Çarşamba , 22 Ocak 2020

SOL-SOSYALİST SÖYLEM ve SOSYALİST EMEKÇİ PARADİGMA Nazım Can 12 Ocak 2020

Eylül 2019‘dan itibaren, sonbaharın sıcak günlerinden, soğuk kış günlerine geçişte dünya, büyük insanlığın, yeni bir hareketlilik ve isyan dalgasına sahne oldu.

Doğudan batıya Hong Kong, Endonezya, Hindistan, Afganistan, İran, Irak, Kurdistan, Suriye, Lübnan, Yemen, Somali, Mısır, Libya, Cezayir, Yunanistan, Fransa, Katalanya, İspanya, Şili, Ekvator, Bolivya, Haiti gibi ülkelerde;  işçiler, emekçiler, dar gelirliler ve işsizler; iş, aş talebiyle; işsizliğe, hayat pahalılığına karşı ekonomik, siyasi kimlik, kişilik ve demokratik haklarını haykırdılar… Her zaman olduğu gibi bu eylemler, güvenlik güçlerinin manipülasyonları ile şirazesinden çıkartılıp, eylemciler darp edilip, katledildiler. Bunun üzerine eylemciler, isyan edip, sokakları ateşe vererek, yakıp yıkmaya başladılar…

İşte bu çerçevede, kapitalist sistemden muzdarip büyük insanlığın, sistem içi ve kendiliğinden gelişen, geniş ve yaygın kitle hareketlerinin yükselişine ve kısmi düşüşüne tanık olduk.

Bu isyanları, meşrebince değerlendirip dile getiren, eski sol-sosyalist ve onun nüansa edilen yeni biçimi, ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi, söylem sahibi arkadaşlarımız:

Reel Sosyalizmin çöküşünü, radikal eleştiriden geçirip, yeni teorik sosyalist çözümlemeler geliştirmeleri; bu çözümlemeler temelinde, kapitalist özel mülkiyeti, sosyalist toplum kuruluşu için temel sorun edinip, onu sosyalist toplum altyapısının kuruluşuna yol açan, toplumsal bir proje geliştirmeleri gerekirken. Tam tersine, hiçbir şey olmamış gibi eski ezberleri üzerinden, ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi söylem ile beyhude beklentilerine sarıldılar. Böylece, işçi sınıfına endeksli sınıf mücadelesi temelinde, Jakoben Marksist devrim ve sosyalizm davası “umutlarına” yapışıp kaldılar. Çünkü bu arkadaşlar, Marksist-Leninist teori ve pratik ile bir yerlere varılamadığı, varılamayacağını hala anlamış, bilince çıkarmış değiller. Reel Sosyalizmin, dünyanın 1/3’de gerçekleşip,  70 yıl, devlet düzeyinde siyasal iktidar olup, başarısız “sosyalist” inşa ve deneylerden geçerek, çözülüp yerle bir olmasına, hala akıl sır erdirmiş değiller.

Neden?

Çünkü Marksist-Leninist ideolojinin özünde, bu arkadaşları büyüleyen, şöyle bir gerçeklik vardır:

O da Marksist-Leninist ideolojinin, teorik ve pratik yenilgisinin sarıp sarmaladığı çelik çekirdeğinde, toplumsal bir proje için zayıf ve yetersiz olmasına rağmen, güçlü, Diyalektik Tarihi Materyalist bir söylem gerçekliğidir.

Bu söylem gerçekliğinin büyüsüne kapılan, Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, bu öz ile onu saran idealist kabuğu, bir birinden ayıramıyor; bu öz “hatırına” tümden bir Marksist-Leninist ideoloji üzerinden, hala yürümeye devam edilebileceklerini sanıyorlar. Dolayısıyla bu arkadaşlar, Marksist-Leninist ideolojinin, toplumsal bir proje için kısmi ve yetersiz olduğunu, Reel Sosyalizmin çöküş nedenlerini, tespit edip çözemiyor. Onu hala güçlü ve yeterli, toplumsal ideolojik bir sistem sanıp, onun üzerinden pratik okuma yapmakta. Kendiliğinden gelişip yükselen, kitlesel sınıf mücadelelerine, meşreplerince, bir anlam biçmeye çalışmaktadırlar.

Konuyla ilgili, Marksist-Leninist ideolojik sistemin özündeki gerçekliğe, sadece bir örnek vermek gerekirse,  o da şöyledir:

Marks’ın, “kurtuluş, tarihsel bir olgudur. Zihinsel bir iş değildir” [[1]]söylemi gibi pek çok; doğru, değerli ve güçlü tarihi materyalist saptamaları vardır. Bu ve benzeri saptamalara dayanıp, onları Rusya’nın tarihsel toplumsal pratiğinde gerçeklemeye çalışan Lenin’in de “Yeni toplumun, eski toplumdan, başlayan doğuşu; eski toplumdan, yeni topluma geçiş biçimi; doğal bir tarih sürecidir” [[2]]belirlemesi gibi oldukça kapsamlı ve değerli tespitleri vardır. Ama bu saptamaların toplamının ifadesi olan Marksist-Leninist ideolojinin büyüleyici özü, kapitalizmden sosyalizme toplumsal geçiş [[3]], tarihsel toplumsal olgu diyalektiği [[4]] ve ideolojik sistem oluşturması açısından yetersizdir. Çünkü Marksist-Leninist ideoloji, devletli siyasal iktidar düzeyinde, pek çok Reel Sosyalist ülkede, “sosyalist” inşa pratiğinde, yeterince denenip geçmiş ve çökmüştür.

Bu nedenle, 1990’dan itibaren Marksist-Leninist ideoloji, toplumsal bir proje olma iddiasını kaybetmiştir.

Dolayısıyla bu çalışmada:

‘Sosyalist Emekçi, Devrim ve Sosyalizm Paradigmasının’ geliştirdiği, Diyalektik Tarihi Materyalist anlayış [[5]] temelinde, Fransız Jakoben solculuktan, sol-sosyalist çizgiye geçişi, ondan da Reel Sosyalizm üzerinden devam eden ve 1990’dan itibaren ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi anlayışa evirilmesinin, teorik pratik sefaletine karşı, ‘Sosyalist Emekçi Paradigmanın’ geliştirdiği devrimci çıkışı tartışacağız.

Fransız Jakoben küçük burjuva solculuktan, Reel Sosyalist solculuğa geçişte, sol-sosyalist ve Reel Sosyalizmin çöküşünden sonra da ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi söylemlerin tarihi ve tarihselliği ile kapitalist toplum sisteminin dışına, devrimci bir çıkış yapmak, geçmişte mümkün olmadığı gibi bugün de mümkün değildir. Çünkü bu çizgi, devrim için atılacak ilk adımda, kapitalist özel mülkiyeti, nasıl çözeceğini kendine temel sorun etmemektedir. Dolayısıyla, sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ çizgi ve türevleri, kendilerini nüansa etseler de ortaklaştığı ana hedef noktasında, hepsi kapitalist toplum SİTEM İÇİNE endeksli, işçi sınıfı merkezli, Jakoben Marksist devrim ve sosyalizm çizgisine “tapınma” düzeyinin etkisindedirler. Onların hemen hepsi, mevcut kapitalist sistemin siyasal iktidarını, devrimci şiddet araçları ile atılacak ilk adımda ele geçirmeyi ve ikinci bir adım olarak da bu siyasal iktidar (proletarya diktatörlüğü veya türevi) aracılığı ile yukarıdan aşağıya, “sosyalist inşayı” gerçekleştirmeyi hala hayal etmektedirler.

Bu anlayış temelinde, özellikle Eylül 2019’dan itibaren, mevcut kapitalist sistemden iş, aş talebiyle; işsizliğe, hayat pahalılığına karşı isyan edip; kimlik, kişilik haklarını haykıran kitle eylemlerini değerlendiren sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar umutlanıyorlar ama ne yazık ki, bir kez daha bu umutları boşa çıkacaktır.

Çıkacaktır!

Çünkü kitleler adına hareket eden, sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, kapitalist özel mülkiyet biçiminin nasıl çözüleceğini, onun yerine sosyalist toplum altyapının da nasıl kurulacağını bilmiyorlar. Bilmedikleri için kapitalist özel mülkiyetini kendileri için bir sorun olarak görmemektedirler. Görmedikleri için de onların, çöken Reel Sosyalist toplum projesinden farklı olarak, geliştirebildikleri bir toplum projeleri yoktur.

