill’in olaylara bakış açısına göre, mensubu olduğu “imparatorluk politikasına karşı çıkma cesaretini gösterdiği için” işkence gördüğünü” yazar.

WinstonChurchill, uyguladığı politikadan pişmanlık duymayan ırkçı bir siyasi şahsiyet olmanın ötesinde,bir savaş aracı olarak terörizmin kullanılmasının da sıkı bir savunucusuydu. Churchill, Kürtlerin 1920’de İngiliz diktatörlüğüne karşı isyanı sırasında medeni İngiltere yönetimi tarafından terör silahı olarak gazın kullanılması konusunda meydan gelen “toplumsal hassasiyetin” farkında olmadığını anladı. “Medeni olmayan bu kabilelere karşı gaz kullanılmasının sıkı bir taraftarıyım. Böylesi bir durum canlı terör faaliyetinin yayılması olur” diye de belirtmişti.

SirWinston Churchill, yine 1920’de, Savaş’tan sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla, IRA güçlerini bastırmak üzere meşhur Kraliyet İrlanda Yedek Kuvvetlerini (Black andTans) İrlanda’ya göndermişti. Dönemin Savunma Bakanı Churchill’in faaliyetlerini uygun bulduğu ve de teşvik ettiği bu Yedek Kuvvetler sivil insanlara acımasız saldırılarda bulunmuşlardı. Bugün İngiltere Churchill’in bıraktığı aslında “küresel çatışma ve insanlık suçunu işleme” olan mirasını anarken, diğer yandan da, Batı dünyası dışında kalan dünyada yaşayan insanların  “Büyük Britanya’nın görevi yabancı toprakları işgal etmek ve yağmalamak” olduğunu söylemekte ısrarcı olan Churchill’in bıraktığı mirastan çekilen acılardan dolayı yasları hala da devam ediyor. Churchill’in kullandığı ifadeye göre Britanyalıların “Aryan kökeni kazandığı zafere” bağlıdır.

Winston Churchill’in Uzak Doğu, Ortadoğu, Güney Asya ve Afrika kıtalarına bıraktığı miras, kesinlikle bu coğrafyaların yerlilerine medeniyet götürmek üzere iyi niyetli, Aslan Yürekli bir İngiliz’in icraatları değildir. Churchill gibi siyasi bir figür, aslında, söz konusu bu coğrafyaların halklarına emperyalizm, ırkçılık ve faşizm götürmesi nedeniyle, modern dünyanın büyük bir kısmında devam etmekte olan çatışmalardan ve de istikrarsızlıktan sorumlu tutulabilir.

Churchill icraatlarından övündüğü gibi, bir Pazar günü öğleden sonrasında, çalakalem bir şekilde, çok sayıda Ürdünlüleri aslında taht sahibi olmayan bir Haşimi Prensi olan Abdullah’ın acımasız yönetimine vermek suretiyle Ürdün devletini kurmuştu. Tarihçi Micheal R. Burch,Winston Churchill’in, cömertçe hazırlanan bir sofradan sonra, pek özen göstermeden,“Churchill’in Hıçkırığı” veya “Churchill’in Aksırığı” tabiriyle ifade edilen, Ürdün ile Suudi Arabistan arasındaki doğusınırı nasıl da zikzak üçgen bir girinti şeklinde geniş çizdiğini yazılarında hatırlatıyor.

Churchill yine bu dönemde Irak devletini de kurmuştu. Demokrasiye büyük inancı olduğunu söyleyen Churchill, Prens Abdullah’a Ürdün topraklarını verdikten sonra, Prens Abdullah’ın kardeşi Faysal’a da, daha sonra Irak ülkesi olacak, çöl araziyi keyfe keder olarak tahsis etmişti. Abdullah ve Faysal kardeşler“Arabistanlı Lawrence” diye nam salan T.E.Lawrence’ın yakın ahbabı olan Churchill’in cephedeki sıkı dostlarıydı.

