Perşembe , 22 Ekim 2020

HAYVANLAR HAKLI – HAKAN YURDANUR

” Kuşkusuz tüm canlıların yaşam hakkı vardır ve nedeni , niçini ile gerekçelendirilmek zorunda değildir.” Ne yazık ki teoride doğru olan bu kavrayış neoliberal sistemde karşılık görmüyor. Bir canlının yararlı yada zararlı olup olmadığına , yaşayıp yaşamamasına *insan* karar veriyor! Hatta insan denilen bu geniş kümenin içinde bir alt küme olarak var olan küçük bir azınlık kararları emrediyor ! Öyle bir fantazi yaratılmış ki , bir an insanın inanası geliyor : ” tüm hayvanlar, bitkiler , dağlar , nehirler, ormanlar , denizler insanın mutluluğu için var , onun rahatı için yaratıldılar.” Oysa insanın rahatı geri kalan tüm doğal yaşamın rahatsızlığı demektir. 

   Bu rahatsızlığı başka şekilde ifade edelim : Bir alanın ( coğrafi bölgenin) % 50 si tahrip edilirse , o alanda yaşayan ve o bölgeye ait türlerin % 90 nı yok oluyor. Bir zamanlar hayvanları 《 kardeş halk 》olarak gören insanlık, kapitalizmin başlangıç tarihi diyebileceğimiz 1500 yılından günümüze dek yaklaşık 700 omurgalı hayvan türünü yok etti. Vahim tablo bununlada bitmiyor : Uluslararası doğayı koruma birliği kırmızı liste yayınlayarak ; memelilerin % 25 nin , kuşların % 14 nün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Gelecek 20 yılda ise 50 den fazla hayvan türünün yok olacağını ekliyor. 

   İşte bu vahim tablo karşısında hayvanların hakkından söz etmek aslında gezegene toptan veda etmiş veya etmek üzere olan hayvanlardan * af dilemek * anlamına geliyor. Hayvan hakkı tıpkı insan hakkı gibi , haksızlığın varlığının simgesi olarak sömürü ve yok edilişi anlatıyor. Hayvanı hayvandan değil , hayvanı insandan korumak için hayata geçirilmeye çalışılan yasalar ne yazık ki insan marifetiyle yazılmakta. 

   Neoliberal faşist sistemde hayvan hakkı demek , * insan dışı * varlıkların hakkı demektir. İnsan dışı ise ; ezilen, sömürülen , baskı ve açlık koşullarında yaşamaya çalışan insanlığın büyük çoğunluğu demektir. Diğer türlü söylemek gerekir ise , bu sistem bırakın hayvanın ( ve insanın ) hakkını tanımayı , kendi çıkarına uymuyorsa hayvanların ( ve insanların ) yaşamasına dahi katlanamıyor. Neoliberalizmde hayvanın hakkının olması için ; soyulan vatandaş olması , vergi vermesi gerekir. Buda yetmez ; artı değerin üretiminde daha fazla yer alması , düşük ücrete çalışması , ses çıkarmaması gerekir. Özetle neoliberalizmde hayvan , hakları bakımından ezilen sömürülen vahşi sefalet koşullarında yaşayan insandan farksızdır. İnsanda hayvandan.

   Hayvan hakkı yaşam odaklı bir savunudur. Bu savunu ; köpekleri seven , tavukları yiyen , yılanları giyen faşist neoliberalizme karşıdır. Bu karşı duruş  insana , bitkiye , hayvana, gezegene yapılan saldırılara karşı bütünlüklü olmalıdır ; ayrılmaz , parçalanamaz , ayrıştırılamaz bir bütün… İşte bu bütün altında evcil hayvanların bakılması , beslenmesi ve hayvan haklarının bunlar üzerinden okunması önemli bir nokta ve biraz önce sözünü ettiğimiz bütünü parçalamakta. Orman yanarken acıdan bağıran sincabın , denizler nehirler zehirlendiğinde ölen balığın ‘ da hakkını savunmak gerekli. Metalaşmış zihniyetin ürünü olarak satılan ve alınan kuşlar , kediler , balıklar , köpekler kadar bu canlılarında yaşam hakkı için mücadele zorunlu olmalı. Ama ne yazıkki mücadele biçimide metalaşmış olandan yana işliyor. Faaliyet gösteren onca kurum dernek vd. * hem karnım doysun , hemde tabaktaki yemek dursun * mantığı ile hareket ediyor. Evcil hayvanın insana duyduğu sadakatten hoşlanan , varlığım varlığına armağan olsun , ne mutlu bana kemik verene ! denilmesinden ( eylemle gösterilmesinden ) mutlu olan büyük bir kesim var. Hayvan hakkı için mücadele etmek ayrı , hayvan refahı için mücadele ayrı şeyler.

   Unutmamak gerekir ki ,hayvanların özgürleşmesi politik bir meseledir. Neoliberal politikalara karşı duruşun bir simgesidir. Ormandaki kaplan , dağdaki keçi , ovadaki ceylan , denizdeki balık özgür değilse , sıcak bir evde bakılan kedide özgür değildir! Daha genel söylemek gerekirse : gezegende yaşayan tüm canlıların kaderi birbirine bağlıdır. Birisinin yok olması diğerlerinide etkiler.

   Hayvan hakkını savunmak , hayvanlara uygulanan şiddetin yarattığı acıyı azaltmak değil , sömürüyü sürdüren tüm kurumları tamamı ile ortadan kaldırmayı talep etmek demektir. Bu talep elbette yasayla , mahkemeyle , dilekçeyle olmaz. Bu talep hukuki zeminde kalır ve sadece tartışılırsa , hukukun güçlünün konumuna göre işlediğini hatırlatmak gerekli. Güçlünün koyduğu yasada , şiddeti gizlemenin diğer adı olmakta. 

   Bu gün küreselleşme demek , sermayenin küreselleşmesi , büyüme demek sermayenin büyümesi ise ; bu durumdan hayvanlarda nasibini almakta. “” Bugün birçok hayvan türü tarih sahnesine ilk çıktığı orijinal halinde değil. İnsanların bilinçli müdahalesiyle farklılaşmış durumdalar. Mesala tavuk kanatlı bir canlıdır ve kanatlar uçmak içindir . Oysa tavuklar uçamıyor. Başlangıçta herhalde günde 22 litre süt veren inek , hergün yumurtlayan tavuk yoktu “” diyor Fikret Başkaya hocamız . ( İklim krizi ve Ekolojik yıkım adlı eserinde ) 

   Dünyanın en büyük nüfusuna sahip , ezilen sömürülen , yok edilen  canlılar olarak hayvanların yaşam hakkını savunmak nezaket ve adalet kuralları ile değil politik sınıfsal eylemle olur. Ezilen , sömürülen , yok edilmeye çalışılan tüm canlılar adına : 4 Ekim yaşam hakkı günü ve mücadelesi kutlu olsun.