1775’lerde başlayan Sanayi Devriminden itibaren, kapitalist toplum olgusuna ait işçi sınıf ile kapitalist sınıf arasında, birlik ve mücadele karakterli, sistem içi sınıf mücadelesinin dayandığı kapitalist özel mülkiyet gerçekliği; ağırlaşıp çözümsüzleşen kaotik sorunlarına rağmen, yaşamaya hala devam etmektedir.

O günden bugüne, kapitalist sistemin temel sınıflarının, tutum ve davranışları, şöyle devam etmektedir:

(Kapitalist Sınıf) Bir taraftan kapitalistler, mevcut mülkiyet sistemlerini korumak için hâkim sınıf olarak, kendilerine yönelen sınıfsal ve kitlesel eylem güçlerine, belli tavizler vererek, vaziyeti idare ediyorlar veya devletin “meşru müdafaa” araçlarına etki edip kullanarak, bu eylemleri geçici olarak bastırıp, yoluna devam ediyorlar.

(İşçi Sınıfı) Öte yandan, “isyan eden” işçi-emekçi ve işsizler ile onlar adına hareket eden, sol-sosyalist ve ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar da kapitalist özel mülkiyeti, çözmeyi sorun kabul etmedikleri için ücretli köleliği ortadan kaldıran, farklı toplusal bir projeye sahip olamıyorlar. Bu nedenle, her seferinde, sistem içinde dönüp dolaşarak, kapitalist sistemin üstüne çöküp, sistemi tahkim ederek, devamına hizmet etmiş oluyorlar.

Bu gidişat ve bu tutumla, her seferinde bu boşa çıkış, dün olduğu gibi bugün de devam edecektir.

Bu temelde, özel bir ilgi ve dikkatle, sorunlu sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi söylem ve tutumlara karşı, tarihi sorumluluk gereği, bu arkadaşların beklentilerini, ideolojik tutum ve davranışlarını eleştirmeye devam edeceğiz.

Bu temelde, Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar adına düşünüldüğünde:

Sanki bu dünyada, 1689 tarihinde, feodalizmden kapitalizme geçişte, İngiltere’de, İngiliz Burjuva Devrimi olmamış. Sanki 1789-1799 yılları arasında, Fransa’da, küçük burjuva Jakoben devrimi yaşanmamış. Sanki Jakoben tarzda geliştirilen, işçi sınıfı merkezli, sınıf mücadelesine endeksli, 70 yıllık Reel Sosyalist inşa ve çöküşten,  [[6]] haberleri yokmuş gibi. Eylül 2019’dan itibaren gelişen veya benzeri, kitle hareketleri ve isyanları değerlendiren bu arkadaşlar, “kafalarını kaşıyıp” yeni hiçbir şey söylemeden, hala eski Marksist-Leninist ezberleri üzerinden, kendilerine vazife çıkarmaya çalışıyorlar.

Hatırlatmalıyız ki, böyle bir tutum geliştirmekle, bu arkadaşlar:  

Marksist-Leninist ideolojiyi nüansa edip, türevleri temelinde (sosyalist altyapıdan yoksun, Jakoben tarzda ama işçi sınıfı merkezli siyasal devrim ile sistem içi siyasal iktidarı hedefleyen söylem türleri ile), geçmişlerine “saygısız” tutum alıyorlar. Marksist-Leninist ideolojiyi nüansa etme becerilerine dayanarak, özetle şunu demek istiyorlar: ‘bizden önceki sol-sosyalistler, sosyalizme geçişi beceremedi ama aynı çizgi veya türevleri üzerinden, “biz becereceğiz”’ diye, geçmişe duyulan saygıyı erozyona uğratıp, yol “almaya” çalışıyorlar. 

Bu “beylik” tutum, büyük bir mirasyedilik ve derin tarihi bir yanılsamadır!

Çünkü günümüz ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlardan önce, Ütopik Sol Sosyalistler, Marksistler ve Tarihsel Marksistler, kendiliğinden veya örgütlü gelişen, SİSTEM İÇİ kitle hareketlerinin yükselişi karşısında, her seferinde heyecanla ve militanca, gözlerini kırpmadan, ön saflara geçip mücadele ettiler. Bıkmadan ve usanmadan, 200 yıl boyunca, devrimin objektif koşullarının olgunlaşması temelinde, analizler geliştirmeye, sübjektif koşullarını güçlendirip geliştirmeye çalıştılar. Tıpkı bugünküler gibi onlar da bu hareketlerin, sistem içi karakterini sorgulayıp anlamadan, onları harlayıp yükselterek, işçi sınıfı merkezli siyasal devrim ile siyasal iktidarı ele geçirmek için olağanüstü bedeller ödeme pahasına, militanca her türlü fedakârlığı göze alıp, sınıf mücadelesi yürüttüler.

Örneğin, özellikle Eylül 2019’dan itibaren, meydana gelen olaylarda, isyancıların kullandığı o sokakların ve toprakların dili olsa da 1789-1799 yılları arasındaki, Fransız Jakoben isyanı, 1848’den itibaren başlayan, Sosyalist Dünya Devriminin, Batı Avrupa’da estirdiği “Komünist Heyula” kasırgasını konuşsalar. 1871 Paris Komünü Hareketi ve Rus Bolşevik Devrimini, Uzun Yürüyüşlü Çin Devrimini, Küba Devriminin “Sierra Maestra” dağlarındaki direnişini, Che Guevara efsanesini konuşsalar. 1968’de esen dünya devrim dalgasını, Vietnam Savaşı ve direnişini, Franko faşizmine karşı, İspanyol, Katalon ve Basklı devrimcilerin mücadelelerini konuşsalar. Şili sokaklarının dili olsa da Pinoşet faşizmine karşı, Santiago sokaklarında barikatlara geçen Şilili devrimcilerin militanca çatışmalarını konuşsalar. O sokaklar ve topraklar öylesine kalkışma, isyan ve sınıf mücadelesi hareketlerine şahit oldu ki, öyle fedakârlık ve bedeller ödendi ki, Eylül 2019’dan itibaren gelişen kitle hareketlerinin etki ve yaptırım güçleri, anlam ve önemi, onların yanında bir hiç kalır.

Ama tüm bu tarihi ve kahramanca fedakârlıklara rağmen, Bolşevik ve Çin devrimleri dâhil; gelmiş, geçmiş tüm bu SİSTEM İÇİ devrimci kalkışmalar ile kapitalizm aşılamadı. Özü, işçi sınıfı merkezli, Jakoben tarzı siyasal devrim biçimi ile Sol-Sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar da bu gidişle kapitalizmi asla aşamazlar.

Bu çözümleme temelinde:

Günümüz dünyasına ait mevcut sınıf mücadelesi koşullarını değerlendirmede, işçi sınıfı merkezli Jakoben Marksist devrim ve sosyalizm davasının MİRASÇILARI, farklı iki ana çizgiye konumlanmış bulunmaktadırlar:

Bunlardan:

Biri, ‘Sosyalist Emekçi Paradigmadır.

Diğeri, Sol-Sosyalist veya onu nüansa edip geliştirilen, ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi söylemlerdir.

‘Sosyalist Emekçi Paradigma’

Bu paradigma, geliştirdiği yeni toplum projesinde, devrimci toplumsal değişim dönüşümü ve kapitalizmden sosyalizme toplumsal geçişi sağlamak için atılacak ilk adımı veya başlangıç noktasını şöyle ifade etmektedir:

Özü, işçi sınıfı merkezli, Jakoben siyasal devrim ile siyasal iktidarı ele geçirmek olan Marksizm’in, tarihsel Marksizm’in ve Reel Sosyalizmin teori ve pratiğinden, gerekli dersleri çıkarıp, kapitalist toplumun bağrında, kapitalist özel mülkiyeti ‘Sosyalist Emekçi’ tarzda çözerek, özel mülkiyet edinmeyi, başlangıç noktası ve atılacak ilk adım olarak ele almış. Sosyalist toplumun, kapitalist toplum altyapısından hareketle kuruluşu için kapitalist toplum altyapısına karşı, sosyalist toplum altyapısından işe başlamak üzere, sosyalist toplum inşasını ana hedefine koymuştur. Atılacak bu ilk adımda, devrimci demokratik sınıf mücadelesi tarzı ile toplumsal değişim ve dönüşümün gerekli ve zorunluluğunu, anlam ve önemini, derinlemesine bilince çıkarmıştır. Yani her şeyden önce,  Jakoben Marksist devrim ve sosyalizm çizgisinde olduğu gibi atılacak ilk adımın, siyasal bir devrim ile bir üstyapı kurumu olan siyasal iktidarı ve devleti ele geçirmeye soyunmayı değil. Tam tersine, kapitalist toplumun bağrında, sosyalist toplumun altyapı inşasına hizmet eden, her ülke toprağı temelinde, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyetli işletme ve işyerlerinin kuruluşu ve üretime sokulmasını ana gündemine almıştır.

