Perşembe , 22 Ekim 2020

Ortak görüşünüzden bıktık artık! Thierry Meyssan

Ortak görüşünüzden bıktık artık!

2 HAZİRAN 2020

Kuramsal açıdan, uzun bir eğitim sürecinden geçen siyasetçiler ve hekimler bilim insanlarıdır. Ancak uygulamada, bunların çok azı bir bilimsel yaklaşım içerisindedir. Bugün, alınmış olan sözde sıhhi önlemlerin (evlere hapsetme, sosyal mesafe, maske ve eldiven kullanımı) sorumluluğunu kimse üstlenmek istememektedir. Hepsi de üniversite kararlarının, bilimsellik şemsiyesinin ve ortak görüşün ardına sığınmaktadır.

JPEG - 46.9 kb

Soldan sağa: İçişleri Bakanı, Başbakan ve Sağlık Bakanı anayasaya aykırı önlemleri açıklıyorlar. « Bilimsel » hayır duasını almak üzere, Covid-19 Bilim Kurulu ve Ulusal Etik Danışma Kurulu başkanına söz veriyorlar.

Sahte meslektaş dayanışması

Covid-19 salgını, vatandaşları korumak olan asli görevlerini gözden kaçırmış bulunan siyasetçileri gafil avladı.

Telaşa kapılınca kendilerini birkaç bilgenin eline bıraktılar. Özellikle de İmperial College’den matematikçi Neil Ferguson [1] ve ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ile birlikte çalışmış olan CEPİ’den (Coalition for Epidemic Preparedness İnnovations) Doktor Richard Hatchett’e [2]. Aldıkları kararları iletebilmek üzere, bunlar meşrulaştırmak için bilim insanlarından ve kefil olmaları için tüzel kişiliklerden yardım talep ettiler.

Böylece, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, laik bir Fransa’da kendisine Ulusal Etik Danışma Kurulu Başkanı’nın yönetimi altında, çoğunlukla matematikçilerden ve doktorlardan oluşan ve bir Covid-19 Bilim Kurulu oluşturdu.

Herkes, salgın karşısında bilim insanlarının genel olarak birbirleriyle aynı fikirde olmadığını gördü. Dolayısıyla da bu Kurul üyelerinin seçilmesi, söylediklerini duymak istemediklerini önceden dışlamayı ve sadece duymak istediklerini söyleyenlere söz vermeyi mümkün kılmıştır. Bunun dışında, bu düzeneği denetlemek için bir tüzel kişiliğin atanması, alınması gerekli olduğu iddia edilen ancak Anayasaya açıkça aykırı olduğunu bildiğimiz özgürlüğü kısıtlayıcı kararları meşrulaştırmak için tasarlanmıştır.

Başka bir deyişle, bu Kurul insanlara Cumhurbaşkanı ve hükümetinin sorumluluğunu unutturmak için kullanılan bir paravandan ibarettir. Dahası, halihazırda bir halk sağlığı idaresi ve halk sağlığı yüksek kurulu mevcut iken, bu yeni kurulun hiçbir yasal dayanağı yoktur.

Salgını önleme yöntemleri ve uygulanacak tedaviler hızla bir yumruk dövüşüne dönüştü. Cumhurbaşkanı Macron bunun üzerine, bu işi bir düzene sokmak üzere bir tali oluşum olan Araştırma ve Uzmanlık Analiz Kurulu’nu belirledi. Bilimsel bir tartışma forumu olmaktan uzak olan bu oluşum, klinik doktorların deneyimine karşı CEPİ’nin görüşlerini savundu.

Siyasi yetkililerin görevi, makam araçlarının içerisinde kendini tatmin etmek, sonra korktuğunda yardım dilenmek değil, vatandaşlarına hizmet etmektir. Hekimlerinki ise Şeysel Adaları plajlarında seminerlere gitmek değil, hastalarını tedavi etmektir.

Matematikçilerin ise durumu biraz farklıdır. Görevleri gözlemleri ölçümlemektir. Bunlardan bazıları, iktidarın bir bölümünü ele geçirmek için paniğe yol açma yöntemini kullanmıştır.

Bilim olarak siyaset ve tıp

Siyasetçilere ve doktorlara rağmen, siyaset ve tıp da iki bilim dalıdır. Bununla birlikte, son yıllarda, bu iki uzmanlık alanı kar hırsına yenik düşmüş ve gazeteciliğin az farkla önüne geçerek Batı’daki en yozlaşmış meslekler haline gelmiştir. Bilim insanlarının temel niteliği olmasına karşın, çok az sayıda insan kesinliklerini sorgulamaktadır. Artık sadece kariyer peşinde koşmaktadırlar.

Toplumlarımızın yaşadığı bu yıkım karşısında kendimizi çok zayıf bir şekilde savunuyoruz. İlk olarak kendimize siyasetçileri eleştirme hakkı tanısak da, ilginç bir şekilde doktorlara ses çıkarmıyoruz. İkincisi, hastalarından birini kurtarmayı başardıklarında onları övmek yerine hastaları öldüğünde doktorlara dava açıyoruz, ancak ilaç endüstrisi tarafından yoldan çıkarılmalarına göz yumuyoruz. Oysa bu bir sır değil, bu endüstri mevcut en büyük lobi bütçesine sahiptir ve hatta gelişmiş ülkelerdeki her doktorla, « tıbbi ziyaretçiler » arasında oluşturulan devasa bir lobici ağından yararlanmaktadır. Bu dalavere içerisinde geçen yıllardan sonrasında, tıp mesleği anlamını yitirdi.