Modern dünyanın büyük imparatorluğu (ABD’nin) Irak’ta fiyaskoyla sonuçlanan icraatlarında olduğu gibi, Churchill yönetimiemperyalist dış politikası, keyfe keder bir politikanın uygulaması sonucunda Irak ülkesinde bir araya getirilen, öteden beri kanamaya devam eden, üç etnik grup arasında meydana gelen savaş nedeniyle on yıllardan beri istikrarsızlığın olmasına yol açtı. Churchill’in bölgede uyguladığı politikayla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi Irak’ın üç vilayeti; ağırlıklı olarak Şii nüfusun bulunduğu Basra, ağırlıklı olarak Sünni nüfusun olduğu Bağdat ve ağırlıklı olarak Kürt nüfusunun yaşadığı Musul vilayetlerini tek bir yönetim altında birleştirdi.

Irak toprakları dışında yaşayan bir kişiye Irak ülkesinin bugün içinde bulunduğu istikrarsızlığı getiren kargaşadan kimin sorumlu olduğu sorusu sorulursa, büyük bir ihtimalle, tek bir ifadeyle,  ya “Bush yönetimi”  ya da “Amerika” cevabı alınır. Diğer yandan, Irak vatandaşlarına son 50 yılda Irak’ta meydana gelen sorunlardan kimin sorumlu olduğu sorusu sorulursa, gayet açık olarak “Churchill” cevabını alma ihtimali yüksektir.

Winston Churchill, Britanya’nın Ortadoğudaki mandası sınırlarını belirlemek üzere, 1912’de, Kahire’de bir konferans düzenledi ve T.E.Lawrence bu konferansın en aktif delegesiydi. Churchill’in düzenlediği konferansa,şaşırtıcı bir şekilde, hiç bir Arap yetkili davet edilmedi. Anılarında,yapmış olduğu planları hiçbir zaman Araplarla paylaşmadığını söyler.

Churchill emperyalizmi eliyle Ortadoğu çöllerinde keyfe keder çizilen sınırlar günün şartları testlerine dayanamayacaktır. Churchill’in uyguladığı politikayla, bugüne kadar gelinen zamanda, Ürdünlülere, Iraklılara, Kürtlere ve Filistinlilere gerçek bir demokrasi ve de ulusal istikrar anlamında herhangi bir icraatın olmadığını görülüyor.

Sonu gelmeyen İsrail – Filistin çatışması olayların nedenleri bir zamanlar Churchill’in de mesaide bulunduğu İngiltere Hükümeti Yürütme Merkezinin bulunduğu, Winston Churchill’in Araplarile Yahudilere miras bıraktığı “Vadedilmiş Topraklar”konusu kararının alındığı Downing Street, 10 adresinde aranabilir. Churchill, Britanya’nın Ortadoğu’da izlenen dış politikasının en büyük hatası olduğu anlaşılan, Yahudilere yurt verilmesi/ülke kurulması anlamında Britanya desteği olan 1917 Belfour deklarasyonuna nesnel bir yürürlük kazandırdı.

Winston Churchill’in Sahra-Altı Afrika ve Kenya’ya bıraktığı miras,etkisi bugüne kadar da devam eden, fiziksel ve fizyolojik izleri toplumsal katmanların derinlerinde yer alıp, tahammül edilmesi güç olaylardır. Sosyal olaylar ve tarihsel konular üzerine sonuçları dikkate alındığında, bir siyasetçinin yalnızca söylediklerine değil, aynı zamanda, eylemlerine de bakılması gerekir. SirChurchill, özelikle demokrasi ve özgürlük konularında olmak üzere, sözleri İngiliz hitabet dünyasında en çok alıntılanan bir figür iken, Churchill’in ifadesi olan “barbar halklara karşı neşeli birkaç küçük savaş” ifadesinde görüleceği gibi, gerçek tarihsel gelişmelerin, kendi söz ve politik icraatları etrafından dolanan bir adamı gösteriyor.