Çünkü o bilir ki, kapitalizmin kıyameti, bu noktadan kopacaktır.

İlginç ve akla gelebilecek soru şudur!

Peki, Marks-Engels neden, ‘Sosyalist Emekçi Paradigma’ gerçeğini tespit edemediler? Neden paradigmalarını (Marksizm’i), işçi sınıfı üzerinde geliştirip kurdular? Bunun tarihi arka planında neler yaşandı?

Kısaca bir de bu noktalardan meseleye bakalım:

‘Sosyalist Emekçi Devrim ve sosyalizm Paradigmasının’ inşasına gelene kadar, onun sezilmesini, görülüp ele alınmasını engellemek için İngiliz Monarşi ve büyük burjuva hâkim sınıf bloğu, önemli tarihsel mesai harcamıştır [[7]].

Bunun için:

(a) İngiliz Monarşi ve büyük burjuva hâkim sınıf bloğu, 1827 yılından itibaren, dönemin Robert Owenci kooperatifçi faaliyetini düşüş trendine sokup, başarısızlığa sevk ederek onu “yere yatırmış” [[8]]. Toplumsal altyapıdan, çıkış yapmanın cazibesini sıfıra indirmiş. Sosyolojik (toplumsal) yolunu teorik [[9]] ve pratik olarak karartmıştır.

(b) 1840’lardan itibaren de Fransız Jakoben hareketin devamı olarak, 1848’de özü, işçi sınıfı merkezli, Jakoben siyasal devrim ile siyasal iktidarı ele geçirmek olan Komünist Parti Manifestosu ile başlayan, Sosyalist Dünya Devriminin “Komünist Heyulası” ile Robert Owenci kooperatifçi faaliyet devreden çıkarılmış [[10]]. 17 Ekim 1917 Devriminden sonra da SSCB’de, yukarıdan aşağıya “sosyalist” siyasal üstyapı (proletarya diktatörlüğü) aracılığı ile “sosyalist” altyapı inşasına, “çaresizlikten” dolayı, Robert Owenci kooperatifçi faaliyet nüansa edilip, Lenin tarafından “diriltilerek” uygulamaya konmuş [[11]]. Reel Sosyalist sistem, tüm uğraş ve külfete rağmen, doğru yola sokulamamış ve 1990’da çökmüştür.

Günümüze kadar da kapitalistler tarafından, Robert Owenci kooperatifçi faaliyet, türevleri ile kitlelerin kabaran öfkesini emen, palyatif bir tedbir veya alet derekesine düşürülmüştür [[12]].

(c) 1840’lardan itibaren oluşmaya başlayan Marksizm, oluşup gelişmek için ya Robert Owenci kooperatifçi seçeneği/devrim biçimini tartışıp denemelerden geçirerek, alet ve makinelerin üzerinde taşıdığı eşitçi toplumsal özü görecek. Onun üzerinden, her ülke toprağı temelinde, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyetin anlam ve önemini bilince çıkarıp, işe oradan başlatacaktı. Ya da Ütopik Sosyalistler, özellikle Fransız Jakoben küçük burjuva hareket seçeneği/devrim biçimi temelinde işe başlayacaktı. Dönemin konjonktürel okumaları ile Marks-Engels, özü, işçi sınıfı merkezli, Jakoben siyasal devrim tarzı ile siyasal iktidarı ele geçirmek olan ikinci seçeneği/devrim biçimini tercih edip, onun üzerinden yürüdüler.  

Peki, Marks-Engels, neden ikinci seçeneği/devrim biçimini tercih etmiştir?  

(1) Marks öncesi ve çağdaşı, bazı aydınlanma filozofları tarafından, kapitalist özel mülkiyet olgusunun, toplumsal kötülüklerin ana kaynağı olduğu için “lağvedilmesi” [[13]] gerektiği üzerine geliştirilen tartışmaların etkisiydi.

(2) 1827 yılından itibaren, başarısızlığı açıkça görülen Robert Owenci kooperatifçi hareketin, Marks-Engels için atılacak bir ilk adıma örnek olma önemini yitirmiş olmasıydı.

(3) Diyalektik Tarihi Materyalist süreç boyunca, toplumsal örgütlenme için zorunlu olan altyapı ve onun özgün bir biçimi olan toplumsal üstyapının, Marks tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen, geliştirilememiş olmasıydı.

(4) Fransız Jakoben hareketin, yenilgili olmasına rağmen, İŞÇİ SINIFI önderliği ile yenilginin telafi edileceği hesabıyla, Jakoben hareket, Marks-Engels’in ilgisini çekmiş; felsefi, ekonomik ve siyasi entelektüel bilgi birikim düzeyleri ile pekişmiştir.

(5) “Onda dokuz” işçi sınıfı mülkiyetsizliğinin, Marks-Engels tarafından, “tarihin bir lütfü” olarak görülmüş olmasıydı. [[14]]

Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ Söylem.

Bugün için ‘Marksist Reel Sosyalist’ve türevi dedenen bu arkadaşların öncülü olan çizgi; sol-sosyalist” Marksist çizgidir. Bu çizgi, Marksist teorik inşa ve pratik gidişatına uygun olarak, atılacak ilk adımı şöyle formüle etmişti:

1840’larda itibaren, Fransız Jakobenlerinin geniş kitleleri harekete geçirmeyi başaran Ütopik Sosyalist fikir ve eylem biçimler ile sol-sosyalist ve anarşist hareketlerin, pratikteki başarısızlıkları, Marks-Engels tarafından, işçi sınıfı önderliği ve örgütsüzlüğünün eksikliğine yorulup ele alındı. Böylece kapitalizmden, Sosyalizme geçişte, atılacak ilk adım olarak, özü, işçi sınıfı merkezli, Jakoben siyasal devrim tarzı ile siyasal iktidarı ele geçirmek olan, Marksist teorik inşa ve pratik gidişat, bu temelde oluşturulup geliştirildi. Daha sonra Paris Kümünü yenilgisinin nedeninin, işçi sınıfı partisi önderliğinin eksikliğine yorularak, [[15]] işçi sınıfı partileri önderliğine geçildi. Bu temelde, Marksizm, işçi sınıfı merkezli sınıf mücadelesi ve işçi sınıfı partisi önderliğinde, kitlesel devrimci şiddet kullanarak, siyasal devrim ile siyasal iktidarı ve devleti ele geçirmeye başladı. Bu mücadele hattı üzerinden, 1917 Ekim Devriminden itibaren, dünyanın 1/3’nü Reel Sosyalizme geçti. 70 yıllık Reel Sosyalist inşa tecrübesinden sonra, 1990’da, Reel Sosyalist ülkeler birer birer çökmeye başladı. Böylece, işçi sınıfı partisi önderliğinde ve devrimci sınıf mücadelesi ile devrimci şiddet kullanıp, siyasal devrimlerle, siyasal iktidarı ve devleti ele geçirme tarzının -tıpkı Jakoben devrimci hareket biçimlerinde olduğu gibi- kapitalist toplum ait SİTEM İÇİ bir çözüm olduğu. Bu ve benzeri eylem biçimleri ile kapitalizmin aşılamayacağı yaşanıp görüldü.

Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi de denen bu arkadaşların, geçmişe bakıp, Eylül 2019’dan itibaren, kitle hareketlerinin yükselişi hakkında, kapitalist toplumu dönüştürmek için SİSTEM DIŞINI hedefleyen bir sınıf mücadelesi ve toplum projesi geliştirmesi gerekirken. Tam tersine, işçi sınıfı merkezli, Jakoben Marksist Devrim ve Sosyalizm davası sınıf mücadelesi ezberciliğinin etkisi ile her zaman olduğu gibi eski söylemin nüansa edilen tekrarından başka, hiçbir tutum ve tavır geliştiremediler. Ama Reel Sosyalizmin çöküşünden sonra, bu arkadaşların, sözde sol söylemleri ile kitle hareketlerinden, “yeni ve dört başı mamur” bir ‘Marksist Reel Sosyalizm’ devşirme umudu, ısrarı ve beklentisini hala korumaları ve sürdürmeleri, ilginç “uhrevi” bir konu düzeyinde, hala devam etmektedir.