Bazı siyasetçiler ülkelerini korur, bazıları korumaz.

Bazı doktorlar hastalarını tedavi eder, bazıları etmez.

Covid-19 olduğundan şüphelenilen ve hastaneye yatırılan hastaların, bazı hastaneler yerine diğerlerine kabul edilmeleri durumunda ölüm olasılıkları 5 kat daha fazlaydı. Oysa onlara bakan doktorların hepsi aynı eğitim sürecinden geçmişti ve aynı donanıma sahipti.

Her hastane hizmetinin sonuçlarını öğrenmeyi talep etmeliyiz.

Profesör Didier Raoult, enfeksiyon hastalarını başarıyla tedavi etmektedir ki Marsilya’daki son teknoloji ürünü enstitüsünü de bu sayede kurmuştur. Profesör Karine Lacombe, Paris’teki Saint-Antoine Hastanesi’nde bulaşıcı hastalıklar bölümünün başına getirilmesini sağlayan sanayici Gilead Science için çalışmaktadır. Gilead Science, dünyadaki en pahalı ve genellikle en az etkili ilaçları üreten, eskiden Donald Rumsfeld –evet, yine aynı isim– tarafından yönetilen şirkettir.

Bakıcıların yolsuzluk batağı içerisinde olduğunu söylemiyorum, ancak fazlasıyla öyle olan « mandarinler » ve bir yönetim tarafından idare edilmektedirler. Birçok gelişmiş ülkenin bütçesinden çok daha yüksek bir bütçeye sahip olan ancak sadece vasat sonuçlar alınan Fransız hastanelerinin sorunu bundan ibarettir. Bu bir para değil, nereye gittiğini iyi bilme sorunudur.

Tıp basını artık bilimselliğini yitirmiştir

Tıp basını artık hiçbir şekilde bilimsel değildir. 1996’da fizikçi Alan Sokal [3] tarafından teşhir edilen korkak ideolojik önyargılardan bahsetmiyorum, ancak bugün yayınlanan makalelerin dörtte üçü doğrulanamaz niteliktedir.

Ana akım medyalar neredeyse oybirliğiyle, Lancet’te yayınlanan ve Raoult protokolünü mahkum eden ve Gilead Science’ın ilacı Remdesivir’in önünü açan bir çalışma lehine bir karalama kampanyasına katıldılar [4]. Onlar için bunun rastlantısal olmaması, doğrulanmaması ve asıl yazarı Doktor Mandeep Mehra’nın Remdesivir’i tanıtmak için Boston’daki Brigham Hastanesi’nde çalışması, kısacası yakışıksız bir iş olması çok da önemli değildir. Tek farklı ses The Guardian konuyu biraz kurcalamış ve bu çalışmanın temel verilerinin açıkça tahrif edildiğini ortaya çıkarmıştır [5].

Bu « araştırmayı » okuyun, gözlerinize inanmayacaksınız: The Lancet gibi « prestijli bir bilimsel dergi » tarafından böyle bir aldatmaca nasıl yayınlanabilir? Ancak New York Times ya da Le Monde gibi « başvuru kaynağı » siyasi medyalarda aynı aldatmacaların yer aldığına da tanık olmadık mı? The Lancet, aynı zamanda hem parça başı makaleleri büyük bedelle satarak, hem de ilaç endüstrisi tarafından tamamen ürünlerini satmak için yazılan sahte bilimsel yayınlar yaratarak büyük karlar toplayan Elsevier grubu tarafından yayınlanmaktadır [6].

Yakın zaman önce, arama motorları ile diğer sitelerin aleyhine bazı « güvenilir » bilgi kaynaklarını teşvik etmeye yönelik NATO operasyonu konusunda sizleri uyarmıştım [7]. Oysa bir editörün ya da medyanın adı bir yetkinliğin ve samimiyetin kesin teminatı olamaz. Her kitap, her makale, sadece kendisi için ve kendiniz tarafından değerlendirilmelidir.

Bilime karşı « bilimsel ortak görüş »

Birkaç yıldır, diplomalı bilim insanları artık Bilim ile değil, mesleklerinin görüş birliğiyle ilgilenmektedirler. Bu durum, dönemin gökbilimcilerinin Galileo’ya karşı birlik olduğu 17. yüzyılda da söz konusuydu. Onu susturmalarının hiçbir yolu olmadığı için, yüzlerini onu ömür boyu hapse mahkum eden Kilise’ye döndüler. Fakat bunu yaparken, Roma kendisini sadece « bilimsel görüş birliği » ile gerekçelendirmişti.

Benzer şekilde, on altı yıl önce, Paris Temyiz Mahkemesi, bana karşı « gazetecilerin görüş birliği »nden hareketle yazdıklarımın sadece yanlış olabileceği gerekçesiyle beni karalayan büyük gazetelere karşı şikayetlerimi baştan aşağıya reddetmişti. Hangi kanıtları ürettiğim onlar için hiç önemli değildi.

Ya da yine, eski İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher, « bilimsel görüş birliği » adına « küresel ısınma » konusunda demir gibi sert görünüyordu [8]. Bu konuda yürütülen birçok bilimsel tartışmanın varlığı çok da önemli değildi.

Oysa hakikat bir kanaat değil, süreçtir. Hakkında oylama yapılmamalı, ancak her zaman sorgulanmalıdır.

Çeviri
Osman Soysal