Sözünü ettiği buneşeli küçük savaşlardan biri, Churchill’in “medeniyetten yoksun vahşi çocuklar” diye tanımladığı ve 150.000 nüfusun İngiliz Çalışma Kamplarında (Britain’sGulag) zorla çalıştırıldığı Kenya Kikuyu Halkı özgürlüğü için isyan ettiği zaman meydana gelmişti.

Politzer Ödülü alan Tarihçi Prof. Caroline Elkins yazdığı İngilizÇalışma Kampı: Kenya’daki İmparatorluğun Acı Sonu (Britain’sGulag: TheBrutalEnd of Empire in Kenya) başlıklı kitabında Churchill yönetimi döneminde Kenya’da işlenen cinayetler okuyucunun gözleri önüne seriliyor. ProfElkinsaynı zamanda Kenyalı MauMau Direnişçilerin Britanya Sömürgeci yönetimine karşı isyanı sırasında (1952-1960)  Churchill yönetimi dönemi İngiliz askerlerinin,Britanya “medeniyeti” adına, “MauMaupopülasyonu arasında şüpheli gördüklerinin bedenlerini nasıl da “kırbaçladığını, yaktığını ve parçaladığını” anlatıyor.

ABD Devlet Başkanı Obama’nın büyük babası Hüseyin Onyango Obama’nın da hiçbir zaman işkence görmediği, sadece Churchill yönetimi adamlarından gelen muameleye katlandığı söylenir. Yine Nobel Ödülü Sahibi Ekonomist Amartya Sen,Churchill yönetimi döneminde, 1943’te, Bengal’de, ekonomik kazanç elde edilmesi amacıyla, insanlık tarihinin en büyük kıtlığı yaratılacak şekilde, nasıl da mühendislik faaliyeti yapıldığınıgözler önüne seriyor.

Churchill yönetimi Hindistan’a gıda yardımı gönderilmesini ret ettiği zaman üç milyondan fazla sivil insan açlıktan ölmüştü. Churchill yönetimi yardım göndermek yerine “yaşanan kıtlığın nedeni aslında tavşanlar gibi üredikleri için kendi hataları olduğu” şeklinde borazan çalarak ifade etmişti. Churchill yönetimi, İngiltere’nin kontrolü altında bulunan, açlık çeken bir milletin mensuplarının gıda ihtiyacını karşılamak yerine, İkinci Dünya Savaşından sonra, ekonomik kazanç elde etmek amacıyla stoktaki malları kasıtlı olarak açık pazarlara sürmüştü. Churchill yönetiminin Hindistan’daki icraatları tartışmasız olarak insanlık suçudur.

Winston Churchill Britanya’nın felaket getiren böl ve yönet dış politikasının en büyük savunucusuydu. Churchill yönetimi, Hindistan Bağımsızlık hareketi içerisine mezhepsel çatlaklar yaratmak suretiyle, o zamandan beri bölge coğrafyası üzerinde yıkım yaratıcı etkisi olan Hindular ile Müslümanların arasını açmıştı.

Hindistan’ın Britanya’dan bağımsızlığını kazanmasından önce Churchill yönetimi “Hindistan milletini bir arada tutan tutkal görevini gören”  hayırsever Britanya’nın olduğunu kanıtlamak üzere, kan akıtıldığını görmeye çok hevesliydi. Churchill açısında ülkede kan akıtılması aynı zamanda Hindistan ile Pakistan şeklinde iki ayrı ülkenin kurulması yönünde ilave bir stratejik avantaj idi. Churchill’in ülkenin bölünmesinde beklentisi yeni Pakistan’ın İngiltere’nin etki alanı içerisinde kalacağı yönündeydi. Böylesi bir politika izlenmesiyle, masum Hindistan ve Pakistanlılara maliyeti ne olacağı hiç hesaba katılmaksızın, Sovyet İmparatorluğuna karşı Büyük Oyunun devamını sağlayacaktı. Ülkenin Hindistan ile Pakistan şeklinde ikiye bölünmesi sonucunda yaklaşık olarak 2,5 milyon insanın ölümüne ve 12,5 milyon insanın da yerinden olmasına yol açmıştı.