O halde, dünya ekonomisi çapında yükselen kitle hareketlerinin ana nedenlerine ve maddi gerçekliğine bakalım:

‘Kapitalist Dünya Ekonomisine’ ait üretim ve mülkiyet edinme biçimini, sarıp sarmalayan temel çelişkinin geliştirdiği konjonktürel dalgalanma, ezen ezilen, sömüren sömürülen, zengin ile yoksul arasındaki, kapitalist toplum sınıf mevzilenmesi; üretilen küresel artı değerin, her ülke gerçeğinde, eşitsiz ve haksız bölüşülmesine dayanmaktadır.

Küresel çapta üretilen, artı değerin, eşitsiz ve haksız bölüşümün maddi temeline gelince:

Bu temel, gelişmeleri ile kapitalist üretim ve mülkiyet edinme biçimini aşan üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin, teknolojik gelişmesinin üzerinde taşıdığı eşitçi öz ile onların kapitalistler tarafından özel mülkiyet edinme biçimleri arasındaki temel çelişkiye dayanmaktadır.  

Üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin geliştirip, üzerinde taşıdığı, tarihsel toplumsal EŞİTÇİ ÖZ; işçi-emekçi ve işsiz kitleler üzerinden ve onların şahsında, toplumsal düzeyde kapitalizme karşı, toplumsal isyan geliştirmektedir. Yani kümülatif dünya üretim aletleri ve makinelerin gelişen yeni biçimleri, dünya kapitalist üretim ve mülkiyet biçimi ile uzlaşmaz biçimde, işçileri işsizleştirerek, onlar üzerinden, kapitalist üretim ve mülkiyet biçimlerine isyan etmektedirler. Daha açıkçası savaş, kapitalist toplum altyapısı düzeyinde, üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makineler ile onlara sahip olan kapitalistler arasında devam etmektedir. Ama bu mücadele biçimi, işçi sınıfı üzerinden topluma yansımaktadır. Gerçekte işçi sınıfı, bu mücadelede, bir biçimiyle de katalizör tarihi bir görev ifa etmektedir. Dolayısıyla, bu gerçeği anlayabilmek için gelirin bölüşüm biçimini, eşit ve adil kılmaya başlamadan önce, esas olarak, kapitalist özel mülkiyet edinme biçimini değiştirmek, işi toplumsal altyapı temelinde ele alıp, bölüşülecek şeyin eşit ve kalıcı bölüşülebilir biçimine hükmetmek gerekir. O da kapitalist ile üretim aletleri ve makineler arasındaki çatışmaya, pür dikkat kesilip, üretim aletleri ve makinelerin, Sosyalist Emekçi tarzda, özel mülkiyet edinilmesine hükmetmektir.

İşte hadise, bu temelde ele alınıp, sorun köklü bir biçimde çözülmediği için kapitalist toplum sistemi, dünya çapında kaynamaya devam ediyor.

Bu kaynamanın ötesi kaçınılmaz olarak sosyalizm olacaktır. Çünkü günümüzde, yapay zekâ da kullanan otomatik makineler, gelişme düzeyleri ölçüsünde, üretime tam olarak uygulandıklarında, hali hazırda çalışan dünya işçi sınıfının, %15-20’sinin üretim için yeterli olacağı gerçeğine gelip dayanmıştır.  

İşte bu tarihi gelişme, kapitalizmden sosyalizme geçişte, kapitalizmin gecikmiş ölüm fermanıdır.

Çünkü %80-85 dünya işçi sınıfının işsizleşmesi hali, aynı ölçüde gelir düşüklüğü demektir. Bu gelir düşüklüğü ile mevcut dünya ekonomisinin, yeniden üretim döngüsünü yapamayacağı için kapitalistler, vaziyeti kurtarmak için şöyle hareket etmek zorunda kalmışlardır:

(1) Küresel Finans Oligarşisi,  merkez kapitalist ülkelerde, işsizlik yaratır kaygısıyla, hâlihazırda var olan yüksek teknolojiyi üretime sokmamak için onların patent haklarını satın alıp, derdest etmekte; kontrollerinde gümrük vergileri, idari ve ticari yolları ile engellemeyi sürdürmektedirler.

(2) Böylece merkez kapitalist ülkelerde, minimum düzeyde işçiyi, üretim süreçlerinde tutmaya çalışırlarken; karların düşmesi pahasına, istemeye istemeye üretim süreçlerinde, belli bir miktar işçinin külfetini sineye çekmek zorunda kalıyorlar.

(3) Küresel Finans Oligarşisi, merkez kapitalist ülke işçilerine, “ulufe” dağıtmak için onlara, finanssal kredi sistemi ve sanal finanssal yatırım araçlarına dayalı kumar oynatıp, kontrol ederek, belli bir “fayda” sağlarken; külfeti tümden merkez dışı dünya büyük insanlık ailesine yıkıp, parasal okus pokuslar ile küresel ekonomiyi çevirmeye çalışmaktadırlar.

(4) Merkez kapitalist ülkelerde, yükselecek işsizlikten korktukları ve bu ülkelerde yüksek teknolojiyi üretime uygulamaktan çekindikleri için bu ülkelerde, karların düşmesine yol açmaktadırlar.

(5) Küresel Finans Oligarşisi ve müttefikleri kapitalistler, merkez kapitalist ülkelerde, yeni ve yüksek teknolojiyi üretime uygulasalardı, çok daha yüksek kar elde edeceklerdi ama bu kar yükselişi kapitalistlerin değil. Üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin geliştirip, üzerinde taşıdığı, tarihsel toplumsal EŞİTÇİ ÖZE dayalı olacağından, kapitalist sistemin varlığı ve anlamını tartışmaya açacak, kapitalizm önemini yitirmiş olacaktı. Çünkü yaratılan işsizlik ve düşen işçi emekçi geliri ile bir taraftan tüketim kısılacak. Üretilenleri tüketicilere “bedava” veremeyeceği düşünüldüğünde, yeniden üretim döngüsü zaafa uğrayacaktı. Öte yandan da yükselen karlar, kapitalistlerin olamayacağı için anlamsızlaşacaktı.

Bu handikabı aşmak için küresel kapitalistler, merkez kapitalist ülkelerinde yüksek teknolojiyi üretime uygulama yerine, ülkelerini terk edip, fabrikaları, doğrudan yatırımlar ile sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürgelere kaydırdılar.

(6) Merkez kapitalist ülkelerde, düşen karları telafi etmek ve merkez ülkelerdeki mevcut karların düşüş düzeyini aşmak için doğrudan yatırımları, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürgelere kaydırırken, bu ülkelerdeki ‘İthal Kapitalizmi’, ‘İthal Aşılı Kapitalizme’ dönüştürdüler [[16]].

Ama bu sefer de küresel kapitalistler, “ yağmurdan kaçarken, doluya tutuldular”. Bu noktadan itibaren, kapitalist-emperyalist nizamı sarsan, önemli bir sorun ortaya çıktı.

Önemli bazı tarihi ve Reel Sosyalist potansiyellere sahip olan Çin, yıllarca, dünyanın en çok doğrudan yatırımlarını çekti. Bu yatırımlar ile Çin, ‘İthal Kapitalist’ gelişmesini, kısa sürede ‘İthal Aşılı Kapitalist’ gelişme düzeyine yükseltip, altyapı ve dijital teknolojisi üretme yeteneğini önemli ölçüde geliştirdi. Böylece Çin, dünyanın en çok kazanan ülkesi oldu. Bugün Çin, ABD ekonomisini geçmek üzere, dünyada GSYİH üretiminde, dünyanın en büyüğü olmaya adaydır.

Emperyalist hegemonyası sarsılmaya başlayan Anglosakson Küresel Finans Oligarşisi, Çin’i çökertmek için fütursuzca III. Dünya Savaşına hazırlanmaktadır. Brexit engeli aşıldı. D. Trump ikinci kez Başkan seçilir ve İran’da da rejim değiştirilirse veya hizaya sokulursa,  savaşın esası Pasifik bölgesine kayacaktır. Bu arada, Anglosakson Küresel Finans Oligarşisinin, Çin’i çökermek için daraltacağı ve yoğunlaştıracağı ekonomik, siyasi kuşatma ile sorun çözülmez ise son saldırı, III. bir Dünya Savaşı olacaktır.  

Böylece kontrollü bir biçimde, dünya ekonomisi ağlarına hükmeden Anglosakson Küresel Finans Oligarşisi ve müttefikleri -yaratılan Çin sorunu dışında- bir yandan, sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürgeler üzerinden, kapitalist merkez ülkelerde düşen karları telafi edip geçerek, yükselen karları ele geçirmiş. Öte yandan, üretim güçlerini özellikle yapay zekâ kullanan üretim araçlarının üretime sokulmasını esas olarak engelleyerek, tedrici ve en az zararlı koşullarda, üretime sokma ve ömürlerini uzatmış oldular.