Washington Post gazetesi Dış Politika yazarı IshaanTharoor’a göre Churchill’in Başbakanlığı dönemindeki Hindistan konularında sorumlu Devlet Bakanı LeopoldAmery, patronunun Hindistan konularına olan anlayışını King George III’ünAmerikaya ilgisizliğine benzetiyordu. Devlet Bakanı Amery anılarında “Hindistan söz konusu olduğu zaman, Churchill pek sakin duramazdı, Hitler ile Churchill’in görünümü arasında pek fark olmadığı” görülüyordu.

Çoğu İngiliz tarihçisinin aynı görüşe katıldığı gibi Winston Churchill’in, Hitler ile çok daha fazla ideolojik ortak paydası vardı.  Churchill, 200.000 sakat kişinin ölüme sevk edildiği tahmin edilen ve zor kullanmak marifetiyle ikinci kez bu kadar sayıdaki insanı sterilize eden Nazi Almanya’sı liderliğiyle aynı görüşün paylaşılması olan, insan soyunun genetik olarak ıslahı bilimi olan Öjenik (Eugenics) çalışmalarının sıkı bir savunucusuydu.

Churchill zihinsel rahatsızlıkları olan kişilerin zoraki olarak sterilize olmasına olanak sağlayan, çok tartışmalı bir yönetmelik hazırlamıştı. Churchill,1910’da Başbakanlığa sunulan bir iç yazışmada “geri zekalı kişilerin sayısında artış olması,İngiliz ırkı için büyük tehlike arz ettiği konusunda uyarıda bulunmuştu. Churchill aynı zamanda insanlık tarihinin en büyük Öjenik taraftarları toplantısı olan Uluslararası Öjenik Konferansı 1912’inin düzenlenmesine yardımcı olmuştu. Churchill’in ırk hiyerarşisine ve öjenik çalışmalarına büyük bir inancı vardı. Churchill’in gözünde beyaz ırk Protestan Hristiyanlar, beyaz ırk Katolikler’in üzerinde, ırk hiyerarşisi piramidin en üst tepesinde yer alırken, Yahudiler ile Hintliler ise sadece bir derece Afrikalıların üzerinde yer alıyorlar.

Tarihçi Johann Hari haklı orak “izlediği politikasıyla İngiltere ile çakışan bir süper güç olma yolunda,özgür ve bağımsız bir Hindistan’ın olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve “vahşi” Kikuyu popülasyonunun büyümüş çocukları,Hindistan’ın artık dünyamızın en büyük gücünden birisi olması hesabıyla, en çirkin yanıyla Churchill itibarının, en iyi yanıyla tatlı ve ironik zaferinin karşılığı” olduğunu ifade ediyor.

Bugün Churchill’i anma törenleri ve kutlama konuşmaları yapılırken, İngiliz medyası ve okul ders kitapları Churchill’in Avrupa diktatörlüğüne muhalefetini hatırlamayı tercih edebilir.  Ancak, İngiltere dışında kalan dünya insanlarının Avrupa coğrafyası dışında kalan coğrafyanın koyu tenli insanlarına metazori olarak dayatılan diktatörlüğü unutması mümkün değildir. Winston Churchill, medeni kale duvarları üzerinde duran Aslan Yürekli bir Britanyalı olmaktan daha ziyade, genel anlamıyla, tarihin yanlış yerinde konumlanmış bir Britanyalıdır.

Sir Winston Churchillefsanesi,on yıllardan beri, İngiliz imparatorluk kültürüne güzellemeler düzmeye yaradığından ve beyaz ırk İngiliz milli gurunununpekiştirilmesinde Britanya’nın en büyük propaganda aracı olmasından dolayı,bugüne kadar yaşamış en büyük Britanyalıdır.

 

Kaynak : http://www.globalresearch.ca/winston-churchill-britains-greatest-briton-left-a-legacy-of-global-conflict-and-crimes-against-humanity/5503018

Çeviren: Nizamettin Karabenk