Bu da hem kapitalist merkez ülkelerde, hem de sömürge, yarı sömürge ve yeni sömürge ülkelerde, işçi-emekçi ve işsiz, sınıf ve tabakaların saflarında, yükselen ve kronikleşen teknolojik işsizliğe ve gelir düşüklüğüne yol açarak yükselmekte, buna bağlı olarak gelir ve satın alma gücü düşmektedir. Kısmi ve kontrollü, yapay zekâ kullanan alet ve makinelerin üretime uygulanması ile devasa üretim bolluğu yığılıp kalmakta, sitemi tıkamaktadır.

İşte dünya ekonomisi çapında yükselip alçalan, gidip gelen, küresel işçi emekçi hareketlerinin ana nedeni budur.

Bu çözümleme temelinde, şimdi de:

Dünya işçi sınıfı ile onlar adına hareket eden, sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ arkadaşların, geliştirdiği sınıf mücadelesi tutumlarına bakalım:

Eyleme geçen dünya işçi-emekçi sınıfı ve işsiz insanların temel talebi, kapitalist toplum dâhilinde, lehlerine daha iyi koşullarda çalışabileceği, ücretli bir iş elde etmek ve çalışmaktır. Gerçekte bu insanlar, kendilerini kapitaliste sömürtmek için kendilerine uygun bir işte ve o işe uygun kapitaliste çalışma isteğiyle iş talebinde bulunuyorlar.

Bu talepleri karşılandığında, onlar için mesele o an için bitmiş olacaktır.

Onun için Manifesto’da Marks-Engels, işçi sınıfının bu durumunu, şöyle ifade etmişlerdi: “burjuva toplumunda, sermaye (kapitalistler) bağımsız ve kişiseldir, çalışan bireyse (işçi-emekçi) bağımlı ve kişilikten yoksundur” (pba) [[17]].

İşte Marks-Engels, “kişilikten yoksun” bu sınıfa, “dışarıdan bilgi aktarma” yolu ile onu değiştirip dönüştürebileceklerini ve ona sosyalist bir kişilik kazandırabileceklerini zannederek, adına Marksizm denen, toplumsal bir proje geliştirdiler [[18]].

Bu anlayış temelinde Marks-Engels, kapitalizmi çözümleye başladılar:

Marks-Engels, kapitalizmi algılayıp kavramada, yüksek bir zekâya sahip iken; aynı kapitalizmi, olumlu bir yönde çözümleyip sosyalizme vardırmada, maalesef aynı derecede yüksek ve analitik bir akıla ve düşünme işlemi yapama yeteneğine sahip olamadılar. Kapitalizmi sosyalizme vardırma çalışmalarında, ‘Diyalektik Tarihi Materyalizmin’ ruhuna uygun orijinal bir yol tutturamadılar. Nitekim Marks-Engels, derlemeci bir tutumla, Marksizm’i inşa ettiler. Kapitalizmi sosyalizme vardırmaya çalışırken, felsefeyi Alman vatandaşı Hegel’den, ekonomiyi İngiliz vatandaşı Adam Smith ve David Ricardo’dan, siyasi mücadele tarzını da Fransız Jakobenlerden alıp harmanladılar. Marksizm adı altında, işçi sınıfı merkezli, sınıf mücadelesini, teorik olarak Marksizm’e, pratik olarak da Reel Sosyalizme vardılar [[19]].

Marksizm’in inşa ve gelişim gerçeği, bu merkezde iken!

İşçi-emekçi sınıf ve işsiz insanlar adına, “düşünüp” hareket eden, Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar da onların, kendilerini kapitaliste sömürtme taleplerine destek olup, herhangi bir kapitaliste çalışıp sömürülmesine çanak tutarak, yardımcı olmaya çalıştılar, hala devam ediyorlar. Aynı Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, bu temelde, örgütlenerek sistemi “aşan antikapitalist” bir devrimci hareket geliştirme çalışıyorlar.

İşin gerçeği, yapmaya çalıştığımız eleştirinin özü:

Böyle bir kapitalist tezgâhın varlığı ile onun sirkülâsyonu ve devamına yardım etmenin, Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşların bu tezgâha nasıl geldiğinin, önemle ve ısrarla sorgulanması gerçeği olacaktır!

Bu kapitalist tezgâha karşı, ikili tutum:

(A) ‘Sosyalist Emekçi Paradigma’:

‘Sosyalist Emekçi Paradigmanın’ antikapitalist olarak, işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanlara söyleyeceği ve yardım edebileceği temel ilke şudur:

Büyük insanlığa ait her hangi bir emek gücü sahibi bireyin veya sınıfın, her hangi bir kapitaliste çalışırken, tahakkuk etmiş olan (tahakkuk edecek olan değil) hak gaspları varsa, onlar için mücadele taleplerini destekler. Kapitalizmi tahkim edip sürdüren, işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanı kapitalist sömürü boyunduruğu altına sokan, her türlü iş bulma ve çalışma taleplerini desteklemeyecek veya siyasi kaygılar ile geçici olarak tarafsız kalacaktır.

Örneğin: İşçi-emekçi sınıf ve işsiz insanlara ait birikmiş ama ödenmemiş ücretler alacağı, kıdem tazminatı alacağı, izin ve bayram tatili hakları bedeli, örgütlenme ve sendika hakları ve benzeri tahakkuk etmiş henüz ödenmeyip gasp edilen hakları için mücadelelerini destekleyecek. Ama henüz tahakkuk etmemiş, ettiğinde de kapitalist iş, ilişki üretecek aynı haklar veya her türlü, ücretli iş, ilişki talebini desteklemeyecek veya siyaseten geçici olarak tarafsız kalacaktır.

Bu temelde, ‘Sosyalist Emekçinin’, işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanlara anlatıp kavratarak, mutlak destekleyeceği temel ilke ve bu ilkenin mantığı şudur:

Ey işçi-emekçi sınıf ve işsiz emekçi dostlar! Köklü ve temelli olarak, ücretli kölelikten kurtulmak istiyor musunuz? O halde, antikapitalist olmak zorundasınız! Bunun için ekonomik gücünüzle, iş yapma gücünüzü birleştirip, potansiyel girişimci ve üretici yeteneğinizi harekete geçirerek, mülkiyeti size ait olan eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyetli işyeri ve işletmeler kurup örgütlenmelisiniz. Bu temelde hareket ederseniz, kapitaliste çalışan birer modern köle olmaktansa, kendi adına çalışan, “kişilikli” ‘Sosyalist Emekçi’, birer özgür birey olursunuz!

Çünkü:

(1) Ücret karşılığı, bir insanın başka bir insanı sömürmesi veya aynı insanın kendini, bir başka insana sömürtmesi bir HAK değildir. Ne birini sömürme diye bir HAK vardır, ne de kendini bir başkasına sömürtme diye bir HAK vardır. İkisi de ret edilmelidir.

(2) Sosyalist insan, işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanların, kendini sömürtme “hakkını”, hak olarak tanımaz ve desteklemez. Çünkü o, her türlü sömürünün amansız düşmanıdır.

(3) Bu nedenle sosyalist insan, hak için mücadele eder ama kendini veya bir başkasını sömürtmeye asla müsaade etmez. Başkasını da ücretli çalışma veya bir başka biçimde sömüremez. 

(B) Sol-sosyalist, ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevileri:

Şimdi de Tarihsel Sol-sosyalist, ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşların, işçi-emekçi sınıf ve işsizler için geliştirdikleri tutum ve takındıkları tavırlara bakalım.

Bu arkadaşlar, işçi-emekçi sınıf ve işsizlere çalışacak iş, tahakkuk etmeyip kısıtlanan “sosyal hak ve yardımların” geri kazanılmasında, onlara yardımcı olurken, kapitalizmin kendini yeniden üretmesine, tahkimine ve devamına hizmet etmeye çalışıyorlar. Yani gerçekte, çalışacak iş istemekle, işçi-emekçi sınıf ve işsizler, kendilerini kapitalist sömürtmek için “direnerek”, sömürülmeye veya kendilerini sömürtmeye boyunlarını uzatıyorlar. Onlara yardımcı olan arkadaşlar da onların, kendini kapitaliste sömürmesine yardımcı olurken, “bilmeden” kapitaliste hizmet ediyorlar.

Böylece, “özgürlük ve sosyalizm” için mücadele ettiklerini sanıyorlar.

Ne işçi-emekçi sınıf ve işsiz kitlelerin! Ne de onlar adına hareket edip, “kendi kendine, gelin güvey olan”, sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşların, 200 kusur yıldır, geleneksel taleplerinden farklı bir noktadan çıkış yapıp, kalıcı ve sonuç alıcı bir talepler sistemi ve mücadele biçimleri vardır.

“Eski tas, eski hamam”, ikisi de nüans farkıyla kapitalizme hizmet ediyorlar.

İkisi de kapitalistlere şunu demek istiyorlar:

Sömürmek için bizi/işçiyi, işe alın; size çalışalım/çalışsınlar diye mücadele ediyorlar!

Ve böylece, yıllardır bu arkadaşlar ANTİKAPİTALİST biliniyorlar veya öyle geçiniyorlar!

Kendini sömürtmek için “direnmek ve mücadele etmek”!

Kurtuluş mudur?

Bu mudur özgürlük ve sosyalizm için mücadele etmek?

Asla!

İşçi-emekçi sınıf, ücretli kaldıkça, her zaman, kendini, kendisi için daha iyi koşullarda kapitaliste sömürtmeye çalışacaktır. Bu kapitalist sisteme dair, doğal bir kaçınılmazlıktır. Bu durum, dün olduğu gibi bugün de gelecekte de böyle olacaktır.  Dolayısıyla işçi sınıfı, kapitalist toplumun ücretli koşullarına maruz kaldıkça, ondan “sosyalizm” için mücadele etmesini beklemek, “sosyaliste” dönüşmesine çalışmak ham hayaldir.

Olamadığı ve olamayacağı, Reel Sosyalizmin çöküşü ile ispatlandı.

İşçi sınıfı, kapitalizmin bağrında, kendini Sosyalist Emekçi özel mülkiyet edinme temelinde, sosyalist toplum altyapı oluşumunda ve devrimci demokratik sınıf mücadelesi ekseninde, ‘Sosyalist Emekçi’ insana dönüştürmediği müddetçe, o asla, sosyalist olamaz [[20]].   

Bu noktada:

Bunca yıllık, Reel Sosyalist deneyimden ve badireden geçtikten sonra, hala kendilerini kapitalistlere sömürtmek isteyen, bunun için mücadele eden, isyan eden bu modern kölelerin. Ve onların sömürülmesine yardımcı olmayı kendine iş edinen, görev bilen, sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşların hezimeti, ısrarı ve ideolojik sefaleti, akıl tutulması ile karşı karşıyayız!

Bilinir ama Sol-sosyalist”, ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlara, bildiklerini tekrar hatırlatalım:

Bir kapitalist, bir işçiyi, neden ücretle belli bir süre için kiralayıp çalıştırır?

Şüphesiz, üretim süreçlerinde, o ücretli işçiyi sömürmek, ondan artı değer sızdırmak için çalıştırır.

Nasıl ve neden mi?

Çünkü işçi, başka bir çıkış yolu olduğunu bilmediği veya bildiği halde yaşamak için kapitaliste kendini sömürterek, ekmek parası kazanmak zorundadır. Bu zorunluluğun nedeni, kapitalist sistemin doğasına ait işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanın mülkiyetsizliğidir! Çünkü işçinin, soyut emek gücü mülkiyetinin dışında, başka hiçbir fiziki özel mülkiyeti yoktur.

Ülkenin bütün fiziki özel mülkiyeti, kapitaliste aittir.

Dolayısıyla işçi-emekçi sınıf ve işsiz insan, işten atıldığında, grev ve direnişe geçerek, kapitaliste çalışmak, kendini kapitaliste sömürtmek için mücadele etmek zorundadır. İşçi-emekçi sınıf ve işsizler açısından bu anlaşılır bir şeydir. Çünkü bu durum, kapitalist toplum sisteminin doğasıdır. Ama onlar adına, “bilinçli” olduğunu iddia eden, Sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlarımıza ne oluyor!

 İşte buna bir anlam vermek mümkün değildir.

İşçi-emekçi sınıf ve işsiz insanın, kendilerini kapitaliste sömürtmek için mücadele etmesini destekliyorlar. Açıkçası bu arkadaşlar da en az işçi-emekçi sınıf ve işsiz insan kadar bilmeden; işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanın, kapitalist tarzda sömürülmesine çanak tutup, kapitalist sistemin devamına, kapitalist patronun “evini yapmaya” çalışıyorlar.

Kapitalistin işten attığı, işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanın, grev yapmak için işyeri kapısında pankartlı çadır açıp, pankartın arkasına geçerek, yumruğunu sıkıp havaya kaldırarak, patronu olan kapitaliste atfen, “sana çalışma hakkımı” ve “kendimi sana sömürtme hakkımı” benden alamazsın. Onu senden “söke söke alırım” diye direnmesine, mücadele etmesine ne ad koymak gerekir?

Peki, bu işçi-emekçi sınıf ve işsiz insana yardımcı olan sol-sosyaliste veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşa, bu durumda ne demek gerekir?

Düşülen bu hazin durum, kapitalizmi yeniden üretip, tahkim etmek değil de nedir?

Çelişkiye bakınız lütfen:

Hem kapitalizmi yeniden üretip, tahkim et; hem de antikapitalist geçinip ona karşı mücadele et!

Bu, neme nem bir tezgâha gelmedir!

Bu tezgâha gelen sol-sosyaliste veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, ne duruma düştüklerinin farkındalar mı?

Bu yaptıklarına, kapitalizmi yeniden üretip tahkim etmekten başka bir isim koyabilirler mi?

Bırakalım sosyalist olmayı, bu arkadaşlara antikapitalist denebilir mi?

Sol-sosyaliste veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, bu çözümleme için bana “demagoji yapıyorsun” diyebilirler. Veya öyle düşünebilirler. Ama böylesi bir itham, ‘Sosyalist Emekçi Paradigmanın”, seçenek veya yeni bir “devrim biçimi” olarak, ortaya konmadığı dönem için: “değil, ama belki doğru” denebilirdi.

Ama sonrası için asla!

Bu ithamın, bugün için hiçbir geçerliliği yoktur!

Çünkü artık dünün “demagojik gerçeği”, örtüsünden sıyrılarak açığa çıkmış, ‘Sosyalist Emekçi Paradigma” seçeneği/”devrim biçimi” ile günün çıplak gerçeğine dönüşmüştür.

Sol-sosyaliste veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, ‘Sosyalist Emekçi Paradigmanın’ seçenek/”devrim biçimi” olarak ortaya çıkmasından itibaren, onu eleştirip varsa, alternatiflerini ortaya koymaları gerekir. Yoksa neden,  işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanın, kapitalist tarafından sömürülmesine yardımcı oldukları için vicdanlarını rahatsız edip çok… çok düşünmelidirler. Dolayısıyla işçi-emekçi sınıf ve işsiz insanlar gibi sol-sosyalist veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşlar, kapitalist sistemin bir aparatı olan SOL, solcu olabilirler.

Ama asla SOSYALİST olamazlar! [[21]]

Çünkü Sol-sosyaliste veya ‘Marksist Reel Sosyalist’ ve türevi arkadaşların, antikapitalist olduğunun, reel toplumsal karşılığı yoktur!

Şimdi de SOL veya SOLCU olmanın, tarihi arka planında ne var, ne yok bir de ona bakalım:

Her tarihsel toplumsal olgu, temel iki sınıfın birliği ve mücadelesinden oluşur. Bütün toplumsal olguların varlığı, hâkim sınıflar ile bağımlı sınıfların birliğidir. Bu şekillenme, o sistemin, doğal diyalektik var olma tarzıdır. Kapitalist toplum olgusunun, temel iki sınıfı vardır. Bağımsız sınıfı KAPİTALİSTLER, bağımlı sınıfı ise İŞÇİLERDİR. Biri olmadan diğeri olmaz ama ikisi olmadan, kapitalist sistem de var olamaz. Bunlardan biri olan burjuvaziye dayanarak, nasıl ki kapitalizm aşılamazsa; aynı şekilde işçi sınıfına dayanarak da kapitalizm aşılamaz. Çünkü toplumsal bir üretim biçimini var eden karşıtların sağı veya solu ile o sistem bir bütündür ve KENDİSİDİR. Bu durum, tüm bir diyalektik tarihi materyalizm ve işçi sınıfı üzerinden denemesi yapılan, Reel Sosyalist deney ile yeterince ispatlanmıştır.

SOL veya SOLCU olmanın tarihi arka planında, sosyalizmin değil, 1789 Fransız Devriminin pratiği vardır.

Fransız Devriminde, Monarşinin “yedeğinde” büyük burjuvazi, siyasal olarak ipleri ele geçirdiğinde, Kurucu Meclis toplantıları sırasında, daha önce savunduğu özgürlük, eşitlik, kardeşlik taleplerine dirsek döndü. Devrimle kolu kanadı kırılan Monarşiyi iktidara taşıma ve onu savunma adı altında, kendi iktidarını pekiştirmek için Fransız büyük burjuvazisi, muhafazakârlığı savunmaya başladı. Dönemin Fransız Kurucu Meclisinde, kapitalist büyük burjuva sınıfı, meclisin sağ tarafında, Monarşi yanlıları ile beraber oturdu. O zaman bunlara, SAĞCI denildi. Ama aynı meclisin sol tarafında oturan ve ekseriyeti işçi, emekçi, köylü ve Fransız küçük burjuva Jakoben temsilcilerinden oluşan kişilere de SOLCU denildi. Böylece, tarihte ilk kez SAĞ ve SOL kavramları, kapitalist tarzda sürdürülen sınıf mücadelesi ile üretilip, kapitalist literatürüne girdi. Monarşi ve büyük burjuva kapitalistlerden yana politik yelpazeye SAĞCI, Jakoben küçük burjuvazi (aynı zamanda bunlara Ütopik Sosyalistler de dendi) ile kapitalsiz kapitalist bir sınıf olan işçi-emekçilerden ve köylülerden oluşan, ezilen ve sömürülen sınıf ve tabakalardan yana politik yelpazede yer alan temsilcilere de SOLCU denmeye başlandı.

Daha sonra bu literatür öyle geliştirilip yozlaştırıldı ki, kapitalizmden bambaşka bir tarihsel toplumsal üretim biçimi olan olması gereken, sosyalizme ait “SOSYALİST” kişilere de “SOL, SOLCU” denmeye başlandı.

Bu söylem ve ezber tarzı, tekerleme ile hala devam etmektedir.

Oysa ortada, ne sosyalist kişilik üreten sosyalist bir altyapı ve onun inşa süreci var, ne de sosyalist kişiler var. Dolayısıyla dillere dolanan solculuk ve onun bir türevi olan “sosyalistlik” kapitalizmin ürettiği, özü aynı olan birer kapitalist kimlik ve kişiliktir.

Gerçek Sosyalist kimlik ve kişilik, asla SOL ve SOLCULUK kapsamında ele alınamaz.

Bu anlayış temelinde, tarihsel toplumsal mülkiyet ve üretim ilişkilerinin geliştirdiği koşulların ürünü olan sosyalist kişilik, asla SOL addedilemez.

Sosyalist kişiliğin tanımlanabileceği maddi temel şudur:  

Sosyalist, kapitalist her ülke toprağında, cari emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet temelinde, sosyalist toplum altyapı oluşumu ile var olan, günlük devrimci demokratik sınıf mücadelesi yürüten bir kimlik ve kişiliktir [[22]].

Bu koşulların dışında, sosyalist kimlik ve kişilik aramak “havanda su dövmektir”.

Geçmişten günümüze, işçi sınıfına bilgi aktarılarak, onun “sosyalist” olabileceği sanısı üzerinden, işçi sınıfı çıkarını savunan herkese SOL, daha da ötelenerek “sosyalist” dendi. Fransız Devrimi Jakoben küçük burjuva pratik ile Reel Sosyalist deneyler, sosyalist özel mülkiyet edinmeyi, hatta sosyalist bir anne ve babadan çocuklarına kalacak mirası dahi “ret edip” [[23]]; onu sorun haline getirmediler. Kapitalist özel mülkiyeti, sosyalist özel mülkiyete dönüştürecekleri yerde, onu burjuvaziye BAHŞETTİLER. Marks, Tarihsel Marksistler ve Marksist Reel Sosyalist ve türevi arkadaşlar da mülkiyete ek olarak, Komünist Parti Manifestosu’nda söylendiği gibi bir de “işçilerin kendi vatanı yoktur” [[24]] diyerek, ülkeyi de burjuvaziye bahşettiler. Bu temel üzerinde biçimlenen devlet sistemini de “ kapitalist toplumda devlet, burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki diktatörlüğünden başka bir şey değildir” diye onu da terk edip, burjuvaziye bahşettiler.

Ve yaklaşık 200 küsur yıldır, “havanda su dövüyoruz”!

Marks, Tarihsel Marksistler ve Marksist Reel Sosyalist ve türevi arkadaşlara soralım: Uzayda yaşamadığımıza göre, biz nerede, neyi, nasıl yiyip içerek yaşayacağız veya canlı kalacağız?

Nerede = Ülkemiz ise ve “işçilerin vatanı yoksa”,

Ne = Özel mülkiyet ise ve “kapitalist toplumun 9/10’nun mülkiyetsizliği, tarihin bir lütfüyse” ve biz de doğal olarak ona sahip değilsek,

Nasıl = Devlet ise devlet de burjuvazinin ise,

Reel Sosyalizm de çöktüğüne göre, gerçekten biz ne yapıyoruz? “Kimin değirmenine su taşıyoruz?”.

Oysa gerçek durum şudur:

Devlet, özel mülkiyet ile biçimlenip var olan, tarihsel toplumsal altyapı temelinde, onun üstyapısal bir izdüşümüdür. Mülkiyet biçimi, hangi sınıf ve tabakanın elinde ise devlet de bir alet olarak onun kullanımında olacaktır [[25]]. Bu ayrımın farkında olmadan, Engels’in şu iki devlet tanımlarını anlamak mümkün değildir. “Gerçekte” diyor Engels, “Devlet… İçinde geliştiği toplumsal tabanın zorunlu bir ürünüdür” diyor [[26]]. Ama aynı Engels, kapitalist mülkiyet temelinde biçimlenen bir üstyapı kurumu olarak kapitalist devlet için “bugün var olan şekliyle devlet, … Mülk sahibi sınıfları yani toprak sahipleri ve kapitalistlerin, sömürülen sınıflara, yani köylülere ve işçilere karşı örgütlü birleşik gücünden başka bir şey değildir” diyor [[27]]. Demek ki devlet, toplumun kendini örgütleme biçimidir ama onun karakterini ve işleyiş biçimini belirleyen, hâkim sınıfların özel mülkiyet edinme ve üretim biçimleridir. Onun için Marksizm-Leninizm’in yaptığı gibi “kafayı” devlete değil, tam tersine ‘Sosyalist Emekçinin’ yaptığı gibi “kafayı” kapitalist özel mülkiyet ve üretim biçimine takmak gerekir.

O halde konuya dönüp, toparlayarak özetlersek:

İşçi-emekçiyiz, “vatanımız yoktur”.

İşçi-emekçiyiz, “mülkiyetimiz yoktur”.

İşçi-emekçiyiz, “devletimiz de yoktur”.

Bir yerde ilk ikisi yoksa üçüncüsü de doğal olarak zaten yoktur.

Bunların yokluğunda, Reel Sosyalizme kurduk, ama hiçbir şey sahibi olmadık. Sonuç ortada!

O halde biz neye oynuyoruz?

Aslında bu şartlarda kendimizi şöyle tanımlamamız mümkündür: “Sosyalist” olarak maddi gerçekliğimiz: havada uçuşan alkol moleküllerine benzemektedir. Kime denk geldiysek, onu da uyuşturup peşimize takarak, havada dolanıp durduk.

Ve hala devam ediyoruz!

Örneğin:

(1) Herhangi bir işçiyi ele alalım: bu dünyanın herhangi bir ülkesinde bir işçi, günlük tüketim için bir kök salatalık ekse, “işçiyiz” ya! “vatanınız olmadığı” için bizden kira isterler.

(2) Veya aynı işçinin yaşadığı ömrü ele alalım: İşçi, kiralık bir evde doğar. Kiralık evde büyür. Evlenip bir başka kiralık eve çıkar. Kiralık evde, çoluk çocuk sahibi olup yaşlanır ve nihayet kiralık bir evde “hakkın rahmetine kavuşuyor”.

Ve yaşadığı ülke bu işçinin ülkesidir!

Nasıl olabilir böyle bir şey?

Feryadımdır!

Bu ne tezgâh, bu ne dümen be arkadaş!

“İşçinin vatanı yok”, ülke bizim değil, kapitalist “toplumun onda dokuzunun mülkiyetsizliği” tarihin bir lütfüdür, ülke zenginliği bizim değil, 4 veya 5 yılda bir seçme seçilme ile irademiz temelinde varlığını tazelediğimiz devlet düzenini de burjuvaziye bahşediyorsak, uzaylı da olmadığımıza göre!

Peki, bu dünya, bu ülke gerçekliği kimindir?

%80-85 nüfusla, biz kimiz, biz neyiz?

İşte bu analiz temelinde:

Marks, Tarihsel Marksistler ve Marksist Reel Sosyalist ve türevi arkadaşların hemen hepsi, özünde sağcılık yaptılar.

Sağ oldukları için Reel Sosyalizm, kapitalizmin üstüne çöktü.

Dolayısıyla, “SOL özünde SAĞDIR” tespiti, mutlak doğru bir saptamadır.

Çünkü SOL-sosyalist addedilen arkadaşlar, kapitalizmin ezilen insanları veya onlara öykünen sağ hümanist insanlardır. Çünkü onları sosyalist yapacak, ortada maddi hiçbir delil yoktur. Dolayısıyla, sosyalizm ile kıyaslandığında, bilinen SOL-sosyalist kişiler, kapitalizme ait oldukları için özünde SAĞDIR.

Herhangi bir tarihsel toplumsal üretim biçimi, olgunluk aşamasından geçerken; üretim araçları, özellikle üretim aletleri ve makinelerin sürekli gelişmeleri ile kendilerini aşınca, eski biçimlerine uygun üretim ve mülkiyet ilişkileri ile çelişkiye düşerler. Böylesi durumlarda, eski toplumun hâkim sınıfı ile bağımlı sınıfı, birbirlerine karşı mücadele etseler de varlıklarının bağlı olduğu toplumsal sistemi lehlerine üreterek, çözülmesine direnirler. İşte Fransız Kurucu Meclisinde oluşan sağ ve sol tarafların ikisi de kapitalist üretim ve mülkiyet biçiminin tarafları olarak var oldular. İşte bu temelde, Grundrisse adlı eserinde, “burjuvazi işçiyi üretir, işçi de burjuvaziyi” diyen Marks’ın, bu durumu doğrulamasına rağmen, işçi sınıfının kendini modern ücretli köle biçiminde sömürtme talebi, Marksistler, Tarihsel Marksistler ve günümüzde de ‘Marksist Reel Sosyalistler’ ve türevleri tarafından hala desteklenmektedir.

Ama bugün böylesi bir savunmaya gerek yoktur. Çünkü Lenin’in deyimiyle, günümüzde, sosyalist topluma geçiş için “ciddi bir seçenek” [[28]] veya devrimci bir biçim olan ‘Sosyalist Emekçi Devrim ve Sosyalizm Paradigması’ [[29]] vardır.  

Ne diyor, ‘Sosyalist Emekçi Devrim ve Sosyalizm Paradigması’:

Gelin ‘Sosyalist Emekçi’ özel mülkiyeti temelinde ve ondan hareketle, insanın insanı sömürmesine son verelim! İşçi, emekçi ve işsizleri kapitalistin boyunduruğu altına sokmadan, onlara kendiişlerini kurmaları için yardımcı olalım. Sadece işçi sınıfı değil, toplumunun %80-85’ini temsil eden ‘Büyük İnsanlığı’, her ülkede mevcut olan kümülatif mülkiyet miktarı ve ülke toprakları temelinde var olan emek gücüne teşmil, eşit paylı, kolektif komünal sosyalist özel mülkiyet edinme biçiminde, sosyalist işletme ve işyerlerinde, üretime sokmanın tarihi önemini anlatıp yardımcı olalım.

Ya da tarihi sorumluluk gereği, ‘Sosyalist Emekçi Devrim ve Sosyalizm Paradigmasını’ radikal eleştiriden geçirip, alternatif seçeneğini/”devrim biçimini” ortaya koyalım.

Dolayısıyla:   

Bugün için geçmişin onurlu direnişine sahip çıkmak, onun anısını yaşatmak, onu kurtuluşa çare yapmak, daha ileriye taşımak demek, onun yaşadığı yenilgili Reel Sosyalist teori pratiği, türevleri temelinde, tekrarlamak değil, tam tersine çözümleyip aşmak demektir. Onu aşmak demek, ret etmek değil, tam tersine onu miras kabul edip, radikal eleştiriden geçirmek, doğrularını alıp üzerinden yürümek demektir. Bu tutum ile toplumsal diyalektiği; bilimsel yöntem denen gözlem, araştırma, inceleme ve deneyden geçirip bilince çıkararak, uygulamaya koymak demektir.

Bunun için yapılacak şey şudur:

İşçi sınıfı merkezli, Jakoben Marksist devrim ve sosyalizm davası ezberlerimizden kurtulmak için Marks ve Marksizm’i miras olarak ciddiye almalıyız. Onu cesaretle, tarihi tutarlılık ve bilim ahlakı temelinde, radikal eleştiriden geçirmeliyiz. Yapacağımız eleştirilerin düzeyi ciddi ve sorumlu olmalıdır. Sorumsuz, üstü kapalı, ben söyledim kim ne anlarsa anlasın, formunda olmamalıdır. Tam tersine, bilimsel, olabildiğince sorumlu, açık, net ve anlaşılır olmalıdır. Direk nokta hedefine vuruşlar yapıp, çözümlemeler geliştiren, yıkarken aynı zamanda kuran/yapan güçte ve özellikte olmalıdır. Her radikal eleştirinin bilimsel düzeyi, yeni bir gelişmeyi ihtiva etmeli, yeni sosyalist toplum projesinin inşasına hizmet etmelidir.       

İşte bu çözümleme temelinde, ‘Sosyalist Emekçi Devrim ve Sosyalizm Paradigması’, tarihi sorumluluğun bilinci ve görevi ile kuşanıp, tarihin meşru müdafaa çizgisinin gücü olarak, toplumu koruyup kollamak ve yenidünyaya taşımak için gerekli devrimci, bir program taslağı, seçeneği veya “devrim biçimidir”.

D İ P N O T L A R:


[1] Marks, K. – Engels, F. (1845), Alman İdeolojisi, Sol yayınları (1987), S. 48.

[2] Lenin (1919), Komün Dersleri, Sol Yayınları, (2008), S. 88.  

[3] Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm -4-

[4] Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm -5-

[5] Agy. 5

[6] Lenin, İşçi Sınıfının “Jakobenizm”den Çekinmesine Gerek Var mı? Adlı Konuşması veya Lenin, Oeuvres 15, içinde, Ed.Sociales Paris/Ed. Du Progres Moskova, 1971, S. 123-125.

[7] Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm -6-

[8]  Agy. -6-

[9]  Agy. -6-

[10] Agy. -6-

[11] Lenin, (Eylül 1917), Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınlar, 1. Baskı 1977, S. 222-229.

[12] Kooperatifçilik, Dünya çapında uygulandığı halde, kurtuluşa çare olamamaktadır. Örneğin, 6 milyonu Yahudi, yaklaşık 9 milyon nüfuslu günümüz İsrail’inde, Kubitzler adı altında, faal çalışan 170 bin kooperatif vardır. Ama ne hikmetse, İsrail’de bir türlü sosyalizm dirilmiyor. Esemesi okunmuyor!

[13] Proudhon, P.J. Mülkiyet Nedir? Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (2010), S. 10.

[14] Marks, K. ve Engels, F. (1848), Komünist Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosyal. Yayınları (1976), S. 46.

[15] Lenin (1919), Komün Dersleri, Sol Yayınları, (2008), S. 57.   

[16] Nazım Can, (Ekim 2017), Garp Cephesinde: III. Dünya Savaşı Hazırlığı, Çin ve Brexit Referandumunun Etkisi.

[17] Marks, K. ve Engels, F. (1848), Komünist Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosya. Yayınları (1976), S. 45.

[18] Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm -1-

[19] Bakınız: Nazım Can (Ekim, Kasım 2018), Eşitliğin Tarihsel Toplumsal Özü ve Devrimci çıkış, -6-, -7-.

[20] Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm -1-

[21] Agy. -1-

[22] Agy. -1-

[23] Marks, K. ve Engels, F. (1848), Komünist Partisi Manifestosu, Bilim ve Sosyal. Yayınları (1976), S. 40 ve 52.

[24] Agy. S. 49.

[25] Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm -6-

[26] Engels, F. (1872), Konut Sorunu, Alter Yayınları (2013), S. 75.

[27] Agy. S. 74.

[28] Lenin, (Eylül 1917), Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınlar, 1. Baskı 1977, S. 194.

[29] ‘Sosyalist Emekçi Paradigma’ için bakınız: Nazım can (2019), Toplumların Altyapı Anatomisi ve Marksizm, Yayın, -4-, -5- ve -6-.